Hartwin Brandt – Antik Çağ’ın Sonu (2025)

‘Antik Çağ’ın Sonu: Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü’ (‘Das Ende der Antike: Geschichte des spätrömischen Reiches’)  Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü ve Antik Çağ’ın sonunu, tek bir felaketten ziyade, karmaşık ve çok yönlü bir dönüşüm süreci olarak ele alan bir çalışma. Hartwin Brandt, 3. yüzyılın sonlarından 6. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bu dönemi, sadece siyasi ve askeri olaylarla sınırlı kalmadan, aynı zamanda ekonomik, sosyal, kültürel ve dini değişimlerin etkileşimini de göz önünde bulundurarak inceliyor. Kitap, Roma İmparatorluğu’nun iç yapısındaki dönüşümleri, eyaletlerdeki yaşamı, Hristiyanlığın yükselişini ve imparatorluk üzerindeki etkisini, göçmen kavimlerin (Barbarlar olarak adlandırılanlar) rolünü ve Batı Roma İmparatorluğu’nun nihai dağılışını detaylı bir şekilde analiz ediyor. Yazar, bu dönemin, Orta Çağ’ın temellerinin atıldığı, yeni bir kültürel ve siyasi peyzajın ortaya çıktığı bir geçiş dönemi olduğunu vurguluyor.

Brandt, geleneksel düşüş teorilerini sorgulayarak, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün nedenlerinin karmaşıklığını ve çokluğunu ortaya koyuyor. İç siyasi istikrarsızlık, ekonomik zorluklar, artan vergi yükleri, ordu üzerindeki baskı, imparatorluk içinde ve dışında yaşanan salgın hastalıklar gibi faktörlerin yanı sıra, Hristiyanlığın toplumsal yapıdaki değişimi ve göçmen kavimlerle olan ilişkilerin de bu dönüşümde önemli rol oynadığını belirtiyor. Kitap, imparatorluğun parçalanmasıyla birlikte, Batı’da yeni krallıkların nasıl ortaya çıktığını ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) nasıl varlığını sürdürdüğünü de açıklıyor.

‘Antik Çağ’ın Sonu’, dönemin bir çöküşten çok bir evrim süreci olduğunu ve bu sürecin, hem yıkımı hem de yeni başlangıçları beraberinde getirdiğini savunuyor. Brandt, antikitenin mirasının tamamen yok olmadığını, aksine farklı biçimlerde Orta Çağ’a aktarıldığını ve yeni kültürel sentezlerin oluşumuna katkıda bulunduğunu gösteriyor. Eser, Geç Antik Çağ’ın, modern Avrupa’nın şekillenmesindeki merkezi rolünü vurgulayarak, bu döneme dair geniş kapsamlı ve dengeli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Hartwin Brandt – Antik Çağ’ın Sonu: Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü, çeviren: Tuna Akçay, Runik Kitap, tarih, 112 sayfa, 2025

Ahmet İnsel – Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye (2025)

Ahmet İnsel’in bu kitabı, Türkiye’nin kalkınma sürecinde devletin oynadığı merkezi ve karmaşık rolü ekonomi-politik bir perspektiften inceliyor. ‘Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü’ (‘La Turquie entre l’ordre et le développement. Eléments d’analyse sur le rôle de l’Etat dans le processus de développement’), Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar Türkiye’deki kalkınma stratejilerini, bu stratejilerin altında yatan ideolojileri ve devletin bu süreçlerdeki müdahaleci veya düzenleyici rolünü detaylı bir şekilde analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin hem siyasi istikrarı (düzen) sağlama çabasını hem de ekonomik kalkınmayı (gelişme) hızlandırma hedefini aynı anda nasıl sürdürdüğünü ve bu iki amacın çoğu zaman birbiriyle nasıl çeliştiğini gösteriyor. Yazar, bu gerilimin, Türkiye’nin kalkınma modelinin temelini oluşturduğunu ve devletin bu çelişkiyi nasıl yönettiğini veya yönetemediğini irdeliyor.

İnsel, Türkiye’nin kalkınma deneyimini farklı dönemlere ayırarak inceliyor: Erken Cumhuriyet’in devletçi sanayileşme politikaları, çok partili hayata geçişle birlikte artan liberalleşme eğilimleri, askeri darbelerin kalkınma üzerindeki etkileri ve 1980 sonrası neoliberal dönüşüm. Bu süreçlerde devletin ekonomik aktör olarak rolünün, piyasa ile ilişkisinin ve toplumsal sınıflar üzerindeki etkisinin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Kitap, özellikle devletin ekonomiye müdahalesinin, bir yandan kalkınmayı desteklerken, diğer yandan rekabeti nasıl engellediğini, yolsuzluğa nasıl zemin hazırladığını ve belirli çıkar gruplarını nasıl desteklediğini de eleştirel bir gözle değerlendiriyor. Kalkınmanın sadece ekonomik göstergelerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal adalet, demokratikleşme ve insan hakları gibi unsurları da içermesi gerektiğini vurguluyor.

‘Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye’, Türkiye’nin kalkınma serüveninin sadece ekonomik bir hikâye olmadığını, aynı zamanda derin siyasi, kültürel ve ideolojik boyutları olan bir süreç olduğunu gösteriyor. İnsel, devletin Türkiye’deki kalkınma paradigmalarını nasıl belirlediğini, uyguladığını ve bu süreçlerin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü akademik bir titizlikle analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik tarihini anlamak isteyenler için önemli bir referans niteliğinde.

  • Künye: Ahmet İnsel – Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü, çeviren: Ayşegül Sönmezay, İletişim Yayınları, iktisat, 271 sayfa, 2025

Patrick J. Geary – Fransa ve Almanya’dan Önce (2025)

Patrick J. Geary’nin bu kitabı, günümüz Fransa ve Almanya’sının kökenlerini oluşturan Merovenj dünyasının karmaşık ve dinamik yapısını inceliyor. ‘Fransa ve Almanya’dan Önce: Merovenj Dünyasının Yaratılışı ve Dönüşümü’ (‘Before France and Germany: The Creation and Transformation of the Merovingian World’), 5. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar süren bu dönemi, basit bir “karanlık çağ” veya Roma İmparatorluğu’nun düşüşünün ardından gelen bir kaos dönemi olarak görmekten ziyade, kendi içinde tutarlı ve dönüştürücü güçlerin etkileşim içinde olduğu bir zaman dilimi olarak ele alıyor. Geary, Merovenj krallıklarının yalnızca bir Frank hanedanlığının yükselişiyle değil, aynı zamanda Roma mirası, Hıristiyanlık, Cermen göçleri ve yerel halkların etkileşimiyle şekillenen çok kültürlü bir yapıya sahip olduğunu vurguluyor. Yazar, bu dönemdeki siyasi, sosyal, kültürel ve dini değişimleri derinlemesine analiz ederek, modern ulus-devletlerin oluşumuna giden yolda atılan önemli adımları gözler önüne seriyor.

Kitap, Merovenj dönemi boyunca iktidar yapılarının nasıl kurulduğunu ve dönüştüğünü, kilisenin siyasi hayattaki rolünü, aristokrasinin gücünü ve toplumsal hiyerarşilerin nasıl işlediğini detaylandırıyor. Geary, dönemin yazılı kaynaklarını, arkeolojik bulguları ve nümizmatik verileri bir araya getirerek, okuyucuya Merovenj toplumunun zengin bir panoramasını sunuyor. Sadece kralların ve savaşçıların değil, aynı zamanda sıradan insanların yaşamlarına, ekonomik faaliyetlere ve günlük pratiklere de ışık tutuyor. Kitap, günümüz Fransa ve Almanya’sının kültürel ve siyasi kimliklerinin bu erken Orta Çağ döneminde nasıl şekillenmeye başladığını gösteriyor.

‘Fransa ve Almanya’dan Önce’, Merovenj dünyasının sanılandan çok daha dinamik ve karmaşık bir dönem olduğunu kanıtlayarak, Roma sonrası Batı Avrupa tarihine dair yaygın yanlış anlamaları düzeltmeyi amaçlıyor. Geary, bu dönemin, ilerideki büyük dönüşümlerin tohumlarının ekildiği, yeni bir Avrupa medeniyetinin temellerinin atıldığı bir “yaratım ve dönüşüm” süreci olduğunu savunuyor. Kitap, erken Orta Çağ’ın, modern Batı dünyasının şekillenmesindeki merkezi rolünü vurgulayan, tarihçiler ve bu döneme ilgi duyan herkes için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Patrick J. Geary – Fransa ve Almanya’dan Önce: Merovenj Dünyasının Yaratılışı ve Dönüşümü, çeviren: Serap Işık, Minotor Kitap, tarih, 288 sayfa, 2025

Joyce McDougall – Bedenin Tiyatroları (2025)

Joyce McDougall’ın bu kitabı, psikanalitik bir bakış açısıyla psikosomatik hastalıkları, yani zihinsel ve duygusal faktörlerin bedensel semptomlar aracılığıyla kendilerini gösterme biçimlerini derinlemesine inceliyor. ‘Bedenin Tiyatroları: Psikosomatik Hastalıklara Psikanalitik Yaklaşım’ (‘Theatres of the Body: A Psychoanalytic Approach to Psychosomatic Illness’), bedenin, ruhsal çatışmaların ve ifade edilemeyen duyguların sahnelendiği bir “tiyatro” olarak işlev gördüğü temel fikrini savunuyor. Kitap, geleneksel psikanalitik yaklaşımların ötesine geçerek, söze dökülemeyen, sembolize edilemeyen veya bastırılan ruhsal materyalin bedensel acıya, semptomlara ve hastalıklara nasıl dönüştüğünü açıklıyor. Yazar, özellikle “normotik” olarak adlandırdığı bireylerin, duygusal deneyimlerini sembolik olarak ifade etmek yerine, doğrudan bedensel yollarla dışa vurma eğiliminde olduklarını belirtiyor. Bu tür bireylerin, iç dünyaları ile dış gerçeklik arasındaki köprüleri kurmakta zorlandıklarını ve bu durumun bedensel semptomların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını öne sürüyor.

McDougall, psikosomatik hastalıklarda bedenin, ruhsal acının bir “draması”nı sahnelediğini ve bu dramanın genellikle bilinçdışı süreçlerle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Kitap, klinik vakalar ve vaka çalışmaları üzerinden, psikanalitik terapinin bu tür hastalıklarda nasıl bir rol oynayabileceğini detaylandırıyor. Terapinin amacı, bedensel semptomların ardındaki ruhsal anlamı keşfetmek, ifade edilemeyen duyguları söze dökmek ve böylece bedenin “tiyatrosundaki” dramayı dönüştürmektir. Yazar, erken çocukluk deneyimlerinin, bağlanma sorunlarının ve travmaların psikosomatik oluşumlarda nasıl bir etki yarattığını da inceliyor. Psikanalitik süreçte, hasta ile terapist arasındaki aktarım ilişkisinin, bedensel semptomların anlaşılması ve çözümlenmesinde kilit bir rol oynadığını vurguluyor.

‘Beden Tiyatroları’, sadece psikosomatik hastalıkları anlamakla kalmıyor, aynı zamanda psikanalitik teorinin sınırlarını genişleterek beden ve zihin arasındaki karmaşık ilişkiye dair yeni bir bakış açısı sunuyor. McDougall’ın eseri, ruhsal süreçlerin bedensel sağlık üzerindeki derin etkisini ve bu etkileşimin klinik uygulamadaki önemini vurgulayan, psikanaliz ve tıp alanları için ufuk açıcı bir çalışma.

  • Künye: Joyce McDougall – Bedenin Tiyatroları: Psikosomatik Hastalıklara Psikanalitik Yaklaşım, çeviren: Anjelika Şimşek, Sfenks Kitap, psikanaliz, 176 sayfa, 2025

Serge Latouche – Küçülme (2025)

Serge Latouche’un bu kitabı, günümüzdeki sürdürülemez ekonomik büyüme modelini eleştirerek “küçülme” (degrowth) kavramını savunuyor. ‘Küçülme’ (‘La Décroissance’), sürekli büyüme ideolojisinin gezegenin sınırlı kaynaklarını tükettiğini, çevresel felaketlere yol açtığını ve sosyal eşitsizlikleri derinleştirdiğini iddia ediyor. Kitap, sanayileşmiş ülkelerin ekonomik büyüme takıntısından vazgeçerek daha sürdürülebilir, adil ve insancıl bir toplum modeline geçiş yapması gerektiğini öne sürüyor. Yazar, küçülmenin sadece ekonomik bir durgunluk olmadığını, aksine bilinçli bir seçimle refahın farklı tanımlanması ve yaşam kalitesinin maddi tüketimden ayrıştırılması gerektiğini vurguluyor. Küçülmenin; tüketimi azaltma, yerel ekonomileri güçlendirme, dayanışmayı artırma, ekolojik ayak izini küçültme ve çalışma sürelerini kısaltma gibi bir dizi toplumsal dönüşümü içerdiğini belirtiyor.

Latouche, büyüme toplumunun dayandığı mitleri ve yanılsamaları sorguluyor. Özellikle, teknolojik ilerlemenin tüm sorunları çözeceği, sınırsız kaynakların var olduğu ve her zaman daha fazlasının daha iyi olduğu gibi yaygın inançları eleştiriyor. Kitap, “kutsal inek” olarak görülen ekonomik büyümenin aslında derin bir çıkmaz olduğunu ve bu çıkmazdan çıkışın radikal bir paradigma değişimini gerektirdiğini savunuyor. Latouche, küçülme düşüncesinin sadece çevreci bir kaygıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda toplumsal adalet, kültürel çeşitlilik ve insan onuru gibi değerleri de içerdiğini gösteriyor.

‘Küçülme’, mevcut ekonomik ve toplumsal düzenin radikal bir eleştirisini sunarken, okuyucuyu alternatif yaşam biçimleri ve toplumsal örgütlenme modelleri üzerine düşünmeye davet ediyor. Latouche, küçülmenin bir tür geriye gidiş değil, aksine daha bilinçli, ölçülü ve anlamlı bir geleceğe doğru ilerleme olduğunu savunuyor. Kitap, büyüme odaklı ideolojilerin yarattığı yıkıcı etkileri gözler önüne sererken, geleceğe yönelik umut verici ve dönüştürücü bir vizyon sunuyor.

  • Künye: Serge Latouche – Küçülme, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, iktisat, 128 sayfa, 2025

Sara Ahmed – Şikâyet! (2025)

Sara Ahmed’in bu kitabı, üniversite ortamlarında cinsel taciz, ayrımcılık ve mobbing şikayetlerinin karmaşık dinamiklerini feminist bir bakış açısıyla inceliyor. Ahmed, şikâyet etmenin sadece bireysel bir eylem olmadığını, aynı zamanda kurumsal yapılar, iktidar ilişkileri ve toplumsal normlarla derinden bağlantılı bir pratik olduğunu vurguluyor. Şikâyet edenlerin sıklıkla karşılaştığı zorlukları, engelleri ve ikincil travmaları analiz ediyor. Kitap, şikâyet sürecinin kendisinin mağdurları daha fazla zarar görmeye, izole edilmeye ve susturulmaya itebileceğini savunuyor. Ahmed, şikayetlerin genellikle “yük” olarak görüldüğünü, şikayetçilerin “sorunlu” olarak etiketlendiğini ve bunun şikayetlerin ciddiye alınmasını engellediğini belirtiyor.

Kitap, şikayetlerin kurumsal direnişle nasıl karşılaştığını ve üniversitelerin kendi itibarlarını korumak adına şikayetleri nasıl görmezden gelebildiğini veya manipüle edebildiğini ortaya koyuyor. Bürokratik süreçlerin ve “hassas denge” argümanlarının, aslında sistemi korumak ve değişimi engellemek için nasıl kullanıldığını eleştiriyor. Ahmed, şikâyet etmenin bir duygu ve performans meselesi olduğunu da vurguluyor. Şikâyet edenlerin hissettiği öfke, hayal kırıklığı ve umutsuzluk ile kurumların bu duyguları nasıl yönettiği arasındaki gerilimi inceliyor. Ahmed, şikâyet etmenin aslında bir tür “feminist hayatta kalma pratiği” olduğunu, adaletsizliğe karşı bir duruş sergileme ve değişimi talep etme biçimi olduğunu öne sürüyor.

‘Şikâyet!”, sadece sorunları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda şikâyet süreçlerinin nasıl daha adil, şeffaf ve destekleyici hale getirilebileceği konusunda da düşünsel zemin hazırlıyor. Ahmed, üniversitelerin ve diğer kurumların, şikayetleri bir fırsat olarak görmesi, öğrenme ve dönüşüm aracı olarak kullanması gerektiğini savunuyor. Kitap, şikâyet etme eyleminin politik bir potansiyeli olduğunu ve bu eylemin, mevcut iktidar yapılarını sorgulamak ve daha kapsayıcı, adil ortamlar yaratmak için nasıl kullanılabileceğini araştırıyor.

  • Künye: Sara Ahmed – Şikâyet!, çeviren: Sinem Sancaktaroğlu Bozkurt, Sel Yayıncılık, feminizm, 416 sayfa, 2025

Brian Chapman – Polis Devleti (2025)

Brian Chapman’ın ‘Polis Devleti’ (‘Police State’) adlı kitabı, devletin güvenlik aygıtlarının özgürlüklerle nasıl çeliştiğini inceler. Yazara göre, polis gücü yalnızca suçla mücadele etmeyi değil, iktidarın toplumu kontrol etme aparatı olduğunu söylüyor. Kitap, polis devletinin yalnızca totaliter rejimlere özgü olmadığını, demokratik sistemlerde de farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini vurgular. Özellikle güvenlik adına yapılan gözetim, fişleme ve ifade özgürlüğünün sınırlandırılması gibi uygulamaların normalleşmesi, Chapman’a göre özgürlüklerin sessizce aşındığını gösterir.

Tarihsel olarak Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği gibi örneklerle polis devletinin uç formları ele alınır. Ancak yazar, modern demokrasilerde daha rafine yollarla benzer yapıların geliştiğine dikkat çeker. Polis gücünün orantısız şekilde alt sınıflar üzerinde kullanılması, güvenlik politikalarının aslında bir baskı mekanizması olduğunu ortaya koyar.

Chapman, polisliğin siyasal yönünü göz ardı etmemek gerektiğini belirtir. Güç, yalnızca baskı yoluyla değil, yasal ve bürokratik araçlarla da işler. Bu nedenle yurttaşların eleştirel düşünmesi ve devletin güvenlik söylemlerini sorgulaması gereklidir. Kitap, özgürlüğün yalnızca yok edilerek değil, korunuyor gibi gösterilerek de zayıflatılabileceğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Brian Chapman – Polis Devleti, çeviren: Erdal Şahin, Epos Yayınları, siyaset, 152 sayfa, 2025

Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti (2025)

Türkiye’de ulaştırma ve siyasetin iç içe geçtiği karmaşık ilişki, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze uzanan derin bir geçmişe sahip. ‘Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti’, bu çok katmanlı ilişkinin tarihsel ve ekonomi-politik boyutlarını inceliyor. Bu kitap, erken Cumhuriyet dönemi kalkınma politikalarından başlayarak günümüzde neoliberalizmin kaldırma kuvvetiyle çok daha etkili bir statüye gelmiş ulaştırma politikalarının hem ekonomi-politik hem de tarihsel muhasebesini içeriyor. Ahmet Cemal Ertürk, şimendifer siyasetinin ulusalcı günlerinden başlayıp, Özal döneminin vahşi liberalizmine, oradan da AKP’li yılların mega projelerine kadar Türkiye tarihine tanıklık ediyor.

Korumacılıktan serbestleşmeye, özelleştirmelerden kalkınmacılığa bütün akımları tatmış olan ulaştırma politikaları üzerinden Türkiye siyasi ve iktisadi hayatına, en önemlisi de değişen ve evrim geçiren kalkınma politikalarına farklı bir bakış sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Neoliberalizmle birleşen kalkınmacılık, artık kapitalizmin en vahşi, en insafsız halini toplumlara dayatabilir. Kalkınma kaçınılmazdır ama ancak üzerinden rant devşirilebilirse, büyüme yaratabilirse, sermayeyi besleyebilirse doğru şeklini alır.”

  • Künye: Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti, İletişim Yayınları, siyaset, 287 sayfa, 2025

Stephen Greenblatt, Adam Phillips – İkinci Şanslar (2025)

Stephen Greenblatt ve Adam Phillips’in ‘İkinci Şanslar: Shakespeare & Freud’ (‘Second Chances: Shakespeare and Freud’) adlı kitabı, William Shakespeare ve Sigmund Freud’un eserleri aracılığıyla “ikinci şanslar” temasını keşfediyor. Kitap, bu iki önemli düşünürün insan doğası, pişmanlık, yeniden başlama arzusu ve geçmişin geleceği nasıl şekillendirdiği üzerine olan derinlemesine incelemelerini karşılaştırıyor ve bir araya getiriyor.

Greenblatt, Shakespeare’in oyunlarındaki karakterlerin hatalarıyla yüzleşmelerini, affedilme arayışlarını ve yeni bir başlangıç yapma olasılıklarını edebi analizlerle ortaya koyuyor. Örneğin, Kral Lear’ın pişmanlığı, Hamlet’in intikam arayışı ve Prospero’nun bağışlayıcılığı gibi temalar üzerinden ikinci şansların karmaşık doğasını irdeliyor.

Phillips ise Freud’un psikanalitik teorilerini kullanarak, bireylerin travmalarıyla başa çıkma, geçmişin etkisinden kurtulma ve yeni bir benlik inşa etme çabalarını psikolojik bir bakış açısıyla ele alıyor. Tekrarlama zorlantısı, nevroz ve iyileşme süreçleri gibi kavramlar üzerinden ikinci şansların psikodinamiklerini inceliyor.

Kitap, Shakespeare’in edebi dünyası ile Freud’un psikanalitik düşüncesi arasındaki beklenmedik paralellikleri ve kesişimleri ortaya koyarak, “ikinci şans” kavramının insan deneyimindeki merkezi rolünü vurguluyor. Hem edebi hem de psikolojik analizlerin iç içe geçtiği bu çalışma, okuyucuyu insan doğasının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor ve hatalarımızla yüzleşme, affetme ve yeniden başlama potansiyelimiz üzerine düşünmeye davet ediyor.

Greenblatt ve Phillips, bu iki büyük düşünürün eserleri aracılığıyla, ikinci şansların ne kadar zorlu, karmaşık ve aynı zamanda insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olduğunu gösteriyorlar.

  • Künye: Stephen Greenblatt, Adam Phillips – İkinci Şanslar: Shakespeare & Freud, çeviren: Sarp Kaya, Livera Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2025

Paul Halpern – Çoklu Evrenin Çekiciliği (2025)

Paul Halpern’in bu kitabı, çoklu evren teorisinin bilimsel, felsefi ve kurgusal boyutlarını ele alıyor. ‘Çoklu Evrenin Çekiciliği: Ek Boyutlar, Başka Dünyalar ve Paralel Evrenler’ (‘The Allure of the Multiverse: Extra Dimensions, Other Worlds, and Parallel Universes’), evrenin tek ve biricik olmadığı, aksine sonsuz sayıda başka evrenin var olabileceği fikrini çeşitli bilimsel teoriler, spekülasyonlar ve popüler kültür referansları aracılığıyla inceliyor. Halpern, fizik, kozmoloji ve felsefe alanındaki farklı çoklu evren modellerini anlaşılır bir dille açıklıyor.

Sicim teorisi, enflasyon teorisi, kuantum mekaniği ve kara deliklerin doğası gibi karmaşık konulara değinerek, bu teorilerin nasıl çoklu evren fikrine yol açabileceğini veya bu fikri destekleyebileceğini tartışıyor. Kitap, sadece bilimsel argümanları değil, aynı zamanda çoklu evren kavramının insan düşüncesi, hayal gücü ve evrendeki yerimiz hakkındaki algımızı nasıl etkilediğini de irdeliyor. Bilim kurgu edebiyatı ve filmlerindeki paralel evren tasvirlerine de göndermeler yaparak, bu kavramın popüler kültürdeki yerini ve çekiciliğini analiz ediyor.

Halpern, çoklu evren teorisinin henüz kanıtlanmamış bir hipotez olduğunu vurgularken, bu fikrin bilim insanlarını ve düşünürleri neden bu kadar büyülediğini ve gelecekteki bilimsel araştırmalar için ne gibi potansiyeller barındırdığını da tartışıyor. Kitap, okuyucuyu evren anlayışının sınırlarını zorlamaya ve varoluşun doğası üzerine derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Paul Halpern – Çoklu Evrenin Çekiciliği: Ek Boyutlar, Başka Dünyalar ve Paralel Evrenler, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 328 sayfa, 2025