Brian Chapman – Polis Devleti (2025)

Brian Chapman’ın ‘Polis Devleti’ (‘Police State’) adlı kitabı, devletin güvenlik aygıtlarının özgürlüklerle nasıl çeliştiğini inceler. Yazara göre, polis gücü yalnızca suçla mücadele etmeyi değil, iktidarın toplumu kontrol etme aparatı olduğunu söylüyor. Kitap, polis devletinin yalnızca totaliter rejimlere özgü olmadığını, demokratik sistemlerde de farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini vurgular. Özellikle güvenlik adına yapılan gözetim, fişleme ve ifade özgürlüğünün sınırlandırılması gibi uygulamaların normalleşmesi, Chapman’a göre özgürlüklerin sessizce aşındığını gösterir.

Tarihsel olarak Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği gibi örneklerle polis devletinin uç formları ele alınır. Ancak yazar, modern demokrasilerde daha rafine yollarla benzer yapıların geliştiğine dikkat çeker. Polis gücünün orantısız şekilde alt sınıflar üzerinde kullanılması, güvenlik politikalarının aslında bir baskı mekanizması olduğunu ortaya koyar.

Chapman, polisliğin siyasal yönünü göz ardı etmemek gerektiğini belirtir. Güç, yalnızca baskı yoluyla değil, yasal ve bürokratik araçlarla da işler. Bu nedenle yurttaşların eleştirel düşünmesi ve devletin güvenlik söylemlerini sorgulaması gereklidir. Kitap, özgürlüğün yalnızca yok edilerek değil, korunuyor gibi gösterilerek de zayıflatılabileceğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Brian Chapman – Polis Devleti, çeviren: Erdal Şahin, Epos Yayınları, siyaset, 152 sayfa, 2025

Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti (2025)

Türkiye’de ulaştırma ve siyasetin iç içe geçtiği karmaşık ilişki, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze uzanan derin bir geçmişe sahip. ‘Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti’, bu çok katmanlı ilişkinin tarihsel ve ekonomi-politik boyutlarını inceliyor. Bu kitap, erken Cumhuriyet dönemi kalkınma politikalarından başlayarak günümüzde neoliberalizmin kaldırma kuvvetiyle çok daha etkili bir statüye gelmiş ulaştırma politikalarının hem ekonomi-politik hem de tarihsel muhasebesini içeriyor. Ahmet Cemal Ertürk, şimendifer siyasetinin ulusalcı günlerinden başlayıp, Özal döneminin vahşi liberalizmine, oradan da AKP’li yılların mega projelerine kadar Türkiye tarihine tanıklık ediyor.

Korumacılıktan serbestleşmeye, özelleştirmelerden kalkınmacılığa bütün akımları tatmış olan ulaştırma politikaları üzerinden Türkiye siyasi ve iktisadi hayatına, en önemlisi de değişen ve evrim geçiren kalkınma politikalarına farklı bir bakış sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Neoliberalizmle birleşen kalkınmacılık, artık kapitalizmin en vahşi, en insafsız halini toplumlara dayatabilir. Kalkınma kaçınılmazdır ama ancak üzerinden rant devşirilebilirse, büyüme yaratabilirse, sermayeyi besleyebilirse doğru şeklini alır.”

  • Künye: Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti, İletişim Yayınları, siyaset, 287 sayfa, 2025

Stephen Greenblatt, Adam Phillips – İkinci Şanslar (2025)

Stephen Greenblatt ve Adam Phillips’in ‘İkinci Şanslar: Shakespeare & Freud’ (‘Second Chances: Shakespeare and Freud’) adlı kitabı, William Shakespeare ve Sigmund Freud’un eserleri aracılığıyla “ikinci şanslar” temasını keşfediyor. Kitap, bu iki önemli düşünürün insan doğası, pişmanlık, yeniden başlama arzusu ve geçmişin geleceği nasıl şekillendirdiği üzerine olan derinlemesine incelemelerini karşılaştırıyor ve bir araya getiriyor.

Greenblatt, Shakespeare’in oyunlarındaki karakterlerin hatalarıyla yüzleşmelerini, affedilme arayışlarını ve yeni bir başlangıç yapma olasılıklarını edebi analizlerle ortaya koyuyor. Örneğin, Kral Lear’ın pişmanlığı, Hamlet’in intikam arayışı ve Prospero’nun bağışlayıcılığı gibi temalar üzerinden ikinci şansların karmaşık doğasını irdeliyor.

Phillips ise Freud’un psikanalitik teorilerini kullanarak, bireylerin travmalarıyla başa çıkma, geçmişin etkisinden kurtulma ve yeni bir benlik inşa etme çabalarını psikolojik bir bakış açısıyla ele alıyor. Tekrarlama zorlantısı, nevroz ve iyileşme süreçleri gibi kavramlar üzerinden ikinci şansların psikodinamiklerini inceliyor.

Kitap, Shakespeare’in edebi dünyası ile Freud’un psikanalitik düşüncesi arasındaki beklenmedik paralellikleri ve kesişimleri ortaya koyarak, “ikinci şans” kavramının insan deneyimindeki merkezi rolünü vurguluyor. Hem edebi hem de psikolojik analizlerin iç içe geçtiği bu çalışma, okuyucuyu insan doğasının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor ve hatalarımızla yüzleşme, affetme ve yeniden başlama potansiyelimiz üzerine düşünmeye davet ediyor.

Greenblatt ve Phillips, bu iki büyük düşünürün eserleri aracılığıyla, ikinci şansların ne kadar zorlu, karmaşık ve aynı zamanda insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olduğunu gösteriyorlar.

  • Künye: Stephen Greenblatt, Adam Phillips – İkinci Şanslar: Shakespeare & Freud, çeviren: Sarp Kaya, Livera Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2025

Paul Halpern – Çoklu Evrenin Çekiciliği (2025)

Paul Halpern’in bu kitabı, çoklu evren teorisinin bilimsel, felsefi ve kurgusal boyutlarını ele alıyor. ‘Çoklu Evrenin Çekiciliği: Ek Boyutlar, Başka Dünyalar ve Paralel Evrenler’ (‘The Allure of the Multiverse: Extra Dimensions, Other Worlds, and Parallel Universes’), evrenin tek ve biricik olmadığı, aksine sonsuz sayıda başka evrenin var olabileceği fikrini çeşitli bilimsel teoriler, spekülasyonlar ve popüler kültür referansları aracılığıyla inceliyor. Halpern, fizik, kozmoloji ve felsefe alanındaki farklı çoklu evren modellerini anlaşılır bir dille açıklıyor.

Sicim teorisi, enflasyon teorisi, kuantum mekaniği ve kara deliklerin doğası gibi karmaşık konulara değinerek, bu teorilerin nasıl çoklu evren fikrine yol açabileceğini veya bu fikri destekleyebileceğini tartışıyor. Kitap, sadece bilimsel argümanları değil, aynı zamanda çoklu evren kavramının insan düşüncesi, hayal gücü ve evrendeki yerimiz hakkındaki algımızı nasıl etkilediğini de irdeliyor. Bilim kurgu edebiyatı ve filmlerindeki paralel evren tasvirlerine de göndermeler yaparak, bu kavramın popüler kültürdeki yerini ve çekiciliğini analiz ediyor.

Halpern, çoklu evren teorisinin henüz kanıtlanmamış bir hipotez olduğunu vurgularken, bu fikrin bilim insanlarını ve düşünürleri neden bu kadar büyülediğini ve gelecekteki bilimsel araştırmalar için ne gibi potansiyeller barındırdığını da tartışıyor. Kitap, okuyucuyu evren anlayışının sınırlarını zorlamaya ve varoluşun doğası üzerine derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Paul Halpern – Çoklu Evrenin Çekiciliği: Ek Boyutlar, Başka Dünyalar ve Paralel Evrenler, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 328 sayfa, 2025

Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl (2025)

Batı kültüründe mitolojik düşünceden felsefi düşünceye geçiş genellikle bir ilerleme, insan aklının bir zaferi, çocuksu mitlerin gölgesinden çıkış, kaosun yerini düzenin alışı olarak görülüp kutlanageldi. Oysa bu geçişin simgesel bir “cinayet” ile gölgelenmiş karanlık bir yüzü de vardır: Kozmolojik annenin öldürülerek dişil unsurun ve kadınlığın sistemli biçimde bastırılması ve bunun karşısında filozof tipinde kendini gösteren erkekliğin tahakkümü ve ataerkinin zaferi.

Bu kitap işte bu bastırmanın izini sürüyor. Felsefe tarihinde Thales’in her şeyin kökeni olarak gördüğü “su” unsurunun geçirdiği dönüşüm üzerinden, dişil ilkenin nasıl görünmez kılındığını ele alıyor. Mitolojilerde, dinlerde, hatta çağdaş bilimde yaşamın kaynağı olarak görülen suyun bir varlık eğretilemesi olmaktan çıkarılıp kontrol edilmesi gereken çalkantılı bir karmaşaya indirgenişini ele alıyor ve Antik Yunan’da temellenen felsefeyi bir de bu gözle değerlendirmeye davet ediyor. Mitolojik ve felsefi düşüncenin belirli uğraklarında suyun yalnızca bir madde, pagan dünya görüşünde doğanın bir ögesi olmadığını, bir anlam taşıyıcı, bir mitos, hafıza ve iktidar mücadelesi sahnesi olduğunu gösteriyor. Oedipus anlatısında, Klitemnestra’nın öldürülüşünde, Platon’un idealar dünyasında, Aristoteles’in ilk neden anlayışında, İslam felsefesinde ve Kogiler gibi yerli halkların yaratılış anlatılarında biçimlendirici ilke olarak suyun nasıl mitoloji ile felsefe arasındaki kırılma noktasını teşkil ettiğini, düşünce tarihinin sadece söylenenlerle değil, ayrıca bastırılanlar ve susturulanlarla da kurulduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl: Mitolojiden Felsefeye Geçişin Hikâyesi, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2025

Jean-Charles Bouchoux – Narsist Sapkınlar (2025)

Jean-Charles Bouchoux’nun ‘Narsist Sapkınlar’ (‘Les pervers narcissiques’) adlı kitabı, narsisistik kişilik bozukluğunun özel bir türü olan “maddesel narsisizm” kavramını derinlemesine inceliyor. Bouchoux, bu tür narsisist bireylerin temel özelliklerini, davranış biçimlerini, ilişkilerindeki dinamikleri ve mağdurları üzerindeki psikolojik etkilerini detaylı bir şekilde ele alıyor. Kitap, maddesel narsisistlerin başkalarını manipüle etmek, kontrol etmek ve kendi çıkarlarını ön planda tutmak için kullandıkları çeşitli taktikleri örneklerle açıklıyor. Bu taktikler arasında yalan söyleme, suçlama, küçümseme, duygusal şantaj, değersizleştirme ve başkalarının zayıf noktalarını acımasızca kullanma gibi davranışlar yer alıyor. Bouchoux, bu bireylerin genellikle dışarıya karşı çekici, karizmatik ve başarılı bir imaj çizdiklerini ancak özel ilişkilerinde son derece yıkıcı ve istismarcı olabildiklerini vurguluyor.

Kitap, narsisistlerin iç dünyalarını anlamaya çalışıyor. Bouchoux, bu bireylerin derinlerde büyük bir özgüven eksikliği, değersizlik hissi ve yoğun bir kıskançlık duygusu barındırdıklarını öne sürüyor. Başkalarını sömürme ve kontrol etme ihtiyaçlarının, bu derin psikolojik yaraları örtbas etme ve kendilerini güçlü hissetme çabasından kaynaklandığını belirtiyor. Yazar, maddesel narsisistlerin empati yeteneklerinin çok sınırlı olduğunu ve başkalarının duygularını anlamakta veya bunlara değer vermekte zorlandıklarını ifade ediyor. İlişkilerinde sürekli bir güç mücadelesi içinde olduklarını ve partnerlerini kendi egolarını tatmin etmek için bir araç olarak gördüklerini anlatıyor.

Çalışma, bu tür istismarcı ilişkilerin mağdurları için önemli bir rehber niteliği taşıyor. Bouchoux, mağdurların yaşadığı kafa karışıklığını, suçluluk duygusunu, özgüven kaybını ve psikolojik travmayı anlamalarına yardımcı oluyor. Kitap, bu tür toksik ilişkileri tanıma, sınır koyma ve kendilerini koruma stratejileri hakkında pratik bilgiler sunuyor. Ayrıca, mağdurların iyileşme süreçlerinde başvurabilecekleri terapi yöntemleri ve destek sistemleri hakkında da yol gösteriyor. Bouchoux, narsisizmle başa çıkmanın zorlu bir süreç olduğunu ancak mağdurların kendi sağlıklarını ve mutluluklarını önceliğe alarak bu döngüden çıkabileceklerini umut verici bir şekilde ifade ediyor. Kitap, bu konudaki farkındalığı artırmayı ve hem mağdurlara hem de profesyonellere değerli bir bakış açısı sunmayı amaçlıyor.

  • Künye: Jean-Charles Bouchoux – Narsist Sapkınlar: Kimdirler?, Neler Yaparlar?, Onlardan Nasıl Kaçılır?, çeviren: Ceylan Özçapkın, Say Yayınları, psikoloji, 184 sayfa, 2025

Kolektif – Selçuklular (2025)

Christian Lange ve Songül Mecit’in derlediği bu kitap, Selçuklu İmparatorluğu’nun siyasi, sosyal ve kültürel tarihini çok yönlü bir şekilde ele alıyor. ‘Selçuklular: Siyaset, Toplum, Kültür’ (‘The Seljuqs; Politics, Society and Culture’), Selçukluların kökenlerinden başlayarak, geniş bir coğrafyaya yayılan imparatorluklarının kuruluş sürecini, siyasi yapısını, yönetim anlayışını ve karşılaştığı iç ve dış sorunları inceliyor. Ayrıca, Selçuklu toplumunun farklı katmanlarını, etnik ve dini çeşitliliğini, ekonomik faaliyetlerini ve gündelik yaşamını da detaylı bir şekilde ele alıyor. Kitap, Selçuklu kültürünün İslam dünyasındaki yerini, bilim, sanat, edebiyat ve mimari alanındaki gelişmelerini, tasavvuf hareketlerini ve dini kurumlarını da kapsamlı bir şekilde analiz ediyor.

Bu derleme, A.C.S. Peacock, C. Edmund Bosworth, Carole Hillenbrand, D.G. Tor, Daphna Ephrat, David Durand-Guédy, Jürgen Paul, Massimo Campanini, Robert Hillenbrand, Scott Redford, Vahid Behmardi ve Vanessa Van Renterghem gibi alanında uzmanlaşmış akademisyenlerin katkılarıyla Selçuklu tarihinin farklı yönlerine odaklanıyor. Kitap, Selçuklu sultanlarının iktidar mücadelelerini, merkezi otoritenin zaman zaman zayıflamasını ve bölgesel güçlerin yükselişini takip ediyor. Selçuklu ordusunun yapısı, askeri başarıları ve yenilgileri, Bizans İmparatorluğu ve diğer komşu devletlerle olan ilişkileri de kitapta önemli bir yer tutuyor. Sosyal hayata dair bölümlerde, göçebe geleneklerinden yerleşik hayata geçişin etkileri, farklı etnik grupların bir arada yaşaması, şehirlerin gelişimi ve kırsal bölgelerdeki yaşam koşulları anlatılıyor. Kitap, Selçuklu toplumunda kadınların rolü, aile yapısı, eğitim kurumları ve hayır işleri gibi konulara da değiniyor.

Çalışma, Selçuklu İmparatorluğu’nun kültürel mirasını da derinlemesine inceliyor. İslam düşüncesindeki farklı akımların Selçuklu coğrafyasındaki yayılımı, önemli bilim insanları ve düşünürlerin katkıları, Farsça ve Arapça edebiyatın gelişimi, Selçuklu dönemi mimarisinin özgünlüğü ve Anadolu’nun Türkleşmesi sürecindeki kültürel etkileşimler kitapta ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Kitap, Selçuklu İmparatorluğu’nun sadece siyasi ve askeri bir güç olmakla kalmayıp, aynı zamanda İslam medeniyetinin önemli bir merkezi olduğunu ve sonraki dönemlerdeki siyasi ve kültürel gelişmeleri derinden etkilediğini gösteriyor. Bu kapsamlı çalışma, Selçuklu tarihine ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Selçuklular: Siyaset, Toplum, Kültür, derleyen: Christian Lange, Songül Mecit, çeviren: Özkan Akpınar, İletişim Yayınları, tarih, 429 sayfa, 2025

Martin Jay – Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü (2025)

 

Martin Jay’in bu çalışması, Aydınlanma düşüncesinin temel kavramlarından biri olan “akıl”ın Frankfurt Okulu içindeki dönüşümünü ele alır. ‘Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü: Geç Dönem Eleştirel Kuram Üzerine’ (‘Reason after Its Eclipse: On Late Critical Theory’), özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, “akıl” kavramının nasıl eleştirildiğini ve yeniden tanımlandığını tartışıyor.

Kitap, Max Horkheimer ve Theodor Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği eserindeki akıl eleştirisini merkez alarak başlar. Bu düşünürlere göre, akıl kendi araçsal doğası içinde çökmüş, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkmıştır. Jay, bu eleştirinin modernliğe karşı bir karamsarlık ürettiğini belirtiyor.

Ancak Jay, Frankfurt Okulu’nun sonraki kuşaklarında – özellikle Jürgen Habermas’ta – akla yönelik daha yapıcı bir yaklaşımın geliştiğini gösteriyor. Habermas’ın iletişimsel akıl kuramı, aklı yeniden normatif bir temel olarak kurmaya çalışıyor.

Yazar, Antik Yunanlardan Kant, Hegel ve Marx’a uzanan Batılı kanonun konuya değgin yaklaşımlarını serimliyor.

Jay, kitabında yalnızca Frankfurt Okulu’nun iç gelişimini değil, aynı zamanda bu tartışmaların günümüz siyasal ve felsefi bağlamdaki etkilerini de değerlendirir. Böylece “akıl” kavramının krizinin, sadece akademik değil, toplumsal sonuçları da olduğu ortaya konur.

Kitap, eleştirel teorinin gelişiminde aklın geçirdiği evrimi takip eden, ustaca yazılmış tarihsel ve felsefi bir inceleme.

  • Künye: Martin Jay – Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü: Geç Dönem Eleştirel Kuram Üzerine, çeviren: Arif Geniş, Dipnot Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2025

Kolektif – Değişen Sinema Değişen Seyirci (2025)

Sinema festivallerinin dünyasına ışık tutan ‘Değişen Sinema Değişen Seyirci, Film Festivalleri ve Alternatif Arayışları’ adlı kitap, sinema ve izleyici alışkanlıklarındaki dönüşümü, özellikle de film festivallerinin bu değişimdeki rolünü derinlemesine inceliyor.

İşçi Filmleri Festivali’nin yirminci yılı vesilesiyle Önder Özdemir’in editörlüğünde hazırlanan bu çalışma, sinema teknolojilerindeki yeniliklerin 2000’li yıllardan itibaren sinema salonlarını ve film izleme biçimlerini nasıl etkilediğini ele alıyor. Kitaba katkıda bulunan çeşitli yazarlar, Türkiye ve dünyadaki film festivallerini farklı açılardan değerlendirerek, küreselleşme ve festivalizm kavramları üzerinden neoliberal kültür endüstrisinin hegemonyasına karşı “alternatif” bir festival anlayışının olasılıklarını sorguluyorlar. Ayrıca, Türkiye’deki film festivallerinin değişen yapısı, festivallerde sıklıkla göz ardı edilen emek, festivallerdeki sansür mekanizmaları ve hem festivallere uygulanan hem de festivallerin uyguladığı sansürün çeşitli örnekleri de kitapta detaylı bir şekilde inceleniyor. Okuyucular, sinema salonlarının yaşadığı krizi ve bu krize alternatif çözüm arayışlarını, farklı coğrafyalardaki festivalleri, dünyadaki festivallerin organizasyon yapılarını, Türkiye’deki seyircinin dönüşen profilini ve festival düzenleyicileri ile yönetmenlerin bu konudaki görüşlerini bu kitapta bulacaklar.

2006 yılında yarışmasız, ücretsiz ve sponsorsuz olma prensibiyle yola çıkan ve tamamen gönüllülerin çabasıyla hayata geçirilen İşçi Filmleri Festivali, sinemanın sadece bir sanat formu değil, aynı zamanda bir dayanışma ve mücadele aracı olduğunu vurguluyor. Bu özelliğiyle, bu tür bağımsız festivaller, büyük sermaye gruplarının desteğiyle düzenlenen ve birbirine benzeyen festivallerden ayrışıyor. Devletten destek ve büyük şirketlerden sponsorluk alarak zaman zaman seçkilerinde oto sansür uygulayan festivallerin aksine, İşçi Filmleri Festivali gibi bağımsız oluşumlar, özgür bir platform olmayı hedefliyorlar. Bu amaçla yalnız değiller; Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED), Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, Hangi İnsan Hakları? Film Festivali ve Pembe Hayat KuirFest gibi festivaller de daha fazla görünürlük kazanmalı ve daha geniş kitlelere ulaşmalı. İşte bu kitap da bu hedefe hizmet ediyor. İçindeki yazılar, Türkiye ve dünyadaki film festivallerini çeşitli yönleriyle ele alarak, bağımsız festivallere, bağımsız sinemalara ve alternatif sinema arayışlarına dikkat çekiyor.

Bu kitabın, genellikle az bilinen, görünmeyen, ana akım film endüstrisinin temsilcisi olmayan film festivallerinin daha fazla tanınmasına katkıda bulunarak önemli bir boşluğu doldurması bekleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Önder Özdemir, Ali Karadoğan, Aslı Daldal, Aydan Çelik, Aydın Çam, Emine Uçar İlbuğa, Eren Odabaşı, Fatma Edemen, Hakan Erkılıç, Lalehan Öcal, Senem A. Duruel Erkılıç, S. Serhat Sertel, Sonay Ban, Steve Zeltzer, Tuncer Mert Aydın.

  • Künye: Kolektif – Değişen Sinema Değişen Seyirci, hazırlayan: Önder Özdemir, Nota Bene Yayınları, sinema, 400 sayfa, 2025

Bruno Patino – Balık Hafıza (2025)

Bruno Patino’nun ‘Balık Hafıza: Dikkatimizi Kim, Nasıl Yönetiyor?’ (‘La civilisation du poisson rouge: Petit traité sur le marché de l’attention’) adlı kitabı, günümüz dijital çağında dikkat ekonomisinin yükselişini ve bunun bireyler üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen bir çalışma. Patino, internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte dikkatin kıt bir kaynak haline geldiğini ve çeşitli platformlar ile içerik üreticilerinin bu değerli kaynağı ele geçirmek için kıyasıya bir rekabet içinde olduğunu savunuyor. Kitap, bu yeni “dikkat piyasası”nın işleyiş mekanizmalarını, kullanılan stratejileri ve bireylerin dikkat sürelerinin giderek azalmasına yol açan faktörleri analiz ediyor. Yazar, bu durumu metaforik olarak “kırmızı balık uygarlığı” olarak adlandırmakta ve kırmızı balığın kısa dikkat süresinin, modern insanın dijital bombardıman altındaki zihinsel durumunu yansıttığını öne sürüyor.

Patino, dikkat ekonomisinin bireylerin bilişsel yetenekleri, öğrenme süreçleri, karar verme mekanizmaları ve genel olarak zihinsel sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Sürekli bildirimler, sonsuz içerik akışı ve anlık tatmin arayışı gibi dijital dünyanın özellikleri, bireylerin odaklanma becerilerini zayıflatıyor, yüzeysel bilgi tüketimine yol açıyor ve derinlemesine düşünmeyi engellemektedir. Kitap, bu durumun sadece bireysel düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal süreçler üzerinde de önemli sonuçları olduğunu vurguluyor. Dikkat dağıtıcı unsurların artması, eleştirel düşünceyi zayıflatıyor, manipülasyona açıklığı artırıyor ve demokratik tartışma ortamını olumsuz etkiliyor.

‘Balık Hafıza’, dikkat ekonomisinin tehlikelerine karşı bir uyarı niteliğinde. Patino, bireylerin ve toplumların bu yeni gerçekliğin farkında olması, dikkatlerini koruma ve yönetme stratejileri geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Kitap, dijital dünyanın sunduğu imkanlardan yararlanırken, dikkatimizi ve zihinsel bağımsızlığımızı korumanın yollarını aramamız gerektiği konusunda önemli bir çağrıda bulunuyor. Yazar, bilinçli dijital tüketim, odaklanma becerilerini geliştirme ve dikkatimizi çalmaya çalışan mekanizmalara karşı farkındalık oluşturmanın, bu yeni uygarlığın olumsuz etkilerini azaltmanın anahtarları olduğunu öne sürüyor.

  • Künye: Bruno Patino – Balık Hafıza: Dikkatimizi Kim, Nasıl Yönetiyor?, çeviren: Bahadırhan Bozkurt, Doğan Kitap, inceleme, 120 sayfa, 2025