İrfan Aktan – Karihōmen (2025)

İrfan Aktan, 1990’lı yıllardan itibaren baskılar ve yayla yasakları nedeniyle Adıyaman-Maraş-Gaziantep üçgenindeki topraklarını terk etmek zorunda kalan Mahkan aşiretine bağlı Kürtlerin Japonya’da karşılaştıkları zulme sert bir ışık tutuyor.

Aktan, Tokyo’ya yakın Kawaguchi-Warabi şehirlerinde yaşayan kadını, çocuğu, yaşlısıyla iki bin Kürt’ün, Türkiye ve Japonya hükümetleri arasındaki ilişkilere ve Japon iç siyasetine nasıl kurban edilip ikili kuşatmaya alındığını gösteriyor.

Karihōmen denen “denetimli serbestlik” statüsüyle çalışma, sağlık, seyahat ve eğitim dahil, her türlü haktan nasıl mahrum bırakıldıklarını, Japonya’daki Netto-uyo (internet sağı) ile Türkiye’deki ırkçı sosyal medya kullanıcılarının müşterek olarak Kürt karşıtı nefreti nasıl örgütlediğini mercek altına alıyor. Japonya’daki ırk ayrımcılığının tarihsel ve sosyal arka planına eğiliyor. ‘Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak’ bu alanda yapılmış kapsamlı ilk çalışma özelliği taşıyor.

Japoncada “Karihōmen” kelimesi, bir bireyin farklı kültürler, etnik kökenler veya sosyal çevreler arasında sıkışıp kalması, kimliğini yitirmesi veya birden fazla kimliğe sahip olma durumu gibi karmaşık ve çelişkili bir durumu ifade eder. Bu durum, özellikle göçmenler, melezler veya farklı kültürlerden gelen insanlarda sıklıkla yaşanır.

Kitaptan bir alıntı:

“Filistin askısını biliyor musun; Karihōmenlilik işte öyle bir işkence. Vücudunun bütün ağırlığını yere zar zor değen ayak parmaklarının üstünde taşıman gerekiyor. Ben buna ‘Japon askısı’ diyorum. Karihōmenlilik ne zaman indirileceğini bilmeden tutulduğun bir askıdır. Çoğumuz yıllardır Japon askısındayız. İltica başvurusu yapıyorsun, reddediyorlar. Yine başvuruyorsun, yine reddediyorlar. ‘Ülkeme dönersem hapse girerim’ diyorsun, seni burada hapse atıyorlar. Dönmeyi reddedersen seni Karihōmenli yapıp Saitama’ya hapsediyorlar.”

  • Künye: İrfan Aktan – Karihōmen: Japonya’da Kürt Olmak, İletişim Yayınları, siyaset, 351 sayfa, 2025

Dennis P. Hupchick – Balkanlar (2025)

Dennis P. Hupchick’in bu çalışması, karmaşık ve çalkantılı bir coğrafya olan Balkanların tarihini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Özgün adı ‘The Balkans from Constantinople to Communism’ (‘Konstantinopolis’ten Komünizme Balkanlar’) olan kitap, Bizans İmparatorluğu’nun sonundan başlayarak, Osmanlı hakimiyeti, ulus devletlerin ortaya çıkışı, Balkan Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş dönemi gibi önemli dönüm noktalarını inceliyor.

Yazar, Balkanların tarihini sadece siyasi olaylar üzerinden değil, aynı zamanda bölgenin kültürel, dini ve etnik çeşitliliğini de göz önünde bulundurarak analiz ediyor. Bu çeşitliliğin hem bölgeye zenginlik kattığını hem de çatışmalara zemin hazırladığını vurguluyor. Hupchick, Balkanların tarihini, Batı ve Doğu arasında bir köprü olarak konumlandırıyor ve bu coğrafyanın Avrupalılaşma sürecini detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, Balkanların siyasi ve sosyal tarihini anlatırken, aynı zamanda bölgenin ekonomik yapısını, eğitim sistemini ve kültürel hayatını da ele alıyor. Yazar, Balkanların tarih boyunca büyük güçlerin çekişme alanı olması nedeniyle sık sık istikrarsızlık yaşadığını ve bu durumun bölge halkının hayatını derinden etkilediğini vurguluyor.

Kitap, Balkan tarihi hakkında kapsamlı bir bilgi edinmek isteyenler için önemli bir kaynak. Kitap, bölgenin karmaşık tarihini anlaşılır bir dille anlatırken, aynı zamanda okuyucuyu düşünmeye ve kendi yorumlarını yapmaya teşvik ediyor.

Kitap, Türkçe’de şimdiye kadar yayımlanmış en kapsamlı Balkan tarihidir.

Özetle, Hupchick’in çalışması, Balkanların zengin ve çalkantılı tarihini, Bizans’tan komünizme uzanan geniş bir zaman diliminde inceliyor. Kitap, bölgenin kültürel, siyasi ve sosyal yapısını anlamak isteyenler için değerli bir kaynak.

  • Künye: Dennis P. Hupchick – Balkanlar: İki Dünya Arasında Bir Tarih, çeviren: Cengiz Yolcu, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 544 sayfa, 2025

Bernard Friot, Frédéric Lordon – Komünizm İş Başında (2025)

Bernard Friot ve Frédéric Lordon’un ‘Komünizm İş Başında’ adlı kitabı, komünizmi güncel bir perspektifle ele alıyor. Friot, Fransa’daki sosyal güvenlik sisteminin komünist bir deneyim olduğunu savunurken, Lordon ise bu deneyimin hem güçlü hem de zayıf yönlerine dikkat çekiyor. İkisi de kapitalizmin mevcut sorunlarına karşı alternatif çözümler sunuyor. Kitap, komünizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak, günümüzün ekonomik ve sosyal sorunlarına daha iyi çözümler üretmek isteyenler için önemli bir kaynak. Friot’un “genel vatandaşlık geliri” önerisi ve Lordon’un Spinoza’dan ilham alan düşünceleri, bu kitabı hem akademik hem de siyasi açıdan zengin kılıyor.

Kitapta, komünizmin sadece ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve toplumsal bir proje olduğu vurgulanıyor. Yazarlar, komünizmin eşitlik, adalet ve özgürlük gibi değerleri nasıl gerçekleştirebileceğini tartışıyorlar. Aynı zamanda, komünizmin tarihsel deneyimlerinden ders çıkararak, gelecekteki olası komünist projeler için yol haritaları çiziyorlar.

‘Komünizm İş Başında’ hem komünizm tarihine ilgi duyanlar hem de güncel siyasi ve ekonomik sorunlara çözüm arayanlar için önemli bir kaynak. Kitap, farklı disiplinlerden gelen iki düşünürün, komünizm üzerine yaptıkları derinlemesine tartışmaları sayesinde, okurlarına yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Bernard Friot, Frédéric Lordon – Komünizm İş Başında: Kapitalizme Karşı Sosyal Güvenlik Sistemi, söyleşi: Amélie Jeammet, çeviren: Aslı Sümer, Metis Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2025

Beatrix Caner – Türk Modernizminin Klasikçileri (2025)

Türkolog, yazar, yayıncı, çevirmen ve edebiyat eleştirmeni Beatrix Caner’in bu çalışması, Türk edebiyatının modern dönemdeki önemli eserlerini ve yazarlarını ele alıyor.

Caner, eserinde Türk modernleşme sürecinde edebiyatın oynadığı rolü inceler.

Batılılaşma sürecinde Türk edebiyatının nasıl şekillendiğini, geleneksel değerlerle modern düşüncelerin nasıl bir araya geldiğini ve bu süreçte ortaya çıkan özgün bir edebiyatın nasıl oluştuğunu detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, Türk edebiyatının önemli isimlerinden örnekler vererek konuyu derinleştiyor. Yazarlar hakkında biyografik bilgiler sunar, eserlerinin temalarını ve stilistik özelliklerini inceler. Ayrıca, Türk edebiyatının Batı edebiyatıyla olan ilişkilerini ve etkileşimlerini de ele alıyor.

Caner’in çalışması, Türk edebiyatının dünya edebiyatındaki yerini daha iyi anlamayı sağlayan önemli bir kaynak niteliğinde.

Özetle ‘Türk Modernizminin Klasikçileri’ Türk edebiyatının modern dönemdeki gelişimini, önemli yazarlarını ve eserlerini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışmadır. Kitap, hem Türk edebiyatına merak duyan yabancı okuyuculara hem de Türk edebiyatı araştırmacılarına önemli bilgiler sunuyor.

  • Künye: Beatrix Caner – Türk Modernizminin Klasikçileri, çeviren: Rıza Alper, Albaraka Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2025

Cees J. Hamelink – İletişim ve İnsan Hakları (2025)

Cees J. Hamelink’in bu çalışması, iletişim ve insan hakları arasındaki derin bağı inceler. Yazar, bu iki kavramı birbirinden ayrı düşünülemeyecek kadar iç içe geçmiş olduğunu vurgular. İnsan hakları, ihlalleri ortaya çıkarmak ve diyalogları geliştirmek için iletişime; iletişim ise ifade özgürlüğü ve mahremiyet gibi temel insan haklarını gerçekleştirmek için insan haklarına ihtiyaç duyar.

Hamelink, kitabında iletişim ve insan haklarının tarihsel gelişimini izler. İletişim hakkı ve ifade özgürlüğü gibi konuların yanı sıra, çevre krizi ve dijital teknolojilerin ortaya çıkardığı yeni zorlukları da ele alır. Yazar, uluslararası insan hakları sisteminin iletişimin farklı biçimlerine uygulanmasında “iletişimsel adalet”in nihai hedef olduğunu savunur. Bu hedefe ulaşmak için ise mevcut zayıf liberal insan hakları anlayışından, güçlü evrensel bir insan hakları anlayışına geçilmesi gerektiğini belirtir.

Kitap, iletişim ve insan hakları alanında çalışan akademisyenler, araştırmacılar, uygulayıcılar ve bu konuya ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğindedir. Hamelink, karmaşık bir konuyu anlaşılır bir dille aktarırken, aynı zamanda derinlemesine bir analiz sunar. Kitap, günümüzde iletişimin ve insan haklarının karşı karşıya olduğu zorlukları ve bu zorlukların üstesinden gelmek için neler yapılabileceğini göstermesi açısından da oldukça önemlidir.

  • Künye: Cees J. Hamelink – İletişim ve İnsan Hakları: İletişimsel Adalete Doğru, çeviren: Hamza Eren Sarıçam, Lejand Yayınları, siyaset, 308 sayfa, 2025

Sabine Hossenfelder – Varoluşsal Fizik (2025)

Sabine Hossenfelder’ın bu kitabı, fiziğin evrenin en temel sırlarını çözmeye yönelik çabalarını, insanın varoluşsal sorularını ve bu ikisinin kesişim noktasını mercek altına alıyor.

Kitap, evrenin doğası, zamanın doğası, bilinç ve kuantum mekaniği gibi konularda derinlemesine bir inceleme sunuyor.

Hossenfelder, karmaşık fiziksel kavramları anlaşılır bir dille açıklayarak okuru evrenin gizemli dünyasına bir yolculuğa çıkarıyor. Yazar, kuantum fiziğinin paradokslarından, kara deliklerin gizemine, evrenin genişlemesinden çoklu evrenler teorisine kadar birçok konuyu ele alıyor. Ancak Hossenfelder, sadece bilimsel bilgileri aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda bu bilgilerin felsefi ve varoluşsal boyutlarına da değiniyor.

Kitapta, bilimsel araştırmaların sınırları ve evren hakkındaki bilmediklerimiz de sorgulanıyor. Hossenfelder, bilimsel bilginin mutlak olmadığını ve sürekli geliştiğini vurguluyor. Ayrıca, bilimsel teorilerin felsefi ve kültürel bağlamlarla nasıl etkileşime girdiğini de analiz ediyor.

‘Varoluşsal Fizik’, sadece fizikçiler için değil, evrenin yapısı ve insanın yeri hakkında merak duyan herkes için ilgi çekici bir kitap. Kitap, okuyucuyu evrenin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda varoluşun anlamı ve insanın evrendeki yeri gibi temel sorulara da yanıtlar arıyor.

  • Künye: Sabine Hossenfelder – Varoluşsal Fizik: Bir Bilim İnsanının Yaşamın En Büyük Sorularına İlişkin Kılavuzu, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 266 sayfa, 2025

Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler (2025)

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılının tarihi işçilerin öyküsünün üstünden atlanarak yazılamaz. İlk yüzyılın tarihi başka veçhelerin yanı sıra Türkiye’nin bir tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişinin de öyküsüdür. Bu büyük dönüşüm sosyal ve siyasal sonuçlar üretmiş ve günümüz Türkiye’sini iktisadi, sosyal ve siyasal boyutlarıyla yaratmıştır. Sanayi toplumuna geçişe dair bu öykünün başaktörü hiç kuşkusuz Türkiye işçi sınıfıdır.

Bu cilt bu başaktörün kendisini, farklı kesimlerini ya da bunları şekillendiren yapısal faktörleri değerlendiren makalelerden oluşuyor. Her ne kadar sanayi sonrası topluma geçildiğine dair iddialar duysak da bunlar temelsizdir ve işçi hareketi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının tarihinin yazılmasında da en önemli aktör olacaktır.

İşçi hareketinin siyasal ve sendikal kurumlarının zayıfladığı, bağımsız bir politik aktör olarak görülmediği son otuz yıl aynı zamanda Cumhuriyet kurumlarının belli bir “çürüme” de yaşadığı bir zaman dilimine denk düşer. Bu iki gelişme birbirinden bağımsız değildir. Oysa bu son otuz yılda yurttaşlarımız arasında işçileşme de yaygın bir sosyolojik olgudur. Bu dönüşümün sonuçları gün geçtikçe daha çok hissedilmektedir.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında işçi hareketi günümüzde sahip olduğu yaygınlık ölçüsünde siyasete etki ederse, umulur ki işçi sınıfının sesi de daha gür çıkar. O zaman toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok olanlar, yani yaratanlar, silkelenir ve doğrulur.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyet’in İlk Asrında İşçiler, derleyen: M. Görkem Doğan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2025

Martin J. Dougherty – Yunan Mitolojisi (2025)

‘Yunan Mitleri’, Yunan mitolojisinin zengin dünyasına kapsamlı bir bakış sunuyor. Kitap, Titanların doğuşu ve tanrıların egemenliği için yaptıkları mücadele ile başlıyor. Ardından, Olimpos tanrılarının öyküleri, onların aşkları, kavgaları, kahramanlarla olan ilişkileri detaylı bir şekilde anlatılıyor. Zeus’un tanrıların kralı olarak yükselişi, Poseidon’un denizlere hükmetmesi ve Hades’in ölüler diyarına hükmetmesi gibi önemli mitolojik olaylar canlı bir dille aktarılıyor.

Kitapta, Herakles’in 12 görevinden İason’un Altın Post’u arayışına, Perseus’un Medusa’yı öldürmesinden Theseus’un Minotaur’u yenmesine kadar birçok ünlü kahramanlık öyküsü yer alıyor. Yazar, bu kahramanların cesaretini, zekasını ve karşılaştıkları zorlukları okuyuculara aktarırken, Yunan kültürünün değerlerini ve inançlarını da yansıtıyor.

‘Yunan Mitolojisi’, sadece tanrıların ve kahramanların öykülerini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Yunan mitolojisinin sembolik anlamlarını ve kültürel önemini de açıklıyor. Yazar, mitlerin Yunan toplumunun yaşam biçimini, ahlaki değerlerini ve evren anlayışını nasıl şekillendirdiğini okuyuculara gösteriyor. Kitap, mitolojiye ilgi duyan herkes için keyifli ve bilgilendirici bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Martin J. Dougherty – Yunan Mitolojisi, çeviren: Bahar Çetiner, Kronik Kitap, mitoloji, 256 sayfa, 2025

Miriam Bratu Hansen – Sinema ve Deneyim (2025)

Miriam Bratu Hansen’in ‘Sinema ve Deneyim’ adlı kitabı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden üçünün -Siegfried Kracauer, Walter Benjamin ve Theodor W. Adorno- sinema üzerine geliştirdikleri düşünceleri derinlemesine inceliyor. Hansen, bu üç düşünürün sinemaya yaklaşımlarını, modern deneyim, algı, kitle kültürü ve sanatın rolü gibi geniş bir yelpazedeki kavramlar üzerinden analiz ediyor.

Kitap, sadece sinema teorisine değil, aynı zamanda modernite, kültür endüstrisi ve estetik üzerine yapılan tartışmalara da önemli katkılar sunuyor.

Hansen, Kracauer’in “kitle süsleri” kavramından Benjamin’in “teknik olarak yeniden üretilebilirlik çağında sanat eseri” tezi ve “aura” kavramına, Adorno’nun ise “kültür endüstrisi” eleştirisine kadar birçok önemli konuyu ele alıyor. Bu düşünürlerin sinemaya dair görüşlerini, kendi özgün düşünce sistemleri ve yaşadıkları dönemin sosyal ve politik koşulları bağlamında değerlendiriyor. Hansen, bu üç düşünürün sinemayı sadece bir eğlence aracı olarak değil, aynı zamanda modern toplumun ve bireyin deneyimini anlamak için önemli bir anahtar olarak gördüklerini vurguluyor.

Kitap, sinemanın modern deneyimi nasıl şekillendirdiğini, algı ve dikkatin nasıl değiştiğini, kitle kültürünün nasıl üretildiğini ve sanatın bu süreçteki rolünü anlamak için bu üç düşünürün sunduğu kavramsal çerçeveyi detaylı bir şekilde inceliyor. Hansen’in analizi, sinema teorisine yeni bir soluk getirirken, günümüzdeki dijital kültür ve görsel medya üzerine yapılan tartışmalara da ışık tutuyor.

“Sinema ve Deneyim’, sinemaya dair düşüncelerin sadece akademik bir ilgi alanı olmadığını, aynı zamanda modern dünyayı ve kendimizi anlamak için de önemli bir araç olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Miriam Bratu Hansen – Sinema ve Deneyim: Kracauer, Benjamin, Adorno, çeviren: Salih Furkan Sevim, Vakıfbank Kültür Yayınları, sinema, 608 sayfa, 2025

Rich Karlgaard – Geç Çiçek Açanlar (2025)

Rich Karlgaard’ın ‘Geç Çiçek Açanlar’ kitabı, başarıyı geleneksel kalıpların dışına taşıyarak, başarı kavramını yeniden tanımlıyor. Yazar, erken yaşta başarı elde etme baskısının bireyler üzerindeki olumsuz etkilerini vurgularken, “geç çiçek açan” olarak adlandırdığı, potansiyellerini daha geç keşfeden ve başarılı olan kişilerin hikayelerini inceliyor.

Karlgaard’a göre, başarı sadece genç yaşta elde edilen akademik başarılar veya yüksek gelirle sınırlı değil. Sabır, farklı alanları keşfetme ve kendi hızında ilerleme, uzun vadede daha büyük başarılar elde etmeyi sağlıyor. Kitap, başarıyı kişisel tatmin ve mutluluk olarak yeniden tanımlarken, her bireyin farklı bir öğrenme süreci ve yeteneği olduğunu vurguluyor.

‘Geç Çiçek Açanlar’, erken yaşta başarı baskısı altında hisseden veya kariyer yolunda belirsizlik yaşayan kişiler için oldukça faydalı bir kaynak. Kitap, okuyuculara şu konularda ilham veriyor:

Kendi hızında ilerlemek: Herkesin farklı bir zamanlaması olduğunu ve başarı için acele etmenin gereği olmadığını gösteriyor.

Potansiyellerini keşfetmek: Farklı alanları denemek ve kendi ilgi alanlarını takip etmek konusunda cesaretlendiriyor.

Sabırlı olmak: Uzun vadeli hedeflere odaklanmanın önemini vurguluyor.

Mutluluğu yeniden tanımlamak: Başarının sadece maddi kazançlarla sınırlı olmadığını gösteriyor.

‘Geç Çiçek Açanlar’ kitabı, başarı anlayışımızı yeniden şekillendirerek, bireylerin kendilerine olan güvenlerini artırmalarına ve daha mutlu ve tatmin edici bir yaşam sürmelerine yardımcı oluyor. Kitap, özellikle kariyerinde belirsizlik yaşayanlar, erken yaşta başarı baskısı hissedenler ve kişisel gelişimle ilgilenen herkes için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Rich Karlgaard – Geç Çiçek Açanlar: Erken Başarı Odaklı Bir Çağda Sabrın Gücü, çeviren: Şafak Tahmaz, Serenad Yayınları, psikoloji, 362 sayfa, 2025