Ray Kurzweil – İnsanlık 5.0 (2025)

Ray Kurzweil’in bu kitabı, yazarın yıllardır savunduğu “tekillik” tezini güncel yapay zekâ gelişmeleri ışığında yeniden ele aldığı kapsamlı bir çalışma. Kurzweil bu kitapta, insan ile makine arasındaki sınırın giderek silindiğini ve bu sürecin artık uzak bir gelecek değil, yaşanmakta olan bir dönüşüm olduğunu savunuyor.

Kitabın merkezinde, teknolojik ilerlemenin doğrusal değil üstel biçimde ilerlediği fikri yer alıyor. Kurzweil’e göre yapay zekâ, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve sinirbilim alanlarındaki gelişmeler birbirini besleyerek insan zekâsını aşan sistemlerin ortaya çıkmasını hızlandırıyor. Özellikle büyük dil modelleri ve öğrenen algoritmalar, bu sürecin teorik değil pratik bir gerçekliğe dönüştüğünü gösteriyor.

‘İnsanlık 5.0: Yapay Zekâ ile Kaynaştığımızda’ (‘The Singularity Is Nearer: When We Merge with AI’), yapay zekânın insanı “yerine geçecek” bir tehdit olarak değil, insan zekâsını genişletecek bir ortak olarak ele alıyor. Beyin–bilgisayar arayüzleri, artırılmış biliş, dijital hafıza ve biyolojik bedenin teknolojik olarak güçlendirilmesi gibi başlıklar üzerinden, insanın kendi evrimini bilinçli biçimde yönlendireceğini savunuyor. Ona göre tekillik, insanlığın sonu değil, insan olmanın yeni bir aşamasıdır.

Kitap aynı zamanda etik, eşitsizlik ve kontrol sorunlarını da tartışıyor. Kurzweil, yapay zekânın yanlış kullanımlarının ciddi riskler barındırdığını kabul ediyor; ancak bu risklerin teknolojiyi yavaşlatmakla değil, bilinçli yönetişim ve küresel işbirliğiyle yönetilebileceğini ileri sürüyor. Yapay zekânın sağlık, eğitim ve yaratıcılık alanlarında insan yaşamını kökten dönüştüreceğini vurguluyor.

Sonuç olarak ‘İnsanlık 5.0’, yapay zekâyı kıyamet senaryolarıyla değil, insan-merkezli bir evrim vizyonuyla ele alan iyimser ama iddialı bir kitap. Kurzweil, insan ile yapay zekânın birleşmesinin kaçınılmaz olduğunu savunurken, bu sürecin nasıl bir geleceğe dönüşeceğinin bugünkü seçimlerimize bağlı olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Ray Kurzweil – İnsanlık 5.0: Yapay Zekâ ile Kaynaştığımızda, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, bilim, 488 sayfa, 2025

Adrian Goldsworthy – Philippos ve Büyük İskender (2025)

Adrian Goldsworthy bu kitapta, Makedonya’nın iki kurucu figürü olan II. Philippos ile oğlu Büyük İskender’i birlikte ele alıyor. Anlatı, baba ile oğulun kişiliklerini, hedeflerini ve siyasal koşullarını yan yana getirerek Makedon gücünün nasıl doğduğunu gösteriyor. Philippos’un reformcu bir kral olarak attığı adımların, İskender’in fetihlerinin zeminini nasıl hazırladığını vurguluyor.

‘Philippos ve Büyük İskender: Krallar ve Fatihler’ (‘Philip and Alexander: Kings and Conquerors’), Philippos’un orduyu yeniden örgütlemesini, diplomasi ile zor gücünü dengeli biçimde kullanmasını ve Yunan dünyasında kurduğu hâkimiyeti ayrıntılandırıyor. Bu süreçte Philippos’un yalnızca bir asker değil, sabırlı ve hesapçı bir devlet adamı olduğunu ortaya koyuyor. Onun kurduğu sistemin, kısa vadeli zaferlerden çok kalıcı bir güç yarattığını savunuyor.

Kitabın ikinci ekseni İskender’in genç yaşta devraldığı mirası nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. İskender’in cesareti, hırsı ve kişisel karizması öne çıkıyor, ancak bu özelliklerin Philippos’tan kalan askeri ve idari yapı olmadan anlam kazanmadığı belirtiliyor. Fetihlerin plansız bir atılganlık değil, mevcut gücün ileri taşınması olduğunu gösteriyor.

Eser, baba ile oğul arasındaki süreklilik ve kopuş noktalarını karşılaştırmalı biçimde ele alıyor. Philippos pragmatik ve temkinli bir genişleme izlerken, İskender sınırları zorlayan bir vizyon benimsiyor. Bu karşıtlık, Makedon başarısının tek bir dahinin eseri olmadığını, kuşaklar arası bir inşa süreci olduğunu düşündürüyor.

Goldsworthy’nin çalışması, askeri tarih ile siyasal biyografiyi dengeli biçimde birleştiriyor. Kitap, Makedonya’nın yükselişini anlamak isteyenler için temel bir kaynak olmayı sürdürüyor ve Büyük İskender mitinin arkasındaki yapısal gerçekliği görünür kılıyor. Bu yönüyle antik dünyada güç, liderlik ve miras ilişkisini kavramada önemli bir yer tutuyor.

  • Künye: Adrian Goldsworthy – Philippos ve Büyük İskender: Krallar ve Fatihler, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 648 sayfa, 2025

Ian Morris – Coğrafya Kaderdir (2025)

Ian Morris bu çalışmasında, Britanya’nın on bin yıla yayılan tarihini, coğrafyanın sunduğu imkânlar ile insanın bunları nasıl kullandığı arasındaki gerilim üzerinden anlatıyor. Ada olmanın sağladığı görece güvenlik, denizlere açıklık ve Avrupa ile kıta dışı dünyalar arasında kurulan doğal köprü, Britanya’nın erken dönemden itibaren dışa dönük bir toplumsal yapı geliştirmesini sağlıyor. Morris, bu fiziksel koşulların tek başına belirleyici olmadığını, coğrafyanın ancak teknolojik yenilikler ve örgütlenme biçimleriyle birleştiğinde tarihsel bir avantaja dönüştüğünü vurguluyor.

‘Coğrafya Kaderdir: Britanya ve Dünya (10.000 Yıllık Bir Tarih)’ (‘Geography Is Destiny: Britain and the World: A 10.000-Year History’), tarımın adaya gelişiyle başlayan uzun süreci şehirleşme, devletleşme ve imparatorluk aşamalarına bağlayarak ilerliyor. Atlantik dünyasına açılım, köle ticareti ve deniz gücü, Britanya’nın küresel sistemde merkezî bir konum kazanmasını sağlıyor. Sanayi Devrimi ise coğrafi avantajları katlayarak Britanya’yı ekonomik ve askerî bir süper güce dönüştürüyor. Morris, bu yükselişi Batı’nın genel tarihsel ivmesiyle ilişkilendirirken, Britanya’nın bu süreçte kilit bir laboratuvar işlevi gördüğünü gösteriyor.

Ancak anlatı yalnızca yükselişle sınırlı kalmıyor. İki dünya savaşı, imparatorluğun çözülmesi ve küresel güç dengesinin Atlantik’ten Pasifik’e kayması, Britanya’nın tarihsel rolünü yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Morris’e göre asıl mesele Avrupa içi tartışmalar değil, Asya merkezli yeni dünya düzenine nasıl uyum sağlanacağı sorusu oluyor. Kitap, coğrafyanın kaderi çizdiğini ama bu kaderin her dönemde insan iradesiyle yeniden şekillendiğini savunarak, Britanya tarihini küresel tarih açısından neden önemli olduğunu ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

  • Künye: Ian Morris – Coğrafya Kaderdir: Britanya ve Dünya (10.000 Yıllık Bir Tarih), çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 704 sayfa, 2025

Halik Kochanski – Direniş (2024)

‘Direniş’, farklı mecralarda, farklı koşullar altında, fakat aynı inançla yürütülmüş bir mücadelenin anlatısıdır.

Halik Kochanski bu büyüleyici ve ürkütücü çalışmasıyla okuru Nazi işgali altındaki Avrupa’da vahşete karşı direnişe geçmeye karar verenlerin kalbini dinlemeye, bıçak sırtı bir hayat süren direnişçilerle hemhal olmaya davet ediyor.

Küçük direniş gruplarının zorlu eylemlere nasıl atılabildiğini meseleyi romantikleştirmeden aktaran yazar, direnişçinin hem kendilerinin hem de sevenlerinin ölümüne sebep olabilecek görevlere hangi duygularla talip olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

‘Direniş’, sıradan insanların Nazi barbarlığına karşı yürüttüğü görkemli mücadelenin kitabı.

Avrupa’nın boyunduruk altına alınmış halklarının karşı saldırıya geçme yollarını mükemmelen anlatan ve efsaneleri yıkan ‘Direniş’, gözü pekliğe, olağanüstü cesarete ilişkin öykülerle örülü.

  • Künye: Halik Kochanski – Direniş: Avrupa’da Yeraltı Savaşı 1939-1945, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 984 sayfa, 2024

Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet (2024)

Rebecca Solnit’in etkileyici eseri ‘Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar’, felaketlerin ardından ortaya çıkan insan topluluklarının şaşırtıcı hikâyelerini ve dayanışma ruhunu derinlemesine inceliyor.

Solnit, doğal afetler, terör saldırıları ve diğer acil durumlar gibi kriz anlarında ortaya çıkan “felaket toplulukları”nın yarattığı paradoksu mercek altına alıyor.

Kitap, tarihsel ve çağdaş örneklerle, felaket sonrası toplumların nasıl bir araya gelip dayanışma içinde çalışabileceğini ve bireylerin olağanüstü koşullar altında nasıl birlikte hareket edebileceğini gözler önüne seriyor ve tüm bunları yaparken sistemi eleştiriyor.

‘Cehennemdeki Cennet’, felaketlerin insan doğasını ve toplumsal dinamikleri nasıl şekillendirdiğini anlamak için etkileyici bir kaynak olma özelliği taşıyor.

Solnit, incelediği beş felaket üzerinden modern kapitalist topluma sert eleştiriler sunuyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, inceleme, 480 sayfa, 2024

Liah Greenfeld – Zihin, Modernlik, Delilik (2023)

Bu kapsamlı çalışma, delilik, zihin ile toplum arasındaki ilişkiye dair kapsamlı, sosyolojik temelli bir teori sunuyor.

Kitap her şeyden önce, akıl hastalığı ve zihin, benlik ve toplum arasındaki daha genel etkileşimi anlamaya önemli bir katkı sağlıyor.

Liah Greenfeld’in milliyetçilik üçlemesinin doruk noktası olan ‘Zihin, Modernite, Delilik’; insan toplum ve büyük dönüşümler arasındaki bağlantıyı yeni tartışmalara açıyor.

Modern insanın zihinsel hastalıkları ve modern yaşam arasındaki çift yönlü ilişkiyi çok disiplinli bir katmanda inceliyor.

  • Künye: Liah Greenfeld – Zihin, Modernlik, Delilik: Kültürün İnsan Deneyimi Üzerindeki Etkileri, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, inceleme, 752 sayfa, 2023

Noam Chomsky – Medya Gerçeği (2022)

Yıllar önce, zavallı bir kuşun petrole bulanmış, çaresiz görüntüsü karşısında dehşete kapılıp lanetler yağdıracak kadar hassas olduğumuz günlerde, çoğu kadın ve çocuk 100 bine yakın insanın gökyüzünden yağan bombalar altında ölümünü, sıcak odalarımızda kahvemizi yudumlayıp havai fişek gösterileri gibi izlemiştik.

Anlaşılan Guy Debord’’un 1968’’lerde öngördüğü “Gösteri Toplumu” gerçekleşmişti.

11 Eylül saldırısının hemen ardından ABD’nin bir “cezalandırma eylemi” olarak giriştiği Afganistan operasyonu, Şaron’’un bütün pervasızlığıyla Filistin şehirlerini yakıp yıkması ve Arafat’’ı kuşatma altında tutmasının yanı sıra “Irak operasyonu” o günlere hem ne kadar uzak hem de ne kadar yakın olduğumuzu gösterdi.

Bu süreç içinde, medyanın “rızanın üretilmesi”ndeki ve “güdümlü gerçeklik yaratılması”ndaki rolü hiç değişmedi.

Medya daha incelikli yöntemlerle düşmanları şeytanlaştırırken, yandaşlarını melekleştirmekten vazgeçmedi.

Medyanın sermaye ve iktidarla ilişkisi her geçen gün tarafların meşruiyetini daha çok kemiren bir sorun olarak ortaya çıktı.

Noam Chomsky, bu kitabında, medyanın hükümet, sermaye ve elit kesimlerle sıkı fıkı bağları ve çıkar ilişkileri temelinde işleyiş mekanizmasını, özellikle Ortadoğu, Filistin ve Nikaragua’’dan zengin örneklerle gözler önüne sermektedir.

  • Künye: Noam Chomsky – Medya Gerçeği, çeviren: Osman Akınhay ve Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, siyaset, 512 sayfa, 2022

Peter Phillips – Dev Şirketler (2022)

‘Dev Şirketler’, dünyanın en güçlü devletlerine kafa tutan küresel güç elitleri hakkında uyarı niteliğinde bir rehber.

Peter Phillips, Coca Cola, LinkedIn, Facebook ve Apple gibi büyük şirketlerin arkasındaki 389 kişinin kaydını sunuyor.

‘Dev Şirketler’, global zenginliği kontrol etmek, korumak ve sermayenin sürekli büyümesini sağlamak için aynı eğitimi almış zengin insanların kurduğu bir hükümetlerötesi ağ olarak işlev görüyor.

Hükümet yetkililerinin denetimindeki uluslararası kurumları; Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, G7, G20 ve benzer birçok başka kurumu etkiliyor ve kullanıyor, medya tekelleriyle beraber kitleleri yönlendiriyorlar.

Bu kitapta Coca Cola’dan Nestle’ye, Linkedln’den Facebook’a, BP’den Apple’a kadar birçok markanın küresel sermayedeki sürekli artışını idare eden ve koruyan 389 kişinin kaydı veriliyor.

Bununla beraber, sistemsel değişimin ve zenginliğin yeniden bölüştürülmesinin önemini anlatma yönünde bir gayretin sonucu ve ürünüdür ‘Dev Şirketler’.

  • Künye: Peter Phillips – Dev Şirketler: Küresel Güç Elitleri, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, ekonomi, 416 sayfa, 2022

Liah Greenfeld – Milliyetçilik (2021)

Liah Greenfeld, milliyetçilik konusunda dünya çapında kabul görmüş bir otorite.

Bu kitabı da okurunu tarihte, coğrafyalar ve kültürler arasında entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor; milliyetçiliğin sebep olduğu tüm olumlu ve olumsuz gelişmeleri nesnel ve akılcı bir tarzda aktarıyor.

On altıncı yüzyılda İngiltere’de çeşitli fikir ve inanışların birleşiminden filizlenen ulus olma duygusu, yeşerdiği topluma katkılarıyla kısa zamanda komşu ülkelerin de dikkatini çekti.

Bu duygunun sonucu olan milliyetçilik, Fransız ve Amerikan devrimlerine, uzun yıllar varlığını sürdüren faşist ve otoriter komünist rejimlere ve dünyada dengeleri yerinden oynatan birçok meseleye ön ayak oldu.

Kültürden kültüre biçim değiştirse de milliyetçilik, Çin ve Japonya örneklerinde gördüğümüz üzere hemen her coğrafyaya nüfuz etti.

Geçmişten günümüze dünya siyasetine yön veren en temel etkenlerden milliyetçilik, ülkelerin çağdaş politikalarına kök salmaya, yayılmaya hâlâ devam ediyor.

İşte bu kitap da, milliyetçiliğin geçmişten bugüne olan serencamını kısa ve öz bir bakışla ortaya koymasıyla, konuyla ilgilenen her okura hitap edecek türden.

  • Künye: Liah Greenfeld – Milliyetçilik: Bir Kısa Tarih, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, tarih, 160 sayfa, 2021

Robert Irwin – İbni Haldun (2021)

 

 

Son yıllarda daha çok ilgi çekmeye başlayan 14. yüzyıl Arap düşünürü İbni Haldun’un yaşamı ve düşüncesi üzerine usta işi bir biyografi.

Ortaçağ Arap kültürü üzerine büyük bir otorite olan Robert Irwin, çalışmasının merkezine, İbni Haldun’un düşüncesinin modern varsayımlarımıza nasıl uyduğunu koyuyor.

İbni Haldun’un geleneksel görüşlerini sorgulayan Irwin, bir yandan da İbni Haldun’un kült yapıtı ‘Mukaddime’yi, çağdaş kaynaklardan yararlanarak inceliyor.

Çalışma, İbni Haldun’un yaşamının ve düşüncesinin ortaçağ İslam teolojisi, felsefesi, siyaseti, edebiyatı, ekonomisi dâhil olmak üzere tarihsel ve entelektüel bağlamını ustaca serimlemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Robert Irwin – İbni Haldun: Entelektüel Bir Biyografi, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, biyografi, 368 sayfa, 2021