Lynn Hankinson Nelson – Biyoloji ve Feminizm (2025)

Lynn Hankinson Nelson, bu kitabında biyolojiyi yalnızca doğal dünyayı açıklayan bir bilim olarak değil, aynı zamanda toplumsal değerlerle örülü bir düşünce alanı olarak ele alıyor. ‘Biyoloji ve Feminizm: Felsefi Bir Giriş’ (‘Biology and Feminism: A Philosophical Introduction’), biyolojik bilgi ile feminist felsefenin kesiştiği noktaları inceliyor. Kitap, kadınların biyolojik olarak tanımlanma biçimlerinin tarihsel ve kültürel etkilerini sorguluyor. Bilimsel bilgilerin nesnel olduğu varsayımıyla yüzleşiyor ve bu bilginin hangi sosyal ilişkiler içinde üretildiğini ortaya koyuyor.

Nelson, biyolojiye feminist eleştiriyi getirirken iki temel çizgide ilerliyor: İlki, biyolojinin kadınları nasıl temsil ettiğini sorgularken; ikincisi, feministlerin bilimsel bilgi üretim süreçlerine nasıl müdahil olduğunu gösteriyor. Evrimsel psikoloji, üreme, cinsiyet rolleri ve ataerkil toplumsal yapılar gibi başlıklar altında biyolojinin kadın kimliğini nasıl sabitlediği tartışılıyor. Bu tartışmalar, yalnızca kavramsal düzeyde kalmıyor; doğrudan sosyal politikalara, tıbba ve eğitim sistemlerine uzanıyor.

Kitap, feminist bilim kuramının temel savlarını okuyucuya tanıtarak, bilginin nesnelliği ile toplumsal konumların ilişkisini açığa çıkarıyor. Nelson, feminist yaklaşımların yalnızca eleştirel değil, aynı zamanda kurucu ve dönüştürücü güce sahip olduğunu savunuyor. Bilimsel bilginin toplumsal bağlamlardan bağımsız olmadığını ve cinsiyet normlarının bilim diline nasıl sızdığını gösteriyor. Böylece bilim, sorgulanamaz bir otorite değil, eleştirel bir düşünceyle yeniden inşa edilmesi gereken bir alan olarak konumlanıyor.

  • Künye: Lynn Hankinson Nelson – Biyoloji ve Feminizm: Felsefi Bir Giriş, çeviren: Pınar Üzeltüzenci, Akademim Yayıncılık, feminizm, 348 sayfa, 2025

Yasin Karaman – Timaios Okumaları (2025)

Klasik metinler, zaman içinde biriken yorum katmanlarıyla adeta birer labirente dönüşür. Bu durum, onların özüne ulaşmayı zorlaştırır. Platon’un ‘Timaios’ adlı eseri de bu kaderi paylaşır. Yasin Karaman, bu karmaşık metni sadece felsefe değil, aynı zamanda matematik tarihinin temel sorunlarından biri açısından ele alarak derinlemesine inceliyor. Proklos’tan Aristoteles’e, Hegel’den Popper’e, Derrida’dan Kristeva’ya kadar ‘Timaios’un çekimine kapılan düşünürlerin yorumlarını titizlikle inceleyerek, metne dair yorumların soy ağacını çıkarıyor. Bu çalışma, ‘Timaios’un Platon’u anlamak için neden bu kadar önemli olduğunu ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteren entelektüel bir pusula niteliğinde.

‘Timaios’, Platon’un evrenin kökeni, doğası ve yapısı üzerine derin düşüncelerini içerir. Eserde, idealar kuramı, evrenin yaratılışı, matematiksel oranlar ve kozmoloji gibi konular ele alınır. Platon, evrenin bir zanaatkar (demiurgos) tarafından idealar dünyasından örnek alınarak yaratıldığını savunur. Bu yaratılış sürecinde, matematiksel oranlar ve geometrik şekiller önemli bir rol oynar. ‘Timaios’, Platon’un kozmolojisinin ve doğa felsefesinin temelini oluşturur ve antik çağdan günümüze kadar pek çok düşünürü etkilemiştir.

‘Timaios’ta ele alınan önemli kavramlardan biri de “khōra”dır. Khōra, Platon’un evrenin yaratılışında kullandığı, ne varlık ne de yokluk olarak tanımlanabilen üçüncü bir ilkedir. Bu kavram, Platon’un idealar kuramı ve evrenin yapısı üzerine derin felsefi tartışmalara yol açmıştır. Karaman, ‘Timaios’un yorum şeceresini çıkarırken, khōra kavramının farklı düşünürler tarafından nasıl ele alındığını ve yorumlandığını da inceliyor. Bu inceleme, khōra’nın Platon’u anlamak için neden bu kadar önemli olduğunu ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteriyor.

Karaman’ın çalışması, ‘Timaios’un sadece felsefe tarihindeki önemini değil, aynı zamanda düşüncenin doğasını ve işleyişini de anlamamıza yardımcı oluyor. Kitap, klasik metinlerin nasıl yorumlandığını, farklı düşünürlerin aynı metne nasıl farklı anlamlar yükleyebildiğini ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteren bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Yasin Karaman – Timaios Okumaları: Khōra, Matematik, Göstergebilim, Akademim Yayıncılık, felsefe, 236 sayfa, 2025

André Laks – Boşluk ve Nefret (2025)

André Laks’ın ‘Boşluk ve Nefret: Eskiçağda Olumsuzluğun Tarihçesi İçin Saptamalar’ (‘Le vide et la haine: Éléments pour une histoire archaïque de la négativité’) adlı eseri, Batı düşüncesinin temel kavramlarından biri olan “nefret”in kökenlerini ve evrimini antik Yunan felsefesi ve edebiyatı üzerinden inceliyor. Laks, nefretin sadece duygusal bir tepki olmadığını, aynı zamanda toplumsal, politik ve metafizik boyutları olan karmaşık bir olgu olduğunu öne sürüyor. Kitap, nefretin antik Yunan’daki çeşitli ifadelerini, Homeros’un destanlarından Platon’un diyaloglarına kadar geniş bir yelpazede ele alıyor.

Laks, nefretin kökeninde, yaşam ve ölüm arasındaki temel karşıtlığın yattığını savunuyor. Ona göre, nefret, yaşamın sürdürülmesi ve korunması için gerekli bir duygudur. Ancak, bu duygu, kontrol altına alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Kitapta, nefretin, öfke, kıskançlık, intikam gibi diğer duygularla olan ilişkisi de inceleniyor. Laks, bu duyguların, nefretin farklı biçimlerini oluşturduğunu ve her birinin kendine özgü anlamları olduğunu belirtiyor.

Eser, nefretin sadece bireysel bir duygu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir olgu olduğunu vurguluyor. Laks, antik Yunan toplumunda nefretin, siyasi çekişmelerde, savaşlarda ve sosyal çatışmalarda önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ona göre, nefret, toplumsal düzeni tehdit eden unsurlara karşı bir savunma mekanizması olarak da işlev görebilir. Ancak, bu mekanizma, yanlış yönlendirildiğinde veya abartıldığında, toplumun dokusunu zedeleyebilir.

Laks, nefretin metafizik boyutunu da ele alıyor. Ona göre, nefret, sadece bu dünyadaki varlıklara değil, aynı zamanda tanrılara ve kozmik düzene de yönelebilir. Kitapta, tanrıların insanlara karşı duyduğu nefretin mitolojik örnekleri inceleniyor. Laks, bu örneklerin, nefretin evrensel bir ilke olduğunu ve sadece insanlara özgü olmadığını gösterdiğini savunuyor.

Sonuç olarak, Laks’ın eseri, nefretin karmaşık ve çok boyutlu bir olgu olduğunu ve Batı düşüncesinin temel kavramlarından biri olduğunu gösteriyor. Kitap, nefretin kökenlerini ve evrimini antik Yunan felsefesi ve edebiyatı üzerinden inceleyerek, bu duygunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Laks, nefretin sadece olumsuz bir duygu olmadığını, aynı zamanda yaşamın sürdürülmesi ve korunması için gerekli bir tepki olduğunu vurguluyor. Ancak, bu duygunun kontrol altına alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini de belirtiyor.

  • Künye: André Laks – Boşluk ve Nefret: Eskiçağda Olumsuzluğun Tarihçesi İçin Saptamalar, çeviren: Hakan Yücefer, Akademim Yayıncılık, felsefe, 128 sayfa, 2025

Ahmet Dağ – Transhümanizm (2025)

  • Batı düşüncesindeki dönüşümler teknolojik gelişmeleri nasıl etkiledi?
  • Hümanizm ve transhümanizm arasındaki ilişki nedir?
  • Yapay zekâ ve sibernetik insanlığın geleceğini nasıl şekillendirecek?
  • Transhümanizm insanlığa fayda mı getirecek yoksa yıkıma mı yol açacak?

Ahmet Dağ, ‘Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü’nde bu soruların peşine düşüyor. Batı düşüncesinin tarihsel seyrini izlerken Rönesans hümanizminden modernlik ve aydınlanmaya, oradan da transhümanizm ve posthümanizm gibi çağdaş düşüncelere uzanan dönüşüm sürecini inceleyen Dağ; din, bilim, teknoloji ve kültür arasındaki karmaşık ilişkilere odaklanıyor, transhümanizmin sunduğu umutları ve doğurduğu riskleri tartışıyor, insanın teknolojiyle kurduğu bağın onu dönüştürme potansiyeline dikkat çekiyor, bu sürecin etik ve sosyal boyutlarına eleştirel bir gözle yaklaşıyor. İnsanlığın geleceğine dair önemli bir tartışma olan bu çalışma, okurunu aktif bir rol almaya davet ediyor.

Dağ, teknolojinin insanı nasıl yeniden şekillendirdiğini mercek altına alıyor. Rönesans’tan günümüze uzanan bir yolculukla, hümanizmden transhümanizme geçişi inceliyor. Yapay zekâ ve biyoteknoloji gibi kavramları ele alırken, bu dönüşümün etik ve sosyal sonuçlarını da sorguluyor. İnsanlığın geleceği hakkında düşündüren bu kitap, okuru aktif bir tartışmaya davet ediyor.

  • Künye: Ahmet Dağ – Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, Akademim Yayıncılık, felsefe, 280 sayfa, 2025

Alain – Zihnin Bekçileri (2024)

Fransız filozof Alain, kesin inançların sarsıldığı ve öğretilerin parçalandığı bir dünyada okuru sürekli bir “zihin nöbeti” tutmaya davet ediyor.

Bir dizi denemeyle insanlık durumunun engin bir keşfine çıkan Alain, her metniyle, etrafı saran vehim ve peşin hükümler karşısında zihni terbiye etmeye ve entelektüel teyakkuzu sağlamaya yönelik bir berraklık talimine girişiyor.

Yöntem bellidir: Şüphe geliştirilmeli, görünüşlere güvenmemeli, kendi için düşünme teşvik edilmelidir zira insanlar en önemli şeyi, kendisiyle yetinildiğinde her fikrin yanılgıya dönüştüğünü unutmuş durumdadır.

İster ufuktaki ay üzerine düşünülsün ister Einstein’ın göreliliği üzerine kafa yorulsun yahut iktidarın işleyişi irdelensin, düşünebilme hürriyeti her gün verilen bir mücadele ve kolay kazanılmayan bir zaferdir.

Ömrü zaten kısa olan insanlar için hakikat anlıktır.

O, görülmeli, dile getirilmeli ve o anda yerine getirilmelidir.

‘Zihnin Bekçileri’, dünyayı anlamaya ve dünyada kendi yerini bulmaya çalışan herkes için önemli bir rehber.

  • Künye: Alain – Zihnin Bekçileri, çeviren: Gonca Arslan, Akademim Yayıncılık, felsefe, 268 sayfa, 2024

Franz Boas – Irk ve Demokratik Toplum (2024)

Modern antropolojinin kurucusu Franz Boas’ın ‘Irk ve Demokratik Toplum’ çalışması ırk, kültür ve demokrasi arasındaki çok yönlü bağların güçlü bir incelemesi.

İnsan davranışının ve toplumsal rollerin biyolojik bir belirleyicisi olarak ırkın hâkim kavramlarına meydan okuyan Boas, bir dizi deneme ve konferans aracılığıyla, tarihsel olarak ırkçılığı ve toplumsal hiyerarşileri meşru kılan sözde bilimsel iddiaları titizlikle ortadan kaldırırken kültürel farklılıkların doğuştan gelen ırksal özelliklerin bir sonucu olmadığını, bunun yerine tarihsel ve çevresel faktörler tarafından şekillendirildiğini savunur.

Bireylerin ırksal ya da etnik geçmişlerinden ziyade, katkılarından dolayı değer gördüğü gerçek anlamda demokratik bir toplumun inşa edilmesinde entelektüel özgürlüğün ve eğitimin önemine dikkat çeker.

‘Irk ve Demokratik Toplum’, ırkçılığa karşı süregelen mücadelelerin ve demokratik toplumlarda sosyal adalet arayışının kavranmasında önemli bir kaynak olmaya devam ediyor.

  • Künye: Franz Boas – Irk ve Demokratik Toplum, çeviren: Feride İlknur Makta, Akademim Yayıncılık, antropoloji, 248 sayfa, 2024

Arif Dirlik – Küresel Modernite (2024)

Küreselleşme, kapitalizm ve modern Asya çalışmalarının önde gelen otoritelerinden Arif Dirlik, yakın geçmişe dair kavramsal, teorik ve aktüel birçok tartışmayı olağanüstü bir yetkinlikle harmanlayarak okurlarına doksanların başından bu yana giderek şiddetlenen küresel kapitalizmin ve Batı modernitesinin nihai evresi olarak “küresel modernite”nin eleştirel bir panoramasını sunuyor.

Küresel ekonomik, kültürel ve siyasal ağlar yaratmaları bakımından sömürge imparatorluklarının mirasından yirminci yüzyıldaki Amerikan hegemonyasına, on dokuzuncu yüzyılın klasik liberalizmden günümüzün neoliberal ittifaklarına, kapitalist Batı Bloku’na karşı Çin, Üçüncü Dünya ve Küresel Güney alternatiflerinin çabalarından güç ilişkilerinde ulusal hükümetlerin yerini çok-uluslu şirketlerin almaya başlamasına dek pek çok konuda kışkırtıcı bir değerlendirme yapan Dirlik, çağdaş insanlık durumunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Arif Dirlik – Küresel Modernite: Küresel Kapitalizm Çağında Modernite, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Akademim Yayıncılık, siyaset, 192 sayfa, 2024

Jane Bennett – Canlı Madde (2024)

Doğa, etik ve duygulanım üzerine çalışmalarıyla tanınan siyaset kuramcısı Jane Bennett, odağını insanların şeyleri deneyimlemesinden şeylerin kendisine yönelterek insan ve insan dışı bedenlerin arasında ve içerisindeki “yaşamsal maddeselliği” kuramlaştırırken bu bedenlere has güçlerin bir görünüp bir kaybolan kümeleşmelerinin etkisi olarak addettiği “eyleyicilik” doğrultusunda gelişebilecek bir siyaset teorisinin izini sürüyor.

Kök hücreler, omega-3 yağ asitleri, elektrik, metal ve çöp gibi şey ve maddeler Spinoza, Nietzsche, Thoreau, Darwin, Adorno ve Deleuze’den kavramlarla tartışılırken Batı felsefesinde maddenin canlılığı üzerine düşünmenin uzun tarihi sunuluyor.

Kant, Bergson ve embriyolog Hans Driesch’in maddenin yaşamsal gücüne bakış açılarını karşılaştıran Bennett, yaşamsal materyalizmde “yeşil materyalist” bir ekofelsefenin hatlarını çiziyor.

  • Künye: Jane Bennett – Canlı Madde: Şeylerin Politik Ekolojisi, çeviren: Başak Ağın, Akademim Yayıncılık, felsefe, 240 sayfa, 2024

Hüsamettin Çetinkaya – Gilbert Simondon (2024)

Yirminci yüzyılın önemli Fransız filozoflarından Gilbert Simondon’un adı, felsefe dünyasında son dönemde yeniden duyulmaya başlandı.

Bireyleşme, teknoloji, ontoloji ve metafizik üzerine geliştirdiği düşünceleriyle Deleuze, Latour, Stengers ve Stiegler gibi önemli isimlere ilham kaynağı olan Simondon, varoluşa dair yeni bir yaklaşım sunarak çağdaş teknoloji felsefesi, medya teorisi ve bilişsel bilimler gibi birçok alanda derin etkiler yaratarak yerleşik anlayışları köklü bir değişime çağırıyor.

Bireyleşme felsefesinde Aristotelesçi hilomorfizm düşüncesini eleştirirken Bachelard ve Bergson’un düşüncelerini sentezleyip onların da ötesine geçen Simondon, ilişkilerin gerçekçiliğinden bireyleşme rejimlerinin ontolojisini ortaya koyuyor.

Tutkuyla sürülen iz de bellidir: felsefe tarihini bireyleşme kavramına göre yeniden yazmak ve teknolojiyi kültürle etkin bir şekilde bütünleştirebilecek bir felsefi düşünce inşa edebilmek.

Hüsamettin Çetinkaya, Simondon’un düşünce dünyasına yakından bakıyor.

  • Künye: Hüsamettin Çetinkaya – Gilbert Simondon: Bireyleşme Felsefesi, Akademim Yayıncılık, felsefe, 252 sayfa, 2024

Alain – Mitolojiye Giriş (2024)

Ünlü Fransız deneme yazarı ve filozof Alain, mitoloji üzerine yapılan geleneksel ve tasnifçi çalışmalardan ziyade, mitlerin doğası ve işlevleri ile zaman ve mekânı aşarak insanın düşünce ve davranışları üzerinde nasıl derin bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor.

Mitlerin nasıl oluştuğu ve varlıklarını neden sürdürdüklerine de odaklanan Alain, miti evrensel bir fenomen olarak incelerken onların korkulardan, umutlardan ve dünyayı anlamlandırma ihtiyacından nasıl doğduğunu ele alıyor.

Karmaşık felsefi mefhumları geniş bir kitle için erişilebilir kılmaya çalışan Alain’in berrak üslubuyla kaleme aldığı bu özgün ve ufuk açıcı inceleme, mitolojiye ilk temas için ideal ve aynı zamanda kişinin kendisi üzerine eğilmesi ve inançları hakkında kafa yorabilmesi açısından esaslı bir davettir.

  • Künye: Alain – Mitolojiye Giriş, çeviren: Ada Küçükmetin, Akademim Yayıncılık, mitoloji, 112 sayfa, 2024