Henri Raymond – Mimarlık (2024)

 

Mimarlık nedir?

Planlar ve çizimler mi?

Yoksa mutlu bir yaşamı mimarların zihinlerinde nasıl canlandırdıkları mı?

Kataloglardan, satış ofislerinden satın alınan evler mi?

Mimarlığın boşluğu estetik ürünlerle doldurmak olmadığını biliyoruz.

İnsan
 etkinliğinin ileri ürünlerinden biri olduğu halde bağrında yer aldığı toplumdan da kopuk değildir.

Topluma ilişkin bilgiler taşır.

İtalya’da
 Rönesans düşüncesinden itibaren mimarlığın “mekânsal bir akla” 
dayandığını, bu aklın gereklerini karşıladığını biliyoruz.

Hayran kalıyoruz bu
 akla ama endişeye de kapılmıyor değiliz.

Henri Raymond çalışmasının ilk bölümünde Ferdinand de Saussure, Bruno
 Zevi, Le Corbusier, Francastel, Immanuel Kant, Françoise Choay, Claude
Lévi-Strauss gibi isimlerden geçerek Leonardo da Vinci’den Bourdieu’ye kadar 
mimarlığın, sanat tarihinin, etnolojinin ve felsefenin büyük isimlerini 
ağırlıyor ve farklı mimarlık anlayışları temelinde mekâna ilişkin
 ideolojilerini ortaya koyuyor.

İkinci bölümdeyse mimarlığın asıl paradoksuna, yani ana işlevi gündelik 
yaşam olmasına rağmen bir yandan da gündelik yaşamın gereklerinden
 kaçıp kurtulmaya çabalamasına eğiliyor.

Yaşamortam sakinlerinin
 görüşlerinin alınmadığına, yaratılan mekâna kendilerini bir şekilde 
uyarlamaları gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu bağlamda, mimarlar ve kent 
planlamacıları tarafından üretilen biçimlerin geçerliliğini tartışıyor.

Üçüncü bölümde yaşamortam sakininin mimari bir eserde yaşarken 
hissettikleri, cepheyi nasıl algıladığı, içeriyi nasıl tanımladığı tanıklıklarla
 aktarılıyor.

Böylece kişinin kendine ait bir mekânı nasıl oluşturduğu ve 
içine sindirdiği açığa çıkıyor.

  • Künye: Henri Raymond – Mimarlık: Aklın Mekân Maceraları, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, mimari, 288 sayfa, 2024

Jean Grondin – Parmenides’ten Levinas’a Metafizik (2024)

  • Neden varolan var da hiç yok?
  • Bir şey yoktan var olur mu?
  • Varolanları var eden bir ilk neden var mı?

Öteden beri hayret uyandıragelmiş bu ve benzeri sorular, felsefenin var ile yok, değişen ile değişmeyen, Tanrı ile insan, beden ile zihin gibi gerilimli kavramların kökeninde yatan metafizik ilkelere ulaşma girişiminin bir ürünü olarak ortaya atıldılar ve hâlâ yanıt bekliyorlar.

Batı’da felsefeyi başlatan ve sönmeye başladığında yeniden canlandıran bu sorulara sayısız filozof yanıt vermeye çalıştı.

Bu kitap Parmenides’ten başlayıp Levinas’a kadar metafizik meselesinin genel bir tablosunu sunuyor.

Metafiziğin ilkelerini, izleklerini, hedeflerini ve çağdaş dünya içindeki yerini ortaya koyuyor ve günümüzde büyük ölçüde küçümsenen metafiziğin neden hâlâ ciddiye alınması gereken bir felsefe alanı olduğunu göstermeyi amaçlıyor.

  • Künye: Jean Grondin – Parmenides’ten Levinas’a Metafizik, çeviren: Alp Tümertekin, Fol Kitap, felsefe, 448 sayfa, 2024

Erich Mendelsohn – Yeni Bir Mimarlık (2024)

 

Eserlerinin sayısı ve ağırlığı ile sanatsal kişiliğinin söz ve yazıda yarattığı etki göz önüne alındığında, Mendelsohn, modern mimari akımının tartışmasız en ön saflarında yer alır.

Ekspresyonist mimarlığın kurucu isimlerinden Erich Mendelsohn’un çeşitli tarihlerde yaptığı beş önemli konuşma metni bu kitapta bir araya getirilmiş.

Kitap, bu mimarın tüm mimari çalışmasının gelişimi ve olağanüstü kapsamı hakkında kapsamlı bir genel bakış sunuyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Yüzyılın sonuna yaklaşıldığında, yeni strüktürel malzemenin sunduğu mimari imkânların artık farkında olan mimar, biçim meselesini gündeme getirerek mühendisin dışlayıcı rolüne meydan okudu.”

“Günümüz mimarlığı, bütün yaratıcı dönemlerdeki gibi, özgün olduğu ve sağlam zemine dayandığı için, çevremizdeki her şeyin, günlük yaşamımızın aletlerinin, evlerimizin, kamu binalarımızın karakteristik biçimlerinden yükselen, doğuştan gelen, bozulmamış hazza bir kez daha can verir.”

  • Künye: Erich Mendelsohn – Yeni Bir Mimarlık, çeviren: Alp Tümertekin, Nihat Ülner, Janus Yayıncılık, mimari, 176 sayfa, 2024

Guillaume Pitron – Dijital Cehennem (2023)

Kablolu dünyanın maddi etkileri, ekonomik ve jeopolitik meseleleri hakkında gözlerimizi açan, gerilim filmi gibi sürükleyici bir araştırma.

Guillaume Pitron, internetin sözde gayrimaddiliğinin, teknoloji simsarlarının en tehlikeli masallarından biri olduğunu ortaya koyuyor.

Dijital dünya bizi kapitalizmin yıkıcı eğilimlerinden kurtarmak bir yana, bu eğilimleri daha da yoğunlaştırıyor; teknoloji şirketleri çevre üzerindeki etkilerine aldırmaksızın katlanarak hızlanan, plansız bir büyümeye kendilerini adamış durumdalar.

Çoktan berbat hale getirdiğimiz analog dünyamızdan dijital bir alternatife kaçamayacağımızı ikna edici bir şekilde gösteren bir kitap.

Sorunlarımız maddi ve maddi çözümler gerektiriyor.

Ünlü bir gazeteci ve program yapımcısı olan Pitron iki yıl boyunca dört kıtada sürdürdüğü titiz araştırmasıyla dijital dünya serabının ardındaki karanlık gerçeği, sadece adı sanal olan bir teknolojinin anatomisini gözler önüne seriyor.

İletişim kurmak, çalışmak ve tüketmek için kullandığımız dijital teknolojinin sandığımızdan çok daha somut olduğunu ve önümüzdeki onyıllarda dünyanın biyofizik sınırlarının aşılmasında başrolü oynayacağını öne sürüyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ekolojik ayakizinin en iyi şekilde küçültülmesini sağlayan araç olarak göklere çıkartılan dijital yaşam tarzı, küresel ısınmaya en büyük katkıda bulunan ve en kalıcı damgayı vuran malzemeleri oburca tüketmektedir.”

  • Künye: Guillaume Pitron – Dijital Cehennem: Bir Like’ın Ucuna Yolculuk, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, inceleme, 264 sayfa, 2023

Gaston Bachelard – Yeni Bilimsel Tin (2023)

‘Yeni Bilimsel Ruh’, Gaston Bachelard’ın epistemoloji ve bilim tarihi üzerine yazdığı bir kitap.

Relativistik fizik, kuantum fiziği, Öklid dışı geometri ile ilgileniyor ve Descartes’ın felsefesini eleştiriyor.

Bachelard, fizikçi Werner Heisenberg’in belirsizlik ilkesinden yola çıkarak determinizm ve indeterminizm problemini analiz ediyor, ayrıca bilimde devrim kavramını kuramlaştırıyor.

‘Yeni Bilimsel Tin’, Gaston Bachelard’ın Bachelard olmaya başladığı, kendi kıvamını bulduğu kitaptır.

Nasıl Kepler ve özellikle Galileo’nun geliştirdiği yeni epistemoloji, filozofunu Descartes’ta bulmuşsa, geometride Lobaçevski ve fizikte Einstein’la başlayan değişmenin epistemolojisini de Bachelard, bu kitabından itibaren teorileştirmiş, söz konusu gelişmelerden bilim felsefesi açısından önemli sonuçlar çıkarmıştır.

Vardığı nokta ise modern bilimin artık Descartesçı epistemolojiyi geride bıraktığı, aştığı saptamasıdır.

İşte bu noktadan sonra, Bachelard’ın velut epistemolojik üretimi geleneksel felsefenin rasyonalizm ve ampirizm, gerçekçilik ve uzlaşımcılık gibi ikiliklerini bir sentez içinde aşmaya yönelir.

‘Yeni Bilimsel Tin’, Bachelard’ın kendine özgü rasyonalizminin, tarihsel kopuş teorisi ve epistemolojik pedagojisinin nüve halinde ortaya çıktığı yapıtıdır.

Filozofu anlamak için ilk önce ve en dikkatle okunması gereken eserinin bu olduğu söylenebilir.

  • Künye: Gaston Bachelard – Yeni Bilimsel Tin, çeviren: Alp Tümertekin, Minotor Kitap, felsefe, 152 sayfa, 2023

Philippe Panerai, Jean Castex ve Jean-Charles Depaule – Kentsel Biçimler (2023)

 

‘Kentsel Biçimler’, dört dörtlük 20. yüzyıl bir kentbilimi tarihi.

Kitap, yüzyılın kentlerinde, Paris, Londra, Amsterdam ve Frankfurt’ta gerçekleştirilen en anlamlı, belki de en tekil çalışmaları kendi ölçekleri temelinde bir araya getiriyor.

Seçtiği örneklerle bir yandan mükemmel bir panorama, bir yandan da kuramsal bir ders ve tartışma konusu oluşturuyor.

Kitapta, klasik Avrupa kentinin 19. yüzyılın dönüştürdüğü, 20. yüzyılın da yürürlükten kaldırdığı ayırıcı özelliği olan bina adasının, yani belirli bir mekânsal örgütlenmesi çok yönlü bir biçimde ele alınıyor.

  • Künye: Philippe Panerai, Jean Castex ve Jean-Charles Depaule – Kentsel Biçimler: Bina Adasından Bina Bloğuna, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayıncılık, mimari, 240 sayfa, 2023

Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası (2023)

Yayımlandığı günden bu yana filozoflara, mimarlara, psikologlara, edebiyatçılara, eleştirmenlere ilham kaynağı olan, her okuyanın zihninde yeni pencereler açan ‘Mekânın Poetika’sında Bachelard evi algılayış tarzımızın, her türlü barınak imgesinin düşüncelerimizi, anılarımızı ve düşlerimizi nasıl şekillendirdiğini gösterir.

Bachelard bu eserinde mekânın zaman/zihin tarafından dil aracılığıyla nasıl doldurulduğunu, dondurulduğunu, katılaştırıldığını inceler.

Ona göre dil anlamlandırır, poetik hayal gücüyse tüm bu anlamlandırma süreçlerine direnir, varlığın açılmasını sağlar.

Felsefe, fenomenoloji, psikanaliz, fizik, biyoloji, nöroloji…

Hepsi de dolaysız olanın, başka bir deyişle poetik hayal gücünün karşısında ikincildir artık.

Bachelard epistemolojisinde yeni bir dönüm noktasını temsil eden ‘Mekânın Poetikası’, değişimin ve sürekliliğin kıskacında yersiz kalan düşüncenin dil-gerçeklik, zaman-mekân, sonlu-sonsuz, içsellik-dışsallık, büyük-küçük diyalektikleri aracılığıyla kendisine poetik bir yer inşa etme girişiminin adıdır.

“Asla gerçek bir tarihçi değilizdir, şair bir yanımız vardır hep, heyecanlarımız da yitik bir şiirin dışavurumundan başka bir şey değildir belki de” diyen Bachelard, bizi şairlere kulak vermeye çağırıyor.

  • Künye: Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası, çeviren: Alp Tümertekin, Minotor Kitap, felsefe, 304 sayfa, 2023

Alain Badiou – Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir (2023)

Pandemi, ekonomik kriz ve artan siyasal baskı karşısında bizler “hareketsizlikten” yakınaduralım, Alain Badiou, başta Sarı Yelekler hareketi olmak üzere Fransa’daki yakın dönem örneklerine bakarak bu tür hareketliliklerin her zaman hayra yorulamayacağını savunuyor.

Sınıfsal çatışmada önemli ve belirleyici bir taraf haline gelen, günümüz “demokrasilerinin” en büyük destekçisiyken günden güne irtifa kaybeden orta sınıfın, içinde konumlandığı dünyanın dışına çıkarılamadığı takdirde despotizme çanak tutan, salt tepkisellikle malûl bir irticai söylemin içine sıkışıp kalacağını ileri sürüyor.

Yeni bir komünizm tahayyülünün gerekliliğine işaret eden Badiou, bu tahayyülün varoluşsal zeminini de Avrupa’ya tebelleş o lan göçmenlik ya da kendi deyimiyle göçer proletarya meselesinin yaratabileceği “yabancılıkta” arıyor.

Alain Badiou’nun 2016-2020 arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan ‘Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir’in, farklı başlıklar altında çeşitli kavramların irdelendiği ilk kısmında filozofun dünyanın gidişatına nereden baktığını ortaya koyan teorik bir çerçeve çizilirken, ikinci kısmında güncel yakıcı problemleri yine bu çerçevede, gelecek ufkunu hiç kaybetmeden sorgulayabileceğimiz bir tartışma düzlemi sunuluyor.

  • Künye: Alain Badiou – Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir, çeviren: Alp Tümertekin, Sel Yayıncılık, siyaset, 112 sayfa, 2023

Céline Bonicco-Donato – Heidegger ve İkamet Etme Meselesi (2022)

 

Martin Heidegger’i okumadan mimar olunabilir mi?

“İnşa Etmek, İkâmet Etmek, Düşünmek” başlıklı denemenin yazarının karmaşık ve derin düşüncesine yaklaşmadan hakiki anlamda bina yapılabilir mi?

Céline Bonicco-Donato, Heidegger’in mimari üzerine fikirlerini derinlemesine analiz ediyor.

Mimari ile uğraşan veya konuya ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir çalışma.

Heidegger, mimari hakkında şunları söylüyor.

“Analiz ettiğimiz projelerin, yani Frank Lloyd Wright’ın Falling Water, Alvar Aalto’nun Villa Mairea ve Peter Zumthor’un Therme Vals projelerinin (…) gösterdiği gibi projenin ölçüsü mimar değil, dünya, yani projeden önce varolan, başka deyişle inşaat alanı, sunduğu malzeme, tarihi, doğal öğeleri, atmosferi, vb. olmalıdır.”

“Hakiki mimari üretim (…) zaten orada olanı ‘görünür kılmak’tan kaynaklanır.”

“Mimarın görevi yaratmak değil, var olmak isteyenin varlık kazanmasına izin vermektir.”

  • Künye: Céline Bonicco-Donato – Heidegger ve İkamet Etme Meselesi: Bir Mimarlık Felsefesi, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2022

Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi (2022)

 

Avrupa’da ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenen kültürel temsilleri ve pratikleri, önemini hâlâ koruyan on üç tema çerçevesinde derleyen bu kitap kıta ölçeğinde bir kültür tarihi sentezi sunuyor.

Emmanuelle Loyer her bölümde bir sorunsalı ortaya çıkarmaya ve “Avrupa denilen çiçek dürbününü avcumuzda çevirip o ana kadar kendini göstermeyen yeni gerçekliklerin farkına varmamızı sağlayan tarihyazımsal bir aracı kullanmaya” çalışıyor: Garlar, kafeler ve bulvarlar gibi mekânlar etrafında şehre özgü yeni zaman algısının ve deneyim sisteminin nasıl şekillendiğini gözler önüne sermek için kent kültürüne eğiliyor.

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında serpilmeye başlayan “gazete uygarlığı”nın, tiyatronun burjuvalaşma sürecinin hikâyesini anlatıyor.

1914-45 arasında Avrupalı toplumlara damgasını vuran savaş kültürünün toplumsal yaşama nasıl sızdığını ve sömürgeci kültür denen düşünsel yapıda kendini nasıl sürdürdüğünü gösteriyor.

Avrupa monarşilerinin karşısında oluşan sivil toplumun bayraktarlığını yapan entelektüel figürünün geçirdiği dönüşüme, 1968’le baş gösteren yeni hareketlilik tarzlarına odaklanıyor.

Son olarak, dijital kültür, kitle turizmi gibi daha güncel olgulara da değinen Loyer, yirmi beş yıllık okumalarının ve derslerinin ürünü olan ‘Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’ni özel hayatın yakın tarihine göz atarak tamamlıyor.

  • Künye: Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2022