Maurice Godelier – İmgelenen, İmgesel ve Simgesel (2024)

Hiç kuşku yok ki mitlerde ve dinlerde imgelenen şey, buna inananlar tarafından asla salt bir imgelem olarak düşünülmez.

Tersine, gündelik yaşamda deneyimlenen gerçeklikten bazen daha gerçek olarak algılanır.

  • Eğer böyleyse, gerçek olandan daha gerçek olan bu imgesel nedir?
  • Ve elbette bu durumda, gerçek nedir?

Lévi-Strauss “gerçek”, “simgesel” ve “imgesel” olanın “üç ayrı düzen” olduğunu ileri sürse de Maurice Godelier bu çalışmasında, gerçek olanın simgesel ve imgesel düzlemlerden ayrılamayacağını maharetle gösteriyor.

Kutsal törenler, nesneler ve mekânlar, insanlığın bir kısmı için Tanrı’nın, tanrıların ya da ruhların varlığının gerçekliğine ve dolayısıyla da hakikatine tanıklık etmiyor mu?

Simgesel; düşüncenin ötesine geçerek tüm bedeni, bakışları, jestleri ve bir o kadar da tapınakları, sarayları, araç-gereci, yiyecekleri, dağları, denizi, gökyüzünü, yeryüzünü istila eder ve harekete geçirir: Simgesel, gerçektir.

Bu çalışma hiç şüphesiz bizi sosyal bilimlerin kalbine götürüyor.

Çünkü imgeselin ve simgeselin doğası ve rolünü sorgulamak, toplumsal yaşamın başlıca bileşenlerini ve insani varoluşun temel veçhelerini de sorgulamaktır.

  • İnsanlar gerçeği nasıl üretir?
  • İmgesel olan hangi yollarla gerçek statüsü kazanır?
  • Gerçeği simgeselden ya da imgeseli simgeselden ayırt etmek mümkün müdür?
  • Simgeler simgeledikleri şeylerden daha mı gerçektir?

Son dönem Fransız antropolojisinin en üretken ve en tanınmış isimlerinden Maurice Godelier, sadece kendi disiplini antropoloji içerisinden değil, felsefe ve tarih gibi alanlarda da sorgulamayı sürdürerek bu türden çetrefilli sorulara yanıt arıyor.

  • Künye: Maurice Godelier – İmgelenen, İmgesel ve Simgesel, çeviren: Umut Can Gökduman, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 2024

Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik (2024)

‘Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik’, Bourdieu’nün 2000-2001 yılı arasındaki Collège de France derslerini bir araya getiriyor.

Bourdieu burada, bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nesnem olarak aldığım dünyanın içinde olduğumu ve onun tarafından içerildiğimi biliyorum.

Bir bilim insanı olarak, toplumsal dünyadaki hakikat mücadelelerinde ne yaptığımı bilmeden, bu mücadelelerde yer aldığımı bilmeden bir pozisyon alamam; tek hakikat, hakikatin hem akademik dünyada hem de bu akademik dünyanın nesnesi olarak toplumsal dünyada bir mücadele nesnesi olduğudur. Tam da bundan ötürü bilimi tarihsel ve sosyolojik bir analize tabi tutmak bana hiç olmadığı kadar gerekli gözüktü.

Amaçlarımdan biri, bilimsel bilgiyi ortadan kaldırmak ya da itibarsızlaştırmak için değil, aksine onu daha güçlü bir kontrole tabi tutmak ve güçlendirmek için bilginin öznesine karşı yönlendirilebilecek bilgi araçlarını sağlamaktır.

Diğer bilimlere toplumsal temelleri sorusunu yönelten sosyoloji bu sorgulamadan kendisini muaf tutamaz.

Toplumsal dünyaya, ifşa eden, maskeyi düşüren, gizli olanı açığa çıkaran bir bakış atan sosyoloji kendisine de aynı şekilde bakmaktan kaçınamaz.

Buradaki amaç, sosyolojiyi yok etmek değil, aksine ona hizmet etmek, daha iyi bir sosyoloji yapmak için sosyolojinin sosyolojisinden istifade etmektir.”

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bilimin Bilimi ve Düşünümsellik: Collège de France Dersleri 2000-2001, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 206 sayfa, 2024

Kolektif – İktisat ve Toplumsal Cinsiyet (2023)

Egemenin iktidarını perçinlemek için en sık başvurduğu yol karşıtlıklar kurgulama, bu karşıtlıklar arasında hiyerarşik ilişkiler kurma ve bu temelde kurgulanan ‘‘birini diğerine üstün kılma’’ pratikleriyle ötekiler yaratmak.

Bu yolda son derece kullanışlı bir araç olan eril toplumsal cinsiyetçi normlar, işte tam da bu nedenle, egemenin iktidarını güç ilişkileri aracılığıyla inşa ediyor, böylece ötekileştirme pratiklerini her durumda yeniden üreterek iktidarın sürekliliğinin sağlanması amacına hizmet ediyor.

Egemen iktisat (ana-akım ya da feminist literatürdeki adlandırmasıyla adam-akım iktisat) anlayışlarının ‘‘toplumsal cinsiyet’’ e oldukça mesafeli duruşlarının ardında da sözü edilen güç ve iktidar ilişkileri yatıyor.

Bu kitaptaki çalışmaların ortak yönü, adam-akım iktisadın iktidarını yerinden etmek için toplumsal cinsiyetin analitik bir kategori olarak iktisada dâhil ediliş serüvenine ilişkin tartışma ve araştırmalara odaklanmaları.

Bu çalışmalar, Türkiye’de ‘‘kadın’’, ‘‘akademisyen’’, ‘‘iktisatçı’’ kimliklerini birbirlerinden ayrıştıran, kompartmanlaştıran sınırları aşmaya çalışan; bunun ise ‘‘toplumsal cinsiyet farkındalığı’’ ile iktisada yaklaşarak mümkün olabileceğini gören, feminist iktisat alanında ürünler ortaya koyan kadın akademisyenlerin, özellikle feminist iktisat yazınındaki kuramsal ve felsefi tartışmalara odaklanan, ürünlerini örneklemektedir.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ebru Işık, Ufuk Serdaroğlu, Nurcan Özkaplan, Gülin Yavuz.

  • Künye: Kolektif – İktisat ve Toplumsal Cinsiyet (Kuramsal ve Felsefi Tartışmalar), editör: Ebru Işık, Ufuk Serdaroğlu, Heretik Yayıncılık, iktisat, 390 sayfa, 2023

Tolga Gürakar, Esra Çeviker Gürakar – Kimlik ve Aidiyet Ekseninde Müslüman İspanyollar (2023)

Sosyal bilim her şeyden önce ampiriyle boğuşturulmuş bütünlüklü argümanlar, zeminli, ampirik alüvyonlarla beslenmiş izah şemalarıysa eğer, Müslüman İspanyollar kitabının yazarlarının bu türden bir muhakemenin yetkin ve gelişkin bir örneğini verdiği açık olmalıdır.

Ampiri ve teorinin bu zihin açıcı buluşmasının somut mekânı, mühtedi Müslüman İspanyollar ile ikinci kuşak mühtedi çocuklarının yaşadıkları Endülüs şehri Granada ama esasen yazarların Bourdieucü adlandırmalarıyla “Mühtedi Nesiller Alanı”.

İspanyol mühtediler ile ikinci kuşak mühtedi çocuklarının içerisinde konumlandıkları Mühtedi Nesiller Alanında, teorik teçhizatın merceği altında bambaşka ama bir o kadar da karmaşık bir gerçeklik karşımıza çıkıyor: gömülü iktidar ilişkileri, sermaye terkipleri, alan içi mücadeleler, rekabet…

Granada’da yaşayan mühtedi İspanyol’un, ihtida tecrübesinde ya da ikinci kuşak olmakta ortaklaştığı diğer mühtedilerle; aynı dine mensup olduğu göçmen Müslümanlarla; paylaştığı kültüre rağmen ihtida ettiği için “içimizdeki yabancı” gibi görüldüğü diğer İspanyollarla kurduğu ilişki formlarını fevkalade maharetli bir şekilde işleyen bu kitap hiç kuşkusuz vaadini yerine getiriyor.

  • Künye: Tolga Gürakar, Esra Çeviker Gürakar – Kimlik ve Aidiyet Ekseninde Müslüman İspanyollar: Mühtedi Dinsel Yaşamın Sıra Dışı Biçimleri, sosyoloji, 272 sayfa, 2023

Deirdre N. McCloskey – İktisadın Gizli Günahları (2023)

Deirdre McCloskey, bu kısa çalışmasında, politik ekonomiyi bir kenara bırakan iktisattaki bilimsel teşebbüsü sekteye uğratan iki gizli günah olduğunu iddia eder.

Bu iddiasını temellendirirken iktisada ilişkin genel kanıyı gözden geçirir, küçük günahlardan bahseder, iktisada özgü olmayan büyük günahları belirtir, “içeridekilerin” ve “dışarıdakilerin” iktisada dair hatalı kavrayışlarını net bir şekilde ortaya koyar.

Hacim olarak küçük sayılabilecek bir çalışmada, muazzam bir bilgi birikiminden süzülerek ortaya konan kapsamlı bir sorgulama yapar.

Peki nedir bu iki gizli günah?

Öncelikle şunu belirtir McCloskey; “Dünyaya ilişkin bir araştırma düşünmeli ve bakmalıdır. Teorileştirmeli ve gözlemlemelidir. Biçimlendirmeli ve kaydetmelidir. Her ikisini de.”

Ve iktisat, saf bir düşünme pratiği, sadece bir teori değil, dünyaya dair bir araştırma pratiğidir:

“… iktisadın saf düşünme değil, dünya üzerine bir araştırma olması gerekiyor.”

Dolayısıyla iktisat ne sadece ampirik ne de sadece teorik olabilir.

İkisini de kullanmalıdır.

Ne var ki iki gizli günah tam da burada işlenir: “İktisat, ‘teoride’ nitel ‘sonuçlara’ ve ‘ampirik çalışmada’ anlamlı/anlamsız ‘sonuçlara’ indirgenmiştir.”

McCloskey’e göre bu çalışma tarzında işlenen günahlar, niceliksel gücü olmayan “niteliksel teoremler” ve niceliksel gücü olmayan “istatistiksel anlamlılık”tır.

  • Künye: Deirdre N. McCloskey – İktisadın Gizli Günahları, çeviren: Eren Kırmızıaltın, Heretik Yayıncılık, iktisat, 80 sayfa, 2023

Frederick Douglass – Amerikalı Köle Frederick Douglass’ın Yaşam Öyküsü (2023)

 

Frederick Douglass on dokuzuncu yüzyılda yaşamış ünlü bir kölelik karşıtı olarak hatırlansa da bu ifade tek başına Douglass’ın gerçekte kim olduğunu ve ne kadar büyük bir etki yarattığını tam olarak ifade etmez.

Douglass düşünceleri, sözleri ve eylemleriyle ABD’nin dönüşümünde önemli bir role sahiptir.

Başarısının büyüklüğü, köle doğduğunu düşündüğünüzde daha da belirginleşir.

Bu yaşam öyküsü bir bakıma ham hatıralardan oluşan otobiyografidir ama aynı zamanda bir kölenin adaletsiz bir kaderi kabullenmeyi reddetmesinin öyküsüdür.

Tarifsiz zulmün, toplumsal çalkantının, kişisel mücadele ve zaferin ilk ağızdan anlatımıdır.

Etkisi o kadar derindir ki, yazılmasından yaklaşık iki asır sonra bugün bile özgürlük ve eşit hak mücadelelerinde anılır.

Bu yaşam öyküsü, dünyanın herhangi bir yerindeki ırk, etnisite, din vb. temelli ayrımcılıkla mücadelede daima referans verilmesi gereken, gerçek, çarpıcı ve çok güçlü bir özgürleşme öyküsüdür.

“Ne olursa olsun, her ne pahasına olursa olsun gelin, rüzgâra karşı açtığınız pankartların üzerine dini ve siyasi ilkeniz olarak şunları yazın, ‘KÖLELİĞE TAVİZ YOK! KÖLE SAHİPLERİYLE BİRLİK YOK!’”

  • Künye: Frederick Douglass – Amerikalı Köle Frederick Douglass’ın Yaşam Öyküsü, çeviren: Selda Arıt, Heretik Yayıncılık, anı, 152 sayfa, 2023

Deniz T. Kılınçoğlu – Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisat ve Kapitalizm (2023)

Geç Osmanlı’da yürütülen iktisadi tartışmalar hakkında şu ana kadar yapılmış en ayrıntılı inceleme.

Deniz T. Kılınçoğlu’nun çalışması, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda iktisadi düşüncenin gelişimini hem dönüşen toplumun sancıları bağlamında değerlendirmesi hem de kapitalizmin gelişimini yeniden düşünmek için fırsatlar sunmasıyla harikulade.

Bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında yaşanan düşünsel ve kültürel dönüşüme yeni bir bakış açısı getiriyor.

Dönemin iktisadi düşünce atmosferini inceleyen çalışma, iktisat biliminin Osmanlı’ya girişi, bu yeni disiplinlerden alınan kavramların geleneksel iktisadi değerlerle harmanlanarak yerlileştirilmesi ve edebi eserler gibi popüler araçlarla hayatın her alanına yayılmasının dinamiklerini ele alıyor.

Yazar, temel olarak şu üç soruya cevap arıyor:

  • Toplumsal ilişkilere dair yeni bir anlayış ve analiz yöntemi sunan iktisat bilimi, Osmanlıların dünyaya ve kendilerine bakışını nasıl etkiledi?
  • Bu bilimin yarattığı yeni dünya algısı, Osmanlıların güncel meseleler ve imparatorluğun geleceğine dair düşüncelerini nasıl şekillendirdi?
  • Osmanlı aydınları, iktisadi yazından ilhamla geliştirdikleri fikir, kavram ve değerleri, modernleşme ve toplumsal değişim amaçları için nasıl kullandılar?

Çalışma, sosyal ve beşeri bilimlerle ilgilenen tüm okurlar için önemli bir kaynak.

  • Künye: Deniz T. Kılınçoğlu – Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisat ve Kapitalizm, çeviren: Onur Gayretli, Heretik Yayıncılık, iktisat, 400 sayfa, 2023

Maurice Godelier – Toplumsal Yaşamın Temelleri (2022)

  • Toplumsal ilişki nedir?
  • İnsanın bir “özü” var mıdır?
  • Ne tür akrabalık sistemleri mevcuttur?
  • Hâsılı, anropoloğun gözünde toplumsal yaşamın temelleri nelerdir?

Sosyal bilimlerin hem saha araştırmalarının hem de sorgulamalarının merkezindeki bu soruları ele alan Maurice Godelier bu kitabında insan varoluşunun beş önkoşulunu tanımlıyor.

Yazar’a göre insan, en başından beri hem biyolojik hem toplumsal hem de tarihsel bir varlıktır.

Eğer böyleyse, kültürün insan varoluşuna sonradan “eklendiği” iddiası temelsizdir.

İnsanlar toplumsal bağları ne bir anda keşfetmiş ne de bir sözleşme vasıtasıyla ansızın toplumu “kurmuştur”.

İnsan doğal olarak sosyal bir türdür, toplum halinde yaşamayı sonradan keşfetmemiştir.

Ancak bu belirlenim insan gerçekliğinin tamamını da kapsamaz çünkü buna bir de tarih eklenir.

Ne söylenirse söylensin tarihin bir sonu yoktur.

Tarih, bireyler için olduğu kadar toplumlar için de her zaman ucu açık bir mümkünler uzamıdır.

  • Künye: Maurice Godelier – Toplumsal Yaşamın Temelleri, çeviren: Ayris Taban, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 70 sayfa, 2022

John Dewey – Nasıl Düşünürüz? (2022)

‘Nasıl Düşünürüz?’de John Dewey, düşünme ve düşünce eğitimine ilişkin görüşlerini, eğitimcinin ve eğitim sürecinin rolünü de dikkate alarak paylaşır.

Görüşlerini, bilginin insanın dünyayla etkileşimine sıkı sıkıya bağlı olduğu inancına dayandıran Dewey, düşünce eğitiminin gerekliliği ve okullardaki koşullar; düşünce eğitiminde doğal kaynakların kullanımı; tümevarımsal ve tümdengelimsel akıl yürütme; olguları yorumlama; somut ve soyut düşünme; düşünce eğitiminde etkinlik, dil ve gözlemin işlevleri ve daha birçok konuyu ele alıyor.

Bir asır önce ilk yayımlandığında olduğu gibi bugün de önemli ve ilham verici olan bu kitap, öğretim alanında aktif olan herkes (eğitimciler, öğrenciler, politika yapıcılar, düşünürler …) için kılavuz niteliğindedir.

  • Künye: John Dewey – Nasıl Düşünürüz?, çeviren: Seyithan Ulaş Selvi, Heretik Yayıncılık, eğitim, 280 sayfa, 2022

Maurice Godelier – İnsan Toplumlarının Temelinde (2022)

 

Claude Lévi-Strauss’tan sonra Fransız antropolojisinin en üretken en çok tartışılmış figürü olan Maurice Godelier’nin kırk yıla yayılmış çalışmalarının bütünlüklü bir sentezi, burada.

‘İnsan Toplumlarının Temelinde’, antropolojinin başat soru ve temalarını akıcı bir üslupla açıklamasıyla da ayrıca önemli.

Antropoloji ne işe yarar?

Kitabın giriş kısmını bu soruyla açarak Maurice Godelier niyet ve amacını en baştan belli eder.

Soru basit olduğu kadar yıkıcıdır: Nesnesi ve nesnesiyle kurduğu ilişki, disiplini tamamıyla dağıtacak derecede sorgulanan bir antropoloji, her türden karşılaştırma, soyutlama ve kavramsallaştırma çabasından artık vazgeçmeli midir?

Tereddütsüzce ‘‘hayır’’ cevabını verir Godelier ve bu yönde sayısız ikna edici örnek sunar.

Diğer yandan bu kitap, hiç kuşkusuz Claude Lévi-Strauss’tan sonra Fransız antropolojisinin en üretken ve uluslararası düzeyde en çok tartışılmış figürünün kırk yıla yayılmış çalışmalarının bütünlüklü bir sentezidir.

Hayranlık uyandıran bir bilgelik ve entelektüel açık sözlülükle Godelier, tüm araştırmacı kariyerinin temel sorunlarını (en başta da ‘‘Bir toplumu bir bütün olarak kuran nedir’’ sorusunu) ve antropolojinin başat temalarını (kutsal, cinsellik, mübadele, akrabalık, aile, armağan-karşı armağan) akıcı bir üslupla sırasıyla ele alır.

Kısacası ‘İnsan Toplumlarının Temelinde’, bir yandan, günümüz antropolojisinin en büyük ve en üretken isimlerinden birinin zengin külliyatına ve oradan da antropolojinin temel meselelerine bütünlüklü bir giriş, diğer yandan da bir disiplinin ve onun ötesinde sosyal bilimlerin izah ve kavratma gücüne dair güçlü bir manifestodur.

  • Künye: Maurice Godelier – İnsan Toplumlarının Temelinde: Antropolojinin Bize Öğrettikleri, çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 2022