Rüya Kılıç – Erken Modern Osmanlı’da Deliler ve Delilik (2023)

Hem merak hem korku uyandıran, psikiyatriden çeşitli sanat dallarına geniş bir yelpazenin konusu olmuş delilik ve delileri Rüya Kılıç, erken modern dönem Osmanlı’da inceliyor.

Delilerin teşhis edilmesi, delilik alametleri, tedavi yöntemleri gibi tıbbın konuya yaklaşımının yanı sıra toplumun delilere bakış açısını da ihmal etmiyor.

Osmanlı’da dinin, delilere muameledeki etkisini de siyasi iktidarın delilere olan tavrını da dikkate alıyor.

Modern psikiyatri öncesiyle günümüzdeki delilik “tanımlarının” farklılığını da mercek altına alan ‘Erken Modern Dönem Osmanlı’da Delilik ve Deliler’, yazarının deyimiyle “bir sessizliği” deliyor, ilgi duyulan ancak üzerine çok çalışılmamış bir alana ışık tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“[…] delilik bir kişi için sürgün gerekçesi daha sonra aynı kişi hakkında merhamet talebiyle affedilme gerekçesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Kaldı ki sıklıkla vurgulanan merhamet sınırsız ve karşılıksız değildi. Kısaca ifade edecek olursak, yapılan, sadece Osmanlı’da deliler ve delilikle ilgili yüzeysel ve genelleyici yargılara varmak yerine bunları anlamaya ve anlatmaya yönelik sınırlı bir çabadan ibarettir.”

  • Künye: Rüya Kılıç – Erken Modern Osmanlı’da Deliler ve Delilik, İletişim Yayınları, tarih, 180 sayfa, 2023

Terry Eagleton – İngiliz Romanı (2023)

Çağımızın önde gelen edebiyat teorisyenlerinden Terry Eagleton, İngiliz Romanı’nda İngiliz edebiyatında romanın ortaya çıkışı, gelişimi, temaları ve problemlerini titiz bir inceleme ve özgün bir yaklaşımla ortaya koyuyor.

Daniel Defoe’dan Jonathan Swift’e, Laurence Sterne’den Charles Dickens’a, George Eliot’tan Henry James’e, James Joyce’dan Virginia Woolf’a belli başlı İngiliz romancılarını gerek roman sanatına yaptıkları nadide katkılar gerek kendi devirlerine özgü düşünüş, davranış biçimleri ve egemen ideolojilerle olan bağlantıları ışığında ele alan Eagleton, İngiliz edebiyatının oldukça uzun bir dönemine dair son derece yetkin bir inceleme sunuyor.

Eagleton’ın kendine has leziz anlatımıyla geniş bir edebiyat coğrafyasını keşfe çıkan ‘İngiliz Romanı’, hem İngiliz edebiyatı öğrencileri ve araştırmacıları hem de genel edebiyat okuru için eşsiz bir başvuru kaynağı.

Kitap, gözden geçirilmiş, yeni çevirisiyle raflarda.

  • Künye: Terry Eagleton – İngiliz Romanı, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, inceleme, 432 sayfa, 2023

Cem Kara – Sınırları Aşan Dervişler (2023)

‘Sınırları Aşan Dervişler’, 1826-1925 yılları arasında, aslında bütün Osmanlı tarikatlarının büyük bir dönüşümden geçtiği bir kesitte, Bektaşiliğin gelişme seyrini inceliyor.

  • Osmanlı’daki muteber ve ayrıcalıklı konumunu büyük ölçüde Nakşibendiliğe bırakarak tasfiye edilen Bektaşilik, buna nasıl tepki verdi?
  • Arnavutluk, Bektaşiliğin yeni merkezi olarak nasıl öne çıktı?
  • Balkanlar’da yeni bir canlanma yaşayan Bektaşilik, hem kendi geleneğiyle, hem Osmanlı’daki dinî kültürleriyle, hem Batı kültürleriyle nasıl bir etkileşime girdi?
  • “Liberal ve hoşgörülü” bir inanç geleneği olarak baskılanmasının oryantalist bir simge haline gelmesi, nasıl gerçekleşti?

Cem Kara, 2022’de Annemarie Schimmel Ödülü’ne ve 2018 yılında merkezi Münih’te bulunan Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi’nin en başarılı tez ödülüne layık görülen çalışmasında, bu sorulara rengarenk bir resimle cevap getiriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bektaşilik 19. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar çeşitli inanç kültürlerinin bir izdüşümü işlevini görmüştür: Sünni Ulema, Bektaşiliği ‘hakiki’ İslâm’ın karşıtı, Türk milliyetçileri onu aslen Türk kültürünün bir parçası ve Batılı Masonlar ve Hıristiyan gruplarıysa Bektaşiliği özünde kendilerinin Şark’taki akraba bir kültürü olarak görmüştür. (…) Mevleviler, Melamiler veya Kızılbaş Alevileri için de farklı gruplarla ilişkileri dahilinde benzer şeyler söylenebilir, ancak bu denli çok çeşitli gruplarca bu denli çok yönlü bir şekilde tezahür eden başka bir inanç kültürüne pek nadir rastlanır.”

  • Künye: Cem Kara – Sınırları Aşan Dervişler: Bektaşiliğin Kültürel İlişkileri 1826-1925, İletişim Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2023

Mona Chollet – Aşkı Yeniden İcat Etmek (2023)

Aşkı bize sunulandan farklı bir biçimde tasavvur edebilir miyiz?

Daha güçlü, daha tatmin edici, daha eşit bir aşk…

Televizyon dizileri, filmler, romanlar, gündelik hayatın görünmez kodları kadınların susmasını ve aşkta mutluluğu yakalamak için kendileri ile sevgilileri arasında bir seçim yapmaları gerektiğini öğütlüyor.

Erkek her şeye hakkı olan, kadın ise fedakârca kendini adaması gereken taraf olarak kabul ediliyor.

Sadakat ve tekeşliliğe değer yükleyen toplumsal kaideler bazen kadın kırımının yolunu açabiliyor; bu olmadığında bile kadın için yıkıcı, yıpratıcı ve tüketici oluyor.

Tahakkümün görünür ve görünmez bin bir çeşidi hayatımızı esir almaya devam ediyor.

Mona Chollet, ‘Aşkı Yeniden İcat Etmek’te patriyarkanın heteroseksüel ilişkileri nasıl manipüle ettiğini, hem kadınları hem de erkekleri koşullandırdığını, aşkı ve arzuyu yaşamamıza engel olduğunu anlatıyor.

Kadın-erkek ilişkisinin hakiki ve eşit bir ilişkiye dönüşebilmesi için öncelikle kadınların kendi seslerini bulması gerektiğini söylüyor.

‘Aşkı Yeniden İcat Etmek’, hem eleştirel üslubuyla hem de yüreklendirici bakış açısıyla aşkın gücüne duyulan inancın manifestosu âdeta.

“Kadınların kimliklerine, kıymetlerine dair çok güçlü ve sağlam hisleri olması, her alandaki egemenliklerinden emin olmaları gerekir. İşte tüm bu ögeler kadınların sahip olmakta çok az şanslı oldukları noktalar; ama onları beslemeye kararlı olmak da bizim elimizde.”

  • Künye: Mona Chollet – Aşkı Yeniden İcat Etmek: Patriyarka Heteroseksüel İlişkileri Nasıl Sabote Ediyor?, çeviren: Z. Hazal Louze, İletişim Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2023

Candan Türkkan – İstanbul’u Doyurmak (2023)

İstanbul, yüzlerce yıl Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, günümüzdeyse Türkiye’nin finansal kalbi olan, tarihî, kültürel ve ekonomik açıdan her zaman önemli bir şehir.

Candan Türkkan, ‘İstanbul’u Doyurmak’ta “iaşe”nin, iktidarın kendini var etme araçlarından biri olduğu tespitinden hareket ediyor; söz konusu tespitin yüzyıllar içinde bu toprakların kendine has ekonomi politiğiyle nasıl dönüşüp ne gibi sosyal ve siyasi sonuçlar yarattığını ele alıyor.

Osmanlı döneminde İstanbul’un iaşesine ilişkin birincil kaynakları, tarihî, antropolojik ve coğrafi çalışmaları kullanarak gıda sisteminin özelliklerini belirleyen Türkkan, bu sistemin 19. yüzyıldaki çözülüşünü takip ederek Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş bir tarihsel süreçte gıda rejiminin son derece etraflı bir analizini yapıyor.

1980’lerden itibaren gündelik hayatta/ ekonomide yaşanan dönüşüm ve değişimlerin, neoliberal politikaların, küreselleşmenin, sermaye piyasalarının, tedarik zincirlerinin izini sürerek İstanbul’un nasıl doyurulduğunun/doyduğunun günümüzdeki dinamiklerine daha yakından bakıyor.

Üstelik hem farklı bir gıda sistemi hem de farklı bir gıda rejimi vaat eden “karşı hareketleri”, alternatif yaklaşımları da ihmal etmeyerek.

İstanbul’un olduğu kadar Türkiye’nin de gerek tarihini gerek iaşe kültürünü, değişen beslenme politikalarını anlamak için çok önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“(…) gıdanın nasıl üretildiğinin, hangi gıdaların üretildiğinin, üretim yerlerinden tüketim noktalarına nasıl taşındıklarının, nerede ve nasıl alınıp satıldıklarının, onları kimlerin işleyip tükettiğinin, tüm bunların siyasi sorular olduğunu ve dolayısıyla siyasi bünyenin nasıl tesis edildiğinin, egemenle tebaa arasındaki ilişkinin doğasının –kimin, kimi, nasıl yönettiğinin ve bu yönetimin neyi gerektirdiğinin– göstergeleri olduklarını savunuyorum.”

  • Künye: Candan Türkkan – İstanbul’u Doyurmak: Gıda İaşesinin Politik Ekonomisi, İletişim Yayınları, inceleme, 238 sayfa, 2023

Wilhelm Schmid – Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine (2023)

“Hediye emeği paket yapılmadan çok önce başlar, paket açılınca sona ermez”

Bayramlarda, yılbaşlarında, doğum günlerinde, yıl dönümlerinde sevdiklerine hediye almak âdettendir.

Ama birine hediye vermek için bu vesileleri beklemek gerekmez illa.

Bazen sevdiğine değer verdiğini göstermenin, bazen birinden af dilemenin, bazen de arzu edilen bir şeye ya da konuma ulaşmanın yoludur hediye.

Hediye vermek güzel ama zahmetlidir.

Hayatı güzelleştiren ve zenginleştiren bu sanat bilgi, beceri ve incelik gerektirir.

  • Doğru hediye nasıl seçilir?
  • Maddi ve manevi hediyelerden hangisi daha makbuldür?
  • Hediye almak, kişiye doğrudan karşılık verme yükümlülüğü getirir mi?
  • Hediye beğenilmezse ne olur?
  • Birine sevgi, dostluk, zaman ve dikkat hediye etmek ne anlama gelir?
  • Hediye vermek mi, yoksa hediye almak mı insanı daha mutlu eder?
  • Cömertliğin hediye vermekle ilişkisi nedir?
  • En iyi hediye, en pahalı olan mıdır?
  • Aşk ilişkilerinde hediyenin yeri ve rolü nedir?
  • Arkadaşlık kendi başına bir hediye midir?
  • İnsan kendisine hediye vermeli midir?

Wilhelm Schmid, ‘Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine’de hediyelerin gündelik hayatımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.

Yazar hediye seçiminde özenli ve ölçülü olmanın önemini vurgularken, farklı durumlarda uygun hediyeyi bulmak için değerli tüyolar veriyor.

  • Künye: Wilhelm Schmid – Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, inceleme, 72 sayfa, 2023

Ayşe Parla – Kırılgan Umut (2023)

‘Kırılgan Umut’, Bulgaristanlı göçmenlerin beklenti ile belirsizlik, ayrıcalık vehmi ile reddediliş arasında durmadan mekik dokuyuşlarının izini sürüyor.

Kitap bu yönüyle günümüz Türkiyesi’nde göçmenliğin radde ve sınırlarını, aidiyet duygusunun çerçevesini keşfe çıkmasıyla çok önemli.

Türkiye, sonuncusu 1989’daki Büyük Göç olmak üzere, kuruluşundan beri Balkanlar’dan “anayurda” gelmiş yüz binlerce göçmene de, bu göçler üzerine yazılmış kitaplara da aşina.

Ancak zorunlu göçlerin, mübadelelerin aksine, ’90’lardan itibaren Türkiye bireysel “soydaş” göçlerine de sahne olmaya başladı.

Bu yeni “soydaş”lar, öncekilerden çok farklı hukuki ve sosyal koşullarla ülke değiştirdiler; toplu göçün sağladığı imkânlardan faydalanamadılar ve hemen tüm göçmenler gibi, güvencesiz çalışma koşulları ve kayıt dışı ekonominin yarattığı sömürüye maruz kaldılar.

Onların dirayetini artıran bir ayrıcalıkları vardı: Başka ülkelerden gelen, değişik etnik kökenlere sahip göçmenlerin aksine, Türk hukuk sisteminin onlara Türklük üstünden tanıdığı bir hakka, vatandaşlık alma umuduna sahip olmaları.

Bu, günlük hayat içinde tekrar tekrar kanıtlamaları gereken Türk ve Müslüman kimliklerini öne çıkardıkları, pratikte diğer göçmenlerin çektiği birçok sıkıntıyı paylaştıkları ama yine de kendilerini onlardan farklı gördükleri bir süreç yarattı.

Ayşe Parla, ‘Kırılgan Umut’ta tam da bu süreci mercek altına alıyor.

Doğu Bloku’nun çöküşünden sonra, ekonomik sebeplerle Türkiye’ye göç etmeyi seçen Bulgaristanlı göçmenlerin deneyimlerini yansıtan Parla, onların makbullük hiyerarşisi içindeki yerine bakıyor ve devletin bu hiyerarşiyi var eden kriterlerine dikkatimizi çekiyor.

Umudun ve güvencesizliğin ontolojisine eğilirken göçmenlerin kendi sesine, sözüne yer veren ‘Kırılgan Umut’, hem farklı göçmenlik kategorileri hem de aidiyet hissi üstüne düşünmek için yeni bir zemin, incelikli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Ayşe Parla – Kırılgan Umut: Türkiye’de Göç ve Aidiyetin Sınırları, çeviren: Yunus Çetin, İletişim Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2023

Eva Illouz ve Edgar Cabanas – Mutlu Yurttaş İmalatı (2023)

Günümüzde mutluluk baskısı, hayatlarımızın seyrini ve yönünü belirleyen temel bir etkene dönüştü.

Her fırsatta ve her alanda karşımıza çıkan pozitiflik salgınından sakınmak artık neredeyse mümkün değil.

Mutluluk tali bir hedef veya slogan olmanın ötesinde, herkesin açıkça peşinde koştuğu bir ürün gibi görülüyor.

Pozitif psikologlar, mutluluk uzmanları ve kişisel gelişim eğitmenlerinden oluşan yeni bir profesyoneller topluluğu, her fırsatta bireylere başarılı, sağlıklı ve işlevsel bir yaşama ulaşmaları için rehberlik ediyorlar.

Bu “iyi yaşam” uzmanları, kamu kurumlarının ve çokuluslu şirketlerin desteği ve işbirliği sayesinde, nihayet toplumun siyaset, sağlık ve eğitim gibi alanlarda nasıl hareket edeceğini belirleme konumuna ve kudretine eriştiler.

‘Mutlu Vatandaş İmalatı: Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?’ haklı ve sağlıklı bir şüphecilikle, süregiden “mutluluk hastalığının” arkasında nasıl devasa bir ekonomik pazarın işlediğini tartışıyor.

Edgar Cabanas ve Eva Illouz, mutluluk reçetelerinin iktidar ile iç içe geçerek nasıl güçlü bir kontrol mekanizmasına dönüştüğünü, neoliberalizmin bu durumu nasıl lehine kullandığını tartışıyorlar.

Kitaptan bir alıntı:

“Mutluluk arayışına girmek illaki daha iyi benlikler veya daha iyi bir toplum için çalışmak anlamına gelmez, ancak her zaman mutluluğun bir kavram, iş, endüstri ve tüketimci bir yaşam tarzı olarak meşruiyeti, yaygınlığı ve gücü için çalışmayı gerektirir. Mutluluk hayatlarımızı kontrol etmeye yarar çünkü bu saplantılı arayışın hizmetkârları olmuş durumdayız.”

  • Künye: Eva Illouz ve Edgar Cabanas – Mutlu Yurttaş İmalatı: Mutluluk Endüstrisi Hayatımızı Nasıl Kontrol Ediyor?, çeviren: Tufan Göbekçin, İletişim Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2023

Kolektif – İranlı Yolcuların Gözünden Osmanlı İstanbul’u (2023)

Padişahlardan münzevi dervişlere, yazarlardan hac yolculuğu yapanlara kadar farklı kesimlerden İranlılar İstanbul’un 19. yüzyıldaki halini anlatıyor.

Kiminin bakışları sarayların ihtişamına, baloların şatafatına, saltanatın lüksüne; kimininki çamurlu sokaklara, yoksul insanlara, ahşap evlere; kimininki de Galata’nın eğlence ve gösteri hayatına kayıyor.

Aynı küçük coğrafyada türlü yaşam tarzları ve hatta değişik iklimler yan yana varlığını sürdürüyor.

Şehrin hanları, hamamları, kahvehaneleri, tekkeleri, sarayları, mahalleden mahalleye yolcu taşıyan gemileri, dar sokakları, ağaçları, dereleri eşsiz biçimde zihnimizde canlanıyor.

Gezginler eski İstanbul’un gündelik hayatının farklı veçhelerini olduğu gibi Osmanlı Devleti’nin son demlerine dair gözlemlerini de aktarıyor; kendi kültürleriyle karşılaştırarak, kimi zaman hayranlıkla, kimi zaman da kınayarak…

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı başkentinin hayatını İran kültürünün süzgecinden geçirerek aktaran bu özgün metinler, İstanbul’a farklı bir gözle bakmanızı sağlayacak.

Kitaptan bir alıntı:

“Evler şahane, keseler boş, cami ve mabetler eşsiz ve görkemli ama namaz kılan nadir ve azdı. Âlimler ve kadılar şehvet ve para peşinde olup şeriatın gelenek ve göreneklerini atıp heves ve şehvette boğulmuşlardı. İslâm dininin kanunlarını atıp Frenkler gibi yarım yamalak kanunlar yapmışlardı. Oradan kovulmuş, buradan da geri kalmışlardı. Ne bu dünyaları için ne de ahiretleri için hayırlı bir şey yapıyorlardı. İslâm sadece isimden ibaretti, vesselam!”

  • Künye: Kolektif – İranlı Yolcuların Gözünden Osmanlı İstanbul’u (1802-1905), derleyen ve çeviren: Yasemin Asadi, İletişim Yayınları, tarih, 200 sayfa, 2023

Özgü Çilli – Osmanlı’da Eğlence (2023)

‘Osmanlı’da Eğlence’, tüm dinî, etnik, sosyal statü çeşitliliği içinde İstanbul toplumunun kültürel beslenme kanallarını, eğlence dünyasını bize canlı biçimde sunuyor.

Özgü Çilli, bu değerli araştırmasında, dinî mensubiyetin şekillendirdiği farklı yaşam gelenekleri ile eğlenceler arasındaki ilişkileri, kadınların bu etkinlikler üzerinden sosyal hayata dahil olma imkân ve çabalarını, modernleşme hareketinin eğlence hayatında yarattığı değişimleri, yönetimin ve aydınların bu yeni süreçteki rol ve tutumlarını aktarıyor.

Osmanlı döneminde İstanbul’un eğlence hayatını ele alırken, çalışmasının merkezine sosyal ve kültürel etkinlikler içindeki insanı yerleştiriyor.

Bir anlamda Karagöz’den ziyade, Karagöz üzerinden Karagöz’e giden seyirciyi anlatıyor.

Tüm dinî, etnik, sosyal statü çeşitliliği içinde İstanbul toplumunun kültürel pratiklerinin neler olduğu, bu pratiklerin toplumda ürettiği gerilim ve tepkiler, yönetimin bunlara yönelik tavrı ve müdahalelerinin ne yönde olduğunu ortaya koyan kitap, aynı zamanda Cumhuriyet’in nasıl bir sosyal-kültürel ortam üzerinde kurulduğunu ortaya koymasıyla da ayrıca önemli.

Kitaptan bir alıntı:

“İnsanların sadece kendi hemcinsleriyle sosyalleşebildiği Osmanlı toplumunda eğlence dönemlerinde bahşedilen geçici özgürlüğü içselleştirememiş bireylerin davranışlarının bir uçtan diğer uca savrulabildiği görülür. Yüzyıllar boyunca geleneksel gösterilerde, bastırılmış her türlü duygunun serbestçe dışavurumuna alışan ve bu gösterileri seyirci olarak izlemeleri konusunda herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmayan bireyler, 19. yüzyılın modernleşmiş dünyasına özgü yeni kültürel ortamlarda da önceleri eski alışkanlıklarını muhafaza etmeye çalışmıştır. Ancak bu yeni hayatın adab-ı muaşeret kuralları yavaş yavaş kendilerini dayatmış, eğlence esnasında her şeyin mubah görülmesi olgusu, yerini belli bir görgüye bırakmıştır.”

  • Künye: Özgü Çilli – Osmanlı’da Eğlence: İstanbul’un Sosyal ve Kültürel Hayatından Manzaralar, İletişim Yayınları, tarih, 199 sayfa, 2023