Baron d’Holbach – Doğanın Düzeni (2024)

Baron d’Holbach, bu yapıtında insanı hem kendi türüyle hem de din adamlarının düşselliğince mevcut olduğu varsayılan tinsel varlıklarla olan ilişkileriyle irdeliyor; boş inançları, bağnazlığı ve hoşgörüsüzlüğün yanılgıları ve kötü sonuçlarının kaynağına iniyor; arı bir ahlakı yücelterek, içinde bulunduğumuz toplumda mutluluk ve huzurla yaşayabilmemiz için incelikli, hoşgörülü, yardımsever olmamızı öğütlüyor.

d’Holbach’a göre, insanın mutsuzluğunun temel nedeni, çocukluktan başlayarak aktarılmış önyargılar ile doğaya ilişkin bilgisizliğidir.

Doğayı tanımayan insan karanlık düşlemlerin ardına düşer.

Birtakım aşkın varlıkların düşlemlerinden yardım umar.

Doğanın doğru yolunu bilmediğinden doğru yoldan sapar.

Papazlar ve tiranlar kendi çıkarları için bu bilgisizliği kullanırlar.

Aklının bilincinde olmayan ve değerini bilmeyen insan bu çıkar gruplarının zincirleriyle bağlı bir yaşama saplanıp kalır olur.

Her türden teoloji bu yalanları insanlar arasında yaymaktadır ve bunlardan tümden kurtulmak gerekir.

Bunun yolu da insanların doğayı tanıyarak kendi akıllarının değerini bilmeyi ve saygı duymayı öğrenmeleri, cesur olmaları ve aşkın düşlemlerle oyalanmak yerine doğruluk, iyilik ve barış sevgisinin ardından gitmeleridir; çünkü, ahlaktan başka gerçek din yoktur.

d’Holbach diyor ki kısaca, boş inançla boş boş bakma; akılla, bilimle, erdemle dol da öyle bak kendine ve dünyaya….

Bu çeviri ‘Le Système de la Nature’ün bütün halinde ilk çevirisi.

  • Künye: Baron d’Holbach – Doğanın Düzeni, çeviren: A. Kadir Paksoy, Kabalcı Yayınları, felsefe, 528 sayfa, 2024

Walter Lipmann – Hayalet Kamu (2024)

Walter Lippmann’ın, ‘Hayalet Kamu’ eseri, “doğrudan demokrasi”nin pek çok aracına ve politikacılara güvenilmeyen çağımızda hâlâ geçerliliğini ve güncelliğini koruyor.

Lippmann, Amerikan demokrasisinin hastalıklarına oldukça eleştirel yaklaşıyor.

Antipopülist tutumdaki bu eser elitizmi, geçmişte önemli etkileri olmuş, ciddi ve farklı bir entellektüel seçenek olarak savunuyor.

Lippmann’ın demokrasi üzerine mitlerden arındırılmış görüşleri günümüzde de yankı bulmaya devam ediyor.

‘Hayalet Kamu’, yalnızca demokrasi konusunda değil reformlar konusunda da “inancını yitirmiş insanı” ele alıyor.

Lippmann’a göre, ortalama seçmen yönetemez.

“Kamu” dediğimiz yalnızca bir “hayalet”tir.

Yazar, politika üreticileri uzmanlar, amatörler olarak değil sürecin içindekiler ve dışındakiler olarak ayırıyor.

Lippmann, ilerlemeci siyasetin temel varsayımı olan karar almanın bütün olarak halkın elinde olması fikrini savunan teorilere meydan okuyor.

  • Künye: Walter Lipmann – Hayalet Kamu, çeviren: Cem Evrim Aslan, Kabalcı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2024

Charles Leonard Woolley – Sümerler (2024)

Profesör Charles Leonard Woolley, Sümerler üzerine çalışmış öncü ve en önemli arkeologlardan biri ve çalışmaları, Sümer uygarlığının, Mısır uygarlığı ortaya çıkmadan 2000 yıl önce gelişmeye başladığını gösterdi.

Böylece Mısır uygarlığının en eski uygarlık olduğu fikrinden vazgeçildi.

Sümerler yüksek bir kültür seviyesine daha M.Ö. 3500’lerde ulaşmışlardı.

Bu nedenle Mısır, Asur, Küçük Asya, Girit ve Yunanistan gibi eski dünya uygarlıklarının öncüleri oldukları söylenebilir.

Woolley, uzun zaman Mezopotamya’nın çöl kumları altında kalmış ünlü şehir Ur’da yapılan kazılarını yönetmesiyle arkeoloji tarihinde önemli bir yere sahip.

Bu kitap insanlığın erken tarihine ilgi duyan herkes için çekici bir içerik sunuyor.

  • Künye: Charles Leonard Woolley – Sümerler, çeviren: Kenan Çelik, Kabalcı Yayınları, tarih, 184 sayfa, 2024

Stephen Herbert Langdon – Sami Halkların Mitolojisi (2023)

 

Dört bin yıldan daha fazla zamana Batı Asya’nın geniş toprakları üzerinde yayılan Sami halkları, coğrafi yakınlık ve kültürel etki nedeniyle, Sümer ve Akad, Babil ve Asur’un gelişmiş ve zengin uygarlığı ile temasa geçti.

Dini ve mitolojik birçok kavramı ve inancı, bu kaynaklardan ödünç aldı.

Sümer-Babilliler, kendi uygarlıklarını eski Kenanlı, Suriyeli, Fenikeli, Moablıve Arami kültlerinin tam ortasında kurmuşlardı.

Sami halkların tanrılarının mitolojik yönleri, Sümer ve Akad’ın büyük tapınaklarında öğretilen ilkeler tarafından şekillendirildi ve değişime uğradı. Efsane ve destanlarının, neredeyse tamamen Sümer-Babil kökenli olduğu biliniyor.

Sami halkların mitolojisi zengin ve geniş bir konudur.

Babil, Arabistan, Antik İsrail, Fenike ve Suriye’yi kapsar.

Yeryüzünün üç büyük dini olan Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın ortaya çıktığı topraklar üzerindeki aynı kökenli halkların mitolojisi ve dinine ait çalışmanın önemi büyüktür.

Hayatının büyük bölümünde Antik Babil’in yazılı kaynaklarını inceleyen Langdon, bu geniş alanı ele alıyor ve okuyucuya büyük bir bilgi kaynağı sunuyor.

  • Künye: Stephen Herbert Langdon – Sami Halkların Mitolojisi, çeviren: Özlem Pillik, Kabalcı Yayınları, mitoloji, 504 sayfa, 2023

Charles Leonard Woolley – Sümer Sanatının Gelişimi (2022)

İlk “modern” arkeologlardan biri olarak kabul edilen ve özellikle Mezopotamya’da Ur’daki kazılarıyla tanınan Charles Leonard Woolley, Sümer sanatının gelişimini, Sümer tarihinin inişli çıkışlı dönemleriyle ilişkilendiriyor ve belirleyici siyasi olayları okuyucuya aktarıyor.

Konuya ait kaynakların neler olduğunu göstererek ilgili tarihsel gelişmenin izini sürüyor.

Büyük olasılıkla yaşayan herkesten daha fazla Sümer eserini gün yüzüne çıkaran Sir Leonard Woolley’in çoğunluğunun keşfinden sorumlu olduğu bu harika koleksiyonu tanımamızda bize rehberlik etmesi yerinde olur.

Güzel basılmış bu kitapta belirleyici örneklerin görselleriyle Sümer sanatının kataloglaştırması hiç kolay olmayan koleksiyonunun anlaşılması için bir ölçü oluşturuyor.

Her parçanın detaylı anlatımı, teknik durumlara verdiği özel ilgiyle yöntemi binlerce ve daha fazla yılda gelenek ve eğilimlerin sıkıca şekillendirdiği bir sanatı ve bu sanatın akımlarını ve gelişimini anlamamızı sağlıyor.

  • Künye: Charles Leonard Woolley – Sümer Sanatının Gelişimi, çeviren: Kenan Çelik, Kabalcı Yayınları, sanat tarihi, 168 sayfa, 2022

Hekataĩos – Yeryüzünün Tasviri (2023)

En eski ve en seçkin Hellēn logográphos’larından, coğrafyacılarından ve tarihçilerinden birisi olan Mílēsios’lu Hekataĩos’un Tarih biliminin öncüsü olduğu kabul ediliyor.

Kaydedilmesi gereken konularda kendi yargısını uygulayan, kendisine masalsı görünen şeyleri reddetmek için tarihsel eleştiriyi kullanan ve mitsel bir geleneğin temelini oluşturan tarihsel gerçeği bulmaya çalışan “ilk tarih yazarı”dır.

Eserde Cebelitarık Boğazı’ndan başlayarak Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki ülkeler, kentler ve halklar tasvir ediliyor.

Hekataĩos, önce halkların adından sonra yaşadıkları kasabalardan bahsetmiş ve bazen yerleşim yerlerinin kuruluşundan ya da dikkate değer diğer konulardan söz etmiş.

Yalnızca Batı Tarihi’nden bahsetmekle kalmayıp aynı zamanda Doğu Tarihi’nden de bahseden Hekataĩos’un aktarımları, Sehriye Şahin tarafından Hellēnce aslından çevrilen ‘Yeryüzünün Tasviri’ (‘Asya’) adlı eserinde.

  • Künye: Hekataĩos – Yeryüzünün Tasviri, çeviren: Sehriye Şahin, Kabalcı Yayınevi,  tarih, 176 sayfa, 2023

Marcus Gavius Apicius – Marcus Gavius Apicius’un Mutfak Kültürü Hakkındaki 10 Kitabı (2022)

Flamingo ve [Papağan] için: Flamingoyu haşlayın, yıkayın ve soyun, bir tencereye koyun, kaynatmak için su, tuz, dereotu ve biraz sirke ekleyin.

Bir demet pırasa ve kişniş ile pişirin ve renk vermesi için biraz seyreltilmiş şıra ekleyin.

Havanda biber, kimyon, kişniş, lasar kökü, nane, sedef otu, dövün.

Hurma ekleyin ve süzün, kuşu sosla kaplayın ve servis yapın.

Papağan da aynı şekilde hazırlanır.

Romalıların sofraları, sabah erkenden kahvaltı (ientaculum), öğle yemeği (prandium) ve günün sonunda akşam yemeği (cena veya epulae vespertinae) olarak üç öğünden oluşmaktaydı.

Kahvaltı ve öğlen yemeği sıradan öğünlerin tüketilmesi ile geçiştirilirdi. Romalılar için en önemli ve büyük öğünü akşam yemeği idi (cena veya epulae vespertinae).

Akşam yemeği, her bir kısım için sunulan yemek sayısında herhangi bir sınırlama olmaksızın üç ayrı kısımdan oluşan daha resmi bir olaydı.

İlk yemek (gustatio), özellikle yumurta içeren mezelerden oluşuyordu.

Ana yemek (mensae primae) et, balık ve güveç yemeklerini içeriyordu.

Tatlı kısmında (mensae secundae) meyveler, kuruyemişler ve kekler sunulurdu. Apicius’un ‘De Re Coquinaria’ adlı yapıtında da toplanan ve yayınlanan “cena” tarifleriydi.

Tüm bu tariflerin, Marcus Gavius Apicius’un, Sehriye Şahin tarafından Latince aslından çevrilen ‘Marcus Gavius Apicius’un Mutfak Kültürü Hakkındaki 10 Kitabı’ adlı eserinde.

  • Künye: Marcus Gavius Apicius – Marcus Gavius Apicius’un Mutfak Kültürü Hakkındaki 10 Kitabı, çeviren: Sehriye Şahin, Kabalcı Yayınları, yemek, 256 sayfa, 2022

Mustafa Metli – Mezopatamya’da Ekmek (2022)

  • Geçmişte insanlar ne tür ekmekler yapıyordu?
  • Geçmişteki buğday ve arpa günümüzden farklı mıydı?
  • Ekmeğin sofradaki, alışverişteki, yevmiyedeki, vergideki önemi neydi?
  • Mezopotamya Mitolojisi’nde ekmek ile yaratılış arasındaki ilişki nedir?
  • Atasözlerinde, deyimlerde, mektuplarda, ilahilerde Ekmeğin ne işi var?
  • Mezopotamya Mitolojisi’nden bize hangi âdetler miras kaldı?
  • Büyüde, şifada, tapınmada, matematikte, takvimde ekmek mi geçiyor?
  • Ekmek ile bira ilişkisi de neyin nesidir?
  • İnsanlar geçmişte nasıl besleniyor, ne tür yemekler yapıyordu?

Mustafa Metli, günümüzde yenmeli-yenmemeli tartışmasının merkezindeki, uğruna kavga edilen, yere düşse kaldırılan/öpülen, her daim kutsal görülen; ama bir o kadar da israf edilen, ekonominin onun üzerinden hesaplandığı, zor zamanlarda aslan ağzında olan, bölüşülen/bölüşülemeyen, her dönemde temel besin maddesi olmuş ekmeğin hikâyesinin izini geçmiş Mezopotamya medeniyetlerinde sürüyor.

Bunu da tarih, matematik, gastronomi, coğrafya, tarım, din, mitoloji, edebiyat gibi birçok farklı disiplinden yararlanarak yapıyor.

  • Künye: Mustafa Metli – Mezopatamya’da Ekmek: Üretim, Tüketim, Kültür ve İnanç, Kabalcı Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022

Mustafa Duman – Eril Kültür (2022)

Türk destanları bağlamında hegemonik erkekliğin inşasını ve ataerkilliğin sözlü kültürle ilişkisini ele alan bu kitap, folklorun eleştirel erkeklik çalışmaları içerisindeki yerini belirlemeye çalışıyor.

Anlatma geleneği ve bu geleneğin ürünü olan sözlü edebiyat mahsulleri; mitlerden masallara, destanlardan halk hikâyelerine hangi formda olursa olsun, ait oldukları toplumun dünya görüşünü yansıtır.

Bu nedenle hegemonik erkekliği destanlar üzerinden okumaya çalışmak, aslında toplumsal cinsiyet rollerine yüklenen anlamların üretildiği sözlü kültür gibi canlılığını hiç yitirmeyen bir kanalın işleyişini ortaya koyar ve hegemonik erkekliğin oluştuğu kültürel yapıyı daha iyi kavramamızı sağlar.

Dolayısıyla bu kitap, “erkeklik”in kültür sahasında dünden bugüne nasıl inşa edildiğine ve ne türden dönüşümler geçirdiğine odaklanarak okurunu Türk destanlarına farklı bir pencereden bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Mustafa Duman – Eril Kültür: Destan ve Hegemonik Erkeklik, Kabalcı Yayınları, inceleme, 216 sayfa, 2022

George Herbert Mead – Sosyal Davranışçılık Üzerine (2022)

Amerikan pragmatizminin, sembolik etkileşim teorisinin öncüsü ve sosyal psikolojinin ve psikolojik davranışçılığın güçlü bir eleştirmeni olan George Herbert Mead, çalışmalarında en çok zihnin ve benliğin sosyal etkileşim ve deneyimlerden nasıl ortaya çıktığını kuramlaştırmakla uğraştı.

Konuşmalarımızın aynı zamanda önemli semboller içerdiğini savunan Mead için jestler ve dil, insanların tepkilerini ve düşüncelerini ölçmek, dolayısıyla sosyal etkileşimi ve iletişimi anlamak için çok önemli unsurlar olageldi.

İletişim yoluyla benliğin gelişimine dair özgün bir kurama katkıda bulunan Mead’in kaleminden çıkan çok değerli on altı makalenin çevirileriyle derlenen bu kitap, sosyal bilimler alanına büyük katkıda bulunacak türden.

  • Künye: George Herbert Mead – Sosyal Davranışçılık Üzerine (Seçilmiş Eserler: 1896-1929), çeviren: Huri Güven, Kabalcı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2022