Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet (2019)

 

İkinci dalga feminizmin kurucu metinlerinden olan ‘İkinci Cinsiyet’, yeni ve yetkin bir çeviriyle raflardaki yerini aldı.

Simone de Beauvoir’in ilk kez 1949’da yayımlanan kitabı, yayımlandığı günden başlayarak özellikle feminizm ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışanlar için bir başyapıt oldu.

Beauvoir, “ikinci cins” ve “öteki cins” kavramlarının ne ifade ettiğini ve dünya tarihinin ilk zamanlarından başlayarak kadınların nasıl öteki konumuna düşürüldüklerini gözler önüne seriyor.

Beauvoir’e göre, insan kadın olarak doğmaz, sonradan kadın olur; zira insanın dişisinin ya da erkeğinin toplum içindeki görünüşünü ya da konumunu belirleyen herhangi bir biyolojik, ruhsal ya da kalıtımsal temel yoktur.

Beauvoir’a göre kadın, kendine has bir durum tarafından, tarih boyunca farklı koşullar altında yeniden üretilen Başkalık durumu tarafından belirlenmiştir: Kadın ile erkek arasında eşitsizlik vardır, kadın ikinci cinsiyettir ve hem bireysel hem de toplumsal bakımdan ezilmiştir.

Bu durumun temelinde yatan öncesiz sonrasız kadınlık efsanesi, ataerkilliğin başlıca unsurlarındandır. Ataerkillik sadece kadını değil, erkeği de bu çerçevede üretir ve belirler.

Kitabın Türkçe çevirisi için de birkaç noktaya değinmekte fayda var:

Kitabın çevirmeni Gülnur Acar Savran, hem feminist düşüncenin tarihini hem de varoluşçuluğun dilini çok iyi bilen isimlerden.

Kitabın önsözü de toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalarıyla bildiğimiz Zeynep Direk tarafından kaleme alınmış.

Sonuç olarak feminist düşünce okumalarında kullanılabilecek çok temel bir metnin Türkçeye böylesi yetkin bir çeviriyle yeniden kazandırılması harika bir haber.

  • Künye: Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet, çeviren: Gülnur Acar Savran, Koç Üniversitesi Yayınları, feminizm, 2019

Peter Fleming – Homo Economicus’un Ölümü (2019)

Süregelen toplumsal ve ekonomik kriz homo economicus’un çöküşüyle mi ilişkili?

Peter Fleming, yeni karanlık çağ olarak tanımladığı, tümüyle ekonomikleşmiş bu çağın yetkin bir fotoğrafını çekiyor ve homo economicus’un ekonomistler ve kapitalistler tarafından devlet, iş, hatta aile aracılığıyla toplumu yönetmek için nasıl kullanıldığını güncel örneklerle ortaya koyuyor.

Hâkim kapitalist toplumların yapısını “enkaz ekonomisi” olarak tanımlayan Fleming, neoklasik iktisatçıların rasyonel, rekabetçi ve tükenmeyen enerjisiyle ideal çalışanı temsil ettiğini söylediği homo economicus figürünün artık miadını doldurduğunu belirtiyor.

Yazar, gerçek hayatta bilişim teknolojisinin özgürleştirici etkilerini bir türlü hissedemeyen, yalnız kalmış homo economicus’un, borç yükü altında ezildiğini, güvensiz çalışma koşullarında ayakta kalmaya çalıştığını, birikim yapma hedefinden git gide uzaklaşıp artık tek derdinin çocuğunun okul masraflarını ve giderlerini karşılamak olduğunu söylüyor.

Yazar, daha iyi bir yaşam yaratmak için, hayatın tüm alanlarına sızan, dur durak bilmeyen yarışma ve biriktirme arzusuna son vermemiz gerektiğini gözler önüne seriyor.

Fleming kitabının son bölümündeyse, para saplantısı zehrinin toplumdaki tüm çatlaklara sızdığı, külliyen ekonomikleşmiş bir çağda direnme ve çatışma sorununu ele alıyor ve bu durumda neler yapabileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Peter Fleming – Homo Economicus’un Ölümü: İş, Borç ve Sonsuz Birikim Efsanesi, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 344 sayfa, 2019

Wade Graham – Rüya Şehirler (2019)

 

Şehir dediğimiz mekân, özellikle 19. yüzyıldan başlayarak kimi zaman ütopik çoğu zamansa sıra dışı tasarım fikirlerine beşiklik etti.

Dubai, Tokyo, Los Angeles ve Londra, bu tür sıra dışı örnekleri gördüğümüz şehirlerden bazıları.

Wade Graham da burada, kentlere yepyeni bir çehre kazandırmış yedi tasarım fikrinin peşine düşüyor ve bunu yaparken, o tasarımları doğuran vizyonerleri, fikirleri, kültürü ve ekonomiyi derinlemesine irdeliyor.

Söz konusu sıra dışı tasarımların uygulandığı şehirlerin planlarının ve tasarımlarının mimari akımlardan yola çıkarak sağlam bir analizini yapan Graham, bugünkü şehir formlarımızın nereden geldiğini ve bizim onlarla nasıl ilişki kurduğumuzu ele alıyor.

Kitapta, Bertram Goodhue’nun barok fantastik köylerinden Le Corbusier’nin Işıyan Şehir’ine, lüks yeşil banliyölerden şehir merkezindeki gökdelenlere, boş arazilerin ortasında yapayalnız dikilen yüksek bloklardan alışveriş merkezlerine, eko-sitelerden meydanlara ve otoyollara pek çok örnek yer alıyor.

‘Rüya Şehirler’, kentler ve kültür tarihi üzerine çok iyi bir inceleme.

  • Künye: Wade Graham – Rüya Şehirler: Dünyayı Şekillendiren Yedi Tasarım Fikri, çeviri: Ümit Hüsrev Yolsal, Koç Üniversitesi Yayınları, 296 sayfa, 2019

Robert Aronowitz – Risk Tıbbı (2019)

Çağdaş tıp, semptomları gidermek ve hastalıkları iyileştirmek yerine, daha çok risk azaltmaya mı odaklanıyor?

Robert Aronowitz’in bu kitapta, durumun tamı tamına böyle olduğunu savunuyor.

Kanser tarama programlarının her zaman bizim daha iyi yaşamamızı sağlamadığını, olur olmaz yapılan ameliyatların da sağlıklı dokuların alınmasına neden olduğunu belirten Aronowitz, son otuz kırk yıl içinde sağlık sektöründe, doktorların semptomları gidermek veya hastalıkları iyileştirmek yerine riski azaltmaya yönlendiren dönüşümlerin peşine düşüyor.

Aronowitz burada çok çarpıcı bir saptamada bulunuyor.

Yazara göre, bu dönüşümün önemli bir nedeni, ürünlerini nüfusun belli bir hastalıktan gerçekten mustarip ufak bir yüzdesi yerine, risk grubuna giren daha büyük bir yüzdesine pazarlamak isteyen ilaç şirketleri bulunuyor.

Kanser tarama programları ve çeşitli önleyici aşılar gibi örneklerden yola çıkan yazar, günümüzde pek çok müdahalenin asıl amacının, gerçek tedavi yerine korkuları ve belirsizliği azaltmak olduğunu savunuyor.

‘Risk Tıbbı’, modern tıbbın risk takıntısına dikkat çekiyor, bunun yanı sıra risk azaltıcı müdahalelerin daha sıkı denetlenmesi ve sağlık sektörünün, hastalıklardan mustarip insanların tedavisine ve ıstıraplarının dindirilmesine odaklanması çağrısında bulunarak çok önemli bir rol üstleniyor.

  • Künye: Robert Aronowitz – Risk Tıbbı: Korkuyu ve Belirsizliği Tedavi Etme Arayışımız, çeviren: Zeynep Alpar, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 336 sayfa, 2019

Yael Navaro – Kurmaca Mekân (2016)

Kapsamlı bir alan çalışmasına dayanan, Kıbrıs’ın bölünmesinin ardından kendisini ayrı bir ülke olarak tanımlayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde oluşan mekânı ve zamanı etnografik bir bakışla irdeleyen bir kitap.

Kıbrıslı Türklerle yapılan görüşmelerle ayrıca zenginleşen çalışma, onların Kuzey Kıbrıs içindeki ve dışındaki hayatlarını ve deneyimlerini izliyor ve Kuzey Kıbrıs’ı bir duygu coğrafyası olarak inceliyor.

Şunu da özellikle belirtelim:

Navaro’nun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, sınırın hâlâ kapalı olduğu dönemde (1998-2003 arasında) yürüttüğü etnografik bir araştırmaya dayanan ‘Kurmaca Mekân’, Avrupa antropolojisi alanında 2012’nin en iyi kitabı seçilerek 2013’te Society for Europeanist Anthropology’nin William A. Douglass Ödülü’nü kazandı.

  • Künye: Yael Navaro – Kurmaca Mekân: Kuzey Kıbrıs’ın Duygu Coğrafyası, çeviren: Cem Soydemir, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 270 sayfa, 2016

Kolektif – Radikal Demokrasi (2016)

Kendi kendine organize olup demokratik katılım sağlayan Arap Baharı, İspanyol Indignados, Yunan Aganaktismenoi ve Occupy gibi hareketleri post-Marksizmin analitik araçlarını kullanarak mercek altına alan, onların demokratik potansiyellerini tartışan sağlam bir çalışma.

Kitap, bu hareketler bağlamında, son dönemdeki eylemler etrafında gelişen yenilikçi pratikleri ve fikirleri detaylı bir şekilde inceleyip bunların demokrasiyi yeniden canlandırma potansiyellerini tartışıyor.

Kitapta,

  • Günümüzde radikal demokrasi ve kolektif hareketlerin karakteristik özellikleri,
  • Olağan post-Marksist paradigmanın dışında siyaset yapmanın dinamikleri,
  • Occupy’da temsil olunan özerk siyasi yaşam,
  • Genelleştirilmiş karşıtlık ve Laclau ile Negri arasındaki tartışmada siyasal ontoloji,
  • Laclau’da ve Hardt ve Negri’de temsil ve siyasal mekân,
  • Ve bunun gibi konular ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Alexandros Kioupkiolis, Giorgos Katsambekis, Benjamin Arditi, Richard J.F. Day, Nick Montgomery, Jodi Dean, Saul Newman, Yannis Stavrakakis, Paul Rekret, Andy Knott, Marina Prentoulis ve Lasse Thomassen.

  • Künye: Kolektif – Radikal Demokrasi: Kitlenin Biyopolitikası, Halkın Hegemonyası, derleyen: Alexandros Kioupkiolis ve Giorgos Katsambekis, çeviren: Hayrullah Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 356 sayfa, 2016

Artin Göncü – Oyunda Büyümek (2019)

Artin Göncü, Türkiye’de gelişim psikolojisi alanının önemli isimlerindendir, fakat kendisinin yazıları şu ana kadar kitaplaşmamıştı.

Göncü’nün ufuk açıcı yazılarını bir araya getiren ‘Oyunda Büyümek’ ise, bu talebe yanıt veriyor.

Kitap, oyun ve çocuk gelişimine sosyokültürel açıdan yaklaşmasıyla dikkat çekici.

Göncü, oyun ve çocuk gelişiminin sosyokültürel boyutlarını ana hatlarıyla irdeleyerek kitabına başlıyor.

Devamında da, çocuk oyunlarını ve özellikle de oyunun insanın hayatındaki önemini çok yönlü bir şekilde ortaya koyan makale ve kitap bölümleri yer alıyor.

Dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirilmiş ampirik çalışmalarla da zenginleşmiş çalışmada, bunların yanı sıra, erken eğitim ve çocuk yetiştirme konuları da sosyokültürel açıdan değerlendiriliyor.

Kitapta,

  • Kültürel etkinlik olarak çocuk oyunları,
  • Çocuk oyunlarında kültürel varyasyon,
  • Piaget ve Vygotsky’nin oyun anlayışlarının karşılaştırılması,
  • Bireysel, sosyokültürel ve eğitimsel yorumlama olarak simgesel oyun,
  • Ve bunun gibi önemli konular irdeleniyor.

Künye: Artin Göncü – Oyunda Büyümek: Çocuk Gelişimi ve Eğitimine Sosyokültürel Bakış, çeviren: Ayşegül Turan, Koç Üniversitesi Yayınları, psikoloji, 350 sayfa, 2019

James C. Scott – Tahıla Karşı (2019)

Tahıla dayalı medeniyet, tarihin akışını tümüyle değiştirdi.

Peki, bu, insanlığın elindeki tek seçenek miydi?

Başka bir deyişle neolitik devrim, insanlık tarihindeki en büyük atılım mıydı?

James Scott, bir antropoloğun gözünden, tahıla dayalı beslenmenin ve nüfusun kentlere toplanmasının tarihi üzerine alternatif bir anlatı kuruyor.

Scott, bilinenin aksine, tahıla dayalı uygarlığın, dönemin mümkün olan en iyi yaşam biçimi olmaktan ziyade, egemenlerin işine gelen, çoğunluğun azınlığa hükmetmesinin sonucunda gerçekleştiğini savunuyor.

Uygarlık tarihinin, yalnızca kendilerini “uygar” olarak tanımlayanlar tarafından yazıldığını belirten yazara göre, “barbar” olarak adlandırılan kavimler insanlıktan nasibini almamış uygarlık düşmanları değil, bilakis, ürün fazlasına sahip tarımsal üreticiler olup devletin rekabet ettiği güçlerdi.

Scott, egemen tarih anlayışına meydan okuyor ve bildiğimizden apayrı bir resim çiziyor.

  • Künye: James C. Scott – Tahıla Karşı: İlk Devletlerin Derin Tarihi, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 272 sayfa, 2019

Martin Meisel – Kaos İmgelemi (2019)

Düzen arayışımızın altında düzensizlik korkumuz yatar.

Martin Meisel’den, kaos imgesinin 18. ve 19. yüzyıllardan günümüze nasıl dönüştüğünü kapsamlı bir şekilde izleyen dikkat çekici bir inceleme.

Meisel, kaos imgesinin toplumsal, psikolojik ve kozmolojik dönüşümünü irdeliyor ve bu esnada, edebiyattan, sanattan, felsefeden, bilimden, resimden, grafik sanatından, dilbilimden, müzikten ve filmlerden yararlanıyor.

Kitap, Sophokles, Platon, Lucretius, Calderon, Milton, Haydn, Blake, Faraday, Çehov, Faulkner, Wells ve Beckett okumalarıyla olduğu kadar, Brueghel, Rubens, Goya, Turner, Dix, Dada ve fütürist ressamların tablolarının yorumlarıyla da zenginleşmiş.

  • Künye: Martin Meisel – Kaos İmgelemi: Edebiyatta, Sanatta, Bilimde, çeviren: Mehmet Moralı, Koç Üniversitesi Yayınları, felsefe, 432 sayfa, 2019

Rochelle A. Davis – Yerinden Edilenlerin Coğrafyaları (2016)

1948 Arap-İsrail Savaşı’nda boşaltılan ve yok edilen Filistin köylerinin tarihleri üzerinden, köylerin insanların bugünkü hayatlarıyla nasıl bağ kurduğunu gözler önüne seren bir çalışma.

Yazar bu amaçla, Filistinliler tarafından yazılan “köy anma kitapları”nı inceliyor.

  • Künye: Rochelle A. Davis – Yerinden Edilenlerin Coğrafyaları, çeviren: Hayrullah Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları