Charles Gates – Antik Kentler (2021)

Antik Yakındoğu, Mısır, Yunan ve Roma dünyalarının kentlerini, ağırlıklı olarak fiziksel görünüm, kentsel biçim ve bu kentlerin kültürel ve tarihsel bağlamları üzerinden izleyen usta işi bir eser.

Charles Gates’in, şimdi dördüncü baskısına ulaşan kitabında kilit unsur da mimaridir.

Gates, antik kentleri, sokakları, meydanları ve bunların aralarındaki diğer alanları dolduran binalar, bunların kent planı içindeki düzenleri ve antik toplumlardaki işlevlerini derinlemesine ele alıyor.

Kitap böylece, uzun zaman önce yaşamış insanlarca inşa edilmiş bina ve nesnelerin Akdeniz havzası ve Yakındoğu’daki uzak atalarımızın yarattıkları ve içinde yaşadıkları kentsel ortamları anlamamıza nasıl yardımcı olabileceklerini gösteriyor.

Kentsel merkezlerin izini Yakındoğu’nun MÖ dokuzuncu ve altıncı binyıllarda ortaya çıkışlarından MS dördüncü yüzyılın başlarında paganlığın sonlarına dek süren yazar, bunları yaparken de, arkeoloji başta olmak üzere, sanat ve mimarlık tarihi, kentçilik, antropoloji, coğrafya, tarih, filoloji ve edebiyat araştırmaları gibi farklı alanlardan yararlanıyor.

  • Künye: Charles Gates – Antik Kentler: Antik Yakındoğu, Mısır, Yunan ve Roma’da Kentsel Yaşamın Arkeolojisi, çeviren: Barış Cezar, Koç Üniversitesi Yayınları, arkeoloji, 608 sayfa, 2021

Charles Coustille – Antitezler (2021)

‘Antitezler’, yazarlarla akademisyenlerin karşılaşmalarının tarihi üzerine çok enteresan değerlendirmeler barındırıyor.

Charles Coustille, Mallarmé, Péguy, Paulhan, Céline ve Barthes gibi yazarların kaleminden çıkma “yazar tezleri”ni sunuyor ve bunlardan yola çıkarak akademinin edebiyattan veya edebiyatın akademiden nasıl etkilenebileceği üzerine düşünüyor.

Coustille’in burada bir araya getirdiği tezler oldukça ilginç.

Örneğin Mallarmé varoluşsal krizinden kurtulmak amacıyla dilbilimle ilgili bir teze başlamıştı.

Péguy’nin tezi Sorbonne’a karşı uzun bir hakaretten ibaretti.

Paulhan’ınki otuz beş yılı aşan bir süreye yayılmış sayısız müsvedde içinde kaybolmuştu.

Céline, Macar bir doktora düzdüğü methiye arkasına belli belirsiz gizlenmiş otoportresini sunmuştu doktora jürisine.

Barthes ise, tezin “erotik bir beden” olması gerektiğini ileri sürmüştü.

Böylece, üniversite ile edebiyat arasında, yazılmayı bekleyen bir tarihe -yazarların üniversiteyle ilişkilerinin tarihine- Fransa deneyimini merkeze alarak katkı yapan çalışma, edebi ve akademik dünyaların karşılaştığı ve birbirine meydan okuduğu tarihsel bir soruşturma sunuyor.

Kitap aynı zamanda tez yazımına dair, yazarların akademik normları ve biçimleri sorguladığı ve yazma hakkındaki tavsiyelerini damıttıkları bir anti-kılavuz.

  • Künye: Charles Coustille – Antitezler: Mallarmé, Péguy, Paulhan, Céline, Barthes, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 264 sayfa, 2021

Nicholas P. Money – Bencil Maymun (2021)

İnsan, kibrinde boğulacak.

Nicholas P. Money, 100.000 yıldır etrafta kasıla kasıla yürüyen homo sapiens efsanesini baş aşağı ediyor.

Kitabını, modern insana seslendiği bir manifesto olarak tasarlayan Money, insanın korkutucu doğasını ve insana özgü gösterişin bizi nasıl bir felaketin kıyısına getirdiğini ortaya koyuyor.

Homo sapiens’in bugün yerini Homo narcissus’a terk ettiğini belirten yazar, ben hissini veren şeyin “biz” olduğu unutuldukça Bencil Maymun’un kurtuluş umudunu yitirdiğini söylüyor.

İnsanın kötülükleriyle lafı dolandırmadan hesaplaşan Money’e göre, ancak ve ancak doğanın geri kalanına karşı nazik davranırsak bir kurtuluş ümidimiz olabilir.

  • Künye: Nicholas P. Money – Bencil Maymun: İnsan Doğası ve Yokoluşa Giden Yolumuz, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 128 sayfa, 2021

Jan Gehl – İnsan İçin Kentler (2020)

Biliyoruz ki kentler insan odaklı değildir, zira arabalar ve beton yığınları için, daha doğrusu rant için tasarlanmışlardır.

Jan Gehl de, insanı merkeze alan bir yaklaşımı esas alarak modern kent yaşamındaki sorunların aşılabileceğine inanıyor.

Şimdiye kadar Kopenhag, Stokholm, Rotterdam, Londra, Amman, Melbourne, Sydney, San Francisco, Seattle ve New York gibi dünyanın önemli kentleri için iyileştirme projeleri geliştirmiş olan Gehl, yaşanamaz hale gelmiş modern kentlerin alternatifsiz olmadığını, olumsuzlukların insan odaklı ve ölçek duyarlı bir kentsel tasarım yaklaşımıyla hafifletilebileceğini, yitirilen değerlerin geri kazanılabileceğini savunuyor.

Pek çok görselle de zenginleşen çalışma, yalnızca kentsel tasarım konusunda değil, yeni kamu alanlarını ve kamusallıkları, parçalanmamış kentsel komünitelerin oluşumunu düşünme ve değerlendirme açısından da önemli ipuçları sunuyor.

Kentte gündelik yaşam, kamusal alan pratikleri, kent tasarımı, kent komünleri ve yerel demokrasi üzerine düşünen okurların muhakkak edinmesi gereken bir çalışma.

  • Künye: Jan Gehl – İnsan İçin Kentler, çeviren: Erdem Erten, Koç Üniversitesi Yayınları, kent çalışmaları, 280 sayfa, 2020

Zeynep Çelik – Avrupa Şark’ı Bilmez (2020)

Osmanlı-Türk aydınlarının Edward Said ve diğer çağdaş düşünürlerden çok daha önce, 19. yüzyıl sonlarından itibaren Şarkiyatçılığa dair eleştirilerini bir araya getiren çok özgün bir çalışma.

Zeynep Çelik, Namık Kemal’den Ahmed Haşim’e, Halide Edib’ten Şevket Süreyya’ya ve Celal Esad’tan Ahmed Midhat ve Fatma Aliye’ye pek çok Osmanlı-Türk aydınının Şarkiyat eleştirilerini birebir onların metinleriyle sunuyor ve seçtiği bu metinleri kapsamlı bir giriş yazısında derinlemesine inceliyor.

Kitap, geç dönem Osmanlıların ayakları yere basan, entelektüel, kozmopolit bir dünyasının olduğunu, hem “modernite projeleri”ne katıldıklarını hem de Avrupalı bilim insanlarının “Şark” konusundaki varsayımlarını keskin bir eleştirel gözle değerlendirdiklerini gözler önüne sermesiyle önemli.

Bu yönüyle, 19. yüzyılın Şarkiyatçı kuramcılarına karşı çıktığı gibi, Şark’ın kuramsal kurtuluşunu Avrupa-Amerika entelektüel düşüncesinin evrenine yerleştiren bazı 21. yüzyıl düşünürlerinin görüşlerini de sarsacak çalışma, Osmanlı İmparatorluğu ve Ortadoğu’nun modernleşmesini anlamak için de büyük öneme haiz.

Geç dönem Osmanlı İmparatorluğu ve erken dönem Türkiye Cumhuriyeti’nde Batı’nın kültürel egemenliğine karşı entelektüel tartışmaların ne kadar zengin ve canlı olduğunu sergileyen çalışma, Şarkiyatçılık çalışmalarına büyük katkıda bulunacak bir çalışma.

  • Künye: Zeynep Çelik – Avrupa Şark’ı Bilmez: Eleştirel Bir Söylem (1872-1932), Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2020

Jennifer A. Doudna ve Samuel H. Sternberg – Yaratılıştaki Çatlak (2020)

CRISPR-Cas9 Gen Düzenleme yöntemi, biyoloji tarihinin dönüm noktası niteliğindeki teknolojilerdendir.

“Yaşamın kodunu yeniden düzenlemek” olarak nitelendirilen bu teknik, kâşifleri Jennifer A. Doudna ve Emmanuelle Charpentier 2020 Nobel kimya ödülünü kazandırdı.

Charpentier ve Doudna, çalışmalarında bakterinin “genetik makası” işlevi gören molekülü laboratuvar ortamında yeniden yaratmayı başardı.

Devrim niteliğindeki bu deneyi ardından bilim insanları bu genetik makası yeniden programlamak üzere çalışmalar yürüttü.

Molekül, virüs DNA’larını, hücre DNA’sından keserek ayırabiliyordu fakat Charpentier ve Doudna, molekülün DNA zincirini herhangi bir noktasına da aynı şekilde müdahale edebileceğini ispatladı.

Bu keşfin ardından, CRISPR-Cas9 sistemi dünya çapında genetik araştırmalarda kullanılmaya başladı.

İşte bu kitap da, CRISPR-Cas9 sistemini, bizzat bunun kâşiflerinden biri olan Jennifer Doudna’nın kaleminden anlatmasıyla önemli.

‘Yaratılıştaki Çatlak’, Doudna’yı ve çalışma arkadaşlarını bu biyoteknolojiye taşıyan upuzun, dolambaçlı ve zahmetli yol aynı zamanda bilimde yeni bilgilere ulaşmanın ancak kolektif çalışma ve dayanışmayla mümkün olduğunu gösteren göz kamaştırıcı bir hikâye olarak okunmalı.

  • Künye: Jennifer A. Doudna ve Samuel H. Sternberg – Yaratılıştaki Çatlak: Gen Düzenlemenin Evrime Hükmeden İnanılmaz Gücü, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2020

Jo Boaler – Sınırsız Zihin (2020)

Egemen ve yanlış anlayışa göre, beyin sabittir; başka bir deyişle, genetik olarak belirlenmiş sabit bir yapıdır.

Eğitim profesörü Jo Boaler ise, nörobilim alanında yaşanan güncel gelişmelerden ve eğitim alanında yapılmış çalışmalara dayanarak “sabit beyin” fikrini çürütüyor.

Boaler bunu yapmakla da kalmıyor, aynı zamanda en güncel bilimsel bulgular ışığında, öğrenme potansiyelimizi nasıl geliştirebileceğimizi de açıklıyor.

Beynimizin “sabit” değil; her an değişim, büyüme, adaptasyon ve yenilenme içinde olduğunu ortaya koyan ‘Sınırsız Zihin’, her birimizin sınırsız potansiyele sahip olduğunu kanıtlaması ve daha da önemlisi bunu nasıl başarabileceğimize dair stratejiler sunmasıyla önemli.

  • Künye: Jo Boaler – Sınırsız Zihin: Sınırları Aşarak Öğren, Yönet ve Yaşa, çeviren: Zeynep Nur Ayanoğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 208 sayfa, 2020

Mariana Mazzucato – Her Şeyin Değeri (2020)

Kapitalizm, ürettiklerimize değer biçmez, onları gasp eder.

Kapitalist bir dünyada değerin gerçek anlamına ilişkin kavrayışımızı yitirmişizdir ve o nedenle de gerçek üreticiler ve onların ürettiklerinin değerini belirleyemiyoruz.

Bu işi, bizim yerimize kapitalizm üstlenir.

Peki, modern kapitalizmde, değer yaratma nasıl işler ve daha da önemlisi bu akıl ve vicdan dışı değer biçmeye nasıl bir alternatif getirebiliriz?

Değer kavramını çok yönlü bir bakışla tartışmaya açan Mariana Mazzucato, kapitalizmde esas hedefin üretmek değil, üretilen değere el koymak olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Finanstan büyük ilaç sanayisine ve enformasyon teknolojisine kadar uzanan yazar, bir zamanlar ekonomik düşüncenin ana payandası olan değer kavramının anlamının ve taşıdığı önemin yerinde yeller estiğini gösteriyor.

“Asıl zenginlik nereden kaynaklanıyor?” sorusunun yanıtını arayan Mazzucato, değeri hangi etkinliklerin yarattığını, hangilerinin gasp edildiğini ve hangilerinin tahrip edildiğini ortaya koyuyor.

Yazara göre, bu sorulara yanıt vermemiz büyük önem taşıyor.

Zira mevcut asalak sistemin yerine sürdürülebilir, ortaklaşa yaşamaya müsait bir sistem getirmenin tek yolu, bu sorulara verdiğimiz cevaplardır.

‘Her Şeyin Değeri’, bizi nasıl bir dünyada yaşamaya karar vermemiz gerektiği üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Her Şeyin Değeri: Küresel Ekonomide Üretenler ve El Koyanlar, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2020

Steve Brusatte – Dinozorların Yükselişi ve Çöküşü (2020)

Uzaydan kopup gelen bir göktaşı, dinozorların bu dünyadaki 150 milyon yıllık hâkimiyetine son verdi.

Bu, memelerin saklandıkları deliklerden başlarını uzatabilmelerine ve adım adım dünyaya egemen oluşlarına sebep oldu.

Paleontolog Steve Brusatte, Polonya’nın göller bölgesinden Arjantin’in korkutucu kanyonlarına, Afrika’dan Amerika’ya uzanarak, T. rex’ten martılara bu sıra dışı türün hikâyesini anlatıyor.

Brusatte, dinozorlar çağının zaman cetveli, dinozor aile ağacı ve tarihöncesi döneme ait dünya haritalarıyla açılan kitabında, dinozorların ortaya çıkışını ve yükselişini, kıta kaymasının dinozorların yaşamına etkilerini, tiran dinozorları, dinozorların soyunun tükenişinden sonra dünyada yaşanan dönüşümleri ve bunun gibi ilgi çekici konuları ele alıyor.

Kitap, dinozorların başına gelen felaketin insanların da başına gelip gelemeyeceği sorusunu tartışmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Steve Brusatte – Dinozorların Yükselişi ve Çöküşü: Kayıp Dünyanın Yeni Bir Tarihçesi, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2020

James C. Scott – Devlet Gibi Görmek (2020)

Uzun bir tarihi olan devletçi planlama, neden başarısız oldu?

Anarşist düşünür James Scott, dünyanın farklı bölgelerindeki devlet merkezli kent ve köy planlaması deneyimlerini irdeleyerek, devletçi planlama ve benzeri toplum mühendisliklerinin neden felaketle sonuçlandığını tartışıyor.

Bir anlamda modern devletin gelişiminin eleştirel bir analizi olarak okunabilecek kitabında Scott, Fransa’dan Brezilya’ya, Sovyetler Birliği’nden Tanzanya’ya uzanarak hakikati kendi vizyonlarına uydurmaya çalışan tek adamları ve masa başında plan yapıp plana uymayan her şeyi yok sayan memurların sebep olduğu olumsuzlukları aydınlatıyor.

Gerçekliği şekillendirecek bir nesne olarak gören despotluğun otoriter modernizmin ayrılmaz bir parçası olduğunu düşünen Scott, devletten gelen “planlama”nın neden gerçek toplumsal dokuyla uyuşmaz olduğunu gözler önüne seriyor.

Devlet projelerinin doğası ve uzamı, yüksek modernist şehir vizyonlarının yarattığı hayal kırıklıkları, kırsal yerleşim ve üretimin toplum mühendisliğine tabi tutulması, Sovyet kolektivizasyonunda kapitalist hayaller, Tanzanya’da zorunlu köylüleştirme girişimleri ve doğayı ehlileştirme çalışmaları, kitapta karşımıza çıkan ilgi çekici konular.

  • Künye: James C. Scott – Devlet Gibi Görmek: Bazı Toplumsal Kalkınma Planlarının Başarısızlık Hikâyeleri, çeviren: Ozan Karakaş, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 424 sayfa, 2020