Marc Wittmann – Hissedilen Zaman (2018)

Öznel zaman nedir?

Zaman duygumuz nasıl oluşur?

Bilişsel ve duygusal durumların bir göstergesi olarak zaman algısı konusuna odaklanan çalışmalar yürüten Marc Wittmann, ‘Hissedilen Zaman’da, zaman algısını, başka bir deyişle zamanı ne şekilde deneyimlediğimizi irdeliyor, ayrıca geçen zamana dair öznel duygularımızı ve süre duygumuzu inceliyor.

Wittmann,

  • Sıkça adını duyduğumuz “öznel zaman”ın tam olarak ne anlama geldiği,
  • Zaman duygumuzun nasıl oluştuğu,
  • Bizde zamanın bazen yavaş bazen hızlı aktığı duygusunun temel nedenlerinin ne olduğu,
  • Farklı yaşlarımızda zaman algımızın nasıl değiştiği,
  • Sabırlı ve sabırsız insanlar arasındaki farkların neler olduğu,
  • Duygularımız ve beden ritmimizin zaman algımızı nasıl değiştirdiği,
  • Ve bunun gibi pek çok konuyu aydınlatıyor.

Wittmann’ın kitabı, bu sorulara verilen yanıtlardan ibaret değil.

Sırtını son bilimsel çalışmalar ile zengin örneklere yaslayan ‘Hissedilen Zaman’, zaman bağlamında, gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olan birçok temel süreci de içeriyor.

Başka bir deyişle Wittmann, bize biraz daha yavaşlayıp hayatı daha sakin bir şekilde, mevcut ânın farkına vararak yaşamanın, böylece daha tatminkâr bir hayata ulaşmanın ipuçlarını da sunuyor.

  • Künye: Marc Wittmann – Hissedilen Zaman: Zamanı Nasıl Deneyimleriz?, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2018

John Berger – Portreler: Sanatçılar Üzerine Yazılar (2018)

John Berger’in hayatı boyunca sanatçılar üzerine yazdığı metinler, bu kitapta bir araya getirilmiş.

Bir yönüyle alternatif bir sanat tarihi olarak okunabilecek kitaptaki yazılar, MÖ yaklaşık 30.000’de yapılmış Chauvet mağara resimlerinden başlayarak, insanlık tarihinde ortaya konmuş başka sanat eserlerine ve oradan da sanat tarihinde iz bırakmış büyük isimlerin eserleri üzerine değerlendirmelere uzanıyor.

Berger burada, Piero della Francesca’dan Hieronymus Bosch’a, Pieter Brueghel’den Giovanni Bellini’ye, Albrecht Dürer’den Caravaggio’ya, Frida Kahlo’dan Pablo Picasso’ya ve Abidin Dino’dan 1983 doğumlu Randa Mdah’a, yaklaşık 80 sanatçının portresini sunuyor.

Tom Overton’ın, Berger’in sanat yazıları üzerine kaleme aldığı bir girişle açılan ve pek çok görselle zenginleşen kitabın, hem karton kapaklı hem de sert kapaklı seçenekleriyle yayınlandığını da söyleyelim.

Önümüzdeki zamanlarda, bu kitabın devamı olacak nitelikte, Berger’in sanat üzerine yazılarının da ‘Manzaralar‘ adıyla yayımlanacağını da belirtelim.

  • Künye: John Berger – Portreler: Sanatçılar Üzerine Yazılar, çeviren: Beril Eyüboğlu, Metis Yayınları, sanat, 504 sayfa, 2018

Emma Goldman – Hayatımı Yaşarken, Cilt 1-2 (2018)

“Dans edemeyeceksem, devriminiz sizin olsun.”

Bu söz, hayatı boyunca taviz vermemiş bir anarşist, göçmen ve Yahudi olarak yaşamış Emma Goldman’ın en meşhur sözlerinden biri olarak tarihe geçti.

Bu iki ciltlik çalışma da, Emma Goldman’ın 71 yıl süren hayatına sığdırdığı muazzam olayların ilk elden tanıklığını sunmasıyla, gerçek anlamda tutkulu ve devrimci bir hayat yaşamamız konusunda yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Goldman,

  • Birinci Dünya Savaşı’nda savaş karşıtıydı,
  • Milliyetçiliğe düşmandı,
  • Ekim Devrimi’nden sonra Sovyetler Birliği’ni ziyaret etti,
  • Lenin’le tartışıp büyük hayal kırıklığı yaşadı,
  • Ateizmi, özgür aşkı ve eşcinsellerin evliliğini savundu,
  • Doğum kontrolü için mücadele etti,
  • İspanya İç Savaşı’nda Anarşistleri destekledi,

Goldman’ın tutkulu mücadelesini kayda alan otobiyografisi, bir anlamda büyük dönüşümlerin yaşandığı bir “devrimler çağı” olarak tanımlayabileceğimiz 20. yüzyılın siyasi tarihi açısından da altın değerinde bir kaynak.

Bu basımı bilhassa özel ve güzel kılan husus ise, 68 Devrimi’nin 50. yılında yapılmış olması.

  • Künye: Emma Goldman – Hayatımı Yaşarken, çeviren: Beril Eyüboğlu ve Emine Özkaya, Metis Yayınları, otobiyografi, 2 Cilt, 1016 sayfa, 2018

Michel Juffé – Freud, Spinoza Mektuplaşması 1676-1938 (2018)

Freud hakkındaki bilgilerimiz, kendisinin Spinoza’yı pek bilmediğini, en azından okumamış olduğunu düşündürüyor.

Çok nadiren bahseder Spinoza’dan.

‘Leonardo da Vinci’nin Bir Çocukluk Anısı’nda (1910) müphem bir imada bulunur: “Leonardo’nun gelişiminin Spinozacı düşünme biçimine yaklaştığı gibi bir saptamaya kalkışabiliriz.”

Ne demek istemiş? Anlamak mümkün değil.

Michel Juffé’nin elimizdeki özgün çalışması ise, Freud ile Spinoza arasındaki hayali mektuplaşmalar üzerinden ikisinin de eserlerine yeni bir ışık tutuyor ve yepyeni gelişmelere, bildiğimiz Spinoza ve Freud’dan daha ötesine götüren fikirlere kapı aralıyor.

On altı mektuptan oluşan yazışma, bir yıldan biraz fazla sürüyor.

Yazışmaya başladıklarında Freud’un iki buçuk yıllık ömrü kalmıştır ve Avrupa’yı kasıp kavuracak fırtınanın gelişini görmektedir.

Spinoza’nın ise sadece bir yılı vardır.

Bu iki ünlü düşünürün metinlerini birbiriyle konuşturan Juffé, böylece iki düşünürün ortak noktalarının neler olduğunu, ayrıca ayrıldıkları noktaları gözler önüne seriyor, bunu yanı sıra, birbirlerinin düşüncelerine getirecekleri eleştirilerin neler olabileceğini irdeliyor.

Kitap her şeyden önce felsefe ve psikanalizin ilgi çekici bir karşılaşması niyetine okunmalı.

  • Künye: Michel Juffé – Freud, Spinoza Mektuplaşması 1676-1938, çeviren: Siren İdemen, Metis Yayınları, psikanaliz, 320 sayfa, 2018

Carlo Ginzburg – Tahta Gözler (2009)

California Üniversitesi’nde İtalyan Rönesansı Araştırmaları profesörü olarak çalışan Carlo Ginzburg, ‘Tahta Gözler’de, bireyle şeyler arasındaki ilişkide mesafenin, uzaklıkla yakınlık arasındaki dengenin nasıl kurulacağına odaklanıyor.

Katolik bir ülkede doğup büyümüş bir Yahudi olduğunu ve Yahudilik kimliğinin baskı sonucu ortaya çıktığını söyleyen Ginzburg, mesafe üzerine düşünmeye, ait olduğu çoklu geleneği irdelemekle başlamış.

Aşinalık, yadırgatıcılık, perspektif, temsil, imge ve mit kavramlarından hareket eden yazar, ilkçağdan günümüze değin, dengeli mesafenin kurulabilme imkânlarını araştırıyor.

  • Künye: Carlo Ginzburg – Tahta Gözler: Mesafe Üzerine Dokuz Düşünce, çeviren: Aysun Şişik, Metis Yayınları, felsefe, 278 sayfa

Bülent Diken, Graeme Gilloch ve Craig Hammond – Nuri Bilge Ceylan Sineması (2018)

Nuri Bilge Ceylan, Uzak (2002), İklimler (2006), Üç Maymun (2008), Bir Zamanlar Anadolu’da (2011) ve Kış Uykusu (2014) gibi uluslararası başarıların sahibi bir yönetmen olarak yalnızca Türkiye’de değil, dünya çapında da dikkat çeken, hakkını tam teslim etmek gerekirse, 21. yüzyılın en etkili yönetmenlerinden biri.

Üç yazarlı bu önemli kitap da, Ceylan’ın filmlerindeki kendine has üslubu, havası ve tematik meselelerine, ulusötesi bir bağlamda odaklanıyor.

Bülent Diken, Graeme Gilloch ve Craig Hammond, Ceylan’ın filmlerini eleştirel bir analize tabi tutarak,  bu sinemada sıklıkla karşımıza çıkan yersiz yurtsuzluk, nostalji, göç ve yer değiştirme, hiçlik ve yokluk, melankoli ve can sıkıntısı, modern yaşamın etkileri gibi temaları merkeze alarak irdeliyor.

Yakın zamanda Ahlat Ağacı adlı filmi gösterime girecek Nuri Bilge Ceylan’ın sinemasının özgün yönlerine daha yakından bakmak isteyenler bu kitabı muhakkak okumalı.

  • Künye: Bülent Diken, Graeme Gilloch ve Craig Hammond – Nuri Bilge Ceylan Sineması: Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, sinema, 216 sayfa, 2018

Kolektif – Komünizm: Yeni Bir Başlangıç (2015)

Dünya çapındaki isyanları küresel kapitalizmin bütünlüğü içinde konumlandıran ve bu ortamda komünizmin nasıl bir perspektif sunacağını irdeleyen makaleler.

2010 Berlin Konferansı’na sunulan makalelerden oluşan ve daha önce yine Metis tarafından yayınlanmış, ayrıca burada de yer verdiğimiz ‘Komünizm Fikri’, komünist eylem ve pratiğinde gerçleştirilmesi gereken reformlardan küresel kapitalizme karşı mücadele etmek isteyenler açısından komünizmin bugün ne anlama gelebileceğine kadar pek çok konu tartışılmıştı.

Söz konusu serinin ikincisi olan elimizdeki kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Slavoj Žižek, Alain Badiou, Étienne Balibar, Bruno Bosteels, Susan Buck-Morss, Jodi Dean, Adrian Johnston, Frank Ruda ve Emmanuel Terray.

Kitapta, özellikle Alain Badiou ve Emmanuel Terray imzalı makalelerin dikkat çekici perspektifler sunduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: Kolektif – Komünizm: Yeni Bir Başlangıç (Komünizm Fikri 2), hazırlayan: Slavoj Žižek, çeviren: Nil Pınar Arın, Arda Çiltepe ve Anıl Aşkın, Metis Yayınları

Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü (2018)

Yirminci yüzyıl modernist edebiyatın öncülerinden Gertrude Stein, uzun yıllarını birlikte geçirdiği Alice B. Toklas’ın gözünden Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Yirminci yüzyılın başındaki Paris’te bir araya gelen ve o zaman adları pek bilinmeyen bir dizi genç sanatçı ve edebiyatçının yaşadıkları çevre hakkında aydınlatıcı ve keyifli bir metin olarak okunabilecek kitap, Picasso, Matisse, Gris, Braque, Apollinaire, Ernest Hemingway ve Sherwood Anderson gibi isimleri karşımıza çıkarıyor.

Kitap, büyük bir yıkımının Avrupa’yı kasıp kavurduğu bu dönemde, kendi edebi ve sanatsal eserlerinin ilk nüvelerini yaratmaya koyulan, her şeye rağmen ümidini kaybetmeyen yenilikçi bir kuşağın dünyasından ayrıntılar sunmasıyla önemli.

Bu yönüyle döneme dair bilgilendirici bir kültür tarihi kitabı okunabilecek kitap, ustaca betimlenen bir yaratıcılık atmosferi içinde, 20. yüzyıl başlarının pek çok ünlü adayı canlı portre çizimleri ve eğlendirici anekdotlarla arzı endam ediyor.

Dönemin kültür olayları, sanatçıların bir Bohem yaşantısı içinde sürdürdükleri yaratma savaşımları, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği değişimler, yazarın kendi yaşamı ve yaratıcılık süreciyle iç içe anlatılıyor.

Gertrude Stein, kendine has edebiyat denemeleriyle bilinir.

Bu kitabı da, yazarın bu sıra dışı tarzından tam olarak bağımsız düşünmek mümkün değil.

Stein, ayrıksı birtakım dil kullanımlarıyla, incelikli ve soyut anlatım biçimini burada da görüyoruz.

Bizdeki ilk baskısı 1992’de yapılan kitap, uzun zamandır temin edilemiyordu.

Bu yeni baskının Stein hayranlarını sevindireceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü, çeviren: Nesrin Kasap, Metis Yayınları, anlatı, 280 sayfa, 2018

 

Gordon H. Orians – Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare (2018)

Afrika’dan ayrıldıktan ve sıcak-soğuk iklimlere, yeni beslenme tarzlarına uyum sağladıktan sonra farklı beden biçim ve boyutlarına evrildik, cilt rengimiz ve bağışıklık tepkilerimiz değişti.

Fakat ne kadar değişsek de, neden atalarımızdan gelen mirasın önemli bir kısmını halen koruyoruz?

Şöyle bir örnekle bu durumu açıklayalım:

Madagaskar’daki hiçbir karayılanı insan hayatını tehdit etmez.

Adada insan yaşamının başladığı iki bin yıl öncesinden bugüne dek yılanlar hiçbir insanı ciddi bir şekilde yaralamamıştır.

Gelgelelim, Malgaşların çoğu neredeyse evrensel olan o yılan korkusunu yaşar.

Bunun gibi daha pek çok örnek verebiliriz.

Bu kitabın yazarı evrim biyoloğu Gordon Orians, bir davranış devam ediyorsa bunun nedeninin genetik mutasyonun ve genetik sürüklenmenin o davranışı saf dışı bırakmasına yetecek kadar zamanın geçmemiş olması şeklinde açıklıyor.

İşte bu güzel kitap da, atalarımızın bize bıraktığı mirası, en güncel araştırmaların verilerinden yola çıkarak ve ayrıca zengin örneklerle harmanlayarak bize adım adım anlatmasıyla, konu hakkında çok değerli bir kaynak.

Kitapta, atalarımızın ıslıkla bal aradığı günlerden, henüz Afrika savanlarında yaşadığımız günlerden gelen hayaletlere, öğrenmenin beraberinde getirdiği büyük maliyetten arazi ve çayırlarda hayatta kalmak için geliştirdiğimiz sıra dışı yöntemlere, yerleşmek ve yurt tutmanın evrim sürecindeki yerinden doğayı düzene sokmak için verilmiş amansız mücadeleye kadar birçok ilgi çekici konu burada irdeleniyor.

Kitaptan alıntı:

“Bir davranış devam ediyorsa bunun nedeni genetik mutasyonun ve genetik sürüklenmenin o davranışı saf dışı bırakmasına yetecek kadar zamanın geçmemiş olmasıdır veyahut genler uyumsal ve aktif olarak seçilen bir özelliği kodlamış da olabilirler. Son araştırmalar, doğal seçilimde elenmiş olsalar bile davranış modellerinin uzun süre devam edebileceğini gösteriyor.”

“Estetik konusunda evrimsel yaklaşım, güzellik ve çirkinliğin nesnelerin yapısal özellikleri olmadığını öne sürer. Buna göre güzellik ve çirkinlik, nesnelerin özellikleri ile insanın sinir sistemi arasındaki etkileşimden kaynaklanmıştır. Yani, güzel nesneler onlara olumlu tepki verdiğimizde hayatımızı iyileştiren -yani hayatta kalma, eş bulma ve yavrulama olasılığımızı artıran şeylerdir.”

  • Künye: Gordon H. Orians – Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare: Evrim Beğenilerimizi ve Korkularımızı Nasıl Şekillendirir?, çeviren: Aysun Babacan, Metis Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2018

Nancy Huston – Fay Hatları (2009)

Amerikalı romancı ve denemeci Nancy Huston’ın ‘Fay Hatları’, bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze değin süren bir sırrı hikâye ediyor.

Ailenin son kuşağı Sol’un yaşadığı 2004 yılından geriye doğru giden kurgu, bir ailenin hayatını yıllar boyu alt üst edecek bir sırrın izini, ailenin diğer üyeleri Randall, Sadie ve Kristina’nın hayatları ekseninde; ayrıca California, Hayfa, Toronto ve Münih gibi şehirlere uzanarak anlatıyor.

Öyküsüne, altı yaşındaki Sol’un, aile içinde gözlemlediği tuhaflıklarla başlayan Huston, diğer fertlerin yaşadıkları aracılığıyla, 1944 yılının Nazi Almanya’sına, ailenin geleceğini şekillendirecek o kırılma noktasına varıyor.

Künye: Nancy Huston – Fay Hatları, çeviren: Sosi Dolanoğlu, Metis Yayınları, roman, 292 sayfa