Ursula K. Le Guin – Lao Tzu: Tao Te Ching (2018)

2 bin 500 yıl önce yazılmış Lao Tzu’nun ‘Tao Te Ching’i, her iyi okur gibi Ursula K. Le Guin’in hayatını da etkilemiş bir kitap.

Üstelik bu etki, düşündüğümüzden daha fazla.

Le Guin’in bu kitapla yolu, babasının kütüphanesinde kesişmiş.

Babası ölmeden önce, bu kitabın cenazesinde okunacak bölümlerini işaretlemiş.

Le Guin de bu kitaptan çok etkilenmekle kalmamış, bu konuda babasının izinden giderek ‘Tao Te Ching’in öldüğünde cenazesinde okunacak bölümlerini de işaretlemiş.

Elimizdeki kitap ise, Le Guin’in bu klasik yapıta dair yorumlarından oluşmasıyla değerli.

Le Guin kitapta gözüne kestirdiği bölümleri alıyor ve onları kendi süzgecinden geçirerek bize yansıtıyor.

Le Guin, şöyle diyor:

“Tao Te Ching büyük dini metinler arasında en sevilesi olanıdır; eğlencelidir, keskindir, iyicildir, mütevazıdır, durdurulamaz bir taşkınlığı, tükenmez bir yenileyiciliği vardır. Tüm derin kaynaklar arasında suyu en berrak olanıdır. Aynı zamanda benim için en derin kaynaktır.”

Le Guin böylece, Tao Te Ching’in çağrıştırdıklarından yola çıkarak ruhun gıdası, susmak, olmamanın yararları, köklere dönmek, güç, bütünlük, şan ve şöhret, hayat aşkı, doğa, içgörü, basit olmak ve sürekli değişim gibi konuları kendine has bakış açısıyla yorumluyor.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Lao Tzu: Tao Te Ching (Yol’a ve Yol’un Gücüne Dair), çeviren: Bülent Somay ve Ezgi Keskinsoy, Metis Yayınları, deneme, 152 sayfa, 2018

Jean Améry – Suç ve Kefaretin Ötesinde (2015)

Jean Améry, Naziler tarafından esir alınmış, 1937’de onlardan kaçarak Belçika’ya sığınmış, Nazilerin burayı işgal etmesinden sonra direnişe katılmış ve Gestapo tarafından yakalandıktan sonra toplama kamplarına gönderilmişti.

Bu kitap, Améry’nin olağanüstü yaşamının hikâyesini sunuyor.

Auschwitz, Buchenwald ve Bergen-Belsen toplama kamplarında kalmış bu önemli tanığa kulak veriyoruz.

  • Künye: Jean Améry – Suç ve Kefaretin Ötesinde, çeviren: Cemal Ener, Metis Yayınları

 

Erving Goffman – Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu (2009)

Kanadalı sosyolog Erving Goffman ‘Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu’nda, toplumsal yaşamı

ev yaşamından sinai veya ticari yaşama uzanan geniş bir çerçevede irdeliyor.

Goffman, insanların üstlendiği farklı rollere ve bu rolleri pratiğe dökerken sergilediği “performanslara” odaklanıyor.

1950’lerde yazılmış olmasına rağmen, sosyal bilimlerdeki etkisini yitirmeyen çalışma, evde, işyerinde, resmi veya gayriresmi ortamlarda üstlenilen birbirinden farklı rollerle toplumsallığın nasıl oluştuğunu gösteriyor.

Yazar, sahnede belli bir karakteri canlandıran bireyin, başkalarına vermeye çalıştığı imajı çözüyor.

  • Künye: Erving Goffman – Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu, çeviren: Barış Cezar, Metis Yayınları, sosyoloji, 241 sayfa

Simon Critchley – Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz? (2018)

Gırtlağına kadar yozlaşmış kalantorların yönettiği FIFA’yı ve kara para ile fonlanan, kirli ilişkilere batmış kulüpleri dışarıda bırakırsak, futbol dayanışmasıyla, yarattığı coşkuyla ve farklı dil ve kültürel aidiyetlerden gelen oyuncuların beraberinde getirdiği zenginlikle, çok güzel bir oyundur.

Ünlü felsefeci Simon Critchley de bu çalışmasında, felsefenin penceresinden bu güzellik üzerine derinlemesine bir bakışla düşünüyor.

Futbol düşünürken aslında ne düşünürüz?

Bu sorunun yanıtı aslında oldukça basit: Futbol, karmaşık, çelişkili, çatışmalı pek çok detayı bünyesinde barındırır ve bu nedenle futbol ile hafıza, tarih, mekân, toplumsal sınıf, toplumsal cinsiyet, aile ve kimlik arasında çok yoğun bağlar vardır.

Critchley, fenomenoloji yöntemini kullanarak, futbolun gündelik varoluşumuzdaki yerini sorguluyor.

Crictchley, futbolun dünyayı görmemize nasıl etki ettiğini irdeliyor ve zamanın, mekânın, dramanın ve futbolun farklı hallerinin harmanlandığı bir futbol poetikası sunuyor.

“Futbol bizi bir yandan cezbedip keyiflendiren, diğer yandan da deli edip iğrendiren bir oyun.” diyen yazar, keyif ve iğrenmenin bu oyuna verilen aynı ölçüde haklı iki tepki olduğunu belirterek, futbolun keyif ve poetikası üstünde duruyor, bu güzel oyunun bir fenomenolojisini yapıyor.

  • Künye: Simon Critchley – Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz?, çeviren: Oğuz Tecimen, Metis Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2018

Talal Asad – Dinin Soykütükleri (2015)

Hıristiyanlıkta ve İslamda iktidarın kaynakları nelerdir?

Talal Asad, Ortaçağ Avrupa keşişlerinin ayinlerinden günümüz Arap ilahiyatçılarının vaazlarına uzanarak, farklı yer ve zamanlarda bu sorunun yanıtını arıyor.

Asad bunu yaparken, dinin modern tarihsel bir konu olarak ortaya çıkışını, dinsel pratikler ile iktidar arasındaki karmaşık ilişkiyi özgün bir perspektifle tartışıyor.

  • Künye: Talal Asad – Dinin Soykütükleri: Hıristiyanlıkta ve İslamda Disiplin ve İktidarın Nedenleri, çeviren: Ayet Aram Tekin, Metis Yayınları

Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası (2018)

Zeynep Direk’in elimizdeki ufuk açıcı çalışması, cinsiyet konusunu geniş bir felsefi ve siyasi çerçevede irdelemesiyle alan için çok değerli bir çalışma.

Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur gibi isimlerin düşüncelerini irdeleyen Direk hem iktidarın veya siyasi egemenliğin kadına bakışının düşünsel dayanaklarını hem de felsefenin buna verdiği yanıt üzerinden toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kitapta,

  • Simone de Beauvoir’da içkinlik,
  • Kristeva ve Battaile’ın dine bakışları,
  • Erotik deneyim ve cinsiyet farklılıkları,
  • Hegel’in birer feminist okuru olarak Irigaray ve Buttler,
  • Egemenlik ve toplumsal cinsiyet,
  • Jean-Luc Nancy’de cinsel ilişki, arzu ve keyif,
  • Ve Paul Ricoeur’de kırılganlık ve özerklik gibi konular ele alınıyor.

“Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir.” diyen Direk, sadece kadınların değil, bütün ezilenlerin bize dayatılan bu hayatla nasıl mücadele edebileceğini, nasıl özerk özneler haline gelebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Zeynep Direk – Cinsel Farkın İnşası: Felsefi Bir Problem Olarak Cinsiyet, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Haldun Gülalp – Laiklik, Vatandaşlık, Demokrasi (2018)

Türkiye’de özellikle son yıllarda laiklik, vatandaşlık ve demokrasi konuları her açıdan büyük tahribat almış durumda.

Haldun Gülalp da tarihsel bir perspektifle Türkiye’nin siyasal kültüründeki süreklilikleri ve kopuşları inceliyor.

Gülalp, “yeni” dönemin beraberinde getirdiği büyük yıkımın ufak tefek düzenlemelerle aşılamayacağını, bunun için baştan aşağı bir yenilenmenin elzem olduğunu belirtiyor.

Kitapta,

  • Avrupa modernleşmesi ve Osmanlı,
  • Türkiye’de laiklik ve sol,
  • Laikliğin anlamı ve önemi,
  • Demokratik kültür ve kamusal yaşam,
  • Demokratik vatandaşlık kavramının dönüşümü,
  • Toplumsal kimlikler ve iktidar,
  • Anayasalarımızda vatandaşlığın tanımlanışı,
  • Siyasal kültürümüzde vatandaşlık ve demokrasi,
  • Ve Gezi direnişinin ortaya koyduğu alternatif siyaset ve toplum perspektifi, gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Karl Marx, Max Weber, Anthony Giddens ve Perry Anderson gibi pek çok düşünürün yaklaşımları bağlamında, siyasal kültürümüzün dünü ve bugününün nitelikli bir fotoğrafını çeken ve günümüzde var olan sıkıntıyı nasıl aşabileceğimizi tartışan Gülalp şöyle diyor:

“Artık kapitalizm kendi sınırlarına varmıştır. Rosa Luxemburg’un bundan yaklaşık yüz yıl önce literatüre soktuğu ‘ya barbarlık ya sosyalizm’ öngörüsüne bugün gerçekten ulaştık diye düşünüyorum. Kapitalizmin her gün gözümüze sokarak yaptığı yıkım artık bu noktadan sonra ya doğal çevreyle birlikte insanlığın da sonunu getirecek ya da kapitalizmin aşılıp, eşitlik, özgürlük ve dayanışmanın egemen olduğu yeni bir düzenin kurulmasıyla son bulacaktır.”

  • Künye: Haldun Gülalp – Laiklik, Vatandaşlık, Demokrasi: Türkiye’nin Siyasal Kültürü Üzerine Çalışmalar, Metis Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2018

Christopher Dole – Seküler Yaşam ve Şifacılık (2015)

Yakın zamanda Hacamatçılar Federasyonu’nun Türk Tabipler Birliği’nin (TTB), “Savaş bir halk sağlığı sorunudur,” açıklamasını protesto etmişti.

Bu değerli kitap ise, Türkiye’de dini şifacıların ve hastalarının, kentsel yoksulluk ortamında devlet ve İslam’ın dışında yeni gelecek imkânları arayışının analizi.

Uzun süreli alan araştırmalarına dayanarak bu çalışmayı ortaya koyan antropolog Christopher Dole, bu şifacılık biçimlerinin varlıklarını sürdürdükleri tarihsel, maddi ve söylemsel koşulları detaylıca ele alıyor.

  • Künye: Christopher Dole – Seküler Yaşam ve Şifacılık, çeviren: Barış Cezar, Metis Yayınları

Taha Parla – Türk Sorunu (2018)

‘Türk Sorunu’, Taha Parla’nın 1998-2007 gibi, Türkiye ve Dünya’da büyük dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde kaleme aldığı yazılarını bir araya getiriyor.

Parla burada milliyetçilik, antidemokratik uygulamalar, eğitim meselesi, Kürt sorunu, Ermeni sorunu gibi, ülkenin kangren halini almış sorunlarını irdelerken, gerçekte bu sorunları çözmemizin önündeki asıl büyük engelin neden Türk sorunu olduğunu açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Parla’nın yazılarında, özgün bir bakışla irdelediği kimi konular şöyle:

  • Demokrasi, sivilleşme, laiklik,
  • Kemalizm,
  • Askerin siyasete müdahalesi,
  • İşkence,
  • Üniversiteler, akademik dürüstlük ve üniversitelerin demokratik mücadeledeki rolü,
  • madde,
  • Bonapartizme ve devlet dinciliğine karşı demokrasi ve laiklik,
  • Büyük sermayenin ülkenin demokrasi tarihindeki rolü,
  • Pinochet’in Şilisi ile Evren’in Türkiyesi,
  • Militarizmin yükselişi ve vicdani red,
  • 11 Eylül saldırıları,
  • AB anayasası…

Daha akıllıca, daha medeni bir hayat yaşayabilmemiz için ülkede ne gibi dönüşümlerin yaşanması gerektiğini ortaya koyan Taha Parla’nın bu aydınlatıcı yazılarını, Türkiye ve Dünya’ya dair ezberleri bozmak ve klişeleri sorgulamak isteyen her aklı başında okura öneriyoruz.

  • Künye: Taha Parla – Türk Sorunu: Siyasi Yazılar 2: 1998-2007, Metis Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2018

Georgi Gospodinov – Doğal Roman (2018)

Bizde kısa süre önce ‘Hüznün Fiziği’ adlı muhteşem romanı yayınlanan Bulgar edebiyatçı Georgi Gospodinov, şimdi ilk romanı olan ‘Doğal Roman’ın yeni basımı ile yeniden karşımızda.

Gospodinov burada, kitabın adından da anlaşılabileceği gibi, “yüksek edebiyatın” “asil” ve “yüksek” konularından ziyade tuvaletlerden bitkilerin üreme biçimlerine ve oradan gündelik hayatın sıradan ayrıntılarına, tümüyle doğal olan konuların üzerinden ilerliyor.

Roman, anlatıcısı olan adamın eşinden ayrılmasıyla başlar.

Kahramanımız bu süreçte yaşadığı şoku atlatmak için hayat üzerine düşünmeye başlar.

Fakat bir süre sonra anlatı, asıl amacından sapmaya başlayarak tuvaletin tarihi, sinekler, arılar ve bir deli bahçıvanın hikâyesine doğru yol almaya başlar ve böylece çağdaş Bulgaristan’a dair keyifle okunacak bir anlatıya dönüşür.

Gospodinov’un “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” ve “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap.” şeklinde tanımladığı bu muzip romanı, iç içe geçmiş kurmaca katmanlarıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İsimler, isimlendirilmiş olanı kendileri yaratır. Sadece alegorilerle konuşmalıyız.”

“Tuvalet gözetlenmeyen tek umumi yerdir. Hükümetin mevcut olmadığı tek gerçek ütopya, herkes eşit ve içeriye girme amacını gerçekleştirme kılıfı altında istediği her şeyi yapabiliyor. Cezasız kalacağın kesin. Bu duyguyu sadece tabutta veya tuvalette hissedebilirsin.”

Künye: Georgi Gospodinov – Doğal Roman, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, roman, 152 sayfa, 2018