Simon Clarke – Marx’ın Kriz Teorisi (2009)

Dünyayı yeni ve sıkıntılı bir ekonomik krizin yeniden esir aldığı günümüzde Simon Clarke, ‘Marx’ın Kriz Teorisi’ başlıklı bu çalışmasıyla, düşünürün kriz teorisinin kökenine iniyor ve bu teorinin günümüzde nasıl bir işlev yüklenebileceğine odaklanıyor.

Clarke, kriz teorisinin Marksist gelenekte ne zaman merkezi bir rol oynamaya başladığını ve daha sonra yaşadığı çıkmazları anlatıyor; ilk kaynaklara, yani bizzat Marx’ın metinlerine inerek, O’nun kriz teorisini günümüzün sol hareketi için güncelliyor.

Marksist kriz teorilerinin çıkmazının öncelikle, Marx’ın teorisinin eleştirel boyutunu ihmal etmesi olduğunu savunan Clarke, süregelen tartışmaya katkıda bulunuyor.

  • Künye: Simon Clarke – Marx’ın Kriz Teorisi, çeviren: Cumhur Atay, Otonom Yayıncılık, ekonomi, 323 sayfa

Geert Lovink – Sosyal Medyanın Dipsiz Kuyusu (2018)

Sosyal medya, vaat ettiği şekliyle bizi özgürleştirebiliyor veya yeni bir demokratik ufuk yaratabiliyor mu?

Geert Lovink’in bu muazzam çalışması, güncel bir sosyal medya eleştirisi sunması ve özellikle de sosyal medya araçları üzerinden bize dayatılan yeni tahakküm biçimlerini gözler önüne sermesiyle önemli.

Lovink’in çalışmasının en önemli katkısı, sosyal medyanın, yakın zamanda yaşanmış toplumsal olayları daha görünür kılmasından yola çıkarak, onun kendiliğinden bize demokrasi, özgürlük getireceği inancına neden karşı çıkmamız gerektiğini güçlü argümanlarla açıklaması.

Yazar, sosyal medyayı reddetmenin buna neden çare olmayacağını, sosyal medyanın toplumsal çatışmalar ve güç ilişkilerindeki yerinin bilincinde olarak onu nasıl doğru bir şekilde kullanabileceğimizi irdeliyor.

Sosyal medyanın duyumsamayı en aza indirgeyip algıları nasıl manipüle ettiği ve böylece toplumsallığı nasıl baltaladığı konusunda sıkı bir tartışma arayanlar, bunun yanı sıra bu kuşatmaya nasıl direnebileceğimizin yolları üzerine düşünenler bu kitabı muhakkak edinmeli.

  • Künye: Geert Lovink – Sosyal Medyanın Dipsiz Kuyusu, çeviren: Deniz Esen, Otonom Yayıncılık, siyaset, 340 sayfa, 2018

Peter Linebaugh – Londra İdamları (2015)

On sekizinci yüzyıl İngiltere’sinde, ücretin parasallaştırılmasına ve bunu düzenleyen özel hukuk mülkiyetine meydan okuyan kadın ve erkeklerin darağacına gönderilmelerinin hikâyesi.

Kapitalizmin kitlelerin kanını emerek yükseldiği ve emekle sermaye arasındaki mübadele ilişkisinin ilk kurulduğu zamanların tarihsel/sınıfsal analizi.

Makine Kırıcılık’ adlı harika kitabın yazarı olan Peter Linebaugh’tan, kapitalizmin bugünkü azgın haline nasıl geldiğimizle ilgili yine muhteşem bir inceleme.

  • Künye: Peter Linebaugh – Londra İdamları, çeviren: Çiğdem Demir, Otonom Yayıncılık

Robert Albritton – Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler (2018)

Robert Albritton’ın bu önemli çalışması, bugün yaşanan küresel kıtlığın altındaki temel dinamikleri ortaya koyan, klasik olmaya aday bir çalışma.

Çünkü Albritton esas sorunun tarım ve gıda tedarikinin kapitalist yönetiminde görülen mantıksızlık ve çelişkiler olduğunu ve mevcut küresel kıtlığın da bunun en rahatsız edici belirtilerinden sadece biri olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap ayrıca, kapitalizmin gıda ve tarımda yarattığı şu tahribatları da ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor:

  • Küresel ısınma çağında ve petrolün taşma noktalarına eriştiği bir dönemde yoğun petrol içeren bir gıda sistemi,
  • Ekilebilir arazilerin gıda yerine yoğun bitimde etanol ve gıda olmayan diğer ekinleri yetiştirmek için kullanılması,
  • Gıda zincirleri boyunca çiftçilerin ve işçilerin düşük gelirleri,
  • Toprak, hava ve su kirliliği,
  • Temiz su kaynaklarının hızla tükenmesi,
  • Abur cubur gıdanın yaygın biçimde pazarlanması,
  • Yeryüzünde yaşamın geleceğini temellerinden sarsan ormansızlaşma,
  • Genetiği değiştirilmiş gıdaların (GDO) taşıdığı büyük tehlikeler,
  • Devasa boyuttaki kapalı hayvan besiciliği ve işletmelerinde hayvanlara yapılan kötü muamele,
  • Dev gıda ve tarım şirketlerinin toplumsal hayatı yozlaştırması,
  • En az 3 milyar insanın yeterli miktarda ya da kaliteli gıdaya ulaşamaması…

Albritton bütün bu rahatsız edici gerçekleri ayrıntılı biçimde ele alırken, ABD merkezli küresel gıda rejiminin tarihsel ve güncel bir analizini yapıyor ve aynı zamanda daha etkin ve hesap verebilir bir kamu sektörü ile hesap verebilir şirketler oluşturulması için nasıl bir mücadele yöntemi ortaya koyabileceğimizi tartışıyor.

‘Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler’, değişimin mümkün olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Robert Albritton – Ekmek Yoksa Abur Cubur Yesinler: Kapitalizm Açlığı ve Obeziteyi Nasıl Yarattı?, çeviren: Ramazan Güngör, Otonom Yayıncılık, siyaset, 328 sayfa, 2016

Moira Gatens – İmgesel Bedenler (2018)

Moira Gatens, bu ilgi çekici kitabında, felsefenin ve psikanalizin kadın ve erkek bedenlerine dair yaklaşımları eleştirel bir perspektifle sorguluyor.

Gatens, her iki yaklaşımın da kadın bedenini “eksiklik”, “bağımlılık” ve “tutku”, erkek bedenini ise “tamlık”, “özerklik” ve “zihin” ile ilişkilendirdiğini, bu durumun da, kadınların da erkeklerin de “siyasi bedenle” ilişkilenme koşullarını belirlediğini söylüyor.

Gatens bu aşamada, Spinoza’nın “öteki imgelemler” kavramından yola çıkarak, bedenlerin bu dayatmalardan nasıl özgürleştirilebileceğini tartışıyor.

Yazar bunu yaparken, feminist düşüncenin sıklıkla başvurduğu cinsiyet/toplumsal cinsiyet ayrımıyla da hesaplaşıyor.

  • Künye: Moira Gatens – İmgesel Bedenler: Etik, Güç ve Bedensellik, çeviren: Dilan Eren, Otonom Yayıncılık, feminizm, 256 sayfa, 2018

 

Kolektif – Özgürleşme Makineleri: Deleuze ve Marx (2014)

Tersi yönde eleştirilere rağmen Gilles Deleuze, kendini Marksist olarak tanımlıyordu.

Fakat Deleuze’ün hem bireysel hem de ortak çalışmalarına dadanan bu Marx hayaletiyle hâlâ tamamen hesaplaşılmış değil.

Bu kitaptaki yazarlar ise tam da bunu, yani Deleuze’ün Marx’la ilişkisinin sınırlarını belirliyor.

  • Künye: Kolektif – Özgürleşme Makineleri: Deleuze ve Marx, derleyen: Dhruv Jain, çeviren: Aslı İkizoğlu, Otonom Yayıncılık

Charlotte Perkins Gilman – Bizim Ülkemiz (2014)

Charlotte Perkins Gilman’ı, ilk kadın ütopyası olan ünlü ‘Kadınlar Ülkesi’nin yazarı olarak biliriz.

Kendisinin öykülerinden oluşan ‘Sarı Duvar Kağıdı’ da, Türkçeye kazandırılmıştı.

‘Bizim Ülkemiz’ ise, cehennemi ataerkil dünyada geçen bir distopya.

Romanın başkahramanı Ellador, yüzyıllardır dışa kapalı anaerkil bir toplumda yaşamaktadır.

Bir gün, burayı keşfeden bir erkekle dünyaya açılır.

Yalnız bu ataerkil yeni dünya, nefreti, cinsiyet ayrımcılığı, kaosu ve ırkçılığıyla, tam bir karabasan ülkesidir.

  • Künye: Charlotte Perkins Gilman – Bizim Ülkemiz, çeviren: Aylin Onacak, Otonom Yayıncılık

Félix Guattari – Kaçış Çizgileri (2014)

Küresel kapitalizm çağında, yeni bir mücadele ya da örgütlenme biçimi mümkün müdür?

Bu sorunun peşine düşen militan felsefeci Félix Guattari, toplumun her tabakasına nüfuz ederek minyatürleşmiş ve bu yönüyle kendini adeta görünmez kılmış iktidarı deşifre ederek özgürleştirici bir mikro-politikanın olanakları üzerine düşünüyor.

  • Künye: Félix Guattari – Kaçış Çizgileri, çeviren: Işık Ergüden, Otonom Yayınları

Kolektif – Açık Marksizm: Geleneklere Karşı (2017)

Karl Marx’ın kavramsallaştırdığı haliyle Marksizm, aradan geçen zaman içinde doğal olarak pek çok pratik ve uygulamayla sınanda ve güncellendi.

Bu kitapta bir araya gelen makaleler de, Marksizmi analitik bir perspektiften ziyade sınıf mücadelesinin açtığı yeni olanaklar üzerinden yeniden okumaya koyuluyor.

Kitap, değer teorisi, soyut ve somut emek, meta, meta fetişizmi, üretim ve yeniden üretim başta olmak üzere Marksizmin temel kavram ve kategorilerini, sınıf mücadelesinin tarihsel deneyiminin süzgecinden geçirmesiyle alana değerli bir katkı sunuyor.

Kitaba katılan yazarlar bununla da yetinmeyerek, yeni muhalefet imkânlarının Marksist tahayyülün içine nasıl dâhil edilebileceğini ve böylece kuramın nasıl geliştirilip gerçek anlamda ihtiyacı karşılayan bir yapıya kavuşturulabileceğini tartışıyor.

  • Künye: Kolektif – Açık Marksizm: Geleneklere Karşı, derleyen: John Holloway, Werner Bonefeld, Kosmas Psychopedis ve Richard Gunn, çeviren: Şükrü Alpagut, Otonom Yayıncılık, siyaset, 368 sayfa

Maurizio Lazzarato – Videofelsefe (2017)

İtalyan post-işçici geleneğin önemli kuramcılarından Maurizio Lazzarato,

fordizmden post-Fordizme geçişte emek-sermaye arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi bağlamında bilhassa gayri maddi emek üzerine yaptığı çalışmalarla bilinir.

Yeni öznellik üretimi ve yeni direniş olanakları da, düşünürün odaklandığı diğer alanlar.

Lazzarato’nun ‘Videofelsefe’si ise, çağdaş kapitalizmde öznellik üretiminin hangi koşullarda gerçekleştiğini orijinal bir bakışla irdeliyor.

Video ve dijital teknolojilerin esas öğesinin görüntü değil zaman olduğunu belirten Lazzarato, video ile toplumsal zamanın, hatta varlığın dokusunun yeniden tasarlandığını savunuyor.

Bu yönüyle çağdaş kapitalizmde öznellik üretiminin zaman sentezleri, algı, duyum ve bellek üzerinden gerçekleştiğini söyleyen düşünür, buna karşı mücadelenin de tam da bu zemin üzerine inşa edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Lazzarato, çağdaş kapitalizmde öznelliğin üretimine yakından bakmak ve buna uygun mücadele yöntemleri geliştirebilmek için Bergson’un zaman ontolojisini, Nietzscheci beden kuramını, Deleuze ve Guattari’nin kapitalizm eleştirisini ve Vertov’un sine-göz savaş makinesini irdeliyor.

  • Künye: Maurizio Lazzarato – Videofelsefe, çeviren: Şule Çiltaş Solmaz, Otonom Yayıncılık, felsefe, 240 sayfa