Vasili Grossman – Her Şey Geçip Gider (2013)

  • HER ŞEY GEÇİP GİDER, Vasili Grossman, çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu, Can Yayınları, roman, 256 sayfa

 HER

‘Yaşam ve Yazgı’nın yazarı Vasili Grossman, son romanı ‘Her Şey Gelip Geçer’de, Stalin sonrası Sovyetlerdeki zorunlu çalışma kamplarını anlatıyor. Romanın başkahramanı İvan Grigoryeviç, acımasız koşullarda yaşadığı çalışma kamplarında otuz yıl kaldıktan sonra Moskova’ya dönmüştür. Fakat büyük dönüşümler geçiren başkentte neredeyse hiçbir şey İvan’ın bıraktığı gibi değildir. İvan şimdi, bu yeni dünyada kendine yer bulmaya çalışırken, geçmişiyle ve değerleriyle sancılı bir yüzleşme yaşayacaktır. Grossman, farklı karakterler ve hikâyelerle beslediği romanında, dönemin Rus toplumunun zengin bir panoramasını da çiziyor.

Asiya Cebbar – Baba Evinde Bana Yer Yok (2013)

  • BABA EVİNDE BANA YER YOK, Asiya Cebbar, çeviren: Aysel Bora, Kırmızı Kedi Yayınevi, roman, 279 sayfa

BABA

Asiya Cebbar, otobiyografik romanı ‘Baba Evinde Bana Yer Yok’ta, Cezayir’de çocukluktan yetişkinliğe uzanan yaşam serüveninde tanık olduklarını, katı İslami kurallarla sınırlandırılmaya çalışılan dünyasını anlatıyor. Yazar, küçük bir kızken Cezayir’in bir kasabasında başladığı okul hayatını, aile fertleriyle ilişkilerini, babasının İslami değerleri ona aşılama çabasını, bu esnada keşfettiği kitapların kendisine nasıl bir dünya armağan ettiğini, genç kızlığında yaşadığı kafa karışıklıklarını, Cezayir ile Fransa arasında bölünmüş olmanın getirdiği sıkıntıları ve ülkesinin kendine has geleneklerini okurlarıyla paylaşıyor.

Ferit Edgü – Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı (2013)

  • EYLÜLÜN GÖLGESİNDE BİR YAZDI, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık, roman, 109 sayfa

 EYLULUN

Ferit Edgü, ilk olarak 1988 yılında yayınlanan ‘Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı’da, hayata tutunmaya çalışan yoksul kesimlerin dünyasına iniyor ve başkahramanı Çakır’ın iç dünyasına dair sorgulamaları üzerinden, insan olmanın sıkıntılarına odaklanıyor. Bir kıyı semtinde geçen kısa roman, okurunu, 1950’lerin başındaki İstanbul’a götürüyor. Edgü, bir yandan yoksul kesimin yaşadığı zorlu şartları tasvir ederken, diğer yandan da Çakır karakteri aracılığıyla insanın yalnızlık acısını, dostluk özlemini, varoluş kaygılarını, hayatı anlamlandırma çabasını hikâye ediyor. Edgü öyküsüne paralel biçimde, kendi yazma eylemini de sorguluyor.

Gavin Weston – Harmattan (2012)

  • HARMATTAN, Gavin Weston, çeviren: Nuray Önoğlu, Ayrıntı Yayınları, roman, 414 sayfa

 HARMATTAN

Gavin Weston, adını Sahra Çölü’nden Batı Afrika’ya esen sert bir rüzgârdan alan ‘Harmattan’da, bir çocuğun, ülkesinin sıkıntılı atmosferindeki büyüme serüvenini anlatıyor. Nijer Cumhuriyeti’nin küçük, yalıtılmış bir köyünde yaşayan Haoua, meraklı ve zeki bir çocuktur. Kısa zamanda okumayı öğrenen ve sonra mektuplaştığı İrlandalı aileden eğitim desteği alan Haoua, yaşadığı küçük köyden çıkıp yeni bir dünyayı keşfetmeyi hayal etmektedir. Fakat bir süre sonra ülkede iç karışıklıklar çıkmaya başlamış, halk isyan etmiştir. Bu esnada aile içinde başlayan sıkıntılar da, Haoua’nın büyüme serüvenini daha sancılı hale getirecektir.

Robert Walser – Yardımcı (2012)

  • YARDIMCI, Robert Walser, Can Yayınları, roman, 271 sayfa

 YARDIMCI

Avrupa edebiyatının önemli isimlerinden Robert Walser, 1908’de yayınlanan elimizdeki romanında, bir burjuva ailesinin çöküşü üzerinden modernizmin Batı dünyasında yarattığı çıkmazları hikâye ediyor. Walser öyküsünü, mühendis ve mucit Carl Tobler’in yanında çalışan Joseph Marti’nin gözünden anlatır. Tüm sermayesini, kimsenin ilgilenmediği icatlara yatıran Tobler, artık büyük bir iflasın eşiğindedir. Fakat bu iflas, sadece ekonomik değildir. Ortada, modern hayatın karşısında tutunmaya çalışan bir burjuva ailesinin yaşadığı büyük bir manevi çöküş söz konusudur ve Joseph Marti de, bu yıkımın içindeki bireye odaklanmaktadır.

A. Arzu Torun ve Muhabbet Kurt – İçimizdeki Bahar (2012)

  • İÇİMİZDEKİ BAHAR, A. Arzu Torun ve Muhabbet Kurt, Ceylan Yayınları, roman

 ICIMIZDEKI

Arzu Torun ve Muhabbet Kurt ‘İçimizdeki Bahar’da, 2000’de cezaevlerindeki tutuklulara yönelen, operasyonu yürütenlerin “Hayata dönüş” dediği katliamı anlatıyor. Burdur Cezaevi ile Operasyonun en ağır duraklarından olan Ümraniye Cezaevi’nde yaşananları okurlarıyla paylaşan yazarlar, operasyon sürecini, tutukluların tavrını, yanı başlarında öldürülen arkadaşlarını ve baskılar karşısında birer kadın olarak neler hissettiklerini sunuyor. Yazarlar ayrıca, tanık oldukları diğer bir olayı, Burdur Cezaevi saldırısı esnasında duvarları yıkmak amacıyla kullanılan bir iş makinesinin kolunu kopardığı Veli Saçılık’ın hikâyesini de anlatıyor.

Mahmut Şenol – Capon Çayevi (2012)

  • CAPON ÇAYEVİ, Mahmut Şenol, Ayrıntı Yayınları, roman, 320 sayfa

 M

Mahmut Şenol ‘Çerkes Adil Paşa’nın Tahsildarlık Günleri’nde, vergi tahsildarlığı yapan Çerkes Adil Efendi ile yoldaşı Beşir Yaman’ın başından geçenleri hikâye etmişti. Şenol, elimizdeki romanında da, saf köylü karakteri Nurettin Karasu’nun trajikomik yaşam serüvenini anlatıyor. Yoksulluk ve hastalıklar nedeniyle pek çalışamayan Nurettin, nihayet bir çay ocağında iş bulur ve geçen süre zarfında, çay yapma işinde bir sanatçı olduğunu gösterir. Fakat bir süre sonra Nurettin, köyünden koparak büyük kentlere savrulur. Kahramanımız, yıllar sonra geriye döndüğünde, hiçbir şeyin bıraktığı gibi olmadığını acıyla fark edecektir.

Zkes Mda – Kızıllığın Kalbi (2012)

  • KIZILLIĞIN KALBİ, Zkes Mda, çeviren: Gül Korkmaz, Ayrıntı Yayınları, roman, 288 sayfa

 KIZILLIGIN

Zkes Mda ‘Kızıllığın Kalbi’nde, Amerika’dan doğduğu Güney Afrika’ya dönen Camagu’nun, ülkesinde gözlemlediği dönüşümleri konu ediniyor. Uzun yıllar yaşadığı Amerika’dan neredeyse unuttuğu ülkesine dönen Camagu, burada, aşık olduğu bir kadının peşinden, ülkenin diğer ucundaki bir köye kadar uzanacaktır. Bu durum, onun ülkesini daha iyi gözlemlemesine olanak verecektir. Kahramanımız, her adımında yeni şeyler öğrendiği bu yolculuğunda, ülkesindeki modernleşme süreci ve yerel kültürün kendine has dokusuna dair aydınlandığı kadar, ülkesinin tarihinde silinmez izler bırakmış İngiliz sömürge döneminin mirasıyla da yüzleşecektir.

Arthur Nersesian – Unutulmuş Ülkenin Kararsız Seçmeni (2012)

  • UNUTULMUŞ ÜLKENİN KARARSIZ SEÇMENİ, Arthur Nersesian, çeviren: Funda Başak Dörschel, Ayrıntı Yayınları, roman, 272 sayfa

 UNUTULMUS

Arthur Nersesian, kaotik bir dünyada geçen elimizdeki romanında, toplumu mafyaya karşı korumaya girişen Uli’nin maceralarını anlatıyor. Roman, Nevada çölünün ortasına kurulmuş, azılı çetelerin cirit attığı ve insan hayatının değersiz olduğu ütopik bir New York’ta geçer. Şehir, Domuzlar ve Çöpçüler adı verilen iki mafya grubu arasında bölüştürülmüş durumdadır. Yakın zamanda seçimlerin yapılacak olması da, iki çeteyi halka karşı daha gaddar hale getirmiştir. Zira başkanlığı ele geçirmek, onlar için son derece önemlidir. Fakat, acımasız çetelerle kapışmaya hazır olan Uli, bundan önce geçmişindeki karanlığı aydınlatmalıdır.

Javier Vásconez – Capelo Bahçesi (2012)

  • CAPELO BAHÇESİ, Javier Vásconez, çeviren: Yıldız Ersoy Canpolat, Everest Yayınları, roman, 129 sayfa

 

Ekvadorlu yazar Javier Vásconez, olgunluk dönemi eserlerinden kabul edilen ‘Capelo Bahçesi’nde, geçmişle girişilen bir yüzleşme ve hesaplaşma hikâyesi sunuyor. Romanın başkahramanı Manuela, babasının önerisiyle, aileye ait Capelo bahçesine davet edilir. Eski görkemli günlerinden eser kalmamış ve en az kendisi kadar eski zamanlara gömülmüş bekçisiyle bahçe, Manuela’nın dünyasında karamsar duyguların uyanmasına neden olacaktır. Manuela burada, bahçenin eski günlerini adım adım hatırlamaya koyulurken, yolu buradan geçmiş bireylerin hikâyelerini yeniden anımsayacak, böylece ailesinin trajik geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.