Robert Musil – Aptallık Üzerine (2018)

Aptallığı yetenek, ilerleme, umut ya da gelişmeden ayırt etmek bu kadar zor olmasaydı, zaten hiç kimse aptal olmak istemezdi.

Kitapları Naziler tarafından yasaklanan Robert Musil, aptallık üzerine bu meşhur konuşmasını, Alman faşizminin en güçlü olduğu dönemde yapmıştı.

İroni ve kara mizahla örülü bu konuşmasında Musil, benzersiz üslubuyla aptallığı hem ciddiyetle ele alıyor hem de ti’ye alıyor.

Musil, tek tek insanların aptallıkları kadar, Naziler bağlamında, tiranları ve diktatörleri iktidara taşıyacak kadar tehlikeli ve korkunç bir hal alabilen kitlelerin, kalabalıkların aptallığı üzerine de düşünüyor.

Erasmus ‘Deliliğe Övgü’ adlı eserinden şöyle demişti:

Belli aptallıklar yapılmamış olsaydı, insan dünyaya bile gelmezdi!

Erasmus’un yaşadığı yılların üzerinden yüzyıllar, Musil’in yaşadığı dönemlerin üzerinden ise çok uzun yıllar geçti.

Musil’in konuşmasından da göreceğimiz gibi, aradan geçen zamanda aptallığın, azalmak yerine daha da arttığını görüyoruz.

  • Künye: Robert Musil – Aptallık Üzerine, çeviren: Ersan Üldes ve Amy Spangler, Sel Yayıncılık, deneme, 88 sayfa, 2018

 

Elias Canetti – Kurtarılmış Dil (2018)

Elias Canetti, otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı olan ‘Kurtarılmış Dil’de, çok kültürlü ve çok dilli bir ortamda geçen, göçlerle ve acılarla şekillenen çocukluk ve ilk gençlik yıllarına dair anılarını bizimle paylaşıyor.

Canetti’nin dil ve edebiyatla kurduğu organik ilişkinin gelişimini ve dönüşümünü canlı bir şekilde takip edebileceğimiz kitap, yazarın Rusçuk, Viyana, Zürich, Manchester gibi Avrupa şehirlerinde deneyimlediklerini ve bunların yarattığı büyük travmaları adım adım izliyor.

Edebi derinliğiyle dikkat çeken ‘Kurtarılmış Dil’, Elias Canetti’nin entelektüel gelişimini ve onu var eden toplumsal ve siyasi koşulları daha iyi kavramak için şahane bir fırsat.

Kitaptan bir alıntı:

Dünyaya geldiğim, aşağı Tuna üzerindeki Rusçuk, bir çocuk için harikulade bir kentti ve eğer yalnızca Rusçuk’un Bulgaristan’da bir kent olduğunu söylersem, onu yetersiz bir şekilde yansıtmış olurum. Çünkü orada, geçmişleri birbirinden çok farklı insan grupları yaşardı; tek bir gün boyunca, yedi sekiz dilin konuşulduğunu duyardınız. Genellikle kırsal kesimden gelen Bulgarlardan başka, kendi mahallelerinde oturan pek çok Türk vardı, onların mahallesinin yanında da İspanyol kökenli Yahudilerin oturduğu Sefardin ya da Sefaradlar mahallesi yani bizim mahalle bulunuyordu. Yunanlar, Arnavutlar, Ermeniler, Çingeneler vardı. Tuna’nın karşı kıyısından Romenler gelirdi; artık anımsamadığım bebeklik dadım Romendi. Orada burada Ruslar da vardı.

  • Künye: Elias Canetti – Kurtarılmış Dil: Bir Gençliğin Öyküsü, çeviren: Şemsa Yeğin, Sel Yayıncılık, anı, 344 sayfa, 2018

Charlotte Greig – Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk (2009)

Charlotte Greig ‘Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk’ta, başkahramanı Susannah’ın, Nietzsche, Heidegger ve Kierkegaard gibi üç önemli Avrupalı filozofun rehberliğinde hayatı deneyimlemesini hikâye ediyor.

Susannah’ın günleri, 1970’lerin toplumsal ve cinsel özgürlüğünün damgasını vurduğu üniversite kampüsünde hayat, felsefe, arkadaşlık ve aşk üzerine düşünmekle geçer.

Bu esnada, sınıf arkadaşı Rob’la hesapta olmayan bir ilişki yaşayan Susannah, aynı zamanda, gelecek kaygılarıyla da yüzleşir.

Susannah’ın bu kaygı ve sıkıntılarla yüzleşmesine yardımcı olacak kişiler ise, Avrupa felsefesinin mihenk taşlarından Nietzsche, Heidegger ve Kierkegaard olacaktır.

  • Künye: Charlotte Greig – Felsefe Eşliğinde Aşka Yolculuk, çeviren: Aliye Yılmaz, Sel Yayıncılık, roman, 283 sayfa

Chris Brazier – Dünya Tarihi (2018)

Yaşam çamur birikintilerinde kımıldanmaya başlayıp balıklara, sürüngenlere ve nihayet memelilere doğru evrildi.

Ardından sahneye insanlar çıktı ve gezegeni kolonileştirmeye başladı.

İnsanlık tarihi işte o günden bu yana inişli çıkışlı bir seyir halinde yoluna devam ediyor.

Tarihçi Chris Brazier’in elimizdeki kitabı da, bu tarihi belli başlı dönüm noktaları üzerinden ve eleştirel bir bakışla yorumluyor.

Kitabın en güzel yanı, kalın tarih kitapları okumaktan sıkılanlar için iyi bir özet çıkarmasıdır diyebiliriz.

Yani Brazier, dünya tarihi gibi ciltlere yayılacak bir tarihi, görece pek gerekli olmayan ve yorucu ayrıntılardan ayıklayarak 192 sayfa gibi kısa bir hacimde anlatmayı başarıyor.

Firavunlar ve rahibelerden süper güçlere ve barbarlara, Yunan ve Latin dünyasından dinin önlenemez yükselişine, Haçlı seferlerinden yeni dünyanın keşfine, Fransız Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne, Dünya savaşlarından kapitalizm ve faşizme pek çok önemli konu, burada.

  • Künye: Chris Brazier – Dünya Tarihi, çeviren: Kübra Kelebekoğlu, Sel Yayıncılık, tarih, 192 sayfa, 2018

Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm (2018)

Henri Lefebvre’den diyalektik materyalizm üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Bunu yaparken praksisi diyalektik materyalizmin çıkış ve varış noktası olarak tanımlayan Lefebvre, hem prakisisi daha berrak bir ifadeye kavuşturmaya hem de onu bilinçli ve tutarlı bir toplumsal pratiğe dönüştürmeye çalışıyor.

Diyalektik materyalizmin bir dogma değil, araştırma ve eylem aracı olduğunu söyleyen Lefebvre, praksisin varlığı ve bilinci tanımlamak yerine onları konumlandırdığını belirtiyor.

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir.” diyen Lefebvre, formel mantığı aşan ama idealizme saplanan Hegelci diyalektiğin sıkı bir Marksist eleştirisini yapıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

Bilgin bilgiyi ilerleterek düşüncenin hareketini tanıtlamış olur; ancak filozof da bilimin değerini tartışma konusu edip intikamını alır. Kesinlik ile üretkenlik arasındaki çelişki şiddetlenir;  bilimin değeri meselesi ve bilgi meselesi ortaya çıkar.”

Yaşamın anlamı, insan potansiyellerinin tam anlamıyla gelişmesinde yatar. Bu olanağı sınırlayan ve felç eden şey doğa değil, toplumsal ilişkilerin sınıfsal karakteridir.”

Formel mantığın içerikle biçim arasında kurduğu ilişki sorunludur ve eleştiriye açıktır. Formel mantık hem çok fazla hem de çok az içeriğe sahiptir, içerik tökyönlüdür; alınıp kopartılır, hareketsiz kılınır ve metafizik bir düzleme yerleştirilir. Bu mantıksal-metafizik postulat tam da  “büyüsel”  düşüncenin postulatına denk düşer: Biçimle içeriğin ilişkisi bir tür ortaklık olarak kavranır. Formel özdeşlik, büyüsel düşüncedekine benzer bir özdeşlik şeması haline gelir. Aslen büyü doktrinlerine ve gizemciliğe karşı yöneltilen formel mantık bu hedefine varamaz, rasyonel kesinlikten yoksun bu türden teorileri gerçek anlamda aşamaz ve onların düzeyinde kalır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm, çeviren: Barış Yıldırım, Sel Yayıncılık, felsefe, 116 sayfa, 2018

Kolektif – Yirminci Yüzyılda Sanatı Okuyanlar (2009)

Chris Murray’ın hazırladığı ‘Yirminci Yüzyılda Sanatı Okuyanlar’, düşünceleri, görsel sanatların anlaşılmasında önemli rol oynayan, sanat, felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi çeşitli disiplinlerden birçok yazar ve düşünürü tanıtıyor.

Bu isimlerden bazıları tarihçi ya da estetikçi olarak özellikle görsel sanatlar konusunda yazmış; toplumbilim, siyaset felsefesi, psikanalitik kuramlar ve benzerleri konusunda yazmış diğerleri de, sanat araştırmalarına uygulanabilecek fikirler üretmiş.

Bu yazarlardan bazıları şöyle: Adorno, Baudrillard, Benjamin, Danto, Derrida, Arnold Hausser, Julia Kristeva, Panofsky, Wittgenstein ve Richard Wollheim.

  • Künye: Kolektif – Yirminci Yüzyılda Sanatı Okuyanlar, yayına hazırlayan: Chris Murray, çeviren: Suğra Öncü, Sel Yayıncılık, sanat, 328 sayfa

Jeanette Winterson – Atlas’ın Yükü (2018)

Aynı zamanda Prometheus’un da kardeşi olan Atlas, Titanların Olymposlu Tanrılara karşı açtıkları savaşta başı çekenlerdendi.

Bilindiği gibi bu savaştan zaferle çıkan Tanrı Zeus, Titanlara ceza yağdırmıştı.

Homeros’un ‘Odysseia’sında, Tanrılar tarafından Atlas’a uygun görülen cezanın gök kubbeyi omuzlarında taşımak olduğunu okuruz.

İşte Jeanette Winterson da bu romanında, Atlas’ın bu trajik öyküsünü yeniden ele alıyor ve bunu modern bir mit olarak kurguluyor.

Yazarın, Atlas’ın trajik cezasını özgün bir metafor olarak yaşadığımız çağ üzerinden yeniden hikâye eden romanı, zamanın ağırlığı altında ezilen bireyin trajedisini, insanın kendi sınırlarıyla yüzleşmesini, fakat bütün bunlara rağmen sınırları zorlama hevesinden ve arayışından inatla taviz vermeyişini anlatıyor.

  • Künye: Jeanette Winterson – Atlas’ın Yükü, çeviren: Dilek Şendil, Sel Yayıncılık, roman, 134 sayfa, 2018

Claude Lévi-Strauss – Montaigne’den Montaigne’e (2018)

Önde gelen antropologlardan Claude Lévi-Strauss, deneme türünün kurucusu Montaigne üzerine, yıllar önce iki önemli konferans vermişti.

Birbirinden 55 yıl gibi uzun bir arayla yapılmış bu iki konferans, hem Lévi-Strauss’un Montaigne hakkındaki ilgi çekici görüşlerini ortaya koyuyor hem de bizzat Lévi-Strauss’un mesleki gelişiminin ana duraklarını izlememize olanak veriyor.

Lévi-Strauss’un, yüzyıllar önce yaşamış Montaigne’i, başkasıyla karşılaşan insanın epik ve trajik suretlerinin evrensel bir örneği olarak incelemesi, bu konferansların en öne çıkan vurgusudur diyebiliriz.

Lévi-Strauss üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Emmanuel Désveaux’nun bu kitap için kaleme aldığı sunuş da, aralarında 400 yıl bulunan Lévi-Strauss ile Montaigne arasındaki tarihsel ve evrensel diyalogu daha görünür kılıyor.

  • Künye: Claude Lévi-Strauss – Montaigne’den Montaigne’e – Devrimci Bir Bilim: Etnografya, çeviren: Alev Er, Sel Yayıncılık, antropoloji, 90 sayfa, 2018

Nikki van der Gaag – Feminizm (2018)

Feminizm kavramını ilk kez olumlu bir şekilde 1882 yılında, kadınların hayatlarını iyileştirmeyi amaçlayan mücadele olarak tanımlayan, Fransız aktivist Hubertine Auclert oldu.

Kuşkusuz feminizm de o günden bu yana epey yol kat etti, fakat bugün, özellikle ırkçılığın veya yoksulluğun neden olduğu türden dezavantajlarla karşı karşıya olan kadınlarla kız çocukları için hâlâ yapılacak çok şey var.

İşte Nikki van der Gaag’ın bu rehber çalışması, feminizme ihtiyacımızın bugün neden daha yakıcı bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

Yazar, feminizmin anlamı, tarihi, karşılaştığı güçlükler ve kuramın kendi içindeki farklılıkların izini sürüyor ve ardından gündelik hayat, sosyal ilişkiler, toplumsal roller veya iş dünyasında feminist tavrın ve duruşun ne anlama geldiğini açıklıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğin sonuçlarını çarpıcı verilerle ortaya koyan der Gaag, her şartta kadınların hayatlarını değiştirmelerinin mümkün olduğunu, dünya çapından derlediği örnek olaylar eşliğinde anlatıyor.

  • Künye: Nikki van der Gaag – Feminizm: Dünyanın Neden Bu Kelimeye Hâlâ İhtiyacı Var?, çeviren: Beyza Sumer Aydaş, Sel Yayıncılık, feminizm, 147 sayfa, 2018

George Orwell – Edebiyat Üzerine (2018)

George Orwell’ın edebiyat yazılarını bir araya getiren, dönemin edebiyat dünyasına güçlü bir ışık tutmasıyla önem arz eden güzel bir derleme.

Orwell’ın metinleri, dönemin sanat akımlarıyla önde gelen eserleri, yazarları ve dönemin edebi tartışmalarını ele alıyor.

Fakat metinler bunun yanı sıra, yeni kelimeler yaratmaktan yazmanın bedeline, sosyalist yazından kitapların pahalılığına, basın özgürlüğünden edebiyatta bayağılaşmadan komik olmaya, Tolstoy’dan Joyce’a, pek çok konu ve kişiye doğru yol alıyor.

Orwell burada ayrıca, ‘Hayvan Çiftliği’nin yazım sürecinden kitabın yayıncılar tarafından ilk etapta neden ve nasıl reddedildiğini de okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: George Orwell – Edebiyat Üzerine, çeviren: Yunus Çetin, Sel Yayıncılık, edebiyat inceleme, 165 sayfa, 2018