William S. Burroughs – Çıplak Şölen (2014)

Beat kuşağının simge isminden, sisteme ve ezberlere güçlü bir isyan.

Romanda karşımıza çıkan karakterler, kendileri için hapishaneye dönmüş hayatın çeperlerini zorlamaya çalışır.

Fakat önüne geçemedikleri bağımlılıkları, bu çabalarını boşa çıkardığı gibi hayatlarını daha cehennemi ve katlanılamaz hale getirir.

  • Künye: William S. Burroughs – Çıplak Şölen, çeviren: Algan Sezgintüredi, Sel Yayıncılık

Orhan Türker – Halkidona’dan Kadıköy’e (2008)

Orhan Türker ‘Halkidona’dan Kadıköy’e adlı bu çalışmasında, son elli yılda şekillenmiş günümüz Kadıköy’ünden çok, bu semtin İskele, Çarşı, Yeldeğirmeni, Haydarpaşa, Altıyol, Bahariye, Moda, Kızıltoprak ve Kalamış’la çerçevelenmiş tarihini anlatıyor.

Türker, 1964 yılında Kıbrıs’ta patlak veren “Kanlı Noel”in ertesinde İstanbul’da yaşayan Yunan vatandaşlarının sınır dışı edilmesinin, Türk vatandaşı olan İstanbullu Rumlarda panik yarattığını ve bunun da beraberinde, semtin ağırlıklı kesimini oluşturan Rumların Yunanistan’a göç etmesini getirdiğini hatırlatıyor.

Bu göç, Kadıköy’ün sosyal, etnik ve dini yapısını trajik bir biçimde değiştirmişti.

İşte Türker’in kitabı, semtin bu göçten önceki yaşamına odaklanmasıyla önemli.

  • Künye: Orhan Türker – Halkidona’dan Kadıköy’e, Sel Yayıncılık, tarih, 100 sayfa

Kolektif – Kadın Öykülerinde Ankara (2008)

Efnan Dervişoğlu’nun hazırladığı ‘Kadın Öykülerinde Ankara’, Ankara’da doğan, Ankara’da yaşayan, ya da yolu bir şekilde bu kentten geçen kadın yazarların öykülerinden oluşuyor.

Yirmi iki yazardan her biri, Ankara’yı, mekânlarını ve insanlarını anlatıyor.

Tabi, bu öykülerde, şehrin yeni haliyle eski hali; kaybettikleriyle kazandıkları da yer alıyor.

Öyküler, sokaklar, ağaçlar, parklar, meydanlar gibi mekânlar ile Zafer Çarşısı, Piknik, Büyük Sinema, Mamak Cezaevi gibi, Ankara simgelerini kimi zaman yakın tarihe kimi zamansa Atatürklü yıllara uzanarak anlatıyor.

  • Künye: Kolektif – Kadın Öykülerinde Ankara, hazırlayan: Efnan Dervişoğlu, Sel Yayıncılık, öykü, 206 sayfa

Honoré de Balzac – Paris’ten Cava’ya Yolculuk (2014)

Kafamızdan bir türlü atamadığımız bir düşünce iyilik mi getirir yoksa kötülük mü?

Bunu düşünmek için hikâyenin kahramanının, havasında ölümün gezdiğini söylediği Hint adalarına yaptığı yolculuğu izlemekte fayda var.

Metin, bir zevk düşkününün Doğu’ya dair önyargılarıyla hesaplaşması olarak da okunabilir.

  • Künye: Honoré de Balzac – Paris’ten Cava’ya Yolculuk, çeviren: Orçun Türkay, Sel Yayınları

küçük İskender – The God Jr. (2008)

Küçük İskender’in toplu şiirlerinden oluşan ‘The God Jr.’, şairin ‘Bir Çift Siyah Deri Eldiven’ ve ‘Ciddiye Alındığım Kara Parçaları’ kitaplarını bir araya getiriyor.

Kitapta yer alan ‘Akasyalar’ isimli şiirden bir alıntı:

“dışarda. / kristal bir tekrar olsun istemiş haz tavı. / şekli buluğ ise itibar uyandırır ölümü. // şüphesiz. / kindir tartaklar göğün boşluklarındaki aşkı. / su göçünün aksindeki ibne gölü. // uygundur. / tınılı parmakuçlarının hazin kül dansı. / kaynamış zampara gözlerin yorgun düğümü. // teşhirde. / ses geçirmeyen görüntülerin toy eşkıyası! / vücudu örterken inler mi düşgücü.. // sırılsıklam. / o kopartacak karanlık kanın kabuklarını / o kaplayacak insan derisiyle metal üzüntüsünü. (…)”

  • Künye: küçük İskender – The God Jr., Sel Yayıncılık, şiir, 221 sayfa

William Golding – Geçiş Ayinleri (Deniz Üçlemesi 1) (2017)

Nobel Ödüllü William Golding’ten, 19. yüzyılda Avusturalya’ya doğru uzun bir gemi yolculuğuna çıkan Edmund Talbot ile gemideki diğer yolcuların tanık olduğu sıra dışı olayların enfes bir anlatımı…

Talbot, imtiyazlı vaftiz babası sayesinde kaptığı prestijli bir iş için bu gemidedir ve yolculuk boyunca yaşananları, yine vaftiz babasının telkiniyle gün gün elindeki deftere kaydetmektedir.

Fakat bir süre sonra gemide yaşananlar, Talbot’nun tüm hayatını, alışkanlık ve ezberlerini alt üst edecektir.

Romanı en keyifli kılan yönlerden biri de, İngiliz toplumsal yapısını eleştirel bir gözle işlemesi.

Burada karşımıza çıkan insan düşmanı kaptan Anderson, vaiz Colley, özgürlükçü düşüncelere sahip Prettiman ve sessiz sakin uşak Wheeler gibi tipler, İngiliz toplumunun farklı kesimlerine has davranış ve düşünce biçimlerini sergilemeleriyle okurun dikkatini çekiyor.

Yazarına Booker Ödülü de kazandırmış ‘Geçiş Ayinleri’, Golding’in edebi yeteneğinin doruğa ulaştığı romanlardan biri.

  • Künye: William Golding – Geçiş Ayinleri (Deniz Üçlemesi 1), çeviren: Bülent Doğan, Sel Yayıncılık, roman, 255 sayfa

Ferit Edgü – Bir Gemide (2014)

Sekiz öykülük, bir olgunluk dönemi eseri…

Ayrıca bu, Edgü tarzı fantastik ve gerçekçi temaların ustaca bir araya getirilmesinden de kaynaklanmıyor yalnızca.

En fantastik olanları da dâhil, öykülerde karşılaşılacak simgesel mekânın, kokuşmuş ve yozlaşmış günceli imleyecek denli gerçekçi olmasından.

Mantık dışı, gerçekçi ve absürdün ustaca bireşimi.

  • Künye: Ferit Edgü – Bir Gemide, Sel Yayıncılık, öykü, 83 sayfa

Dominic Pettman – Sonsuz Dikkat Dağınıklığı: Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak (2017)

Kültür, eleştiri ve medya teorisinde uzmanlaşmış bir araştırmacı ve akademisyen olan Dominic Pettman elimizdeki çalışmasında, internet ve sosyal medyanın insan ilişkilerinde yarattığı muazzam dönüşümü kayda alıyor.

İnternet ve sosyal ağlarla teknolojik, kültürel, toplumsal ve politik ilişkilerimizin geldiği yeni boyutu, “dikkat dağılmasının dijitalleşmesi” olarak tanımlayan Pettman, teknolojik vaatlere ve pratiklere kuşkuyla yaklaşmamız ve tetikte olmamız çağrısında bulunuyor.

Dünyanın nasıl işlediğini ne kadar derinden fark edersek, elimizi kolumuzu bağlayan bir öfke, hınç, bunalım, utanç ve acizlik sarmalına kapılmamızın da o kadar kolay olduğunu belirten Pettman’a göre, sosyal medyanın bu kadar bağımlılık yaratmasının başlıca nedenlerinden biri de, kitlelerin yeni afyonu olması.

Bugünün gelip dayandığı yeni sosyallik ve toplumsallaşma biçimleri hakkında aydınlanmak açısından çok iyi bir çalışma.

  • Künye: Dominic Pettman – Sonsuz Dikkat Dağınıklığı: Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak, çeviren: Yunus Çetin, Sel Yayıncılık, medya çalışmaları, 126 sayfa

Peter-André Alt – Edebiyatta Kötünün Yeniden Doğuşu (2017)

‘Edebiyatta Kötünün Yeniden Doğuşu’, Peter-André Alt’ın uzun soluklu çalışmalarına dayanan ‘Kötünün Estetiği’ dizisinden dördüncü çalışması.

Yazar burada,

  • On dokuzuncu yüzyıldan itibaren yalnızca edebiyatta değil, gerçek hayatta da kendini göstermiş satanist ayinleri,
  • Dönemin ürkütücü cehennem tasvirlerini,
  • Ve genel ahlaka uymayan safahat âlemlerini anlatıyor.

Yazar bunu da, Patrick Süskind’den Marquis de Sade’e, Joris-Karl Huysmans’dan William Blake’e, Jean-Paul Sartre’dan Thomas Mann’e ve Leopold von Sacher-Masoch’tan Oscar Wilde’a uzanan birçok yazarın eserleri üzerinden izliyor.

Hem karanlık hem de kadim kötülüğün edebiyattaki izlerini daha iyi kavramak için harika bir fırsat.

Peter-André Alt’ın ‘Kötülüğün Estetiği’ dizisinden çıkan üç kitabının özetleriyle yazımıza son verelim:

  • İlk kitap, kötünün mitolojideki yaratılış efsanesindeki kökenlerini,
  • İkinci kitap, kötünün gotik roman, kara romantizm ve psikanalizdeki yolculuğunu,
  • Ve üçüncü kitap da Kant, Schlegel, Schiller, Hegel, Kierkegaard ve Baudelaire’in izinde, kötü kavramının felsefi ve yazınsal serencamını incelemişti.

Künye: Peter-André Alt – Edebiyatta Kötünün Yeniden Doğuşu: Cehennem Azabı, Şeytan Ayinleri ve Sefahat Alemleri, çeviren: Sabir Yücesoy, Sel Yayıncılık, inceleme, 109 sayfa

Edward W. Soja – Postmodern Coğrafyalar: Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi (2017)

Mekânın zamanla ilişkisini irdeleyen ve mekânı içerecek bir eleştirel toplumsal teori üzerine düşünen bir çalışma.

Edward W. Soja, çağdaş toplumsal teori ve analizde eleştirel bir mekânsal perspektifin yeniden yerleştirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Soja öncelikle şu saptamayı yapıyor:

Zaman ve tarih, Batı Marksizminin ve eleştirel beşeri bilimlerin pratik ve teorik bilincinde yüz yıldır imtiyazlı bir konuma sahip ve bu süreçte tarihin nasıl yapıldığını bilmek de, özgürleştirici bilginin ve pratik siyasi bilincin öncelikli kaynağıydı.

Soja bu saptamadan yola çıkarak, zamandan çok mekânı öne çıkarıyor ve bu bağlamda kendi teorisini “tarihin yapımı”ndan ziyade “coğrafyanın yapımı” üzerine bina ediyor.

Kitap, Michel Foucault, John Berger, Fredric Jameson, Anthony Giddens, Ernest Mandel ve Henri  Lefebvre’in fikirlerine başvurarak eleştirel toplumsal teorinin düşünsel tarihini mekân, zaman ve toplumsal varlığın yanı sıra coğrafya, tarih ve toplumun değişken diyalektiklerini  kapsayacak  şekilde  yeniden  yazarak  geleneksel  anlatıyı mekânsallaştırıyor.

Kitabın ilk iki bölümünde, mekânı konu edinen bir yorumbilgisinin ikincil konuma düşürülmesinin izleri, tarihselciliğin on dokuzuncu yüzyıla uzanan köklerine ve ardı sıra gelişen Batı Marksizmiyle eleştirel beşeri bilimlere dek sürülüyor.

Üçüncü ve dördüncü bölümlerde, toplumsal ve mekânsal diyalektiğin, kentsel olanın teorik özelliğinin ve kapitalizmin varlığını sürdürmesinde coğrafi eşitsiz gelişimin hayati rolüne odaklanıyor.

Beşinci bölüm, yeni bir mekânsal perspektif kazanmış Nicos Poulantzas’ın, Batı Marksizm tarihini belirleyen mekân ve zamana dair yanılsamalar üzerine yaptığı gözlemleri ontolojik bir gözle yorumluyor.

Soja, çalışmasının son bölümünde ise, günümüz Los Angeles’ının post-Fordist peyzajında sahnelenmekte olan kentsel yeniden yapılandırmanın siyasal iktisadını ana hatlarıyla çiziyor.

  • Künye: Edward W. Soja – Postmodern Coğrafyalar: Eleştirel Toplumsal Teoride Mekânın Yeniden İleri Sürülmesi, çeviren: Yunus Çetin, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 352 sayfa