Emre Aracı – Naum Tiyatrosu (2010)

 

Emre Aracı ‘Naum Tiyatrosu’ başlıklı elimizdeki çalışmasında, İtalyan operasının, 19. yüzyıl İstanbul’unda ciddi anlamda filizlenmeye başladığı Naum Tiyatrosu’nu kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Aracı, Beyoğlu’ndaki Naum Tiyatrosu’nu, inşaatından yok oluşuna, sanatçı profilinden seyirci mozaiğine, opera repertuvarından varyete temsillerine ve karnaval balolarından yaşanan skandallara kadar birçok yönüyle ele alıyor.

1848 yılında inşa edilen tiyatro, 1870 yılına kadar yaklaşık otuz yıl boyunca şehrin kültür ve sanat hayatında önemli roller üstlenmişti. Çok sayıda belgeyle desteklenen ve görsel malzemesiyle de dikkat çeken çalışma, bu ünlü tiyatroya dair yetkin bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Emre Aracı – Naum Tiyatrosu, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 406 sayfa

Yücel Kayıran – Kritiğin Toprağında (2010)

Yücel Kayıran ‘Kritiğin Toprağında’ başlıklı kitabında, Türk şiirine felsefenin penceresinden bakıyor.

Eleştiri yerine “felsefi kritik” tanımını tercih eden Kayıran, felsefi bilgi aracılığıyla, şiiri ne’liklerine göre analiz etmeye koyuluyor.

Hatırlanacağı gibi Kayıran, daha önce yayımlanan ‘Felsefi Şiir’ isimli çalışmasında, felsefe aracılığıyla kendi şiir anlayışının etrafında dolaşırken, elimizdeki çalışmasında ise, başka şairlerin eserlerini merkeze alarak bunu yapıyor ve konu edindiği şiirin ne’liğini, temel niteliklerini, buluş ve keşiflerini tanımlamaya girişiyor.

  • Künye: Yücel Kayıran – Kritiğin Toprağında, Yapı Kredi Yayınları, eleştiri, 351 sayfa

Patrick Absalon ve Frédérik Canard – Ejderhalar (2010)

İki yazarlı ‘Ejderhalar’da, 8. yüzyıla kadar gerçek bir hayvan olduğuna inanılan ejderhaların hikâyesi anlatılıyor.

Görsel zenginliğiyle de dikkat çeken kitapta, Uzakdoğu’dan Batı’ya tarih boyunca ejderhaların farklı görünümleri; ejderhalara dair mitler ve simgeler; Uzakdoğu’da bir toplumsal hayvan, Batı’da medeni dünyanın düşmanı olarak farklı anlamlara bürünen ejderhanın kültürlere göre değişen imgesi; ejderhalarla karşılaştıklarını söyleyen seyyahların ve doğa tarihi incelemecilerinin anlatımları; sinemada, gençlik edebiyatında, çizgi romanlarda ejderha imgesi gibi ilgi çekici konular yer alıyor.

  • Künye: Patrick Absalon ve Frédérik Canard – Ejderhalar: İnsanlar Diyarındaki Canavarlar, çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 128 sayfa

Philippe Ariès ve Georges Duby (haz.) – Özel Hayatın Tarihi 5 (2010)

‘Özel Hayatın Tarihi’ serisi, hatırlanacağı gibi Roma İmparatorluğu dönemiyle başlamıştı.

Serinin elimizdeki beşinci cildi ise, özel hayatın tarihini Birinci Dünya Savaşı’ndan günümüze uzanan süreçte ele alıyor.

Birçok tarihçinin yazılarıyla yer aldığı serinin bu cildi, modern çağa özgü sorunlarla dolu özel hayatı, Fransız, İsveç ve Amerikan toplumlarını mercek altına alarak anlatıyor.

Burada, iki büyük savaş geçiren ve soykırımlara tanık olan bir toplumun yanı sıra, radyonun yaygınlaştığı, televizyonun icat edildiği, özel/kamusal alan ayrımının yapılmaya başlandığı ve bireyciliğin hız kazandığı bir çağın kendine has özellikleri irdeleniyor.

  • Künye: Philippe Ariès ve Georges Duby (haz.) – Özel Hayatın Tarihi 5: Birinci Dünya Savaşı’ndan Günümüze, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 687 sayfa

Özdemir Asaf – Dokuza Kadar On (2010)

‘Dokuza Kadar On’, Türkiye edebiyatının kendine has kalemlerinden Özdemir Asaf’ın şiirlerinden yapılan bir seçki.

Asaf’ın ikili, dörtlü şiirleri, aynı zamanda barındırdıkları sembolizmleriyle de çok karakteristiktir.

Asaf, ‘Poetika’ isimli şiirinde şöyle diyor:

“Yaşadım da yoruldum, bir ağır-işçi gibi

Uyudum da uyandım, binlerce kişi gibi.

 

Bana düşünmek vardı, payıma onu aldım,

İşledim de işledim, bir hüner-işi gibi.

 

Horlandı, beğenildi; inandım, alınmadım,

Yolun geleceğini çizdim, geçmişi gibi.

 

Zor dönemler olmadı-değil, olsundu, oldu,

Ne koştum ne de durdum kaçak gidişi gibi.

 

Bu konuyu burada bırakıyorsam birden,

Olmasın diyedir bir şeyin bitişi gibi.”

  • Künye: Özdemir Asaf – Dokuza Kadar On, hazırlayan: Doğan Hızlan, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 110 sayfa

David Guterson – Öteki (2010)

Amerikalı edebiyatçı David Guterson ‘Öteki’ romanında, çok farklı ailelerden gelen iki karakterinin birbiriyle kesişen, iç içe geçen ve ardından trajik bir şekilde birbirinden kopan hayatlarını anlatıyor.

Geleneksel işçi ailesinde yetişmiş Neil Countryman ile zengin ve köklü bir aileden gelen John William, birlikte uzun orman gezileri yapar ve günlerce dağda yaşar.

Bu durum, ikisi arasında sağlam ve derin bir ilişkinin kurulmasına olanak sağlar.

Yıllar sonra, arkadaşlardan John, medeni dünyayı tamamen ardında bırakarak, ormanın içinde kendine bir mağara inşa etmeye koyulur.

John’un seçimi, evli ve iki çocuk babası Neil’in hem şimdiki hayatıyla hem de geçmişindeki hayallerle yüzleşmesine vesile olacaktır.

  • Künye: David Guterson – Öteki, çeviren: Ceren Yalçın, Yapı Kredi Yayınları, roman, 303 sayfa

Dionysios Byzantios – Boğaziçi’nde Bir Gezinti (2010)

Dionysios Byzantios, Boğaz’ın söylenceyle karışık en eski izlerini süren ‘Deniz Yoluyla Boğaz’da, Bosporus Burnu’ndan (günümüzdeki Saray Burnu) başlayarak, Khrysokeras (Haliç) kıyılarını, ardından Boğaz’ın Avrupa sonra da Asya kıyılarını, kısacası Boğaz’ın görülmeye değer yerlerini anlatıyor.

Boğaz’ın günümüzdeki muhtelif yerleşim yerlerine dair, tarihin kuytularında kalmış çok sayıda söylenceyi okurlarına sunan Byzantios bunun yanı sıra, Boğaz ve Haliç kıyılarındaki bitki örtüsü ve balık türlerine, kentin limanlarına, kentteki önemli dini yapılara ilişkin önemli bilgiler de veriyor.

  • Künye: Dionysios Byzantios – Boğaziçi’nde Bir Gezinti (Per Bosporum Navigato), çeviren: Mehmet Fatih Yavuz, Yapı Kredi Yayınları, gezi, 104 sayfa

Serhat Uyurkulak – Sesini Aramayan Şiir (2010)

‘Sesini Aramayan Şiir’ başlıklı elimizdeki eser, Serhat Uyurkulak’ın ilk kitabı.

Kendisini kutluyoruz.

Uyurkulak’ın kendilik ve iç yaşantı fikriyle hareket eden şiirleri, umut, varoluş, ölüm gibi, günümüz bireyinin ruh dünyasından ayrıntıları tasvir ediyor.

Uyurkulak, ‘Curcuna’ başlıklı şiirinde şöyle diyor:

“düşün ki bu yağmur hiç dinmeyebilir

yıllar boyu yağar tekrardan yapar yüzünü her şeyin

güneşin doğduğundan haberimiz dahi olmayabilir

belki de hiç doğmaz soluğu kesilir evrenin

belki de o zaman şükretmemize gerek kalmaz unutuşa

ve aklın o tatlı sevecen kuytusuna çekilip

korların üzerinde arınmak düşleri kurmamıza gerek kalmaz (…)”

  • Künye: Serhat Uyurkulak – Sesini Aramayan Şiir, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 80 sayfa

William Faulkner – Emily’ye Bir Gül (2019)

Yazıya yüreğini ve ruhunu koymuş William Faulkner’ın yazdığı her şey sıra dışıdır, öncüdür.

Bu kitapta ise, bizde daha çok romanlarıyla bildiğimiz, fakat öyküleri de başlı başına birer şaheser olan Faulkner’ın seçilmiş on yedi öyküsüne yer veriyor.

Burada, Faulkner’ın ‘Emily’ye Bir Gül’, ‘Ambar Kundakçısı’ ve ‘O Akşam Güneşi’ gibi ünlü öyküleri kadar, pek bilinmeyen öyküleri de yer alıyor.

Öyküler, aralarında edebiyatımızın usta isimlerinin de bulunduğu farklı çevirmenler tarafından Türkçeye kazandırılmış.

Faulkner yıllar önce kendini başarısız bir şair olarak tanımlamış ve şöyle demişti:

“Belki de her romancı önce şiir yazmak ister, yazamadığını anlayınca da şiirden sonra en zor tür olan öyküyü dener. Ancak onda da başarısız olduktan sonra roman yazmaya başlar.”

Kitapta yer alan diğer öyküler ise şöyle:

Bir Ayı Avı

İki Asker

Kuru Eylül

Elly

Avludaki Katır

Kırmızı Yapraklar

Bir Adalet

Dikkat!

Şeref

Dr. Martino

Tilki Avı

Bir Kraliçe Vardı

Dağdaki Zafer

Carcassonne

  • Künye: William Faulkner – Emily’ye Bir Gül, hazırlayan: Güven Turan, çeviren: Aysun Arslan, Necla Aytür, Ünal Aytür, Ayberk Erkay, Gül Ülker Gül, Bilge Karasu, Ülkü Tamer, Güven Turan ve Burcu Uğuz, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 288 sayfa, 2019

Hal Herzog – Sevdiklerimiz, Tiksindiklerimiz, Yediklerimiz (2019)

Hayvanlara yaklaşım söz konusuyken, çoğumuz büyük çelişki içindeyizdir.

Bazı hayvanları çok seviyoruz, bazılarını bol bol yiyor, bazılarındansa ölesiye korkuyoruz.

Otuz yılı aşkın süredir insanlar ile hayvanlar arasındaki ilişkinin psikolojisini inceleyen, dünyanın önde gelen antrozoologlarından Hal Herzog da, bu çalışmasında, insanlar ile hayvanlar arasındaki ahlaken sorunlu etkileşimleri inceliyor.

İnsan ile hayvan arasındaki etkileşimini ele alan antrozoolojinin ne anlama geldiğini irdeleyerek çalışmasına başlayan Herzog, ardından,

  • Diğer canlılar hakkındaki düşüncelerimizi,
  • İnsanın evcil hayvan sevgisinin kökenlerini,
  • İnsan ile köpek arasındaki ilişkiyi,
  • Cinsiyetin insan-hayvan ilişkisindeki izdüşümlerini,
  • Horoz dövüşlerindeki karşılaştırmalı zulmü,
  • İnsan ve et ilişkisini,
  • Hayvanların bilimde kullanılmasını ve bunun ahlaki boyutlarını,
  • Evlerimizdeki kediler ve tabaklarımızdaki ineklerin ortaya koyduğu ikiyüzlülüğü,
  • Ve bu ahlaki tutarsızlıkla nasıl baş edeceğimiz gibi konuları tartışıyor.

Künye: Hal Herzog – Sevdiklerimiz, Tiksindiklerimiz, Yediklerimiz: Hayvanlar Hakkında Tutarlı Düşünmek Neden Bu Kadar Zordur?, çeviren: Yeşim Seber, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 392 sayfa, 2019