Alain Frerejean – Stalin Troçki’ye Karşı (2025)

Alain Frerejean’ın bu çalışması, Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarındaki iktidar mücadelesinin iki önemli figürü olan Josef Stalin ve Lev Troçki arasındaki rekabeti ve çatışmayı ele alıyor. ‘Stalin Troçki’ye Karşı’ (‘Staline contre Trotski’), bu iki liderin ideolojik farklılıklarını, kişisel hırslarını ve siyasi manevralarını detaylı bir şekilde inceleyerek, Sovyet tarihinin bu kritik dönemine ışık tutuyor. Frerejean, Stalin’in pragmatik ve otoriter yaklaşımına karşı, Troçki’nin devrimci idealizmini ve entelektüel derinliğini karşılaştırarak, bu mücadelenin sadece bir iktidar kavgası olmadığını, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin geleceğini şekillendiren temel bir ideolojik ayrışma olduğunu savunuyor.

Kitap, Stalin’in parti içindeki gücünü adım adım nasıl artırdığını, Troçki’yi nasıl marjinalize ettiğini ve sonunda sürgüne gönderdiğini anlatırken, Troçki’nin sürgündeki mücadelesini, Stalin’e karşı eleştirilerini ve ideolojik mirasını da değerlendiriyor. Frerejean, bu iki liderin yaşam öykülerini, siyasi kariyerlerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini analiz ederek, Sovyetler Birliği’nin totaliter bir rejime dönüşmesindeki temel faktörleri ortaya koyuyor. Kitap, Stalin ve Troçki arasındaki mücadelenin, sadece Sovyetler Birliği’nin değil, 20. yüzyılın siyasi ve ideolojik haritasını da derinden etkilediğini vurguluyor.

‘Stalin Troçki’ye Karşı’, bu iki liderin kişisel özelliklerini, ideolojik farklılıklarını ve siyasi stratejilerini derinlemesine inceleyerek, Sovyet tarihinin bu karmaşık ve önemli dönemini anlamak için önemli bir kaynak sunuyor. Frerejean’ın eseri, sadece tarihsel bir anlatı sunmakla kalmayıp, aynı zamanda iktidar, ideoloji ve devrim gibi evrensel temaları da sorguluyor. Kitap, Stalin ve Troçki arasındaki mücadelenin, günümüzdeki siyasi ve ideolojik tartışmalar için de önemli dersler içerdiğini savunuyor.

  • Künye: Alain Frerejean – Stalin Troçki’ye Karşı, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025

François Noudelmann – Filozofların Tuşesi (2025)

François Noudelmann’ın ‘Filozofların Tuşesi: Sartre, Nietzsche ve Barthes Piyano Başında’ (‘Le toucher des philosophes: Sartre, Nietzsche et Barthes au piano’) adlı kitabı, üç önemli filozofun müzikle, özellikle de piyanoyla olan ilişkilerini inceliyor. Kitap, bu filozofların düşüncelerinin ve yaşamlarının müzikle nasıl iç içe geçtiğini, müziğin onların felsefi yaklaşımlarını nasıl etkilediğini ve piyanoya dokunuşlarının onların kişiliklerini nasıl yansıttığını ele alır.

Noudelmann, bu filozofların müzikle olan ilişkilerini sadece biyografik bir detay olarak değil, aynı zamanda onların düşünce sistemlerinin bir parçası olarak ele alır. Müzik, bu filozoflar için sadece bir hobi veya dinlenme aracı değil, aynı zamanda bir ifade biçimi, bir düşünce aracı ve bir varoluşsal deneyimdir. Kitapta, Sartre’ın caz müziğine olan tutkusu, Nietzsche’nin bestecilik denemeleri ve Barthes’ın piyano çalarken yaşadığı deneyimler detaylı bir şekilde anlatılır.

Yazar, bu filozofların piyanoya dokunuşlarının onların düşüncelerini ve kişiliklerini yansıttığını savunur. Sartre’ın piyanodaki ritim ve doğaçlama arayışı, onun varoluşçu felsefesiyle paralellik gösterir. Nietzsche’nin piyanodaki tutkulu ve coşkulu yaklaşımı, onun üstinsan kavramıyla ilişkilendirilir. Barthes’ın piyanodaki hassas ve duygusal dokunuşu ise onun metinler arası okuma ve yazma pratiğiyle benzerlikler taşır.

Kitap, felsefe ve müzik arasındaki ilişkiyi farklı bir perspektifle ele alarak, okuyuculara bu iki alan arasındaki derin bağlantıları gösterir. Noudelmann, filozofların müziğe olan tutkusunu ve piyanoya dokunuşlarını onların düşünce dünyalarını anlamak için bir anahtar olarak sunar.

  • Künye: François Noudelmann – Filozofların Tuşesi: Sartre, Nietzsche ve Barthes Piyano Başında, çeviren: Yunus Çetin, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 136 sayfa, 2025

Eugenio Borgna – Dostluk Üzerine (2025)

İtalyan psikiyatr ve yazar Eugenio Borgna, ‘Dostluk Üzerine’ (Sull’amicizia’) adlı kitabında, insan ilişkilerinin en temel ve en değerli boyutlarından biri olan dostluğu felsefi ve psikolojik bir derinlikle inceliyor. Borgna, dostluğun sadece sosyal bir bağ değil, aynı zamanda varoluşsal bir deneyim olduğunu vurguluyor.

Borgna, dostluğu çeşitli yönlerden, psikolojik, insani, edebi ve ruhsal açıdan ele alıyor.

Yazar, dostluğun insanın kimlik oluşumunda ve ruh sağlığında oynadığı önemli rolü detaylı bir şekilde analiz ediyor. Dostluğun, yalnızlık hissini azaltarak bireylere güven duygusu ve ait olma hissi verdiğini belirtiyor. Ayrıca, dostluğun kişisel gelişimi desteklediğini, farklı bakış açıları kazanmamızı sağladığını ve hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olduğunu vurguluyor.

Borgna, dostluğun zaman içinde nasıl değiştiğini ve farklı kültürlerde nasıl algılandığını da inceliyor. Dostluğun, bireylerin yaşam deneyimleri, değerleri ve kişilik özellikleriyle şekillendiğini belirtiyor. Yazar, aynı zamanda dostluğun zorluklarına da değiniyor; ihanet, ayrılık ve kayıplar gibi durumların dostlukları nasıl etkileyebileceğini ve bu zorlukların üstesinden nasıl gelinebileceğini tartışıyor.

Kısacası, ‘Dostluk Üzerine’ adlı eser, dostluğun felsefi ve psikolojik boyutlarını derinlemesine inceleyen bir çalışma. Borgna, dostluğun sadece bir sosyal ilişki değil, aynı zamanda insanın varoluşsal anlam arayışında önemli bir yer tuttuğunu vurguluyor.

  • Künye: Eugenio Borgna – Dostluk Üzerine, çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu, Yapı Kredi Yayınları, psikoloji, 88 sayfa, 2025

Étienne Ghys – Kaos Teorisi (2025)

Étienne Ghys’ın ‘Kaos Teorisi (‘La théorie du chaos’) adlı eseri, karmaşıklık biliminin temel taşlarından biri olan kaos teorisini anlaşılır bir dille açıklıyor. Yazar, bu eserinde kaotik sistemlerin nasıl çalıştığını, doğada ve günlük hayattaki yansımalarını ve bu teorinin bilim dünyasına getirdiği devrimi inceler.

Ghys, kaos teorisinin temellerini Newton’un klasik mekaniğinden başlayarak, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan belirsizlik ilkesine kadar uzanan bir tarihsel süreç içinde sunar. Yazar, bu süreçte karmaşık sistemlerin, küçük başlangıç koşullarındaki değişimlerin büyük sonuçlara yol açabileceğini gösteren “kelebek etkisi” gibi kavramları detaylı bir şekilde açıklar.

Kitapta, kaos teorisi ile ilgili pek çok örnek verilir. Hava durumu, ekonomik sistemler, biyolojik süreçler gibi karmaşık sistemlerde kaos teorisinin nasıl kullanıldığı gösterilir. Yazar, bu örnekler aracılığıyla, kaos teorisinin sadece kuramsal bir ilgi alanı olmadığını, aynı zamanda doğayı ve toplumu anlamamızda önemli bir araç olduğunu vurgular.

Ghys, kaos teorisinin felsefi boyutlarına da değinir. Belirsizliğin ve öngörülemezliğin bilimsel bir açıklamaya tabi tutulması, determinizm ve özgür irade gibi felsefi soruları yeniden gündeme getirir. Yazar, bu sorulara net cevaplar vermek yerine, okuyucuyu düşünmeye teşvik eder.

Kısacası, ‘Kaos Teorisi’ adlı eser, karmaşık sistemlerin davranışlarını anlamamıza yardımcı olan güçlü bir araç olan kaos teorisini, hem bilimsel hem de felsefi açıdan ele alır. Ghys, bu kitabı ile karmaşık görünen bir konuyu herkesin anlayabileceği bir dilde açıklayarak, okurlarına bilim dünyasının heyecan verici bir alanına kapı aralar.

  • Künye: Étienne Ghys – Kaos Teorisi, çeviren: Ahmet H. Durukal, Yapı Kredi Yayınları, bilim, 48 sayfa, 2025

Anthony Sattin – Göçebeler (2025)

‘Göçebeler’, 12.000 yıllık bir zaman diliminde göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihine olan etkilerini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, sadece coğrafi olarak yer değiştiren değil, aynı zamanda düşünce ve kültürleriyle de sürekli hareket halinde olan bu toplulukların hikayelerini anlatıyor.

Sattin, göçebe yaşam biçiminin sadece bir yaşam tarzı olmadığını, aynı zamanda bir dünya görüşü, bir düşünce sistemi olduğunu vurguluyor. Göçebe kavimlerin, imparatorluk sınırlarının ötesinde kendi krallıklarını ve imparatorluklarını kurduklarını, ticaret ağlarını genişlettiklerini ve hatta medeniyetlerin gelişimine önemli katkılarda bulunduklarını belirtiyor. Scythianlar, Xiongnu, Persler, Hunlar, Araplar, Moğollar, Mughal ve Osmanlılar gibi birçok göçebe kavmin tarihsel süreçteki etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, göçebe yaşam biçiminin sadece coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Sattin, göçebe kavimlerin tarih boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel olarak nasıl önemli bir rol oynadığını ve modern dünyayı şekillendirmede nasıl etkili olduğunu gösteriyor.

Kitabın temel noktaları:

Göçebe yaşam biçiminin tarihsel süreci: 12.000 yıldır devam eden göçebe yaşamının insanlık tarihine olan etkileri.

Göçebe kavimlerin kültürel ve siyasi etkileri: Scythianlar, Xiongnu, Moğollar gibi kavimlerin dünya tarihine olan etkileri.

Göçebe yaşam biçiminin modern dünyaya etkisi: Göçebe kavramlarının günümüzdeki anlamı ve önemi.

Yerleşik yaşamla göçebe yaşam arasındaki ilişki: İki farklı yaşam biçiminin birbirini nasıl etkilediği ve şekillendirdiği.

Sonuç olarak, ‘Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler’ kitabı, göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihindeki yerini ve önemini gözler önüne seren kapsamlı bir çalışma. Kitap, sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda antropoloji, sosyoloji ve kültür çalışmalarıyla ilgilenen herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Anthony Sattin – Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Ünver Rüstem – Osmanlı Baroku (2025)

Ünver Rüstem’in ‘Osmanlı Baroku’ kitabı, 1740-1800 yılları arasını merkeze alarak 18. yüzyıl İstanbul’unda Batı’dan gelen Barok üslubunun Osmanlı mimarisine nasıl entegre edildiğini ve bu sürecin Osmanlı kimliğine etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, bu dönemde inşa edilen yapıların sadece bir taklit değil, aynı zamanda Osmanlı kültürünün özgün bir yorumu olduğunu ortaya koyuyor.

Rüstem, Osmanlı mimarisinin Batı etkilerine kapalı bir yapıya sahip olmadığını, aksine dış dünyadan gelen yenilikleri kendi kültürel kodlarıyla harmanlayarak özgün bir sentez oluşturduğunu savunuyor.

Barok üslubunun Osmanlı mimarisine entegrasyonu, sadece bir stil değişikliği değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir dönüşümün de göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Kitapta, 18. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen birçok önemli yapının detaylı analizi yer alıyor. Bu analizler sayesinde, Osmanlı mimarlarının Batı’dan gelen biçimleri nasıl yorumladıkları, yerel malzemeleri ve işçiliği nasıl kullandıkları ve bu sayede özgün bir Osmanlı Baroku üslubu nasıl oluşturdukları anlaşılıyor.

Rüstem’e göre, Osmanlı Baroku, Batı’nın etkisi altında şekillenen bir stil olmasına rağmen, aynı zamanda Osmanlı kimliğinin bir yansımasıdır. Bu üslup, Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyılda yaşadığı değişimleri ve dönüşümleri anlamak için önemli bir anahtar niteliğindedir.

Künye: Ünver Rüstem – Osmanlı Baroku: On Sekizinci Yüzyıl İstanbulu’nun Mimari Yenilenişi, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, mimari, 368 sayfa, 2025

Paul Craddock – Yedek Parça (2024)

Paul Craddock’un ‘Yedek Parça’sı, organ nakillerinin ele alıyor.

Kitap, nakil cerrahisinin piramitler kadar eski olduğunu ve düşündüğümüzden çok daha uzun bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Craddock, bizi 16. yüzyıldaki deri nakillerinden günümüz kök hücre nakillerine uzanan bir yolculuğa çıkarıyor.

Yazar, bu süreçte beklenmedik kişiler tarafından beklenmedik yerlerde gerçekleştirilen ameliyatların hikayelerini anlatarak okuyucuyu şaşırtıyor.

Kitap, felsefe, bilim ve kültürel tarih gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek nakil cerrahisinin insan, hayvan ve makine arasındaki sınırları nasıl sürekli olarak zorladığını ve günümüzde de bu zorlamanın devam ettiğini gösteriyor.

Kitap, nakil cerrahisinin kökenlerini Antik Mısır’a kadar uzatarak, bu konunun ne kadar eski olduğunu vurguluyor.

Craddock, tarih boyunca gerçekleşen ilginç ve bazen de tuhaf nakil deneylerinin hikayelerini anlatıyor.

Örneğin, 18. yüzyılda dişçilerin fakir çocukların canlı dişlerini satın alarak zengin müşterilerine naklettikleri gibi.

Kitap, nakil cerrahisinin sadece bir tıbbi işlem olmadığını, aynı zamanda insan kimliği, etik ve ahlaki değerler gibi önemli soruları da beraberinde getirdiğini vurguluyor.

Craddock, günümüzdeki kök hücre nakilleri gibi son gelişmeleri de ele alarak, nakil cerrahisinin geleceği hakkında fikir veriyor.

Neden bu kitabı okumalısınız?

Nakil cerrahisi hakkında bildiğiniz her şeyi unutun.

Bu kitap, size bu konuyu tamamen yeni bir perspektifle görme fırsatı sunuyor.

Kitap, tarih boyunca gerçekleşen ilginç ve şaşırtıcı hikayelerle dolu.

Sizi hem eğlendirecek hem de bilgilendirecek.

Kitap, sadece tıbbi bir konuyu değil, aynı zamanda insan doğası, etik ve ahlak gibi daha geniş konuları da ele alıyor.

  • Künye: Paul Craddock – Yedek Parça: Doku ve Organ Nakillerinin Şaşırtıcı Öyküsü, çeviren: Gürol Koca, Yapı Kredi Yayınları, bilim, 264 sayfa, 2024

Naomi Klein – Doppelganger (2024)

2024 Women’s Nonfiction Ödülü’nü kazanan ‘Doppelganger’, internetin aynalar dünyasındaki abartılı yansımaları, kaybolan gerçeklik hissinin yol açtığı baş dönmesini anlatıyor.

Sosyal medyanın kör kuyularında saatler kaybeden, siyasetin günbegün kirlenmesini dert edinen kafa karışıklığı ve yılgınlık içindeki insanları bir an önce silkinmeye, birlik olmaya ve olumlu şeyler adına mücadeleye davet ediyor.

‘Şok Doktrini’, ‘Bu Her Şeyi Değiştirir’ ve ‘No Logo’ gibi, belli dönemlere tanım getiren çoksatarların yazarı Naomi Klein tuhaf bir sorunla yüz yüze gelir: Kendisiyle aynı adı taşıyan ve fiziksel olarak ona benzeyen ancak büsbütün farklı düşüncelere sahip bir kadınla sürekli karıştırılmaktadır.

Gittikçe büyüyen bu sorun karşısında yolunu kaybetme tehlikesi yaşayan yazar bir taraftan da şüpheli ikizinin takipçilerinin tehditleri ve aşağılamalarına maruz kalır.

Kendini adeta tekinsiz bir “doppelganger” hikâyesinin içinde bularak insanların kolayca aşırı uçlara gitmesi, kimliklerin giderek tutarsızlaşması ve bölünmesi üzerine düşünmeye başlar.

Böylece komplo teorilerinin havada uçuştuğu, sosyal medya fenomenlerinin nefret kusan aşırı sağ propagandacılarla birlikte saf tuttuğu, aşı-karşıtları ve demagogların ayna dünyalarında bulur kendini.

Kanıksayıp bir parçası olduğumuz günümüz kültürünün üzerindeki örtüyü yavaş yavaş kaldıran Klein tarihin gerçeküstü bir anına tanıklık ettiğini fark eder.

Bir yanda birer sanal marka haline gelmek için çırpınan, rekabetçiliğin, ayrımcılığın, iptal kültürünün katı bir bencilliğe sevk ettiği insanlar vardır.

Bir yanda da yalanların daha da hızlı yayıldığı, her bir köşesinde demokrasinin ağır darbeler aldığı, iklim krizinin, savaşların hükmündeki bir dünya…

Dijital çağın kimlik, gerçeklik ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen düşündürücü bir eser.

  • Künye: Naomi Klein – Doppelganger: Ayna Dünyaya Yolculuk, çeviren: Ebru Kılıç, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2024

Kolektif – Karialılar (2024)

‘Karialılar: Denizcilerden Kent Kuruculara’, Karia Bölgesi’nin prehistorik çağlara ta­rihlenen en erken yerleşimlerinden Geç Osmanlı Dönemi’ne uzanan arkeolojik ve tarihi geçmişi hakkında bugüne dek yapılmış çalışmaların ve güncel araştırmaların bir özetini içeriyor.

Anadolu Yarımadası’nın güneybatı kesiminde yer alan ve Antikçağ ’da Karia olarak bilinen coğrafi bölgenin kuzey sınırını Büyük Menderes Vadisi, doğu sınırını Dalaman Çayı belirler.

MÖ 2. binyıla tarihlenen yazılı kaynaklarda birçok kez adı geçen Karialıların, Hitit istilaları karşısında Anadolu halklarını destekledikleri ancak daha sonra Mısırlılar karşısında Hititlerin yanında yer aldıkları görülür.

Karialıların adı, tüm Akdeniz’de geçtikleri yerleri talan ederek Geç Tunç Çağı’nın güçlü imparatorluklarının çöküşüne katkıda bulunan efsanevi “Deniz Kavimleri” arasında da anılır.

İlerleyen dönemler­de, Homeros Karialıların Yunanlara karşı Troia kentini savunmaya gelen halklar arasında yer aldığından bahsederken “savaşmaya bir kız gibi altınlarla süslü geldi­ler” sözleriyle Karialıların zenginliğini vurgular.

  • Künye: Kolektif – Karialılar: Denizcilerden Kent Kuruculara, çeviren: G. Bike Yazıcıoğlu, İpek Dağlı, Güler Ateş, Yapı Kredi Yayınları, arkeoloji, 512 sayfa, 2024

Sean McMeekin – Rus Devrimi (2024)

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Rus ekonomisi yılda yaklaşık yüzde 10 büyümekteydi ve nüfusu 150 milyona ulaşmıştı.

1920’li yıllarda ülke vahim mali darboğazlar içindeydi ve 20 milyonu aşkın Rus yaşamını yitirmişti.

1950’lilere doğruysa, yerkürenin üçte biri komünizmi benimsemişti.

Ünlü tarihçi Sean McMeekin, Rus Devrimi’nde Romanov Hanedanlığı’nı sona erdiren, Bolşevikleri iktidara getiren ve komünizm pratiğini dünyaya tanıtan olayların izini sürüyor.

Çarlık Ordusu arşivlerinde çalışan McMeekin, geleneksel tarih kitaplarının sıklıkla Marksizm temelli sınıf mücadelesi üzerinden yorumladığı Rus Devrimi’ne heyecan verici, sıra dışı bir bakış sunuyor.

‘Rus Devrimi’, yirminci yüzyılın en önemli dönüm noktalarından birine yönelik farklı bir tarih okuması.

  • Künye: Sean McMeekin – Rus Devrimi: Yeni Bir Tarih, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 376 sayfa, 2024