Kolektif — Yaratıcılık (2026)

Steven Mithen’in derlediği bu eser, yaratıcılığı yalnızca sanat üretimi ya da bireysel dehanın ürünü olarak değil, insan evriminin temel itici güçlerinden biri olarak ele alan disiplinlerarası bir çalışma. Arkeoloji, antropoloji, bilişsel bilim ve psikolojiyi buluşturan kitap, yaratıcılığın insanı diğer türlerden ayıran ani bir “üstünlük sıçraması” değil; milyonlarca yıl boyunca biyolojik, toplumsal ve kültürel süreçlerin iç içe geçmesiyle gelişen bir kapasite olduğunu savunur. Böylece yaratıcılık, hem hayatta kalmayı sağlayan pratik çözümler üretmenin hem de semboller, anlamlar ve toplumsal kurumlar inşa etmenin temelinde yer alır.

İlk bölümde yaratıcılığın kavramsal çerçevesi tartışılıyor. Margaret Boden, yaratıcılığı mevcut düşünce alanlarını keşfetme ve dönüştürme yeteneği olarak tanımlarken, Ian Hodder onun bireysel değil, maddi kültür ve toplumsal ilişkiler içinde şekillenen kolektif bir süreç olduğunu gösteriyor. Robert Layton ise Avustralya Aborjin toplumları üzerinden, yaratıcılığın gelenekle çatışmak yerine çoğu zaman onu yeniden yorumlayarak geliştiğini ortaya koyuyor. Böylece yenilik ile kültürel sürekliliğin birbirini dışlayan değil, tamamlayan dinamikler olduğu vurgulanıyor.

Kitabın merkezinde insan yaratıcılığının evrimsel kökenleri yer alıyor. Primatlar üzerine yapılan karşılaştırmalar, planlama, alet kullanımı ve toplumsal stratejilerin yaratıcılığın ilk biçimlerini oluşturduğunu gösterirken, Homo cinsinin taş alet teknolojisi ve çevresel uyum becerileri bilişsel esnekliğin giderek arttığını ortaya koyuyor. Neandertaller ile erken modern insanlar arasındaki farklılıklar da yalnızca biyolojik değil, sembolik düşünme, dil ve toplumsal iletişim kapasitesi bakımından değerlendiriliyor. Mithen, zihinsel modüller arasındaki etkileşimin artmasının, dilin gelişmesinin ve “zihin kuramı”nın güçlenmesinin Üst Paleolitik dönemde görülen yaratıcı çeşitlenmenin temelini oluşturduğunu ileri sürüyor.

Eserde maddi kültür yalnızca geçmişin kalıntıları değil, insan zihninin dışa taşmış bir uzantısı olarak yorumlanıyor. Taş aletlerden mimariye, mezar ritüellerinden mağara sanatına kadar uzanan üretimler, belleği, toplumsal kimliği ve ortak düşünceyi taşıyan bilişsel araçlar olarak değerlendiriliyor. Özellikle Neolitik mimari, Malta sanatındaki sembolik düzenlemeler ve Avrupa tarihöncesindeki at kültürü, yaratıcılığın teknolojik yenilik kadar inanç sistemleri, ritüeller ve toplumsal örgütlenmeyle de yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.

‘Yaratıcılık’ (‘Creativity in Human Evolutian and Prehistory’), insan yaratıcılığını çevre, ekonomi, toplum ve maddi kültürden bağımsız açıklamanın mümkün olmadığını savunuyor. Yenilik üretme kapasitesi, bireysel zekânın ötesinde ortak yaşamın, iletişimin ve kültürel birikimin ürünüdür. Bu nedenle yaratıcılık, insan evriminin yalnızca estetik değil, bilişsel, toplumsal ve teknolojik tarihini anlamanın da anahtar kavramlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Kolektif — Yaratıcılık: İnsanın Evriminde ve Tarihöncesinde
Derleyen: Steven Mithen
Çeviren: Ebru Kılıç • İş Kültür Yayınları
Antropoloji • 304 sayfa • 2026

Vlad Glăveanu – Yaratıcılık (2025)

Vlad Glăveanu, bu kısa ama yoğun kitapta “yaratıcılık” kavramını psikoloji, sosyoloji ve kültürel çalışmalar ekseninde yeniden ele alıyor. Yaratıcılığı sadece bireysel bir yetenek ya da zihinsel süreç olarak değil, toplumsal bağlamda şekillenen bir eylem biçimi olarak tanımlıyor. ‘Yaratıcılık’ (‘Creativity: A Very Short Introduction’), yaratıcı düşüncenin yalnızca “dahi” bireylere özgü olmadığını, herkesin katılabileceği bir süreç olduğunu vurguluyor.

Glăveanu’ya göre yaratıcılık; birey, çevre, kültür ve tarih arasındaki etkileşimle ortaya çıkar. Bu çok katmanlı yapı sayesinde yaratıcı eylem, yeni ve anlamlı olanı üretmenin ötesinde, var olanı dönüştürmenin ve toplumla ilişki kurmanın bir biçimine dönüşür. Yaratıcılık, yalnızca “yeni” olanı üretmekle değil, aynı zamanda toplumsal değerlerle uyumlu ya da onlara meydan okuyan anlamlar yaratmakla ilgilidir.

Kitap, sanat ve bilim gibi alanların ötesinde, gündelik yaşamda da yaratıcılığın nasıl işlediğine dikkat çeker. Bir çocuğun oyuncaklarla kurduğu ilişki, bir marangozun işçiliği ya da bir anneannenin yemek tarifini yeniden yorumlaması da yaratıcı eylemlerdir. Bu yaklaşım, yaratıcılığı olağanüstü olmaktan çıkararak gündelik olanın içinde görünür kılar.

Glăveanu, bireysel ilhamın ötesine geçerek “dağıtılmış yaratıcılık” kavramını öneriyor. Bu modelde fikirler, kişiler arası etkileşim ve kültürel aktarım yoluyla evriliyor. Dolayısıyla yaratıcı olmak hem kişisel hem kolektif bir süreçtir. ‘Yaratıcılık’, yaratıcılığı yeniden tanımlarken, okuyucuyu sadece yaratıcı düşünmeye değil, yaratıcı yaşamaya da davet ediyor.

  • Künye: Vlad Glăveanu – Yaratıcılık, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, inceleme, 152 sayfa, 2025

Paul Martin ve Patrick Bateson – Oyun, Oyunseverlik, Yaratıcılık ve Buluş (2020)

 

Paul Martin ve Patrick Bateson, daha önce yayımlanan ‘Oyun, Oyunbozanlık, Yaratıcılık ve İnovasyon’ adlı kitaplarında, pozitif duygu durumuyla oynanan oyunu, “oyunbaz oyun” olarak tanımlamış ve böylece oyun ve yaratıcılık literatürüne yeni bir kavram kazandırmışlardı.

Yazarlar söz konusu çalışmada, oyunbaz oyunun ne olduğunu çok yönlü bir şekilde ortaya koydukları gibi, oyunbaz oyunun düşünce, evrim ve gelişimde oynadığı rolü de irdelemişti.

Martin ve Bateson şimdi de, çalışmalarını bir adım daha ileriye taşıyor ve oyun ile oyunbazlığın yaratıcılık ve buluştaki rolünü ele alıyor.

Yazarlara göre, oyunbaz davranış ve oyunbaz düşünce, fiziksel ve toplumsal çevrenin önümüze çıkardığı engelleri aşmada bize muazzam katkıda bulunabilir.

Özellikle yaratıcı süreçlerin kökenlerine ilişkin önemli bilgiler barındırmasıyla dikkat çeken kitap, konuyu yaratıcı gelişim seçeneklerinin itici gücü olarak oyun, bir davranışsal yenilik kaynağı olarak oyun ve bireysellik ve toplumun daha kapsamlı sorunlarına yönelik düşünceler ve yaklaşımların kaynağı olarak oyun bağlamında irdeliyor.

Hayvanın bilme yetisinden çocuk gelişimine, hayal kurmaktan hezeyana yol açan ilaçlar ve uyuşturuculara kadar dikkat çekici pek çok konunun irdelendiği kitabın anlaşılır bir üslupla yazıldığını da belirtelim.

  • Künye: Paul Martin ve Patrick Bateson – Oyun, Oyunseverlik, Yaratıcılık ve Buluş, çeviren: Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, bilim, 192 sayfa, 2020

Selçuk Erez ve Yeşim Erez – Yaratıcılık: Aklımızın Sınırlarını Aşmak (2018)

Son zamanlarda Türkiye’de de yaratıcılığı konu edinen çalışmalarda artış olduğu gözleniyor.

Selçuk Erez ve Yeşim Erez’in kaleme aldıkları bu kitap ise, söz konusu alanda Türkiye’de yazılmış önemli bir kitap olarak karşımızda duruyor.

Kitapta,

  • Yaratıcılığın ne olduğu,
  • Yaratıcılığın sınıflandırılması konusundaki yaklaşımlar,
  • Yaratıcılık kuramları,
  • Yaratıcılığı etkileyen faktörler,
  • Sinir sistemi ve yaratıcılık,
  • Yaratıcılık ve beyin,
  • Yaratıcılığın ölçülmesi,
  • Yaratıcılık ve yapay zekâ gibi pek çok konu ele alınıyor.

Yazarlar yukarıdaki konuları anlatırken, Yahya Kemal, Luis von Ahn, İsmail Hakkı Tonguç, Robert Schuman, Nâzım Hikmet, Charles Darwin, Hulusi Behçet, Marcel Duchamp, Leonardo da Vinci ve Hüseyin Avni Lifij gibi, çalıştıkları, emek verdikleri alanlarda yaratıcılıklarıyla öne çıkmış isimlerin hikâyeleriyle de kitaplarını zenginleştiriyor.

Kitapta, Ceyhun Burak Akgül, Ayşegül Tezören Hüseyin Demirdizen’in konuya ilişkin birer makalesi de yer alıyor.

  • Künye: Selçuk Erez ve Yeşim Erez – Yaratıcılık: Aklımızın Sınırlarını Aşmak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikoloji, 246 sayfa, 2018

Michel-Louis Rouguette – Yaratıcılık (2007)

  • YARATICILIK, Michel-Louis Rouguette, çeviren: İsmail Yerguz, Dost Yayınevi, psikoloji, 125 sayfa

Yaratıcılık konusu, bilindiği gibi çoğu araştırmaya konu oldu. Rouguette’in bu çalışması ise, yaratıcılığın kategorik bir alan ya da araştırma sahası olarak silindiğini savunarak, kavramın bilişsel köklerinden global düzeydeki ticari ve siyasi örgütlenmelere dek uzanan çerçevesini çizmeye çalışıyor. Rouguette’in çalışmasının ilgi çeken yönlerinden biri, bu alanda geliştirilmiş ölçme ve değerlendirme sistemlerinin tarihi kronolojisini vermesidir diyebiliriz. “Esas sorun yaratıcılık kavramının gerçek statüsünü bilmektir.” diyen Rouguette, bu kavramı, sadece psikoloji disiplinine hapsetmekten çok, onu gündelik hayatın içine yerleştirmeye çalışıyor.