İlhan Tekeli – Cumhuriyetin Belediyecilik Öyküsü (2025)

İlhan Tekeli’nin Cumhuriyetin Belediyecilik Öyküsü (1923-1990) adlı eseri, Türkiye belediyeciliğinin Cumhuriyet dönemi boyunca geçirdiği dönüşümleri tarihsel ve kuramsal bir perspektifle anlatıyor. Kitap, belediyeciliği yalnızca idari bir kurum olarak değil, modernleşme, devlet-toplum ilişkileri ve kentsel yaşamla iç içe geçmiş bir toplumsal pratik olarak ele alıyor. Tekeli, yasal düzenlemelerden mali kaynaklara, merkez-yerel ilişkilerden çok partili hayatın yerel yönetim pratiklerine etkisine kadar geniş bir alanı sistematik biçimde inceliyor. Eser, belediyeciliğin hukuki ve idari evrelerini ayrıntılı bir envanterle belgeliyor ve bu veriler üzerinden yerel yönetim sorunları ve çözüm yaklaşımlarına ilişkin kapsamlı analizler sunuyor.

Yazar, devletin denetim mekanizmaları ile yerel özerklik talepleri arasındaki gerilimi tarihsel süreç içinde izliyor ve bu gerilimin kentleşme, mali krizler ve toplumsal eşitsizliklerle nasıl kesiştiğini gösteriyor. Tekeli’nin anlatısı, belediyeciliğin yalnızca teknik bir iş olmadığını; demokratik katılım, sosyal hizmet ve mekânsal adalet gibi ilkelere bağlı olduğunu vurguluyor. Kitap, uygulamalı politika önerileri ve zengin bir kaynakça niteliğindeki dokümantasyonuyla hem akademisyenlere hem uygulayıcılara başvuru sağlayan bir eser olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak, ‘Cumhuriyetin Belediyecilik Öyküsü’, Türkiye’de yerel yönetimlerin tarihsel dönüşümünü anlamak isteyen herkes için temel bir başvuru kaynağı olmanın ötesinde, çağdaş belediyecilik tartışmalarına eleştirel katkılar sunuyor. Kitap, belediyeciliğin geçmişini anlatmakla kalmayıp, geleceğe dönük yerel siyaset ve planlama için düşünsel bir zemin oluşturuyor.

  • Künye: İlhan Tekeli – Cumhuriyetin Belediyecilik Öyküsü (1923-1990), Efil Yayınevi, inceleme, 404 sayfa, 2025

Eva Meijer – Dilimin Sınırları (2025)

 

Eva Meijer’in bu eseri, depresyonu yalnızca bir ruhsal hastalık değil, aynı zamanda dil, düşünce ve dünya arasındaki ilişkinin kırıldığı bir deneyim olarak ele alıyor. Başlığını Ludwig Wittgenstein’ın “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” sözünden alan kitap, depresyonu dilin çöktüğü, anlamın parçalandığı bir varoluş hali olarak inceliyor. Meijer, hem bir filozof hem de depresyonu bizzat yaşamış bir birey olarak, bu sessizliğin içinde düşünmenin ve konuşmanın mümkün olup olmadığını sorguluyor. ‘Dilimin Sınırları: Depresyonla ilgili Küçük Felsefi Bir Araştırma’ (‘De grenzen van mijn taal: een klein filosofisch onderzoek naar depressie’), felsefi analizi kişisel deneyimle buluşturarak, akıl ile duygu arasındaki sınırları yeniden tanımlıyor.

Meijer’e göre depresyon, bireyin kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla kurduğu iletişimin bozulduğu bir durumdur. Ancak bu sessizlik mutlak değildir; içinde yeni bir anlam kurma potansiyelini taşır. Dilin sınırlarına ulaşmak, bazen yeni bir dili —acıya, yalnızlığa, kırılganlığa ait bir dili— bulma çabasına dönüşür. Meijer, Spinoza’dan Kierkegaard’a, oradan Virginia Woolf’a uzanan geniş bir düşünsel hattı izleyerek, depresyonun yalnızca tıbbi değil, varoluşsal bir olgu olduğunu savunuyor.

Eserde, toplumsal normların “sağlıklı zihin” anlayışına da eleştirel bir bakış getiriliyor. Meijer, depresyonun bireyi toplumsal beklentilerden özgürleştiren, ancak aynı zamanda onu dünyadan koparan çelişkili doğasını açığa çıkarıyor. ‘Dilimin Sınırları’, dilin imkânlarıyla sınırlı bir varoluşun felsefi anatomisini sunuyor. Meijer, depresyonun sessizliğinde dahi düşüncenin bir yankısı olduğunu gösteriyor; kelimelerin tükendiği yerde bile anlamın yeniden doğabileceğini hatırlatıyor.

  • Künye: Eva Meijer – Dilimin Sınırları: Depresyonla ilgili Küçük Felsefi Bir Araştırma, çeviren: Gül Özlen, Kaplumbaa Kitap, felsefe, 96 sayfa, 2025

Paul C. Taylor – Irk Kavramına Felsefi Bir Giriş (2025)

Paul C. Taylor’ın bu kitabı, ırk kavramını biyolojik, kültürel ve politik düzlemlerde ele alarak felsefi bir sorgulamaya dönüştürüyor. Taylor, ırkın doğuştan gelen bir gerçeklik değil, tarihsel süreçte üretilmiş toplumsal bir kurgu olduğunu savunuyor. Ancak bu kurgu, yalnızca ideolojik bir yanılsama değil; gerçek sonuçlar doğuran, toplumsal ilişkileri biçimlendiren bir güç alanı haline geliyor. Kitap, ırkın doğasını anlamak için metafizik, epistemoloji, etik ve estetik kavramlarının kesişiminde ilerleyen çok katmanlı bir tartışma sunuyor.

Taylor, felsefede uzun süre göz ardı edilen ırk konusunu, çağdaş analitik yaklaşımlarla ele alırken aynı zamanda eleştirel ırk teorisi ve fenomenoloji gibi alanlarla diyalog kuruyor. Ona göre ırk üzerine düşünmek, sadece adalet ya da kimlik politikaları açısından değil, insan olmanın anlamı açısından da zorunludur. Irk, ne yalnızca biyolojik bir kategoriye indirgenebilir ne de tamamen kültürel bir inşa olarak yok sayılabilir; onun gücü, tam da bu belirsizliğinde yatıyor. Bu nedenle Taylor, ırkı “gerçek ama doğal olmayan” bir olgu olarak tanımlıyor.

‘Irk Kavramına Felsefi Bir Giriş’ (‘Race: A Philosophical Introduction’), ırkın tarihsel kökenlerinden günümüz ırkçılık biçimlerine, kimlik politikalarından estetik temsillere kadar uzanan geniş bir yelpazede ilerliyor. Taylor, ırkın felsefi analizinin yalnızca akademik bir uğraş olmadığını; gündelik yaşam, sanat, siyaset ve etik alanlarında süregelen eşitsizlikleri anlamak için vazgeçilmez olduğunu söylüyor. Kitap, ırkın anlamını sabitlemek yerine, onun tarihsel akışını ve düşünsel karmaşıklığını görünür kılıyor. Böylece hem felsefi hem politik bir duyarlılıkla, insanın farklılıkla kurduğu ilişkinin sınırlarını sorguluyor.

  • Künye: Paul C. Taylor – Irk Kavramına Felsefi Bir Giriş, çeviren: Eda Alparslan, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 304 sayfa, 2025

Cana Vilken Çoraklı – Augustinus’ta İnanç ve Akıl (2025)

‘Augustinus’ta İnanç ve Akıl’, insanın anlam arayışını, ruhun huzursuzluğunu ve düşüncenin Tanrı’ya yönelişini felsefi bir derinlikle ele alıyor. Cana Vilken Çoraklı, bu eserinde, Augustinus’un Cassiciacum’daki inzivasını yalnızca bir dönüm noktası olarak değil, Batı düşüncesinin temellerini şekillendiren bir iç hesaplaşma olarak yorumluyor. Augustinus’un içsel yolculuğu, duyguların, arzuların ve dünyevi bağların ötesinde hakikati bulma çabasıyla örülüyor. Onun için Tanrı bilgisine ulaşmak, sadece inancın teslimiyetiyle değil, aklın sorgulayıcı kudretiyle de mümkün hale geliyor.

Kitap, Augustinus’un iç dünyasındaki gerilimi merkezine alarak inanç ve akıl arasındaki ilişkinin sınırlarını tartışıyor. Çoraklı, bu gerilimi ne bir karşıtlık ne de bir uzlaşma olarak değil, düşünsel üretkenliğin kaynağı olarak ele alıyor. Augustinus’un dostlarıyla yaptığı diyaloglar, insanın hakikate ulaşmak için başkalarıyla değil, kendi iç sesiyle girdiği mücadeleyi simgeliyor. Bu süreçte ruh, kendini tanıyarak Tanrı’yı tanıma imkânına kavuşuyor; bilmek, inanmakla, inanmak da anlamakla iç içe geçiyor.

Eser, yalnızca bir teolojik inceleme değil, aynı zamanda insanın varoluşsal arayışına dair bir felsefi anlatı. Cassiciacum’daki sessizlikte olgunlaşan bu sorgulama, inanç ile aklın yüzyıllar boyunca sürecek tartışmasına kapı aralıyor. ‘Augustinus’ta İnanç ve Akıl’, Tanrı’yı bilmenin yollarını değil, bu bilginin mümkün olma koşullarını sorgulayan bir düşüncenin hikâyesini anlatıyor; ruhun sükûnet arayışını aklın ışığıyla buluşturuyor.

  • Künye: Cana Vilken Çoraklı – Augustinus’ta İnanç ve Akıl, Alfa Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2025

Bill Gates – Kaynak Kod (2025)

Bill Gates’in bu kitabı, teknoloji dünyasının en tanınan figürlerinden birinin kişisel ve entelektüel serüvenini, erken dönem deneyimleri üzerinden anlatıyor. Gates, çocukluk yıllarından Harvard günlerine, Microsoft’un kuruluşuna uzanan bu süreçte merak, rekabet, öğrenme ve yenilik tutkusunun kendi yaşamındaki belirleyici gücünü yansıtıyor. Kitap, bir başarı hikâyesinden çok, teknolojik dönüşümün insan zihninde ve toplumsal yapıda nasıl kök saldığını gösteren bir bellek çalışması niteliğinde. Gates, kod yazmayı yalnızca teknik bir beceri değil, düşünmenin, yaratmanın ve sorun çözmenin bir biçimi olarak görüyor.

‘Kaynak Kod: Yolun Başı’ (‘Source Code: My Beginnings’), 1960’ların bilgisayar laboratuvarlarından 1980’lerin kişisel bilgisayar devrimine kadar uzanıyor. Gates, dönemin sınırlı donanımlarında yazılım geliştirme sürecinin hem yaratıcılıkla hem sabırla nasıl iç içe geçtiğini hatırlatıyor. Kendi hikâyesini anlatırken, aynı zamanda dijital çağın başlangıcına tanıklık eden bir kuşağın zihinsel atmosferini de canlandırıyor. Arkadaşı Paul Allen’la birlikte Microsoft’u kurarken taşıdığı vizyon, bilgisayarları yalnızca uzmanların değil herkesin kullanabileceği bir araç haline getirmekti. Bu vizyon, teknolojiyi demokratikleştiren büyük bir dönüşümün zeminini hazırlıyor.

Kitap, aynı zamanda Gates’in gençlik dönemindeki başarısızlıklarını, kuşkularını ve öğrenme süreçlerini dürüst bir dille paylaşıyor. Onun hikâyesi, zekânın tek başına yeterli olmadığını; merakın, çalışma disiplininin ve sürekli yeniden denemenin belirleyici rol oynadığını gösteriyor. ‘Kaynak Kod’, yalnızca bir teknoloji kurucusunun değil, dijital çağın ilk mimarlarından birinin zihinsel kaynak kodunu okura açıyor.

  • Künye: Bill Gates – Kaynak Kod: Yolun Başı, çeviren: Ramazan Kılınç, Domingo Kitap, otobiyografi, 320 sayfa, 2025

Robert T. Tally Jr. – Topofreni (2025)

Robert T. Tally Jr.’ın bu eseri, insanın mekânla kurduğu ilişkiyi edebiyat, kültür ve düşünce tarihi bağlamında tartışıyor. Tally, modern dünyada “yer” duygusunun hem derin bir aidiyet hem de varoluşsal bir tedirginlik kaynağı haline geldiğini savunuyor. “Topophrenia” kavramı, Yunancadan türetilmiş bir birleşim; “yer” anlamına gelen topos ile “zihin” ya da “delilik” anlamındaki phren köklerinden oluşuyor. Bu kavram, insanın mekân karşısındaki çift yönlü duygusunu —hem bağ kurma arzusunu hem de yabancılaşma korkusunu— tanımlıyor. ‘Topofreni: Yer, Anlatı ve Mekânsal İmgelem’ (‘Topophrenia: Place, Narrative, and the Spatial Imagination’), mekânın yalnızca fiziksel bir bağlam değil, anlatıların biçimini ve anlamını belirleyen bir zihinsel inşa olduğunu ileri sürüyor.

Tally, roman, şiir, haritacılık ve felsefe gibi alanlar arasında dolaşarak mekânın edebi temsillerini çözümlüyor. Edebi mekânların, toplumsal ve ideolojik düzenlerin nasıl kurulduğunu açığa çıkardığını savunuyor. Dickens’tan Conrad’a, Joyce’tan Tolkien’e uzanan geniş bir yelpazede yazarların dünyayı anlatma biçimlerinin aynı zamanda “dünyayı haritalama” biçimleri olduğunu gösteriyor. Bu nedenle mekân, yalnızca karakterlerin yaşadığı bir alan değil; düşüncenin, belleğin ve kimliğin dokusuna işlenmiş bir anlatı aracına dönüşüyor.

Eserde modernliğin getirdiği mekânsal kırılmalar —kentleşme, küreselleşme, kimlik kaymaları— bireyin yerle ilişkisini karmaşıklaştıran süreçler olarak ele alınıyor. Tally, bu parçalanmış deneyimi anlamanın yolunun “mekânsal tahayyül”ü geliştirmekten geçtiğini öne sürüyor. ‘Topofreni’, edebiyat teorisi ile mekân düşüncesini buluşturarak, çağdaş insanın nerede olduğunu değil, nasıl yer tuttuğunu sorguluyor.

  • Künye: Robert T. Tally Jr. – Topofreni: Yer, Anlatı ve Mekânsal İmgelem, çeviren: Selin Şencan, Akademim Yayıncılık, inceleme, 304 sayfa, 2025

Kolektif – Walter Benjamin’in Pasajlar’ında Gezintiler (2025)

‘Walter Benjamin’in Pasajlar’ında Gezintiler’, Benjamin’in yarım kalmış ama etkisi hiç azalmayan ‘Pasajlar Projesi’nden esinle yola çıkan düşünsel bir derleme. Bu kitap, yalnızca Benjamin’in fikirlerine bir saygı duruşu değil; aynı zamanda modernliğin labirentinde süren bir keşif denemesi olarak okunuyor. Benjamin’in 19. yüzyıl Paris’inde şekillenen pasajları, burada tarih, kültür, sanat ve kent deneyimiyle iç içe geçmiş çok katmanlı bir düşünme biçimine dönüşüyor. Pasajlar, modernliğin hem büyüsünü hem de kaygısını taşıyan ara mekânlar olarak, günümüz kentlerinin ruhuna da yansıyor.

Kitapta yer alan makaleler, Benjamin’in modernleşmeyi görme, gösterme ve temsil rejimleri üzerinden okuma biçimini bugünün sorularıyla yeniden buluşturuyor. Paris ve Beyoğlu pasajlarından flâneur figürüne, Baudelaire’in alegorik diliyle kentteki tekinsizliğe kadar uzanan bu metinler, modernliğin görsel, mekânsal ve duygusal katmanlarını çözümlüyor. Haussmann’ın Paris’ine yapılan müdahaleler, barikatlar ve ütopya tartışmaları, kent yaşamının estetik olduğu kadar politik bir alan olduğunu hatırlatıyor.

Serpil Kırel’in editörlüğündeki bu derleme, Benjamin’in “her pasajın kapısı aralıktır” düşüncesini rehber edinerek, okuru farklı dönemler, kavramlar ve mekânlar arasında dolaşmaya davet ediyor. Bu gezinti, yalnızca geçmişin izini sürmek değil, aynı zamanda bugünün şehirlerinde Benjamin’in duyarlılığını yeniden keşfetmek anlamına geliyor. ‘Walter Benjamin’in Pasajlar’ında Gezintiler’, modernliğin süreğen ritmini anlamak isteyen okurlar için bir tür entelektüel harita sunuyor; zamansız bir yürüyüşe çıkarıyor.

  • Künye: Kolektif – Walter Benjamin’in Pasajlar’ında Gezintiler, editör: Serpil Kırel, Minotor Kitap, felsefe, 328 sayfa, 2025

Rhoads Murphey – Osmanlı Hükümdarlığını Keşfetmek (2025)

Rhoads Murphey’nin bu eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nda egemenlik kavramının nasıl kurulduğunu, temsil edildiğini ve gündelik pratiklerle nasıl yaşandığını inceleyen kapsamlı bir çalışma sunuyor. Murphey, 1400–1800 arasındaki dört yüzyıllık dönemi ele alarak, sultanın otoritesini sadece hukuki veya askeri bir güç olarak değil, aynı zamanda ritüeller, semboller, mimari düzenlemeler ve törensel davranışlarla inşa edilen çok katmanlı bir yapı olarak yorumluyor. Egemenlik, bu çerçevede soyut bir kavram değil; gelenek, meşruiyet ve görünürlük üzerinden sürekli yeniden üretilen bir deneyim haline geliyor.

Kitapta, saray hiyerarşisi, törensel jestler, hediyeler, kıyafetler ve mimari düzenlemeler gibi unsurların siyasi anlamı titizlikle analiz ediliyor. Murphey, Osmanlı sarayının yalnızca idari bir merkez değil, imparatorluğun temsil gücünü taşıyan kültürel bir sahne olduğunu ileri sürüyor. Sultanın hareketleri, kamusal görünürlüğü ve hatta sessizliği bile egemenliğin sembolik diline dahil ediliyor. Bu yönüyle Osmanlı hükümranlığı, görünmez ideolojilerle değil, gözle görülen düzenlerle şekillenen bir “gösteri siyaseti” olarak tanımlanıyor.

Eserde ayrıca geleneğin sürekliliği ile değişim arasındaki dengeye de dikkat çekiliyor. Murphey, Osmanlıların tarih boyunca hem İslamî meşruiyet kaynaklarını hem de Bizans ve İran etkilerini harmanlayarak özgün bir egemenlik biçimi geliştirdiklerini savunuyor. ‘Osmanlı Hükümdarlığını Keşfetmek’ (‘Exploring Ottoman Sovereignty’), Osmanlı siyasal kültürünü ritüeller, semboller ve iktidar estetiği üzerinden okuyan derinlikli bir inceleme olarak öne çıkıyor. Egemenliğin sadece yönetmek değil, görünür kılmak, hatırlatmak ve temsil etmek olduğunu düşündürüyor.

  • Künye: Rhoads Murphey – Osmanlı Hükümdarlığını Keşfetmek: Osmanlı Saray-ı Hümayûnunda Gelenek, Temsil ve Âdet, 1400-1800, çeviren: Büşra Arabacı, Gordium Yayıncılık, tarih, 472 sayfa, 2025

Terry Eagleton – Kutsal Terör (2025)

Terry Eagleton’ın bu kitabı, “terör” kavramını tarihsel, siyasal ve teolojik düzlemlerde sorgulayan felsefi bir inceleme. Eagleton, terörün yalnızca çağdaş politik şiddetin bir biçimi olmadığını, Batı düşüncesinin temelinde yer alan bir fikir olarak varlığını sürdürdüğünü savunuyor. Ona göre “kutsal terör” hem dini hem seküler dünyada, düzenin sınırlarını korumak için başvurulan bir güç biçimidir. Bu nedenle terör, yalnızca yıkıcı değil, aynı zamanda düzen kurucu bir işlev taşıyor. ‘Kutsal Terör’ (‘Holy Terror’), Aydınlanma’nın akıl idealiyle teolojinin mutlak hakikat iddiaları arasındaki gerilimi merkeze alarak, modernliğin kendi içindeki şiddet dinamiklerini açığa çıkarıyor.

Eagleton, terörün kökenini yalnızca siyasal ideolojilerde değil, estetik ve ahlaki duyarlılıklarda da arıyor. Shakespeare, Freud, Marx ve Derrida gibi düşünürlerle kurduğu diyalog, terörün bilinçdışı arzularla, anlamın yitim korkusuyla ve Tanrı’nın sessizliğiyle nasıl ilişkili olduğunu gösteriyor. “Kutsal” olanla “şiddet” arasındaki bu karmaşık bağ, hem dinin hem de seküler inanç sistemlerinin içindeki mutlaklık tutkusunu görünür kılıyor.

Yazar, günümüz dünyasında terör söyleminin siyaseti, medyayı ve ahlakı nasıl kuşattığını eleştiriyor. Liberal toplumların, güvenlik ve düzen adına uyguladıkları yapısal şiddetin de “kutsal terör”ün modern biçimi olduğunu ileri sürüyor. ‘Kutsal Terör’, şiddeti yalnızca ideolojik bir olgu olarak değil, insanın anlam ve bütünlük arayışındaki karanlık bir yansıma olarak ele alıyor. Eagleton, okuru hem dinin hem modernliğin içindeki mutlaklık arzularını sorgulamaya çağırıyor; kutsallığın terörle, inancın şiddetle nasıl iç içe geçtiğini düşündürüyor.

  • Künye: Terry Eagleton – Kutsal Terör, çeviren: Fırat Ender Koçyiğit, Antre Kitap, siyaset, 176 sayfa, 2025

Kolektif – Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri (2025)

Bu derleme, tarih anlatısının merkezine yalnızca insanı değil, onunla birlikte hayvanları, bitkileri, mikro organizmaları, suyu, toprağı, iklimi ve doğa olaylarını yerleştiriyor. Çevre tarihi yaklaşımını benimseyen kitap, geçmişi insan eylemlerinin tek yönlü ürünü olarak değil, insanlar ile insan olmayan aktörler arasındaki sürekli etkileşimin bir sonucu olarak ele alıyor. Hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, su, toprak ve iklim; tarihin edilgen arka planı değil, olayların seyrini etkileyen aktif unsurlar olarak konumlanıyor. Böylece tarih, yalnızca kahramanlıkların ve imparatorlukların değil, aynı zamanda doğa güçlerinin ve çevresel dönüşümlerin de hikâyesi haline geliyor.

Kitap, Osmanlı-Türkiye tarihyazımına yeni bir perspektif kazandırarak, insan ile doğa arasındaki sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor. Doğayı tanımlama biçimleriyle mülkiyet ilişkileri arasındaki bağlantılar, insanın çevre üzerindeki dönüştürücü etkileri ve ekosistemlerle kurduğu karmaşık ilişkiler çeşitli makaleler aracılığıyla tartışılıyor. Bu tartışmalar, imar ve inşa faaliyetlerinden iklim olaylarına, tarımsal üretimden doğal afetlere uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

‘Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri’, çevre tarihinin eleştirel duyarlılığını Osmanlı-Türkiye bağlamına taşıyarak, tarihsel süreci yalnızca ilerleme ya da yıkımın hikâyesi olarak değil, karşılıklı etkileşimlerin çok katmanlı bir ağı olarak yorumluyor. Böylece hem geçmişe daha bütüncül bir bakış getiriyor hem de doğayla daha adil bir gelecek tahayyülünün kapısını aralıyor.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı’dan Günümüze İnsanın Ayak İzleri: Müdahale, Etkileşim, Mücadele, editör: Deniz Dölek-Sever, Özlem Sert, Alfa Yayınları ve Tarih Vakfı Yurt Yayınları ortak yayını, tarih, 464 sayfa, 2025