Rob Dunn – Geleceğin Doğası (2022)

Dünyanın önde gelen ekologlarından Rob Dunn, Dünya denen bu narin gezegende hayatta kalacaksak insanlığın onun değişmez yasalarını anlaması ve bu yasalara uyması gerektiğini savunuyor.

Türümüz doğa hakkında şimdiye kadar örneği görülmemiş çeşit ve miktarda bilgi topladı, fakat bu bilgiyi yaşamı hâkimiyeti altına almak ve gezegeni iradesine boyun eğdirmek için kullandı.

‘Geleceğin Doğası’nda Dunn, bu türden çabaların beyhude olduğunu ileri sürüyor.

Kendimizi yaşamın ve doğanın efendisi gibi görüyor olabiliriz, halbuki aslında onun insafına kalmış durumdayız.

Antibiyotik direncinde, doğal seçilimin biyoçeşitlilik üretme kudretinde ve hatta Londra Metrosu’nun şaşırtıcı yeraltı dünyasında Dunn, hiçbir insan faaliyetinin ortadan kaldıramayacağı yaşam kanunları buluyor.

Yapay ekin adacıkları yarattığımızda, doğaya toksik atıklarımızı boca etiğimizde veya çeşitli topluluklar kurduğumuzda, aslında kadim yasaların işleyişine yeni malzemelerle katkıda bulunmaktan başka bir şey yapmıyoruz.

‘Gelecekte Dünya’, üzerinde yaşamın serpilip gelişeceğinde en ufak bir kuşku yok, ama insan türünün geleceği hayli kuşku altında.

Edward Wilson’ın ‘Sosyobiyoloji’si kadar iddialı ve Elizabeth Kolbert’in ‘Altıncı Yok Oluş’u kadar vakitli bir kitap olan ‘Geleceğin Doğası’, yaşamın çeşitlilik ve kaderini anlamak için yeni bir standart ortaya koyuyor.

  • Künye: Rob Dunn – Geleceğin Doğası: Biyoloji Yasaları ve İnsan Türünün Kaderi, çeviren: Barış Gönülşen, Minotor Kitap, bilim, 320 sayfa, 2022

Andrew May – Astrobiyoloji (2022)

Dünya dışı yaşam, bilim kurguda olağan bir tema, peki gerçek dünyada ciddi bir beklenti mi?

Astrobiyoloji, bilimin tam da bu soruya cevap arayan yeni dalı.

Kozmosun bir yerlerindeki yaşam olasılığı, insanoğlunun kafa yorabileceği en derin konulardan biri.

Astrofizikçi Andrew May, Yerkürede yaşamın nasıl başladığını, bunun uyarı “göstergelerini” ve bu göstergelerin Güneş Sisteminin başka yerlerinde ya da şimdilerde Kepler ve TESS görevleriyle keşfedilmekte olan “ötegezegenlerde” nasıl tespit edilebileceğini gözden geçirerek, bugünkü bilgi durumumuzu uzman bakış açısıyla sunuyor.

Kitap, yol boyunca, Fermi paradoksu ile DNA’nın ve suyun kritik rolü gibi en önemli sorunlara değiniyor.

DNA ve su “bildiğimiz şekliyle yaşam” için zorunlu, peki uzaylı yaşam için de böyle mi?

Ve büyük soru: sonuçta dünya dışı varlıkları bulduğumuzda, bize dost mu olacaklar, yoksa düşman mı?

  • Künye: Andrew May – Astrobiyoloji, çeviren: Yazgı Evrim Denizci, Say Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2022

Joseph Mazur – Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi (2022)

Pek çoğumuz artı, eksi, eşittir gibi basit matematik sembollerini sık sık kullansak da çok azımız bu sembollerin 16. yüzyıldan önce var olmadıklarını bilir.

Peki, bunun öncesinde matematikçiler ne yapıyordu?

Matematik bugün bildiğimiz haline nasıl evrildi?

‘Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi’nde Joseph Mazur matematiksel notasyon sistemimizin gelişiminin ardındaki büyüleyici hikâyeyi bizlere anlatıyor.

Sembollerin ilk kez nasıl kullanıldığını, zaman içinde sembollerin nasıl değişim geçirdiğini ve yazılı matematiğin sembol öncesi ve sonrası dönemde nasıl uygulandığını ayrıntılarıyla açıklıyor.

On altıncı yüzyıldan önce nesir ya da nazım şeklinde kaleme alınan, hatta rakamların bile yazıyla gösterildiği metinlerle yapılan retorik cebir, semboller sayesinde bir dönüşüm geçirir.

Bu sadece şeklen değil, matematiksel düşünceyi, yaklaşımı, anlamı, anlamayı ve iletişimi de değiştiren psikolojik bir dönüşümdür.

Semboller benzerlik, ilişkilendirme, özdeşlik, çağrışım ve tekrarlanan imgeler yoluyla bizi etkiler, bilinçaltı çağrışımlarla yeni fikirlere kapı açar, deneyim ile bilinmeyen arasında bağlantılar kurulmasını sağlar ve temel matematik bilgisinin yayılmasını kolaylaştırır.

Matematiğin kelimelerden kısaltmalara, oradan sembollere uzanarak bugün bildiğimiz haline ulaşma serüveni ‘Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi’nde çarpıcı tarihi anekdotlar eşliğinde okurunu bekliyor.

Bir alıntı:

“Bu kitap matematikteki yerleşik sembollerin kökenlerinin ve evriminin izini sürmektedir. Esasen bir matematik sembolleri tarihidir, ancak aynı zamanda sembollerin matematiksel düşünüşü nasıl etkilediklerinin ve nasıl geniş ve kalıcı bir bilinçaltı esin yelpazesi uyandırdıklarının da keşfidir.”

  • Künye: Joseph Mazur – Matematik Sembollerinin Kısa Tarihi, çeviren: Barış Gönülşen, İş Kültür Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2022

Martin Ford – Robotların İktidarı (2022)

Bugün yapay zekâdan daha önemli bir teknoloji yok.

Martin Ford, yapay zekânın bugün nerede durduğu, nasıl gelişebileceği ve insan toplumu için oluşturduğu riskleri isabetli bir tartışmayla ortaya koyuyor.

New York Times çoksatan kitabı ‘Robotların Yükselişi’nin yazarından, yapay zekâ hayatlarımızı ele geçirdiğinde neler yaşanacağı hususunda çok yakın geleceğe dair çarpıcı bir çalışma…

Yapay zekâ, doktorların hastalığı teşhis etme biçiminden arkadaşlarınızla nasıl etkileşim kurduğunuza veya haberleri nasıl okuduğunuza kadar her şeyi çoktan değiştirdi.

Ancak ‘Robotların İktidarı’nda Ford, gerçek devrimin henüz gerçekleşmediğini savunuyor.

Nasıl ki bir zamanlar elektrik hayatımıza girdi ve önemli bir parçamız hâline geldiyse, yakın gelecekte yapay zekâ da böylesi bir etkiye sahip olacak.

Makineler geliyor ve durmayacaklar; yirmi birinci yüzyılda gelişmek istiyorsak her birimizin bunun ne anlama geldiğini bilmesi gerekiyor.

Üstelik ekonomiden tıbba, endüstriden toplumsal ilişkilere her alanda hayatımızı kolaylaştıran gelişmelerin kapısını aralayan yapay zekânın bir de karanlık tarafı var: Beraberinde getirdiği emsalsiz zorluklar ve tehlikeler işlerimizi, ekonomiyi, kişisel gizlilik ve güvenliğimizi, belki de en nihayetinde demokratik sistemi, hatta ve hatta uygarlığın ta kendisini etkileyecek.

Peki, biz yapay zekânın hayatımızı dönüştürme gücüne ve olası olumsuz etkilerine ne kadar hazırız?

‘Robotların İktidarı’; yanı başımızdaki devrimi nasıl ele alacağımıza, abartılı beyanlarla sansasyonu gerçekten nasıl ayıracağımıza, ellerimizle yarattığımız gelecekte gerek bireyler gerekse toplumlar olarak nasıl kalkınacağımıza dair önemli bir kılavuz.

  • Künye: Martin Ford – Robotların İktidarı: Yapay Zekâ Dünyaya Nasıl Hükmedecek?, çeviren: Kadir Yiğit Us, Kronik Kitap, bilim, 336 sayfa, 2022

Stefano Mancuso – Bitkilerin İnanılmaz Yolculuğu (2022)

Bitkiler yolculuk yapabilirler mi?

Bitki nörobiyolojisi alanında dünyanın önde gelen otoritelerinden Stefano Mancuso bu sorudan yola çıkarak kökleri toprağa bağlı bitkilerin kendi türünü korumak için kıtalar arasında nasıl yolculuk yapabildiklerini gözler önüne seriyor.

‘Bitkilerin İnanılmaz Yolculuğu’nda, hayvanlar tarafından dünyanın dört bir yanına taşınan bitkilere, tecrit edilmiş bölgelerde nasıl büyüyebildiklerine, İkinci Dünya Savaşında atom bombasına maruz kalmış Hibakujumoku ağaçlarına, Çernobil faciasına direnen bitkilere, verimsiz adalara nasıl hayat getirdiklerine ve dünyayı dolaşırken çağlar boyunca nasıl seyahat edebileceklerine şahit oluyoruz.

  • Künye: Stefano Mancuso – Bitkilerin İnanılmaz Yolculuğu, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı, Alfa Yayınları, bilim, 168 sayfa, 2022

Ernő Rubik – Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat (2022)

Dünyanın en popüler bulmacası olan Rubik Küpü’nün yükselişine dair eşsiz bir kitap.

Bu bulmacanın mucidi Ernő Rubik, anılarını ve icadıyla ilişkisini anlattığı kitabıyla karşımızda.

‘Küp’, gezegenimizin en ikonik bulmacası olan Rubik Küpü’nün inzivadaki mucidi Rubik’ten öğrendiklerine, merakına ve keşiflerine dair benzersiz bir ilk kitap.

Ernő Rubik bulmacalara gönlünü kaptırdığında henüz bir çocuktu.

Zaman içerisinde bulmacaların insanların odaklanmasını, merak duygusunu, keşifçi ruhunu geliştirdiğini de fark etti.

İcat edildiği 1974’ten bugüne tüm dünyayı saran ve popüler kültürün ayrılmaz bir öğesi hâline gelen küp de onun için yalnızca bir bulmaca değil, aynı zamanda bir yaratıcılık makinesiydi.

‘Küp’te Rubik yalnızca bu büyülü bulmacayı yaratma macerasını değil, her daim amatör bir ruha sahip olmanın sırlarını da açıklıyor, bir yandan da keşif süreci olmaksızın sorunların çözülemezliğini tartışıyor.

‘Küp’, yalnızca bu bilge ve mütevazı mucidin zihnine değil, bulmacanın kendisine de doğrudan bir bakış sunuyor.

  • Künye: Ernő Rubik – Küp: Bulmacalarla Dolu Bir Hayat, çeviren: Sinan Gürtunca, İthaki Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2022

Elizabeth Tasker – Gezegen Fabrikası (2022)

Yirmi yıl önce güneş sistemi dışındaki gezegenlerin araştırılması sadece bilimkurgu yazarlarının ilgi alanına giriyordu.

Oysa bugün astronominin en hızlı genişleyen alanlarından biri haline geldi.

Bugüne dek binlerce “ötegezegen” keşfedildi ve sayıları hızla artıyor.

Yeni keşfedilen bu dünyalar en fantastik bilimkurgu kitaplarında hayal edilenlerden çok daha yabansı.

Aralarında bir yılı Dünya zamanıyla birkaç hafta süren, Jüpiter’den büyük gaz devleri de var, iki güneşli karasal gezegenler de.

Hatta bazılarının güneşi bile yok!

Katran okyanuslarıyla kaplı elmas mantolu gezegenler mi ararsınız, yoksa bir yarımküresi sürekli kış, diğer yarımküresi sürekli yaz olanlar mı?

Tüm yüzeyi okyanuslarla örtülü su dünyaları mı, yoksa tamamen magma deniziyle örtülü volkanik dünyalar mı?

Böylesi bir çeşitliliğin keyfi daha başlangıç.

‘Gezegen Fabrikası’ bu gezegenlerin öyküsünü anlatıyor.

Bilinen sayısız komşu yıldız var ve bunların her birinin çevresinde ötegezegenler dönüyor.

Bu olasılıklar arasında bizim gezegenimize benzeyen bir dünya, ikinci bir Dünya bulunması mümkün mü?

Ne dersiniz?

  • Künye: Elizabeth Tasker – Gezegen Fabrikası: Ötegezegenler ve İkinci Bir Dünya Arayışı, çeviren: Mehmet Emin Özel, Say Yayınları, bilim, 416 sayfa, 2022

Frank Wilczek – Güzel Bir Soru (2022)

Dünya muazzam bir sanat eseridir.

Nobel Ödüllü ünlü kuramsal fizikçi Frank Wilczek, bu yeni kitabında bilimsel kavramlarla düşünmenin pek kolay olmadığı bir soruyu ele alıyor; ancak bilimin yol göstericiliğinden sapmadan, doğanın ve evrenin “güzelliği”ni tartışıyor…

‘Güzel Bir Soru’, estetik arayışımızı gerçeklik arayışımızla sentezleyen bir kitap.

En iyi düşünürlerimizden birinden, mizahın ve bulaşıcı bir merak duygusunun zenginleştirdiği önemli bir yapıt.

  • Künye: Frank Wilczek – Güzel Bir Soru: Doğanın Derininde Yatan Tasarımı Arayış, çeviren: Gülbin Akgün, ODTÜ Yayıncılık, bilim, 496 sayfa, 2022

Michio Kaku – Tanrı Denklemi (2022)

Newton kütleçekimi yasasını keşfettiğinde, gökleri ve Dünya’yı yöneten kanunları birleştirmiş oldu.

O zamandan beri fizikçiler, giderek daha önemli hale gelen teorilere yeni kuvvetler ekliyor.

Ancak, belki de nihai mücadele, geriye kalan iki teorinin, yani görelilik ve kuantum teorisinin sentezini yapmak.

Bilimdeki en büyük sır perdesini aralayıp,

  • Büyük Patlama’dan önce ne oldu?
  • Kara deliklerin diğer tarafında ne var?
  • Başka evrenler ve boyutlar var mı?
  • Zaman yolculuğu mümkün mü?

gibi sorulara cevap vermek için doğanın tüm kuvvetlerini muhteşem bir denklemde birleştirmek, bilimin en önemli başarısı olacaktır.

Kaku ayrıca, bu teori etrafında dönen yoğun tartışmayı, söz konusu hayati soru karşısında zıt taraflarda yer alan bilim insanlarına dayandırarak açıklıyor.

Kaku’nun kendine özgü coşkunluğu ve yalınlığı ile yazılan bu destansı macera, ‘Tanrı Denklemi’nin hikâyesidir.

  • Künye: Michio Kaku – Tanrı Denklemi: Her Şeyin Teorisi Arayışı, çeviren: Ege Can Karanfil, ODTÜ Yayıncılık, bilim, 184 sayfa, 2022

Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker – Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları (2022)

Türkiye’de botanik, zooloji, jeoloji ve paleontolojinin tarihsel gelişimi üzerine eşsiz bir çalışma.

Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi bilim insanlarının dünyasına iniyor.

‘Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları’nda Sabuncuoğlu Şerefeddin’in meşhur tiryakından Darüşşifaların botanikçileri Saydalân ve Aşşâblar’a, Arslanhaneler’den Bursa korvetinin mühendisi Faik Bey’in pantanal kedisine, Çırağan Sarayı’nın Londra’da unutulan limonluğundan bankacı Pierre-JulienRene du Parquet’nin Eyüp’te Mısır akbabası avına, Mehmet Tahir Münif Paşa’nın doldurulmuş ayısından Namık Kemal’in baykuşlarına, Hamamizade İhsan Bey’in Hamsinamesi ’nden Sait Faik Abasıyanık’ın dülgerbalığına, Karl Eduard Hammerschmidt’in trilobitlerinden Walther Penck ve Hamit Nafiz Pamir’in Darülfünûn’da ilk jeoloji ve paleontoloji derslerine, Reichstag yangınından 1933 Üniversite Reformu’na, Süleymaniye Biyoloji ve Yüksek Ziraat enstitülerinden Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’ne Türkiye’de botanik, zooloji, jeoloji ve paleontolojinin tarihsel gelişimi, insanlar, mekânlar ve anılar penceresinden anlatılıyor.

Kitaptaki Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi bilim insanlarının ortak noktasının “sistematik yaratıcı düşünme” olduğu görülüyor.

Öğreticiler olarak adlandırılabilecek bu insanlar, doğada meydana gelen olayları merak etme ve sorgulama niteliklerini taşıyor.

Öğreticiler –muallim, müderris, öğretmen ve üniversite öğretim elemanı– için “doğru bilgi” ön plandadır ve doğa bilimleri eğitimi ve öğretiminde “yenilenme ve yaratıcılık” temel hedefleri arasındadır.

Başta Kıta Avrupası olmak üzere dünya üzerindeki doğa tarihi müzeleri ile hayvanat ve botanik bahçelerindeki izlenimlerini, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi okuryazar kitlesi ve öğrencilerine seyahat notlarıyla aktaran elçi, aydın, yazar ve gazeteciler de unutulmuyor.

Jeoloji ve paleontolojinin Çekiç’i, botanik ve zoolojinin Mercek’i, doğa bilimcilerin Yelkovankuşları ile tarihte bir bilimsel yolculuk sizleri bekliyor…

  • Künye: Mehmet Sakınç ve Orhan Küçüker – Çekiç, Mercek ve Yelkovankuşları: Türkiye’nin Doğa Bilimleri Tarihinden İnsanlar, Mekânlar ve Anılar, İş Kültür Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2022