Yalçın Çakmak – Osmanlı’da Dinden Çıkma (2025)

Yalçın Çakmak’ın ‘Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)’ adlı eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nda İslam’dan ayrılma vakalarına devletin ve din otoritelerinin nasıl yaklaştığını derinlemesine inceliyor. Çakmak, 15. yüzyıldan imparatorluğun sonuna kadar uzanan geniş bir dönemi kapsayarak, mürtedlere yönelik cezaların zamanla nasıl değiştiğini ve bu değişimin arkasındaki siyasi, toplumsal ve dini dinamikleri açıklıyor. Kitap, irtidadın yalnızca bir inanç sorunu değil, aynı zamanda Osmanlı hukuk ve yönetim anlayışını anlamada önemli bir anahtar olduğunu gösteriyor.

Yazar, İslam hukukunda dinden çıkmanın teorik çerçevesini belirleyerek işe başlıyor. Ardından Osmanlı fakihlerinin ve şeyhülislamların fetvalarına başvurarak, irtidadın hukuki statüsünün nasıl yorumlandığını ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, hem metinlerin hem de uygulamaların dönemin siyasal atmosferine nasıl bağlı olduğunu gösteriyor. Özellikle 19. yüzyılda ölüm cezasının fiilen uygulanmaktan çıkması, devletin modernleşme süreciyle birlikte dini otoriteyle ilişkisini yeniden tanımladığını ortaya koyuyor.

Çakmak, bu dönüşümü somut örneklerle destekliyor; mahkeme kayıtları, fetvalar ve tarihsel belgeler aracılığıyla mürtedlerin nasıl yargılandığını ve hangi koşullarda affedildiklerini inceliyor. Yazar, tarafsız bir bakış açısını koruyarak ne inançsal bir savunma yapıyor ne de ideolojik bir eleştiriye sapıyor. Onun amacı, Osmanlı’da din-devlet ilişkilerini tarihsel bağlamında anlamak ve irtidad olgusunun hem hukuki hem de toplumsal boyutlarını açıklığa kavuşturmak oluyor.

Sonuçta kitap, Osmanlı’da dinden çıkma meselesine dair literatürdeki önemli bir boşluğu dolduruyor. Çakmak, meseleyi polemiklerden uzak, akademik bir soğukkanlılıkla ele alarak hem tarihçiler hem de din hukuku araştırmacıları için kalıcı bir başvuru kaynağı sunuyor.

  • Künye: Yalçın Çakmak – Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad), İletişim Yayınları, tarih, 308 sayfa, 2025

John Bowker – Tanrı Anlayışı (2025)

John Bowker’ın bu kitabı, Tanrı kavramının tarih boyunca geçirdiği dönüşümleri felsefi, teolojik ve kültürel bir çerçevede inceliyor. Bowker, hem Batı hem Doğu geleneklerinden örnekler vererek Tanrı düşüncesinin insanlık tarihindeki en etkili fikirlerden biri olduğunu vurguluyor. ‘Tanrı Anlayışı’ (‘God: A Very Short Introduction’), yalnızca Tanrı’ya inananlar için değil, inançsızlık ve kuşku meseleleriyle ilgilenenler için de derinlemesine bir sorgulama sunuyor.

Bowker, Tanrı fikrinin kökenlerini insanın anlam arayışına dayandırıyor. İnsanlığın doğa olaylarını açıklama, ölümle başa çıkma ve etik davranış için bir dayanak bulma çabalarının, Tanrı düşüncesini biçimlendirdiğini öne sürüyor. İslam, Hristiyanlık, Hinduizm ve Budizm gibi farklı inanç sistemlerinden örneklerle Tanrı’nın kişisel, aşkın ya da soyut biçimlerde nasıl algılandığını açıklıyor. Bu çeşitlilik, tek bir “Tanrı anlayışı”nın değil, insan deneyiminin çok yönlülüğünün göstergesi olarak sunuluyor.

Kitapta Bowker, modern çağda Tanrı inancının bilim ve seküler düşünce karşısındaki konumunu da ele alıyor. Evrim teorisi, kozmoloji ve ahlak felsefesi üzerinden, Tanrı’nın hâlâ anlamlı bir kavram olup olmadığını sorguluyor. Tanrı’yı reddetmenin de bir tür inanç biçimi olabileceğini, çünkü insanın metafiziksel boşluğu doldurma eğiliminden kaçamadığını öne sürüyor.

Son bölümde Bowker, Tanrı fikrinin geleceğine dair temkinli ama umutlu bir bakış sunuyor. Ona göre Tanrı düşüncesi, insanlığın ahlaki ve entelektüel gelişiminde hâlâ merkezi bir rol oynuyor. Tanrı’nın var olup olmamasından çok, bu fikrin insanın dünyayı ve kendini anlama biçimini nasıl etkilediği asıl mesele olarak öne çıkıyor.

  • Künye: John Bowker – Tanrı Anlayışı, çeviren: Enis Köksaldı, İş Kültür Yayınları, din, 176 sayfa, 2025

David Hume – Din Üstüne (2025)

David Hume’un ‘Din Üstüne’ olarak Türkçeye çevrilen ‘The Natural History of Religion’ ve ‘Dialogues Concerning Natural Religion’ adlı eserleri, dinin kökenlerini, işlevini ve akıl ile inanç arasındaki gerilimi irdeleyen iki temel metin.

‘The Natural History of Religion’da Hume, dinin kaynağını akılda değil, insani tutkular ve korkularda görüyor. Ona göre insanlar doğadaki belirsizlikler, felaketler ve ölüm karşısında sığınacak güçler arıyor ve bu durum doğaüstü varlık tasavvurlarını doğuruyor. İlk biçim olarak politeizmin ortaya çıkması, ardından tektanrıcılığa evrilmesi bu bağlamda açıklanıyor. Hume, dinin doğasında akılcı bir sistemden ziyade hayal gücü, korku ve umutların belirleyici olduğunu savunuyor. Böylece dinin, insani zayıflıkların ve bilinmezlik karşısındaki tepkilerin ürünü olduğu fikrini geliştiriyor.

‘Dialogues Concerning Natural Religion’ ise Tanrı’nın varlığına dair rasyonel argümanların diyalog biçiminde tartışıldığı bir eser. Philo, Cleanthes ve Demea adlı üç karakter üzerinden Tanrı’nın doğasına dair farklı bakış açıları inceleniyor. Cleanthes tasarım argümanını savunurken, Demea Tanrı’yı akıl yoluyla kavramanın imkânsızlığını öne sürüyor. Philo ise eleştirel ve şüpheci bir konumda durarak hem akıl yürütmelerin sınırlılığını hem de teolojik sistemlerin çelişkilerini ortaya koyuyor.

Her iki eserde de Hume’un temel yaklaşımı, dinin ne yalnızca vahiy ne de saf akıl ürünü olduğu, aksine insanın duyguları, hayal gücü ve sınırlı rasyonel kapasitesiyle yoğrulmuş bir olgu olduğudur. Hume, bu metinlerle hem modern din felsefesinin hem de din sosyolojisinin öncüllerinden biri olarak düşüncenin sınırlarını genişletiyor.

  • Künye: David Hume – Din Üstüne, çeviren: Deniz Özel, Say Yayınları, din, 240 sayfa, 2025

M. Fatih Çiçek – Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi: Din (2025)

Bu kitap yalnızca akademik bir inceleme değil, sesi susturulmuş Yerli halklardan başlayarak tüm sömürgeleştirilmiş toplumların derin çığlığına yankı olan bir çalışma. Yazar, sömürgeciliğin nasıl kurulduğunu, hangi araçlarla meşrulaştırıldığını ve toplumların rızasının nasıl üretildiğini çarpıcı bir biçimde analiz ediyor. Devletin baskı ve ideolojik aygıtlarının, iktidarın sürekliliğini sağlamak için nasıl devreye girdiğini, bu yapıların sömürge düzenini tahkim eden işlevlerini ortaya koyuyor.

Kitapta en kritik vurgu, dinin bu mekanizmalar içindeki merkezi rolüne yapılıyor. Özellikle kurumsal dinin tarih boyunca ve günümüzde nasıl bir tahakküm aracına dönüştüğü gösteriliyor. Din, yalnızca inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda iktidarların politikalarını meşrulaştıran bir ideolojik aygıt olarak işlev görüyor. Bu bağlamda yazar, sömürgecilik pratiklerinde dinin nasıl bir kontrol mekanizmasına dönüştürüldüğünü, toplumsal rızanın üretiminde nasıl kullanıldığını detaylı biçimde tartışıyor.

Sömürgeciliğin işgal ettiği topraklarda sadece ekonomik çıkarları güvence altına almakla kalmayıp, toplumsal düzeni yeniden kurarken ideolojik bir yönetim anlayışını nasıl inşa ettiği bu çalışmanın odak noktası. Böylece kitap, kurumsal dinin sömürgeci iktidarlar için hangi koşullarda ve nasıl araçsallaştırıldığını gözler önüne seren güçlü bir analiz sunuyor.

  • Künye: M. Fatih Çiçek – Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi: Din, Dipnot Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2025

Ahmet Yaşar Ocak – Farklı Bir İslam Tarihi (2025)

Ahmet Yaşar Ocak, İslam zihniyeti, kültür tarihi ve heterodoks akımları üzerine yaptığı çalışmalarıyla biliniyor. Bu kitapta ise alışılmış anlatıların ötesine geçerek farklı bir İslam tarihi perspektifi sunuyor. Yazar, eleştirisiz ve hamasî tarih yazımına karşı çıkarak, sorular sormaya ve derinlikli bir anlama çabasına davet ediyor. Teferruatın ardındaki büyük dalgalara, tarihsel kırılmaların köklerine bakıyor.

Eserde, Müslüman toplulukları yüzyıllar boyunca etkileyen kritik dönemeçler ele alınıyor. Hilafetin monarşiye dönüşümü, iç savaşların yarattığı çatışmalar, siyasal gücün Türklere geçişi, Moğol istilasının sarsıcı sonuçları kitapta dikkatle inceleniyor. Ayrıca fetihlerin etkisi, mevalî sınıfının yükselişi, mezheplerin ortaya çıkışı ve Mehdi inancı gibi konular derin bir analizle değerlendiriliyor. Tasavvufun düşünsel ve toplumsal hayattaki rolü de yazarın bakış açısından önemli bir yer tutuyor.

Ocak, bu tarihsel meseleleri aktarırken sadece olayların kronolojisini sunmuyor, aynı zamanda tarihsel sosyoloji ve sosyal psikoloji perspektifini kullanarak İslam tarihinin zihniyet dünyasını yorumluyor. Böylece yalnızca İslam’ın tarihini değil, İslam tarih yazımının da eleştirel bir çözümlemesini ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, okura ezberlerin ötesinde bir kavrayış kazandırıyor ve İslam tarihine dair farklı bir ufuk açıyor.

Farklı Bir İslam Tarihi, merakı diri tutan, düşünmeye teşvik eden ve İslam tarihine yeni bir gözle bakmak isteyenler için kapsamlı bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: Ahmet Yaşar Ocak – Farklı Bir İslam Tarihi: Siyasal, Toplumsal, Kültürel Kırılmalar ve Dönüşümler Işığında, İletişim Yayınları, tarih, 552 sayfa, 2025

Kolektif – Türkiye Laikliğine Bakışlar (2025)

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken, Türkiye’de laikliğin ne anlama geldiği sorusu yeniden gündemde. Laiklik ilkesi yok olmanın eşiğinde mi, yoksa Türkiye hiçbir zaman tam anlamıyla laik olamadı mı? Demokrasiyle laiklik arasında yaşanan gerilim, yalnızca siyasal değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşümün yansıması. Bu tartışma, laikliğin sadece bir hukuk normu değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık fikrinin temeli olduğu gerçeğini de hatırlatıyor.

Türkiye’de laiklik, tarihsel ve sosyolojik koşullar nedeniyle evrensel ilkelerden saparak yerelleşmiş ve zamanla çeşitli biçimlere bürünmüştür. Dinî yapılar ile devlet arasındaki güç ilişkileri, laikliğin yorumlanma biçimlerini belirlemiş; uygulama çoğu zaman denetimci, hatta baskıcı bir çizgide ilerlemiştir. Bu durum, laikliğin özgürlükçü ve kapsayıcı bir zemin olmaktan uzaklaşmasına yol açmıştır.

Bu kitap, Türkiye’de laikliğin nasıl inşa edildiğini, nasıl dönüştüğünü ve ne ölçüde işlevsizleştiğini farklı disiplinlerden uzmanların katkılarıyla sorguluyor. Tarihçilerden hukukçulara, siyaset bilimcilerden sosyologlara uzanan yazarlar, din-devlet ilişkilerinin çok katmanlı doğasını açığa çıkarıyor. Laikliğin etkileri yalnızca anayasa ve hukuk sistemiyle sınırlı değil; eğitimden toplumsal cinsiyet ilişkilerine, azınlıklardan Alevilere, İslamcı hareketlerden sosyalist geleneklere kadar uzanan geniş bir çerçevede değerlendiriliyor.

Derleme, yalnızca Türkiye içi deneyimi değil, aynı zamanda uluslararası laiklik modelleriyle karşılaştırmalar yaparak, Türkiye’de laikliğin özgünlüklerini ve sınırlılıklarını daha net bir şekilde görmeyi mümkün kılıyor.

  • Künye: Kolektif – Türkiye Laikliğine Bakışlar, derleyen: Umut Azak, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, siyaset, 387 sayfa, 2025

Roger-Pol Droit – Kızıma Dinleri Öğretiyorum (2025)

Roger-Pol Droit, bu kısa ve sade kitabında, dinlerin temel yapılarını ve insan yaşamındaki yerini genç bir okuyucuya, özellikle de kızına anlaşılır bir dille anlatıyor. ‘Kızıma Dinleri Öğretiyorum’ (‘Les religions expliquées à ma fille’), herhangi bir dine üstünlük tanımadan, farklı inanç sistemlerini eşit mesafede ele alıyor. Amaç, genç bir insanın din olgusunu tarihsel, kültürel ve felsefi yönleriyle anlamasına yardımcı olmak.

Yazar, dinin ne olduğu sorusuyla başlıyor: İnsan neden kutsala inanır, neden törenler düzenler, neden tanrılara ihtiyaç duyar? Ardından büyük dinlerin — Yahudilik, Hristiyanlık, İslam, Hinduizm ve Budizm — temel inançlarını ve ritüellerini tanıtır. Bu tanıtımda amaç, farklılıkları vurgulamak değil, tüm dinlerin insan deneyimini anlamlandırma çabası olduğunu göstermek.

Kitap boyunca Droit, dogmalardan çok sorulara odaklanıyor. “Tanrı var mı?”, “Tüm dinler barışı mı amaçlar?”, “Ateist olmak ne anlama gelir?” gibi sorular etrafında şekillenen anlatı, çocuğun merakını ve sorgulama arzusunu teşvik ediyor. Dinin bireysel bir mesele olduğu, ama aynı zamanda toplumları etkileyen güçlü bir yapı taşıdığı anlatılıyor.

Yazar, dinin tarih boyunca nasıl şekillendiğini ve insan kültürleriyle nasıl iç içe geçtiğini de aktarıyor. Kutsal metinlerin yoruma açık olduğu, inancın kişisel olduğu ve hoşgörünün önem taşıdığı vurgulanıyor. Droit’e göre din, insanın anlam arayışının bir parçasıdır ve onu anlamak, insanı anlamaktır.

Bu kitap, genç okurlar için sade bir giriş niteliği taşısa da, her yaştan okuyucuya dinleri önyargılardan uzak, felsefi bir bakış açısıyla düşünme olanağı sunuyor.

  • Künye: Roger-Pol Droit – Kızıma Dinleri Öğretiyorum, çeviren: Özge Burçak Aydınalp, Say Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2025

Jean-Paul Roux – Dinlerin Çatışması (2025)

Jean-Paul Roux, bu eserinde İslam ve Hristiyanlık dünyaları arasında yüzyıllar boyunca süren çatışmalı ilişkiyi tarihsel bir bütünlük içinde inceliyor. 622 yılında başlayan bu uzun karşılaşma, yalnızca savaşlardan ibaret değildir; aynı zamanda kültürel, ekonomik ve teolojik rekabetin de bir tarihidir. ‘Dinlerin Çatışması: İslâm’ın Hıristiyanlık ile Uzun Savaşı 622 – 2007’ (‘Un choc de religions: La longue guerre de l’islam et de la chrétienté 622-2007’), bu iki büyük dinin birbiriyle kurduğu karmaşık ilişkinin, Batı-Doğu ayrımının temel taşlarından biri olduğunu gösteriyor.

Roux, Emevîler dönemindeki ilk fetihlerden başlayarak Haçlı Seferleri’ne, Endülüs’ten Osmanlı-Habsburg rekabetine kadar uzanan bir dizi tarihsel dönemeçte İslam ve Hristiyanlık dünyalarının nasıl karşı karşıya geldiğini anlatıyor. Bu karşılaşmalar sadece cephede değil, düşünsel ve sembolik düzeyde de yaşanmıştır. Örneğin, birbirini “öteki” olarak tanımlama biçimleri, hem kimlik inşasında hem de çatışmaların gerekçelendirilmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Modern çağla birlikte bu dinî gerilimler yerini farklı formlarda sürdürmeye devam etmiştir. Kolonyalizm, göç, küreselleşme ve terör gibi olgular, eski dinsel düşmanlıkları yeniden canlandırmış ya da başka biçimlerde yeniden üretmiştir. Roux, bu uzun tarihsel süreci değerlendirirken taraf tutmayan, analitik bir yaklaşımla ilerler.

Kitap, okura sadece geçmişte yaşanan çatışmaları değil, günümüz dünyasında dinlerarası ilişkilerin nasıl şekillendiğini anlamak için de sağlam bir çerçeve sunar.

  • Künye: Jean-Paul Roux – Dinlerin Çatışması: İslâm’ın Hıristiyanlık ile Uzun Savaşı 622 – 2007, çeviren: Lale Arslan Özcan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 519 sayfa, 2025

Thorkild Jacobsen – Mezopotamya Dininin Tarihi (2025)

Thorkild Jacobsen’in bu kitabı, antik Mezopotamya’nın karmaşık dini inançlarını derinlemesine inceliyor. ‘Mezopotamya Dininin Tarihi: Karanlığın Hazineleri’ (‘The Treasures of Darkness: A History of Mesopotamian Religion’), Sümer, Akad, Babil ve Asur gibi halkların dinlerini, onların dünya görüşleri ve siyasi yapılarıyla iç içe geçmiş bir şekilde analiz ediyor. Kitap, Mezopotamya dininin evrimini, doğa odaklı inançlardan karmaşık panteonların oluşumuna kadar kronolojik olarak takip ediyor.

Yazar, Mezopotamya insanının tanrıları doğanın büyük güçlerinin kişileşmiş hali olarak nasıl algıladığını ve onlarla olan ilişkilerini ayrıntılarıyla açıklıyor. Sümerlerin tanrıları “yüce güçler” veya “me” olarak adlandırdığı ve kozmik düzeni sürdürme yeteneğine sahip olduğuna inandığı vurgulanıyor. Kitap, tanrıların krallıkla ilişkisini, kralın aracı rolünü ve tapınakların toplumsal hayattaki merkezi önemini işliyor. Tanrıların adil yargılamaları, kozmik düzenin korunması ve insanlığın refahı üzerindeki etkileri, mitolojik anlatılar ve dini metinler üzerinden açıklanıyor.

Jacobsen, tanrıların iradesinin doğa olayları ve toplumsal düzen üzerindeki etkilerini analiz eder. Örneğin, fırtına tanrısı Enlil veya su tanrısı Enki gibi figürlerin, tarım ve su kaynaklarına bağımlılık bağlamında merkezi bir role sahip olduğunu gösteriyor. Kitap, kehanetler, büyücülük ve kurban ritüelleri gibi dini pratiklere de yer vererek, Mezopotamya insanının tanrılarla iletişim kurma ve geleceği öğrenme çabalarını ortaya koyuyor.

Eser, Mezopotamya dininin sadece ibadetlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda dönemin bilim, felsefe ve sanat anlayışlarını da derinden etkilediğini vurgular. Gılgamış Destanı gibi epik anlatılar, Mezopotamya insanının ölüm, yaşamın anlamı ve ilahi güçlerle mücadelesi hakkındaki düşüncelerini yansıtır. Jacobsen, bu edebi ve dini metinleri ustaca analiz ederek, Mezopotamya medeniyetinin ruhsal derinliğini ve düşünsel zenginliğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Thorkild Jacobsen – Mezopotamya Dininin Tarihi: Karanlığın Hazineleri, çeviren: Sibel Erduman, Meltem Kabalcı Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2025

John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme (2025)

John Stuart Mill’in bu kitabı, yazarın ölümünden sonra yayınlanan ve din olgusunu farklı açılardan ele alan üç ayrı denemesini içermektedir. ‘Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık’ (‘Three Essays on Religion: Nature, the Utility of Religion, Theism’) adlı kitapta yer alan ilk deneme olan “Doğa”, doğanın ahlaki bir rehber olarak kabul edilmesine yönelik yaygın görüşü eleştirel bir şekilde inceler. Mill, doğanın hem iyi hem de kötü olaylarla dolu olduğunu, bu nedenle ahlaki ilkelerimizi doğrudan doğadan çıkarmanın yanıltıcı olabileceğini savunur.

İkinci deneme “Dinin Faydası”, dinin toplumsal düzen, ahlaki davranış ve kişisel gelişim üzerindeki potansiyel faydalarını sorgular. Mill, dinin bazı durumlarda bu tür faydalar sağlayabileceğini kabul etmekle birlikte, ahlakın ve toplumsal iyiliğin dinden bağımsız olarak da tesis edilebileceğini ileri sürer. Ayrıca, dogmatik inançların ve dini baskının düşünce özgürlüğünü kısıtlayabileceği tehlikesine dikkat çeker.

Üçüncü ve en uzun deneme olan “Tanrıcılık”, Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanları eleştirel bir gözle değerlendirir. Mill, doğal teolojiye dayanan kanıtların (örneğin, ilk neden argümanı, amaçlılık argümanı) yetersiz olduğunu savunur ve ampirik kanıtların Tanrı’nın varlığını desteklemediğini ileri sürer. Agnostik bir pozisyon benimseyen Mill, Tanrı’nın varlığının veya yokluğunun kesin olarak bilinemeyeceğini belirtir. Ancak, ahlaki ideallerin ve insanlığın ilerlemesinin, dini inançlardan bağımsız olarak da mümkün olduğuna inanır. Genel olarak “Din Üzerine Üç Deneme”, John Stuart Mill’in rasyonel düşünceyi, bireysel özgürlüğü ve ampirik kanıtı ön planda tutan felsefi yaklaşımının din olgusuna uygulanmasının önemli bir örneğidir. Eser, dinin doğası, toplumsal rolü ve Tanrı’nın varlığı gibi temel soruları ele alarak, okuyucuyu eleştirel düşünmeye teşvik etmektedir.

  • Künye: John Stuart Mill – Din Üzerine Üç Deneme: Doğa, Dinin Faydası ve Tanrıcılık, çeviren: Özgüç Orhan, Alfa Yayınları, din, 256 sayfa, 2025