Ralph Fox – Roman ve Halk (2019)

Lenin ve Cengiz Han biyografileri ile de bilinen İngiliz gazeteci, romancı ve tarihçi Ralph Winston Fox, 1936’da İspanya İç Savaşı’nda faşizme karşı savaşırken öldürüldü.

Yazarın 36 yıllık kısacık hayatına sığdırdığı ‘Roman ve Halk’da, geniş bir Marksist analiz eşliğinde İngiliz romanını irdeliyor.

Fox bu kısa fakat etkileyici edebiyat eleştirisinde, Marksizm ve edebiyat, hakikat ve gerçeklik, roman ve gerçeklik, epik olarak roman, Victoria Çağı’nda romanda yaşanan dönüşüm, romanda kahramanın ölümü ve sosyalist gerçekçilik gibi konuları irdeliyor.

İngiliz edebiyatını Sigmund Freud’un derinden etkilediğini söyleyen Fox, Freudcu yöntemin mümkün kıldığı birey analizinin İngiliz romanının başarısında önemli bir payı olduğunu belirtiyor.

Fakat yazara göre bu durum, aynı zamanda İngiliz romanını bir entelektüel iflasın eşiğine de getirmiştir.

  • Künye: Ralph Fox – Roman ve Halk, çeviren: Ferit Burak Aydar, Ayrıntı Yayınları, edebiyat eleştirisi, 128 sayfa, 2019

Siegfried Kracauer – Polisiye Roman (2019)

Polisiye roman, kendi araçlarına ve tekniğine sahip edebiyat tarihinin en özgün türlerindendir.

Yolu Edgar Allan Poe açtı ve Poe’nun gösterdiği yolu takip edenlerden Arthur Conan Doyle, ‘Sherlock Holmes’ serisi ile polisiye romanın standartlarını yükseltti.

Böylece polisiye roman, macera romanlarının, şövalye kitaplarının, kahramanlık efsaneleri ve masalları gibi melez bir ürün olmaktan ziyade, kendi dünyasını özgün estetik araçlarla anlatan başlı başına bir tür halini aldı.

Siegfried Kracauer’in felsefe ve edebiyat eleştirisinin yetkin bir bireşimi olan elimizdeki çalışması, polisiye romanın ortaya çıktığı toplum ve uygarlıkla ilişkisi hakkında harika bir eser.

Polis ve dedektifin olduğu kadar suçun ve suçlunun toplum içinde temsil ettiği konum üzerine derinlemesine düşünen Kracauer, Georg Lukács’ın ‘Roman Kuramı’nın ve Søren Kierkegaard’un felsefesinin izinden giderek bu edebi türün toplumsal içeriği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Polisiye romanın, uygarlaşmış ve bütünüyle rasyonelleşmiş toplum fikrine dayandığını ve bu fikri radikal bir tek taraflılıkla kavrayıp estetik bir şekilde stilize ederek ete kemiğe büründürdüğünü belirten Kracauer, polisiye romanın hedefinin uygarlık denen gerçekliği doğasına sadık kalarak aktarmaktan ziyade, en başından beri bu gerçekliğin zihinsel karakterinin altını çizmek olduğunu belirtiyor.

“Polisiye roman uygarlığın yüzüne bir lunapark aynası tutar. Aynadan uygarlığa bakan, kendi canavarlaşmış halinin karikatürüdür. Polisiye romanların çizdiği tablo gayet korkutucudur.” diyen Kracauer,  polisiye romanlarda gerçekliğin suni şekilde devre dışı bırakıldığını ve bunun da kişilerin ve nesnelerin donuk ve kafa karıştıran bir şekilde yan yana ve yer aldığı bir toplumsal durumu gösteren bir tablo sunduğunu söylüyor.

  • Künye: Siegfried Kracauer – Polisiye Roman, çeviren: Dilman Muradoğlu, Metis Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2019

Kolektif – Asfalt Ovalarda Yürüyen Abdal: Behçet Necatigil (2010)

Elimizdeki kitap, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nce hazırlanan Behçet Necatigil konulu bir sempozyuma sunulan bildirilerden oluşuyor.

Kitaptaki makaleler, Necatigil’in portresinin yanı sıra, onun şiirini modern şiir bağlamında irdeliyor ve psikanalitik açıdan değerlendiriyor.

Makaleler ayrıca, Necatigil’in çevirilerine ve radyofonik piyeslerine de odaklanıyor. Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Talât Sait Halman, Sabit Kemal Bayıldıran, Mehmet Kalpaklı, Rahim Tarım, Laurent Mignon, Emre Zeytinoğlu, Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek, Alphan Akgül, Hilmi Yavuz, Can Bahadır Yüce, Mahmut Temizyürek ve Mustafa Şerif Onaran.

  • Künye: Kolektif – Asfalt Ovalarda Yürüyen Abdal: Behçet Necatigil, yayına hazırlayan: Gökhan Tunç, İş Kültür Yayınları, edebiyat, 221 sayfa

Seval Şahin – Talih, Tesadüf ve İrade (2019)

Ahmet Hamdi Tanpınar, edebiyatımızda başlı başına bir ekoldür.

O’nun hayatı ve eserleri üzerine yapılmış çok sayıda çalışma mevcut ve ne iyi ki bu ilgi yakın zamanda da sona ermeyecek gibi.

Seval Şahin’in elimizdeki incelemesi ise, Tanpınar edebiyatını farklı yönleriyle irdeleyen denemeler barındırarak bu alanda yapılmış çalışmalara değerli bir katkı sunuyor.

Tanpınar üzerine güncel tartışmalardan da yararlanan Şahin, Tanpınar’ın romanlarında sıklıkla ortaya çıkan mektup, hatıra, tiyatro, Karagöz-Hacivat gibi metinlerin yazarın yapıtlarındaki kurgu ve yapıyla aralarındaki ilişkiyi merkeze alıyor.

Talih, tesadüf ve irade kavramlarının Tanpınar romancılığının anahtar kelimeleri olduğunu söyleyen Şahin, yazarın ‘Mahur Beste’, ‘Sahnenin Dışındakiler’, ‘Huzur’ ve ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ adlı yapıtları üzerine güncel tartışmalardan da sıkça yararlanarak derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Seval Şahin – Talih, Tesadüf ve İrade: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Romancılığı Üzerine Düşünceler, İletişim Yayınları, inceleme, 142 sayfa, 2019

Kolektif – Gaflet (2019)

Cinsiyetçi söylem, edebiyat yoluyla nasıl yeniden ve yeniden üretilir?

Bu kitapta bir araya getirilen makaleler, edebiyat metinlerini didik didik ederek bu metinlerde açıkça görülen veya örtük bir biçimde hayatını sürdüren cinsiyetçi söylemi açığa çıkarıyor, başka bir deyişle Türkçe edebiyattaki her cinsiyetten yazarın egemen kodları kullanırken nasıl gaflete düştüğünü, feminist eleştiriye başvurarak ortaya koyuyor.

Eril reflekslerin aslında ne denli gündelik bir hal almış olduğunu gözler önüne seren derleme, sadece edebi metinlere değil eleştiri eserlerini de feminist ilkeler üzerinden tartışıyor.

Kitapta, Tanpınar’ın libidinal akışlarında yiten kadınlardan ‘Masumiyet Müzesi’ndeki hegemonik erkeklik hallerine ve Attilâ İlhan’da cinselliğin ırk, tür ve etnisite ile girift kesişimlerine pek çok konu tartışılıyor.

Kitapta makaleleri bulunan isimler ise şöyle: Damla Tezel, Erol Köroğlu, Ezgi Hamzaçebi, Fatih Altuğ, Fatmagül Berktay, Irvin Cemil Schick, Jale Özata Dirlikyapan, Meltem Gürle, Merin Sever, Özlem Öğüt Yazıcıoğlu, Senem Timuroğlu, Sevcan Tiftik, Şima İmşir ve Tülin Ural.

  • Künye: Kolektif – Gaflet: Modern Türkçe Edebiyatın Cinsiyetçi Sinir Uçları, hazırlayan: Sema Kaygusuz ve Deniz Gündoğan İbrişim, Metis Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2019

Melik Bülbül – İnci Aral ve Barbara Frıschmuth’un Romanlarında Kadın Coğrafyası (2010)

Melik Bülbül, ‘İnci Aral ve Barbara Frischmut’un Romanlarında Kadın Coğrafyası’nda, Aral ve Frischmuth’un eserlerinden hareketle, kadın coğrafyasını ve bu coğrafyada yer alan yazgısal-toplumsal değerleri inceliyor.

Bülbül bu incelemeyi, Aral’ın ‘Ölü Erkek Kuşlar’ romanı ile Frischmuth’un ‘Haschen Nach Wind’ (Rüzgârı Yakalamak) adı altında toplanan dört öyküsü üzerinden yapıyor.

Üç bölümden oluşan kitapta ilkin, özel olarak Türk ve Avusturya yazınında, genel olarak da Batı yazınında kadın olgusu irdeleniyor; ikinci bölümünde, kadın coğrafyası, kadın ve uysallık, cinsellik, değer yargıları, yaşamsal yıkımlar ve sosyal nedenleri gibi kesitlerden yansımalar veriliyor.

Üçüncü bölümde ise, kadının ele alınan yazarların eserlerindeki toplumsal yeri, işlevi, erkek olgusu ve kadının kendi konumunu biçimlendirme girişimleri gibi konular irdeleniyor.

  • Künye: Melik Bülbül – İnci Aral ve Barbara Frıschmuth’un Romanlarında Kadın Coğrafyası, Çizgi Kitabevi, inceleme, 217 sayfa

Kolektif – “Gülebilir miyiz Dersin?” (2016)

Edebiyatımıza damgasını vurmuş Tezer Özlü’yü edebiyat, sosyoloji, felsefe, psikanaliz ve dilbilim gibi disiplinler aracılığıyla tartışan, bir nevi Tezer Özlü okuma kılavuzu.

Kimi yazarların Özlü’yle anılarını da barındıran kitap, yazarın yapıtlarının ve yaşamının izini sürmek için harika bir fırsat.

  • Künye: Kolektif – “Gülebilir miyiz Dersin?”, derleyen: Feryal Saygılıgil ve Beyhan Uygun Aytemiz, İletişim Yayınları

Peter Mendelsund – Okurken Ne Görürüz? (2016)

“Kendi aşina olduğumuz şeylerle kitapları sömürgeleştirir ve karakterleri kendi vatanlarından ayırıp daha iyi bildiğimiz diyarlara sürgün ederiz.”

Okumak ile zihinde canlandırmak arasında nasıl bir ilişki var ve bu ilişki nasıl işler?

Peter Mendelsund’un bu muazzam kitabı, bu sorunun yanıtını arıyor ve okurken zihnimizde olup bitenler üzerine derinlemesine düşünüyor.

Okumak ile zihinde canlandırmak arasındaki ilişki konusunda keyifle okunabilecek bir eser olarak önerebileceğimiz çalışma, edebi eserlerdeki betimlemeleri okuduğumuzda zihnimizde ne canlandığı ve yazarın hayal ettikleriyle bizim hayal ettiklerimizin örtüşüp örtüşmediği gibi konular üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Okumak, dünyayı tanımamızı sağlayan süreci taklit eder. Anlatılarımızın bize doğru şeyler söylemesi şart değildir (ama tabii söyleyebilirler de); daha ziyade, okuma eylemi bize farkındalığın kendisi gibi gelir ve öyledir de: kusurlu, kısmi, sisli puslu ve birlikte yaratmayı içeren bir süreç.”

“Okurken ‘gördüğümüz’ imgeler kişiseldir: Görmediğimiz şey, belli bir kitabı kaleme alırken yazarın zihninde canlandırdıklarıdır. Başka bir deyişle, her anlatının dönüştürülmesi, hayal gücü ve çağrışımlar yardımıyla tercüme edilmesi gerekir. O, bizimdir.”

  • Künye: Peter Mendelsund – Okurken Ne Görürüz?, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, edebiyat kuramı, 450 sayfa, 2019

Tülay Özekin – Eski Zaman Gezginleri (2010)

Tülay Özekin, dikkat çeken çalışması ‘Eski Zaman Gezginleri’nde, Amin Malouf, Orhan Pamuk ve Nedim Gürsel’in tarihsel romanlarını karşılaştırmalı bir yöntemle ele alıyor.

Doğu’ya ait hikâyeler yazma konusunda son dönemde en gözde yazarlardan olan Amin Malouf’un altı, tarih algılamasına ve tarihsel romana yeni bir bakış getiren Orhan Pamuk ve Nedim Gürsel’in ikişer eseri çalışmanın hareket noktasını oluşturuyor.

İlk olarak değişik yazarların ve kuramcıların tanımladığı roman ve tarihsel roman kavramından yola çıkan Özekin, Doğu ve Batı kültürleri arasında adeta birer elçi olan Malouf, Pamuk ve Gürsel’in yarattığı kurmaca dünyaların içinde yol alıyor.

  • Künye: Tülay Özekin – Eski Zaman Gezginleri, Etkin Yayınevi, inceleme, 547 sayfa

Sergey Timofeyeviç Aksakov – Gogol’le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız (2019)

Sergey Timofeyeviç Aksakov, edebiyat eleştirileri, çevirileri ve Rus soyluluğunun gündelik yaşamını betimleyen yarı-otobiyografik anlatılarıyla on dokuzuncu yüzyıl Rus kültür hayatında çok önemli yeri olan isimlerden.

Aksakov’un, Rus edebiyatının büyük ismi Gogol’le tanışıklığı da, 1832 yılında başlar.

İkili arasındaki bu sıkı dostluk, yirmi yıl sürecektir.

1830’lar ve 1840’larda Gogol’le ahbaplığına dair tuttuğu notlar ve ikilinin mektuplaşmasından oluşan elimizdeki kitap ise, ne yazık ki Aksakov’un ölümünden otuz yıl sonra 1890’da yayımlanır.

Aksakov’un kitabı, Gogol’ün kişiliği, hayatı ve edebiyatı hakkında altın değerinde ayrıntılar sunuyor ve bunun yanı sıra, dönemin Rus edebiyatı ve kültür yaşamı hakkında da çok önemli bilgiler barındırıyor.

Aksakov, ilk tanıştıkları zamanlarda, Gogol’ün dış görünüşünü şöyle betimliyor:

“Gogol’ün o zamanlar tamamen farklı ve olumsuz etki yapan bir dış görünüşü vardı: Kâküllü başı, şakaklarına inen saç tıraşı, düzgünce kesilmiş bıyıkları ve çenesine dayanmış sert kolalı yakaları ona, kişiliğiyle çelişen farklı bir fizyonomi kazandırıyor, bizde de zeki bir Ukraynalı izlenimi

uyandırıyordu. Giyimi modaya önem verdiğini gösteriyordu.”

Kitaptan bir alıntı daha:

“Gogol’ün benim açımdan her zaman bilmece olarak kalmış tuhaflıkları olduğunu da söylemeliyim. Onun davranışlarını çok kere başkalarına açıklamaya çalıştığım gibi, kendime de açıklamak zorunda kaldım. Bizimkinden belki yüz kat daha ince olduğundan, onun sinirleri bizim hissedemediklerimizi hissediyor, bizim algılayamadığımız şeylerden etkileniyordu.”

  • Künye: Sergey Timofeyeviç Aksakov – Gogol’le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız (1832-1852), çeviren: Varol Tümer, İletişim Yayınları, eleştiri, 244 sayfa, 2019