Donald J. Robertson – Sokrates Gibi Düşünmek (2025)

Donald J. Robertson’ın ‘Sokrates Gibi Düşünmek: Modern Dünyada Bir Yaşam Biçimi Olarak Antik Felsefe’ (‘How to Think Like Socrates: Ancient Philosophy as a Way of Life in the Modern World’) adlı kitabı, Sokrates’in felsefi yaklaşımını ve yaşam tarzını modern okuyuculara aktaran bir eser. Kitap, Sokrates’in düşünce yapısını, değerlerini ve erdemlerini incelerek, günümüz dünyasında nasıl daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam sürebileceğimize dair pratik öneriler sunuyor.

Robertson, Sokrates’in Atina’sını canlı bir şekilde betimliyor ve onun yaşadığı dönemin sosyal, politik ve kültürel atmosferini okuyuculara aktarıyor. Sokrates’in halkla olan etkileşimleri, sorgulayıcı yaklaşımı ve değerlere olan bağlılığı, onun felsefesinin temelini oluşturuyor. Kitap, Sokrates’in “sorgulanmamış bir yaşam yaşanmaya değmez” ilkesini vurgulayarak, okuyucuları kendi değerlerini ve inançlarını sorgulamaya teşvik ediyor.

‘Sokrates Gibi Düşünmek’, sadece felsefi bir inceleme değil, aynı zamanda pratik bir rehberdir. Kitap, Sokrates’in düşünce yapısını ve yöntemlerini kullanarak, modern dünyadaki sorunlara nasıl yaklaşabileceğimizi gösteriyor. Sokrates’in diyalektik yöntemi, eleştirel düşünme becerileri ve ahlaki değerlere odaklanması, günümüz insanı için de önemli dersler içeriyor.

Robertson, Sokrates’in öğretilerini modern psikoloji ve terapi teknikleriyle de ilişkilendiriyor. Sokrates’in duygusal kontrol, öz disiplin ve iç huzur gibi konulara verdiği önem, günümüzdeki psikolojik yaklaşımlarla paralellik gösteriyor. Kitap, Sokrates’in felsefesinin sadece antik bir düşünce sistemi olmadığını, aynı zamanda modern insanın kişisel gelişimine ve iyiliğine katkıda bulunabileceğini savunuyor.

‘Sokrates Gibi Düşünmek’, Sokrates’in yaşamını ve felsefesini anlamak için kapsamlı bir kaynak sunuyor. Kitap, okuyucuları Sokrates’in düşünce dünyasına davet ederek, onlara daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam için ilham veriyor. Sokrates’in erdemleri, değerleri ve sorgulayıcı yaklaşımı, modern dünyada da rehberlik etmeye devam ediyor.

  • Künye: Donald J. Robertson – Sokrates Gibi Düşünmek: Modern Dünyada Bir Yaşam Biçimi Olarak Antik Felsefe, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Beyaz Baykuş Yayınları, felsefe, 344 sayfa, 2025

William Clare Roberts – Marx’ın Cehennemi (2025)

William Clare Roberts’ın ‘Marx’ın Cehennemi: Kapital’in Siyaset Teorisi’ (‘Marx’s Inferno: A Political Theory of Capital’) adlı kitabı, Karl Marx’ın ‘Kapital’ adlı eserinin özgün ve kışkırtıcı bir yeniden yorumunu sunuyor. Roberts, ‘Kapital’i sadece bir ekonomi eleştirisi olarak değil, aynı zamanda modern dünyada özgürlüğün önündeki zorluklara ve imkanlara dair kalıcı öneme sahip bir politik teori eseri olarak yeniden ele almamız gerektiğini savunuyor. Kitap, Marx’ın ‘Kapital’ boyunca Dante’nin ‘İlahi Komedya’sının yapısını nasıl kullandığını ve eseri, kapitalist üretim tarzının “sosyal cehennemine” bir iniş olarak nasıl kurguladığını inceliyor.

Roberts, Marx’ın ‘Kapital’deki devrim veya kapitalizm sonrası toplumun doğasına dair ayrıntılı reçeteler vermekten kaçınmasını, onun “neo-cumhuriyetçi” bir insan özgürlüğü tanımına bağlılığıyla açıklar. Bu hedef, işçi sınıfının evrensel cumhuriyetçi öz-kurtuluşu, toplumsal hayatın tüm alanlarında evrensel cumhuriyetçi yönetim tarafından güvence altına alınması ve geliştirilmesi, Marx’ın kendisini bu gelecekteki devlet için bir yasa koyucu olarak konumlandırmasına, ayrıntılı kurallar ve kurumlar, karar alma prosedürleri veya benzerlerini önermesine karşı çıkar.

Kitap boyunca Roberts, Marx’ın ‘Kapital’de kullandığı edebi ve felsefi referansları derinlemesine inceler ve eserin sadece bir ekonomik analiz değil, aynı zamanda ahlaki ve politik bir argüman olduğunu gösterir. ‘Marx’ın Cehennemi’, ‘Kapital’i, modern dünyadaki özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelelerini anlamak için temel bir kaynak olarak yeniden keşfetmek isteyen herkes için önemli bir okuma sunuyor.

  • Künye: William Clare Roberts – Marx’ın Cehennemi: Kapital’in Siyaset Teorisi, çeviren: A. Kadir Gülen, Fol Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2025

André Laks – Boşluk ve Nefret (2025)

André Laks’ın ‘Boşluk ve Nefret: Eskiçağda Olumsuzluğun Tarihçesi İçin Saptamalar’ (‘Le vide et la haine: Éléments pour une histoire archaïque de la négativité’) adlı eseri, Batı düşüncesinin temel kavramlarından biri olan “nefret”in kökenlerini ve evrimini antik Yunan felsefesi ve edebiyatı üzerinden inceliyor. Laks, nefretin sadece duygusal bir tepki olmadığını, aynı zamanda toplumsal, politik ve metafizik boyutları olan karmaşık bir olgu olduğunu öne sürüyor. Kitap, nefretin antik Yunan’daki çeşitli ifadelerini, Homeros’un destanlarından Platon’un diyaloglarına kadar geniş bir yelpazede ele alıyor.

Laks, nefretin kökeninde, yaşam ve ölüm arasındaki temel karşıtlığın yattığını savunuyor. Ona göre, nefret, yaşamın sürdürülmesi ve korunması için gerekli bir duygudur. Ancak, bu duygu, kontrol altına alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Kitapta, nefretin, öfke, kıskançlık, intikam gibi diğer duygularla olan ilişkisi de inceleniyor. Laks, bu duyguların, nefretin farklı biçimlerini oluşturduğunu ve her birinin kendine özgü anlamları olduğunu belirtiyor.

Eser, nefretin sadece bireysel bir duygu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir olgu olduğunu vurguluyor. Laks, antik Yunan toplumunda nefretin, siyasi çekişmelerde, savaşlarda ve sosyal çatışmalarda önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ona göre, nefret, toplumsal düzeni tehdit eden unsurlara karşı bir savunma mekanizması olarak da işlev görebilir. Ancak, bu mekanizma, yanlış yönlendirildiğinde veya abartıldığında, toplumun dokusunu zedeleyebilir.

Laks, nefretin metafizik boyutunu da ele alıyor. Ona göre, nefret, sadece bu dünyadaki varlıklara değil, aynı zamanda tanrılara ve kozmik düzene de yönelebilir. Kitapta, tanrıların insanlara karşı duyduğu nefretin mitolojik örnekleri inceleniyor. Laks, bu örneklerin, nefretin evrensel bir ilke olduğunu ve sadece insanlara özgü olmadığını gösterdiğini savunuyor.

Sonuç olarak, Laks’ın eseri, nefretin karmaşık ve çok boyutlu bir olgu olduğunu ve Batı düşüncesinin temel kavramlarından biri olduğunu gösteriyor. Kitap, nefretin kökenlerini ve evrimini antik Yunan felsefesi ve edebiyatı üzerinden inceleyerek, bu duygunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Laks, nefretin sadece olumsuz bir duygu olmadığını, aynı zamanda yaşamın sürdürülmesi ve korunması için gerekli bir tepki olduğunu vurguluyor. Ancak, bu duygunun kontrol altına alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini de belirtiyor.

  • Künye: André Laks – Boşluk ve Nefret: Eskiçağda Olumsuzluğun Tarihçesi İçin Saptamalar, çeviren: Hakan Yücefer, Akademim Yayıncılık, felsefe, 128 sayfa, 2025

Walter Benjamin, Theodor W. Adorno – Pasajlaşmalar (2025)

Bu kitap, Walter Benjamin ve Theodor W. Adorno arasındaki yoğun ve karmaşık entelektüel ilişkiyi belgeleyen bir mektup derlemesidir. Bu mektuplaşmalar, ilk kez Türkçede.

Kitap, Adorno ve Benjamin’in felsefe, edebiyat, sanat, kültür ve siyaset gibi geniş bir yelpazedeki konulara dair görüşlerini ve tartışmalarını ortaya koyuyor. Mektuplar, iki düşünürün birbirlerinin çalışmalarına yaptıkları eleştirileri, yorumları ve önerileri içeriyor. Bu yazışmalar, onların düşünce süreçlerini, entelektüel gelişimlerini ve birbirlerine olan etkilerini anlamak için benzersiz bir kaynak sunuyor.

Kitap, Adorno ve Benjamin’in özellikle önemli yapıtı “Pasajlar Projesi” eserinin minyatür bir modeli olarak tasarlayıp yazdığı “Baudelaire” yazıları oluşturmakta. Mektuplar, bu eserin kavramsal çerçevesinin nasıl şekillendiğini, hangi düşünsel etkileşimlerden beslendiğini ve hangi zorluklarla karşılaşıldığını gösteriyor. Adorno ve Benjamin’in mektupları, sadece entelektüel bir diyalog değil, aynı zamanda kişisel bir ilişkiyi de yansıtıyor. Onların birbirlerine duydukları saygı, hayranlık, eleştiri ve zaman zaman da hayal kırıklığı, mektupların satır aralarında hissediliyor. Kitap, iki düşünürün sürgün yılları, maddi sıkıntıları ve siyasi baskılar altında yaşadıkları zorlukları da gözler önüne seriyor.

Özetle bu kitap, Adorno ve Benjamin’in düşüncelerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini anlamak için temel bir kaynak olarak kabul ediliyor. Kitap, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden ikisinin entelektüel mirasına dair değerli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Walter Benjamin, Theodor W. Adorno – Pasajlaşmalar, çeviren: Suat Kemal Angı, Cem Yayınevi, mektup, 153 sayfa, 2025

Michel Foucault – Politika, Felsefe, Kültür (2025)

Michel Foucault’nun ‘Politika, Felsefe, Kültür’ (‘Politics, Philosophy, Culture: Interviews and Other Writings, 1977-1984’ adlı kitabı, Foucault’nun yaşamının son dönemine ait röportajlarını, makalelerini ve söyleşilerini bir araya getiriyor.

Kitap, Foucault’nun iktidar, bilgi, etik ve öznellik üzerine geliştirdiği düşüncelerin derinleştiği ve yeni boyutlar kazandığı bir döneme ışık tutuyor. Foucault, bu dönemde, iktidarın sadece baskıcı bir güç olmadığını, aynı zamanda üretken ve şekillendirici bir rol oynadığını vurguluyor. İktidarın, bireyleri ve toplumu nasıl disipline ettiğini, normalleştirdiğini ve öznelleştirdiğini analiz ediyor.

Kitap, Foucault’nun “biyoiktidar” kavramını daha da geliştirdiği ve bu kavramın modern toplumdaki önemini vurguladığı bir dönemi yansıtıyor. Biyoiktidar, nüfusun yönetimi, sağlık politikaları, cinsellik ve üreme gibi konular üzerinden bireylerin ve toplumun nasıl kontrol edildiğini inceliyor. Foucault, bu dönemde, “kendilik teknolojileri” kavramını da geliştiriyor. Bireylerin kendilerini nasıl yönettiğini, nasıl öznelleştirdiğini ve nasıl etik bir varlık haline geldiğini inceliyor.

Kitap, Foucault’nun “doğruluk söylemi” kavramını da ele alıyor. Doğruluğun, iktidar ilişkileri içinde nasıl üretildiğini ve nasıl kullanıldığını analiz ediyor. Foucault, bu dönemde, siyasetin, felsefenin ve kültürün iç içe geçtiği bir alanı keşfediyor. Kitap, Foucault’nun düşüncelerinin, günümüzde de geçerliliğini koruyan önemli içgörüler sunduğunu gösteriyor.

  • Künye: Michel Foucault – Politika, Felsefe, Kültür, çeviren: Barış Yıldırım, Fol Kitap, felsefe, 392 sayfa, 2025

Matthias Andreas – Sade Yaşamın Gücü (2025)

Matthias Andreas’ın ‘Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun İzinde’ (‘The Simpler Life: Epicurus, Hermits and Dao’) adlı kitabı, Epikürcü, münzevilik ve Taoizm gibi farklı felsefi ve spiritüel geleneklerin ortak paydası olan sade yaşam arayışını inceliyor. Andreas, bu üç farklı yaklaşımın, modern dünyanın karmaşıklığına ve tüketim kültürüne bir alternatif olarak nasıl bir rehber sunabileceğini araştırıyor. Kitap, sadeleşmenin sadece maddi bir indirgeme olmadığını, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir arınma süreci olduğunu vurguluyor.

Andreas, Epiküros’un hazcılığının, genellikle yanlış anlaşıldığı gibi, aşırı zevklerin peşinde koşmak değil, acıdan kaçınmak ve zihinsel dinginliğe ulaşmak olduğunu açıklıyor. Ona göre, Epiküros, sade bir yaşamın, gereksiz arzuları ortadan kaldırarak ve doğal ihtiyaçlara odaklanarak, gerçek mutluluğa ulaşmanın en iyi yolu olduğunu savunuyor. Kitap, münzeviliğin, toplumdan tamamen uzaklaşmak değil, içsel huzuru bulmak için gerekli olan yalnızlığı ve sessizliği yaratmak anlamına geldiğini anlatıyor. Andreas, münzevilerin, doğayla iç içe yaşayarak ve kendi iç dünyalarına dönerek, modern dünyanın gürültüsünden ve karmaşıklığından uzaklaştığını belirtiyor.

Kitap, Taoizm’in, doğal akışa uyum sağlamak ve evrenle bütünleşmek anlamına geldiğini açıklıyor. Andreas, Taoizm’in, sade bir yaşamın, doğal dengeyi korumak ve evrensel uyumu yakalamak için gerekli olduğunu vurguluyor. Ona göre, Taoizm, sadeleşmenin, sadece bireysel bir tercih olmadığını, aynı zamanda evrensel bir sorumluluk olduğunu gösteriyor.

Andreas, bu üç farklı geleneğin, sade bir yaşamın, modern dünyanın sorunlarına karşı nasıl bir çözüm sunabileceğini ve bireylerin daha anlamlı ve tatmin edici bir yaşam sürmelerine nasıl yardımcı olabileceğini gösteriyor. Kitap, okuyucuları, kendi yaşamlarını gözden geçirmeye ve sadeleşmenin farklı yollarını keşfetmeye teşvik ediyor.

  • Künye: Matthias Andreas – Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun İzinde, çeviren: Nurdan Soysal, Say Yayınları, felsefe, 216 sayfa, 2025

Maxime Rovere – Spinoza (2025)

Maxime Rovere’in ‘Spinoza: Var Olmak İçin Yöntemler’ adlı kitabı, 17. yüzyılın önemli filozoflarından Baruch Spinoza’nın felsefesini günümüz okuru için anlaşılır bir dille yeniden yorumluyor. Rovere, Spinoza’nın karmaşık felsefesini, özellikle de etik öğretilerini, modern insanın varoluşsal sorularına cevap arayan bir kılavuz olarak sunuyor.

Kitapta, Spinoza’nın ‘Ethica’ adlı başyapıtındaki temel kavramlar ve argümanlar detaylı bir şekilde inceleniyor. Yazar, Spinoza’nın Tanrı, doğa ve insan arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu, özgürlük, mutluluk ve ahlak gibi kavramları nasıl tanımladığını açıklıyor. Rovere, Spinoza’nın felsefesini sadece tarihsel bir metin olarak değil, aynı zamanda günümüzün bireysel ve toplumsal sorunlarına ışık tutacak bir felsefi sistem olarak ele alıyor.

Kitapta ele alınan başlıca konular:

  • Spinoza’nın Tanrı kavramı ve panteizm
  • Maddenin ve ruhun birliği
  • Özgürlük ve zorunluluk arasındaki ilişki
  • İyi ve kötü kavramları
  • Mutluluk ve erdem
  • Spinoza’nın felsefesinin günümüzdeki etkileri

Sonuç olarak, ‘Spinoza: Var Olmak İçin Yöntemler’, Spinoza’nın felsefesini günümüz insanının ihtiyaçlarına ve sorularına cevap verecek şekilde yeniden yorumlayan önemli bir çalışma. Kitap hem felsefeye ilgi duyanlar hem de hayatın anlamını sorgulayan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Maxime Rovere – Spinoza: Var Olmak İçin Yöntemler, çeviren: Seda Erol Le Morellec, İsmet Şebin, Dost Kitabevi, felsefe, 376 sayfa, 2025

Ahmet Dağ – Transhümanizm (2025)

  • Batı düşüncesindeki dönüşümler teknolojik gelişmeleri nasıl etkiledi?
  • Hümanizm ve transhümanizm arasındaki ilişki nedir?
  • Yapay zekâ ve sibernetik insanlığın geleceğini nasıl şekillendirecek?
  • Transhümanizm insanlığa fayda mı getirecek yoksa yıkıma mı yol açacak?

Ahmet Dağ, ‘Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü’nde bu soruların peşine düşüyor. Batı düşüncesinin tarihsel seyrini izlerken Rönesans hümanizminden modernlik ve aydınlanmaya, oradan da transhümanizm ve posthümanizm gibi çağdaş düşüncelere uzanan dönüşüm sürecini inceleyen Dağ; din, bilim, teknoloji ve kültür arasındaki karmaşık ilişkilere odaklanıyor, transhümanizmin sunduğu umutları ve doğurduğu riskleri tartışıyor, insanın teknolojiyle kurduğu bağın onu dönüştürme potansiyeline dikkat çekiyor, bu sürecin etik ve sosyal boyutlarına eleştirel bir gözle yaklaşıyor. İnsanlığın geleceğine dair önemli bir tartışma olan bu çalışma, okurunu aktif bir rol almaya davet ediyor.

Dağ, teknolojinin insanı nasıl yeniden şekillendirdiğini mercek altına alıyor. Rönesans’tan günümüze uzanan bir yolculukla, hümanizmden transhümanizme geçişi inceliyor. Yapay zekâ ve biyoteknoloji gibi kavramları ele alırken, bu dönüşümün etik ve sosyal sonuçlarını da sorguluyor. İnsanlığın geleceği hakkında düşündüren bu kitap, okuru aktif bir tartışmaya davet ediyor.

  • Künye: Ahmet Dağ – Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü, Akademim Yayıncılık, felsefe, 280 sayfa, 2025

Maxime Rovere – Birbirinin İyiliğini İstemek ve Birbirine Kötülük Etmek (2025)

Maxime Rovere’in bu kitabı, insan ilişkilerinde kaçınılmaz bir hal alan tartışmaların felsefi bir incelemesini sunuyor. Yazar, bu eserinde tartışmaların neden ortaya çıktığını, hangi psikolojik ve sosyal dinamikleri barındırdığını ve bu durumların üstesinden nasıl gelinebileceğini derinlemesine inceliyor.

Rovere, kitabında tartışmaların sadece yüzeysel anlaşmazlıklar olmadığını, daha ziyade bireylerin derinlere köklenmiş inançları, değerleri ve korkuları hakkında önemli ipuçları taşıdığını savunuyor. Yazar, tartışmaların genellikle birer iletişim başarısızlığı değil, tam tersine kendimizi ve başkalarını daha iyi anlama fırsatı olduğunu vurguluyor.

Kitapta, felsefe, psikoloji ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerden yararlanılarak tartışmaların kökenleri, dinamikleri ve sonuçları inceleniyor. Rovere, tartışmaların genellikle güç mücadeleleri, egosal çatışmalar veya yanlış anlaşılmalardan kaynaklandığını belirtiyor. Ancak aynı zamanda, tartışmaların kişisel gelişim ve ilişkilerin güçlenmesi için bir fırsat olabileceğini de vurguluyor.

Yazar, kitabında tartışmalardan nasıl kaçınılacağı veya bunları nasıl daha yapıcı hale getirileceği konusunda pratik öneriler de sunuyor. Empati kurma, aktif dinleme, açık iletişim gibi becerilerin, sağlıklı tartışmalar için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Kısacası, bu kitap, insan ilişkilerinde kaçınılmaz bir hal alan tartışmaları felsefi bir mercek altına alıyor. Rovere, bu kitabı ile okuyuculara, tartışmaları daha iyi anlamalarını ve daha sağlıklı ilişkiler kurmalarını sağlayacak önemli bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Maxim Rovere – Birbirinin İyiliğini İstemek ve Birbirine Kötülük Etmek, çeviren: Albina Ulutaşlı, Kolektif Kitap, felsefe, 200 sayfa, 2025

Todd May – Özen (2025)

Todd May’in “Özen: Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler’ adlı eseri, felsefe ve etik alanında önemli bir yere sahip. May, bu çalışmasında, genellikle ihmal edilen bir kavram olan “özen”i merkeze alarak, insanın kimliğini, ilişkilerini ve ahlaki değerlerini sorguluyor.

Yazar, özenin sadece biyolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda insan olmanın temel bir yönü olduğunu savunuyor. Özen eylemi, başkalarına karşı duyulan ilgi, şefkat ve sorumluluk duygusunu ifade ediyor. May, bakımın, bireylerin kendi kimliklerini inşa etmelerinde ve toplumsal bağlarını güçlendirmelerinde kilit bir rol oynadığını vurguluyor.

Kitapta, özenin farklı boyutları inceleniyor. May, özenin sadece aile içi ilişkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve siyasi alanda da büyük önem taşıdığını belirtiyor. Yazar, özenin, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi temel değerlerle nasıl ilişkili olduğunu tartışıyor.

May, özen kavramını, geleneksel felsefe ve etik teorileriyle ilişkilendirirken, aynı zamanda bu teorilere yeni bir bakış açısı sunuyor. Yazar, özenin, bireycilik ve toplumsal sorumluluk arasındaki dengeyi kurmada önemli bir anahtar olduğunu savunuyor.

  • Künye: Todd May – Özen: Olduğumuz Kişi Üzerine Düşünceler, çeviren: Bekir Aşçı, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 144 sayfa, 2025