Ferdinand Von Schirach – Ceza (2022)

Bir kişiyi suçlu ya da suçsuz ilan etmek, bazen dünyanın en zor kararlarından olabiliyor.

Ceza avukatı Ferdinand Von Schirach bu çarpıcı kitabında, on iki davayı ve bu davaların belirlediği on iki kaderi anlatıyor.

Schirach, ‘Suç’ kitaplarında olduğu gibi, insan kaderini belirlemenin ne kadar güç olduğunu, “iyi” ve “kötü”nün kararını vermekte ne kadar aceleci davranıldığını ve bunlardan doğan sonuçları gösteriyor.

Yazar suçluları yargılamıyor.

Aksine mesafeli bir dinginlikle ve büyük bir empatiyle; yalnızlığı, tuhaflığı, mutluluğu ve başarısızlığın peşinde koşmayı anlatıyor.

Ünlü yönetmen Michael Haneke, Schirach için şöyle diyor:

“Ferdinand von Schirach’ın en dar alanda bile çelişkileri kavrama ve büyük duygular barındıran alanları birkaç kelimeyle tasarlama yeteneği beni tekrar tekrar şaşırtıyor. Metinlerini bu kadar eşsiz kılan, duygusallıktan uzak doğruluk ve olağanüstü insancıl empatinin biraradalığı karşısında tekrar tekrar gözyaşlarına boğuluyorum.”

  • Künye: Ferdinand Von Schirach – Ceza: Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikâyeler, çeviren: Firuzan Gürbüz Gerhold, Alfa Yayınları, hukuk, 176 sayfa, 2022

Dilara Buket Didin – Doğa Bilimlerinin Hukuk Felsefesine Etkisi (2021)

Doğa bilimleri ile hukuk arasında pek ilişki yoktur diye düşünürüz.

Dilara Buket Didin ise, belli bir dönemin evren, insan ve bilim anlayışı ile hukuk anlayışı arasında nasıl sıkı bir ilişki olduğunu gözler önüne seriyor.

Doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerle hukuka ilişkin görüşler arasında bir bağlantı bulunduğu düşüncesi, en azından hukukçular arasında alışık olunan bir düşünce değil.

Oysa belli bir dönemin evren, insan ve bilim anlayışı ile hukuk anlayışı arasında yakın bir bağlantı söz konusu.

Hukuk, insan düşüncesindeki büyük kırılmalardan ve dönüm noktalarından sanıldığından çok daha derinden etkilenir.

İşte bu yüzden eldeki çalışma, doğa bilimleri ile hukuk felsefesi arasındaki bağlantının mevcudiyetini ve mahiyetini tespit etmesi, doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerin hukuk felsefesine etkisinin açığa çıkarmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Dilara Buket Didin – Doğa Bilimlerinin Hukuk Felsefesine Etkisi: Modern ve Postmodern Paradigma Ekseninde Bir Değerlendirme, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 238 sayfa, 2021

Hans Kelsen – Demokrasi: Doğası ve Değeri (2019)

Tek adam kültüne karşı radikal demokratik tutumun vazgeçilmezliğini koyan önemli bir tartışma.

Hans Kelsen’in bu kitabı, despotizmine ve despotlarına karşı bir özgürlük manifestosu.

‘Demokrasi’, Kelsen hakkındaki yanılgıların önüne geçebilecek çok önemli bir kitap.

Hukuki pozitivizmin hâkim güce itaat ve demokrasi düşmanlığı olduğuna yönelik ezberleri çürütür.

Kelsen düşüncesinde yasa yaratıcı irade bulunduğuna ve yasa yaratımının kaynağında devlet olduğuna ilişkin görüşleri yıkar.

Egemenlik, temsil, ulus iradesi gibi sözleşmeci modern kurguları ifşa ederek, her türlü tek adam kültüne, azınlığın ya da çoğunluğun baskısına veya mutlak değerlere dayalı hakikatlere karşı, demokrasiyi savunur.

Onun sayesinde pozitivizm karşıtı tabii hukukçu sığ bir Kelsen reddi anlamsızlaşır.

Kelsen’i tabii hukukçu görüşe kaydırarak Neo-Kantçı liberal düşünür diye aklamaya çalışanların daha sığ yanılgısı da bu kitapla ortaya çıkar: Bireyci liberalizme karşı olan Kelsen’in hukuki pozitivizmi “bir” demokrasinin sınırsız güçlerinin başlıca dayanağıdır.

Kuramcının otoritarizm karşıtı radikal demokratik tavrı onun içkinci, yapısalcı, göreci ve kuşkucu yaklaşımıyla özdeştir.

Kelsen’in bu kitabı yalnızca yazıldığı dönemin değil, her dönemin despotizmine ve despotlarına karşı bir “özgürlük manifestosu”dur.

  • Künye: Hans Kelsen – Demokrasi: Doğası ve Değeri, çeviren: Yasin Uysal, Dost Kitabevi, siyaset, 94 sayfa, 2019

Jeremy Waldron – Nefret Söylemindeki Zarar (2021)

Türkiye, nefret söylemi bakımından bereketli bir coğrafya.

Jeremy Waldron, ünlü nefret söylemi davalarını modern hukuk felsefesi bağlamında analiz ederek nefret söyleminin hedef aldığı kişilerin gözünden nasıl göründüğünü gösteriyor.

Ronald Dworkin, Edwin Maker gibi önde gelen hukuk teorisyenlerinin pozisyonlarını eleştirmesiyle de dikkat çeken çalışma, siyasetçilerin nefret söylemini kullanmaktan neden kaçınmaları gerektiğini, bununla da yetinmeyerek neden nefret söylemini kullanan herkesi kınamaları gerektiğini net bir şekilde açıklıyor.

Kitabın ilgi çeken yanlarından biri de, nefret söylemi ile (kadının karalanmasının bir aracı olması bakımından) pornografi arasında kurduğu benzerlik.

  • Künye: Jeremy Waldron – Nefret Söylemindeki Zarar, çeviren: Zübeyde Karadağ Thorpe, Fol Kitap, siyaset, 280 sayfa, 2021

Dolunay Çörek – Axel Honneth’in Toplum Felsefesinde Tanınma ve Özgürlük (2021)

Kişisel ve toplumsal hayatımız gerçekten bir tanınma mücadelesi üzerine mi kuruludur?

Dolunay Çörek, Hegel’in etik yaşam düşüncesiyle Honneth’in demokratik etik yaşam fikri arasındaki ilişkiyi çözümlüyor.

Çalışma, çağdaş Alman düşünür Honneth’in tanınma ve özgürlük kavramları arasındaki ilişkiyi merkeze alıyor.

Yaşadığımız toplumsal patolojilerin, sosyal özgürlüğün gerçekleşmemesinin bir sonucu olup olmadığı sorusuna yanıt arayan Çörek’in çalışması, bilhassa hukuk felsefesi alanına önemli bir katkı sunuyor.

  • Künye: Dolunay Çörek – Axel Honneth’in Toplum Felsefesinde Tanınma ve Özgürlük, On İki Levha Yayınları, hukuk, 214 sayfa, 2021

Alessandro Passerin d’Entrèves – Devlet Fikri (2021)

Hukukun olmadığı yerde, devlet bir çeteden öteye gidemez.

“Devlet nedir?” ve “devleti devlet yapan veya devleti ayakta tutan nedir?” sorularının yanıtını arayan Alessandro Passerin d’Entrèves – Devlet Fikri (2021), devlet fikrinin güç, yasallık ve meşruluğu birlikte içermesi gerektiğini belirtiyor.

d’Entrèves, devleti güçle açıklamanın panzehri olarak sunulan yasallık koşulunun esasında güçten uzaklaşmadığını, hukukun ancak güçle var olabildiğini söylüyor ve buradan hareketle siyaset felsefesi tarihinin daha erken dönemlerinden ödünç aldığı meşruiyet düşüncesini modern dünyaya uyarlıyor.

Yazara göre devlet fikri güç, yasallık ve meşruluğu birlikte içerir.

Devleti bu üç nitelikten herhangi birini göz ardı ederek açıklamaya yönelen girişimler eksik kalmaya yazgılıdır.

Kitap, meşruluğun yasallığa indirgendiği ve yasallığın güçle belirlendiği çağımızda iyiden iyiye yoksullaşan devlet fikrinin hakkını vermesiyle özellikle dikkat çekiyor.

  • Künye: Alessandro Passerin d’Entrèves – Devlet Fikri: Siyaset Kuramına Giriş, çeviren: Furkan Kararmaz, Zoe Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2021

Scott Turow – Harvard Hukukta İlk Yıl (2021)

Bugünkü Türkiye’de iyi bir hukukçu olmak, bilakis çok önemli.

Ünlü avukat Scott Turow’un Harvard hukuk fakültesindeki ilk yılındaki deneyimlerini barındıran bu kitap da, özellikle mesleğe yeni adım atacak her hukukçunun başucu kitabı olmaya aday.

Hukuk fakültesinde ilk yıl; korkuların ve zaferlerin, depresyonların ve sevinçlerin, mecburi çalışmanın, acımasız rekabetin ve nihayet kitlesel histerinin yılıdır.

Turow, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en eski, en büyük, en saygın hukuk fakültesindeki ilk yılını anlatıyor.

Turow’un, birinci sınıf öğrencilerinin “H1ler” olarak adlandırıldığı Harvard Hukuk Fakültesi’ndeki deneyimleri, her yerdeki birinci sınıf hukuk öğrencilerininkiyle paraleldir.

Kitap, bir yandan ABD’deki hukuk eğitimine dair önemli ve yerine göre eleştirel bilgiler verirken, diğer yandan bir hukukçu adayının zorlu bir tecrübedeki dönüşümünü sürükleyici bir dille anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Beyzbolda çaylaklık yılıdır. Askeriyede intibak. Hayat devam ederken benzer sınavlar, kabul edilme dönemleri vardır; çıraklar kendi beceriksizliklerinin kurbanı olmaya zorlanır; hayatta kalmak için, yapacakları işin gerektirdiği asgari becerileri bir şekilde öğrenmek zorundadırlar.

Hukukçu olmak isteyenler için kendini kanıtlama vakti, hukuk fakültesinin birinci sınıfıdır.”

  • Künye: Scott Turow – Harvard Hukukta İlk Yıl, çeviren: Ertuğrul Uzun, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 317 sayfa, 2021

Richard Susskind – Yarının Hukukçuları (2021)

Türkiye’nin en büyük sorunların başında adalet gelir.

Richard Susskind, azimli hukukçuların adalet sistemini çağdaşlaştırabilmek için neler yapabileceğini anlatıyor.

‘Yarının Hukukçuları’, yeni hukuk düzenini tanıtan, hukuk alanında kariyer hedefleyenlere ve iş kurmak isteyenlere gerçekçi tavsiyelerde bulunmasıyla dikkat çekiyor.

Peki, azimli hukukçular için önümüzde ne tür ihtimaller var?

Susskind, gelecekte ortaya çıkabilecek mesleklere ve işverenlere dair tahminlerde bulunuyor ve müstakbel hukukçuları şimdiki ve gelecekteki işverenlerine sorabilecekleri etkili sorularla donatıyor.

Kitap, hızla değişen hukuk düzeninde yarışta kalmak isteyenler için geleceğin hukuk düzenine dair esaslı bir harita.

  • Künye: Richard Susskind – Yarının Hukukçuları: Mesleğin Geleceğine Bir Giriş, çeviren: Çağdaş Özcan, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 207 sayfa, 2021

Jonathan Sumption – Mahkemelerin Yükselişi (2021)

Yargıçlar kanunları yorumlamak yerine giderek kanun koyucu gibi davranıyor.

Jonathan Sumption, yasama organı ile yargı erki arasındaki yetki karmaşasının çözümü için siyasileri daha fazla sorumluluk almaya çağırıyor.

Son birkaç on yıldır, dünyanın her yerindeki yasama organları tıkanıklıktan mustarip.

Demokrasilerde yasalar ve politikalar yapılır yapılmaz kaldırılıyor.

Görünen o ki yasama meclisleri ilerleme veya fikir birliği sağlayamıyor; dahası mahkemeler seçilmişlerin almış olduğu kararları sıklıkla bozuyor.

Etkin siyasilerin yokluğu karşısında, pek çok kişi, siyasi ve ahlaki sorunların çözümünde mahkemelerden medet umuyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’taki Yüksek Mahkemelerin veya Strazburg’daki Avrupa Mahkemesinin kararları tartışmayı sona erdiriyor gibi görünse de bölünme ve tartışmalar azalmıyor.

Esasen, demokratik hesap verebilirliğin yokluğu radikalleşmeye yol açıyor.

Yargı erkinin altından kalkamayacağı kadar iş üstlenmesi, siyasilerin eksikliklerini gidermeye yetmemektedir.

Bu durum özellikle insan hakları alanında akut hale gelmiş durumda.

Örneğin, kürtaj ve mahkûmların oy kullanma hakları konularında kim karar vermeli? Seçilmiş siyasiler mi yoksa atanmış yargıçlar mı?

İlk olarak 2019 yılında BBC Reith Derslerinde ortaya konan görüşlerini genişleten Sumption, bazı sorunları siyasilere geri döndürmenin zamanının geldiğini savunuyor.

  • Künye: Jonathan Sumption – Mahkemelerin Yükselişi: Yasamanın Gerileyişi ve Hukuk Üzerine, çeviren: Anıl Aygen, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 93 sayfa, 2021

Kolektif – Özgür İrade? (2021)

Özgür irade, Antik Çağ’dan bu yana hararetle tartışılan konulardandır.

Bu derlemede ise, hukuk, felsefe, psikoloji, nörobilim, mühendislik gibi çeşitli alanlarda çalışan akademisyenler, özgür irade konusunu farklı açılardan tartışıyorlar.

Özgürlük yalnızca hukuki-siyasi değil, aynı zamanda felsefi bir kavramdır.

Filozoflar Antik Çağ’dan bu yana “özgür olmanın başlıca koşulu, özgür irade sahibi olmak mıdır?” sorusu üzerine düşünmüş; insan toplumlarının ve kültürlerinin büyük çoğunluğunda karşımıza çıkan, insanın özgür iradeyle donatılmış bir canlı olduğu yargısını tartışmaya açmışlardır.

Yirminci yüzyılda nörobilimcilerin de bu tartışmaya katıldıklarını ve zihin felsefesinin bu çetrefil sorunsalını farklı bir açıdan ele almaya başladıklarını görüyoruz.

İşte bu derlemede yer alan yazılarda, özgür irade konusu farklı açılardan tartışıldığı gibi, özgür irade varsayımının bilimsel gelişmeler sonucunda geçersiz kalması ihtimalinin yaratacağı etkiler de değerlendirmeye alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Cemal Bali Akal, Diego Tatián, Tevfik Alıcı, Cansu Muratoğlu, Eylem Canaslan, Neslihan Serap Şengör, Mehtap Doğan, Zülfiye Yılmaz, Kadir Berk Kapancı, Zafer İçer, Dante Jorge Dorantes-Gonzalez, Güçlü Akyürek, Tuna Çakar, Özge Yücel, Çağrı Kan ve Enes Dağ.

  • Künye: Kolektif – Özgür İrade?: Hukuk, Nörobilim, Psikoloji ve Ötesi, editör: Cem Uysal, Mustafa Ebrar Palteki, Ozan Erözden ve Salih Haydar Günler, Zoe Kitap, hukuk, 288 sayfa, 2021