Mehmet Bayrak – Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji Yazıları (2009)

‘Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji’ yazıları, Mehmet Bayrak’ın bu üç başlık altında, 1973-2009 yılları arasında kaleme aldığı yazıları barındırıyor.

Kürt kültürünün, özellikle İttihat-Terakki hareketiyle başlayarak talihsiz bir sürece girdiğini belirten Bayrak, bu yeni zoraki sürecin ne toplumsal gelişme yasalarıyla ne de insanlık yasalarıyla bağdaşmadığını söylüyor.

Bu resmi politikaya, Kızılbaş-Alevilere yönelik bir yasaklama ve kötüleme kampanyasının da eşlik ettiğini vurgulayan Bayrak, kitabında bu durumu ayrıntılı bir şekilde analiz ediyor. Kitabın son bölümünde de, Bayrak’ın daha önce farklı yayın organlarında yer almış Türkoloji konulu yazıları sunuluyor.

  • Künye: Mehmet Bayrak – Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji Yazıları, Özge Yayınları, inceleme, 542 sayfa

Heike Owusu – Kara Afrika’nın Kara Çığlığı Voodoo (2009)

Heike Owusu ‘Voodoo’da, kara büyü kültünün ekstrem kullanımları hakkında bilgiler veriyor ve bu tarz uygulamaların istenmeyen sonuçlarına maruz kalmamak için, yani büyüyü bozmak için ne yapılması gerektiği konusunda önerilerde bulunuyor.

Voodoo kelimesinin “vahiy, yaşam enerjisi” anlamına geldiğini söyleyen Owusu, zaman içinde özellikle kara büyü alanında yanlış yönlere sapıldığını, insanlara zarar vermek için kötü amaçlı kişiler tarafından kullanıldığını iddia ediyor.

Yazar, pek çok kültürden Voodoo uygulamalarını ve bunların uygulanmasında dikkat edilmesi gereken noktaları, büyü ve büyücülük meraklılarına sunuyor.

  • Künye: Heike Owusu – Kara Afrika’nın Kara Çığlığı Voodoo, çeviren: Çiğdem Canan Dikmen, Yurt Kitap, inceleme, 339 sayfa

Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası (2018)

Türkiye’de muhafazakârlığın neoliberalizmle ittifakı, en basitinden şehirlerin ranta ve betona teslim edilişine ve doğanın talanına bakıldığında korkunç sonuçlar yarattı.

Gencay Serter de bu önemli çalışmasında, muhafazakârlık ve neoliberalizm ilişkisini tam da mekân bağlamında irdelemesiyle önemli bir çalışmaya imza atmış.

Bilhassa neoliberalizmin otoriter rejimlerle bağ kurduğunda nasıl kusursuzca işlediğini ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, bu gerçekten yola çıkarak Türkiye’de merkezi veya yerel yönetimlerin mekâna müdahale etme örneklerindeki sert, kural koşul tanımaz tavrını çözümlüyor.

Öte yandan, muhafazakârlar modern kentin mekâna yansıyan simgesel öğelerine karşı fazlasıyla alerjik reaksiyon gösterdiğini ve yine bu anlayışın muhafazakâr bir kent kurmaya çalışırken ilk olarak bu simgelerle hesaplaştığını da biliyoruz.

İşte Serter de, muhafazakâr ideolojinin iç işleyişini çözerek buna neden olan dinamikler konusunda bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası: Neoliberalizm ve Muhafazakârlık İlişkisinde Mekânın Yeri, Nota Bene Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2018

 

Metin Çulhaoğlu – Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri (2018)

Metin Çulhaoğlu’nun bu kitabı ilkin 1989 yılında, Sovyetler Birliği’nin çöküşüne iki yıl kala kaleme alınmakla birlikte, güncelliğini bugün de koruyan eserlerden.

Yazar burada, beş ayrı bölümde, glasnost ve perestroyka politikalarının hayata geçirilmesiyle birlikte sosyalizmin ve Sovyetler Birliği’nin gidişatını sorguluyor ve bundan ne gibi dersler çıkarabileceğimiz üzerine derinlemesine düşünüyor.

Çulhaoğlu ilk bölümde, 1917’den günümüze uzanan sürece nasıl bir “tarih anlayışı” açısından bakıldığını anlatıyor.

İkinci ve üçüncü bölümler, sanayileşme ve kolektivizasyon süreçleri başta olmak üzere, Sovyet deneyinin günümüzde en çok polemik konusu yapılan evrelerini irdeliyor.

Kitabın son iki bölümü de, doğrudan doğruya beş yıllık glasnost ve perestroyka süreçleri ile ve bu süreçlerin önemli bir aşaması olarak Gorbaçov dönemindeki “çözülüşe” doğru yön alan gelişmelerle ilgili.

Çulhaoğlu’nun çalışması, döneme dair iyi bir fotoğraf çekmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Metin Çulhaoğlu – Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri, Yordam Kitap, inceleme, 256 sayfa, 2018

Kolektif – İzmir Kültürpark’ın Anımsa(ma)dıkları (2015)

Kültürpark’ta her yıl düzenlenen İzmir Fuarı, 1950’lerden 1980’lere uzanan süreçte, ülkenin modernlik ve ulusal kimlik inşasında önemli rol oynamıştı. Bu kitaptaki makaleler ise, eleştirel bir gözle, parkın belleğinin kapsamlı bir dökümünü yapmakta.

Kültürpark’ın bilinmeyen tasarımcısı Mesut Özok ile yapılmış bir söyleşi de barındıran kitapta,

  • Hatırlamanın ve unutmanın kentsel sahnesi olarak Kültürpark’ın belleği,
  • Modern ve ulusal bir kimlik arayışında değişen formlar ve anlamlar bağlamında 1930’larda İzmir’in Kültürpark’ı ve çevresi,
  • Soğuk Savaş’ın ideolojik fay hattında bir modernlik sahnesi olarak 1950’lerde İzmir Enternasyonal Fuarı’nda Amerikan sergileri,
  • Apollo ve Sputnik’in Kültürpark macerası,
  • İç mimarlık mesleğinin gerçekleşme mecralarından biri olarak Kültürpark ve İzmir Fuarı,
  • Ve bunun gibi pek çok konu irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahenk Yılmaz, Kıvanç Kılınç, Burkay Pasin, T. Elvan Altan, Kalliopi Amygdalou, Işın Can, Sezgi Durgun, Bahar Durmaz, Emre Gönlügür, Emine Görgül, Deniz Güner, Meltem Gürel, Emel Kayın, Nilay Ünsal Gülmez, Yüksel Pöğün-Zander ve Gülsüm Baydar.

  • Künye: Kolektif – İzmir Kültürpark’ın Anımsa(ma)dıkları, derleyen: Burkay Pasin, Kıvanç Kılınç ve Ahenk Yılmaz, İletişim Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2015

Öner Yağcı – Sivas’ı Unutmak (2009)

Öner Yağcı ‘Sivas’ı Unutmak’a can alıcı bir soruyla başlıyor:

“Sivas’ı unutma hakkımız var mı?”

Yazar bu soruya “Bence yok. Eğer unutmazsak yaşamı hak ederiz.” cümlesiyle yanıt veriyor.

Yağcı’nın, ilk baskısı 1997’de yapılan kitabı, katliamla ilgili birçok yerde yaptığı konuşmaların yanı sıra, dergi ya da gazetelerin çeşitli sayılarında yazdığı ve ayrıca katliamla ilgili kitaplarda yer alan yazılarından oluşuyor.

Yazar kitabının ilk bölümünde, Türkülerin odağı Sivas’ın 1993’e kadarki yaşamını anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümü, Yağcı’nın Sivas katliamına tanıklığının belgelerinden; üçüncü bölüm, Yağcı’nın Sivas katliamından sonraki yazılarından oluşuyor.

Dördüncü bölümde ise, Yağcı’nın Sivas katliamıyla ilgili yayımlanmış kitaplarla ilgili yazıları yer alıyor. Kitap, günümüz Türkiye’sinin yaşadığı sorunlarda, Sivas katliamının izlerini irdelemesiyle de dikkat çekiyor.

  • Künye: Öner Yağcı – Sivas’ı Unutmak, Cumhuriyet Kitapları, inceleme, 192 sayfa

 

Özgür Akgül – Romanistanbul (2009)

Özgür Akgül ‘Romanistanbul’da, Türkiye müzik piyasası içinde vazgeçilmez bir yeri olan Roman müzisyenlere odaklanıyor.

Yazar, müzikal geleneklerin üreticisi ve taşıyıcısı olan Romanların, genelde “isimsiz kahramanlar” olarak kalmalarının nedenlerini irdeliyor ve onların müzikal çıkışlarının toplumsal ve tarihsel olarak kurulan alışılagelmiş Roman algısının sınırlarına neden sıkıştığının yanıtını arıyor.

Akgül bunu da, tarihsel süreçte Roman toplumu ve Roman kimliğini ve Türkiye müzik piyasasının yakın tarihinde Roman müzisyenlerin rolünü analiz ederek yapıyor.

Kitapta ayrıca, tanınmış müzisyenlerle, bu konuda yapılmış söyleşiler de yer alıyor.

  • Künye: Özgür Akgül – Romanistanbul: Şehir, Müzik ve Bir Dönüşüm Öyküsü, Punto Yayınları, inceleme, 223 sayfa

Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat (2018)

Savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar…

Hayatın büyük krizlerle boğuştuğu bugün, ayrı ayrı bireyler olarak nasıl bir küresel sorumluluk alabiliriz?

Zygmunt Bauman, tam da çaresizliğimizin doruğa ulaştığı bu dönemde ne gibi çıkış yolları yaratabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Bauman “Akışkan hayat”ı, kısaca, sürekli belirsiz koşullarda yaşanan kararsız, riskli bir hayat olarak tanımlıyor.

Akışkan bir toplumda, eylemin koşulları ve bunlara karşılık versin diye tasarlanmış stratejilerin hızla eskidiğini, aktörler bunları düzgünce öğrenecek fırsatı dahi bulamadan köhnediğini söyleyen Bauman’a göre, geçmişte başarıyla hayata geçirilmiş stratejilere ve taktiksel hamlelere dayanmak amacıyla deneyimlerden dersler çıkarmanın, bundan dolayı hatalıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“‘Akışkan modernlik’, içinde üyelerinin davranışlarını alışkanlıklara ve rutinlere dönüştürme fırsatı dahi bulamadan hızla değiştirdiği bir toplumdur. Hayatın ve toplumun akışkanlığı birbirini besler ve pekiştirir. Akışkan yaşam, aynı akışkan modern toplum gibi uzun süre biçimini veya rotasını koruyamaz.”

“Akışkan bir modern toplumda, bireysel başarılar katılaşıp kalıcı varlıklara dönüşemez çünkü kısa sürede varlıklar yükümlülüklere, beceriler engellere dönüşüverir.”

“Akışkan modern toplumda, atık imha endüstrisi, akışkan yaşamın ekonomisi içinde belirleyici konumları ele geçirir. Bu toplumun bekası ve üyelerinin refahı, hangi ürünlerin atılacağını hızla belirlemeye ve atıkların hızlı, etkin bir şekilde imha edilmesine bağlıdır. Bu toplumda evrensel kullan-at ilkesinden muaf kalabilecek hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey onun kollarından kurtulamaz.”

“Akışkan modern toplumda yaşam, gerçek hayatta oynanan kötü ve sinsi bir sandalye kapmaca oyunudur. Yarışın esas ödülü, yok edilenlerin saflarına atılmaktan (geçici surette) kurtulmak ve atıkların arasına konmaktan kaçınmaktır. Ve rekabetin küreselleşmesiyle birlikte, koşu artık küresel bir pistte yapılmak zorundadır.”

“Merkezcil ve merkezkaç, yerçekimsel ve itici güçler; huzursuz olanları yerine tutmak ve hoşnutsuzluğun huzursuzluğa dönüşmesini engellemek üzere bir araya gelirler. Karşılarına yığılan zorlukları yenmeye çalışacak kadar öfkeli ve çaresiz olanlar yasadışı ilan edilme ve toplumdan dışlanma riskini alırlar. Cesaretlerinin bedelini de bedensel ıstıraplar ve fiziksel travmalarla öderler.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2018

Reinhart Koselleck – Kavramlar Tarihi (2009)

Tarihçi Reinhart Koselleck, ‘Kavramlar Tarihi’nde, Almanya, İngiltere, Fransa tecrübelerini karşılaştırarak, modernliğin kavramlarının değişim süreçlerini inceliyor.

Koselleck, devrim, vatandaş, burjuva, ilerleme, çöküş, “eski rejim”, aydınlanma, anayasa, birlik/ittifak, özgürleşim, kriz, hane/aile, Bildung (eğitim/kişisel öz-belirlenim) gibi, modernliğin dönüşüm süreçlerinden geçen kavramları antropolojik ve semantik bir incelemeye tabi tutuyor.

Kitap, sözcüklerin, kavramların içerikleriyle, metaforik işlevleriyle, çağrışımlarıyla geçirdikleri değişimin macerasını anlatıyor.

  • Künye: Reinhart Koselleck – Kavramlar Tarihi: Politik ve Sosyal Dilin Semantiği ve Pragmatiği Üzerine Araştırmalar, çeviren: Attila Dirim, İletişim Yayınları, siyaset, 572

Kıvanç Tanrıyar – Aykırı Cinsellikler (2018)

Kıvanç Tanrıyar ilgi çekici çalışması ‘Aykırı Cinsellikler’de, erken dönem Türkçe edebiyatta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin kendine nasıl yer bulduğunu inceliyor.

Tanrıyar bu amaçla Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nahid Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Reşad Ekrem Koçu gibi pek çok ismin eserlerini irdelediği gibi, Tanzimat’tan Abdülhamid rejimine,  Mütareke döneminden Cumhuriyete kadar geniş bir zaman diliminde hareket ediyor.

Kitapta,

  • Nahid Sırrı Örik’te heteronormatif eşiğe yenik düşen figürler,
  • Reşat Nuri Güntekin’de erkeklik iffeti sembolü olarak Hz. Yusuf,
  • Toplumsal örgütlenme biçimi olarak kadınlararası homososyal arzu ve başkaldıran lezbiyenlik,
  • Lezbiyenlik ve cinsel coğrafya,
  • Toplumsal sözleşmeyi aşan kadınlararası homososyal arzu,
  • Tanzimat’tan erken dönem Cumhuriyete trans erkeklik temsilleri,
  • Savaş makinesi ve heteroseksüel matris gölgesinde erilleşme,
  • Genel ahlakın kırmızı çizgisine direnme biçimi olarak Transgender,
  • Ve Abdülhamid dönemi hakikat rejimine direnen bir yapı olarak queer aile gibi, birçok konu tartışılıyor.

Künye: Kıvanç Tanrıyar – Aykırı Cinsellikler: Türkçe Edebiyatta Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2018