Murat Can Kabagöz – Kemalizmin Mâbedi (2025)

Murat Can Karaboz, Halkevlerinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında inkılapların halka intikalinde oynadığı rolü, resmi söylemlerle gündelik hayat arasındaki çelişkileri ortaya koyarak inceliyor.

Özellikle, Halkevlerinin kurulduğu bölgelerdeki sosyal, ekonomik ve coğrafi koşulların, inkılapların yerelde nasıl algılandığını ve uygulandığını anlamak için önemli bir anahtar olduğunu vurguluyor.

Bir resmî raporda (1935), “İslâm’ın camisi, Hıristiyan’ın kilisesi olduğu gibi Kemalist mezhebinin de Halkevleri bence birer mâbedidir” denmişti.

Halkevleri, Türkiye’de tek parti döneminde inkılâp rejiminin “halk terbiyesi” kurumu olarak kurulmuş, gündelik hayatın her alanına müdahale etmeyi amaçlamıştı.

Kabagöz, ‘Kemalizmin Mâbedi’nde, Halkevlerinin taşradaki gerçekliğinin manzaralarını sunuyor.

Halkevleri mekânlarını, eğitsel işlerden eğlenceye, müziğe, spora uzanan geniş faaliyet yelpazesini, aydınlarla ilgili çelişkileri, memur-halk ilişkilerini analiz ediyor.

Erken Cumhuriyet dönemi toplumsal gerçekliğinin, gündelik hayatının son derece ayrıntılı, canlı bir manzarası…

Kitaptan bir alıntı:

“Sonuçta Halkevleri yeteri kadar olmasa da çalışıyordu ve bu haliyle bile sıradan taşra hayatına bir değişiklik katmıştı. Ancak mevcut çalışmaları itibarıyla Halkevleri; akademik araştırmalar yapan birer enstitü, halkı ücretsiz muayene eden birer poliklinik; birer dershane, tiyatro veya konser salonuydu. Kurslar veya eğlenceli etkinlikler için insanlar Ev’e geliyor, sonra da gidiyordu. Evler henüz insanların birlikte vakit geçirdiği, ‘bir düşünür, bir duyar bir kütle’ haline geldiği bir kamusal alan olmaktan çok uzaktı.”

  • Künye: Murat Can Kabagöz – Kemalizmin Mâbedi: Halkevleri ve Gündelik Hayat, İletişim Yayınları, inceleme, 472 sayfa, 2024

Ferhat Özçep – Aristoteles’ten Modern Bilime Depremler (2024)

Bu kitap, depremlerin tarih boyunca farklı medeniyetlerdeki algılanışını ve bilimsel çalışmalarını kapsamlı bir şekilde inceleyen önemli bir eser.

Kitap, depremlerin sadece doğal bir afet değil, aynı zamanda insanlık tarihi boyunca toplumsal, kültürel ve bilimsel düşünceye etkilerini de mercek altına alıyor.

Bu bağlamda,

  • Eski Yunan, Roma, İslam, Çin ve Batı dünyası gibi farklı coğrafyalarda depremlere ilişkin mitolojik, dini ve bilimsel açıklamaların nasıl evrildiğini,
  • Depremlerin insanları nasıl etkilediğini, toplumsal düzende ne gibi değişimlere yol açtığını,
  • Farklı medeniyetlerin depremlerle başa çıkma yöntemlerini ve bu konudaki bilimsel çalışmalarını,
  • Deprem konusundaki bilgi birikiminin tarih boyunca nasıl geliştiğini ve günümüzdeki deprem bilimine nasıl katkı sağladığını gösteren zengin bir kaynak sunuyor.

Kitap, depremleri sadece jeolojik bir olay olarak değil, aynı zamanda tarihsel, felsefi, dini ve sosyolojik bir olgu olarak ele alıyor.

Eski metinlerden günümüz araştırmalarına kadar geniş bir kaynakça ile destekleniyor.

Karmaşık bilimsel konuları sade bir dille anlatarak geniş kitlelere hitap ediyor.

Farklı kültürlerin depremlere verdiği anlamlar arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyuyor.

Kitap, özellikle deprem bilimcileri, tarihçiler, felsefe meraklıları ve doğal afetler konusunda çalışan herkes için değerli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Ferhat Özçep – Aristoteles’ten Modern Bilime Depremler: Eski Yunan, Roma, İslam, Çin ve Batı Dünyasından Seçme Metinlerle, Ginko Bilim Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2024

Oylum Öktem – Cumhuriyetin Sanatçı Ailesi (2024)

Oylum Öktem’in 20 yıllık bir çalışmanın ürünü olan ‘Cumhuriyetin Sanatçı Ailesi: Işık Senfonisi’ kitabı, Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze kadar heykel, seramik, müzik, edebiyat ve resim sanatlarının gelişimine önemli katkılar sunan sanatçı ailesinin hikâyesini anlatıyor.

Kitap, bir sergiyle eş zamanlı olarak yayınlandı ve aile büyüklerinin sanat eserleri, mektupları ve fotoğrafları gibi zengin bir arşiv sunuyor.

Öktem, bu kitapla ailesinin sanat yolculuğunu ve Türkiye’nin modernleşme sürecindeki yerini gözler önüne seriyor.

Özellikle babası Tankut Öktem ve dayısı Haluk Tezonar gibi ünlü heykeltıraşların hayatları ve eserleri detaylı bir şekilde inceleniyor.

Kitap, sanatın toplumsal rolü, aile bağları ve kültürel miras gibi konulara değinerek okurlara ilham verici bir deneyim sunuyor.

Bir sanatçı ailesinin üç kuşak boyunca süren sanat yolculuğunu anlatan Öktem, sanatın toplumsal değişimdeki rolü ve bireysel gelişim üzerindeki etkisini gösteriyor.

Cumhuriyet’in kültürel mirasını, Cumhuriyet döneminde sanatın gelişimi ve sanatçıların toplumsal sorumluluklarının da ele alındığı kitap, geçmişi anlamak ve geleceğe ışık tutmak için zengin arşivlerden yararlanmış.

Kitap, sanatın ve ailenin gücünü bir araya getiren, geçmişi geleceğe bağlayan etkileyici bir anlatı sunuyor. Sanatseverler, tarih meraklıları ve kültürel mirasımıza ilgi duyan herkes için bu kitap önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Oylum Öktem – Cumhuriyetin Sanatçı Ailesi: “Işık Senfonisi”, YEM Yayın, inceleme, 448 sayfa, 2024

John Potts – Fikirlerin Uzun Vadeli Tarihi (2024)

John Potts’un ‘Fikirlerin Uzun Vadeli Tarihi’ adlı eseri, fikirlerin tarihsel süreç içindeki uzun vadeli gelişimini inceliyor.

Özellikle, uzun süre (longue durée) kavramını kullanarak, fikirlerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl değiştiği ve toplumları nasıl şekillendirdiği sorularına yanıt arıyor.

Potts, fikirlerin sabit değil, sürekli bir değişim içinde olduğunu vurguluyor.

Fikirler, toplumdaki değişimlere ayak uydururken aynı zamanda bu değişimleri de şekillendiriyor.

Tarihi olayları incelerken kısa vadeli değişimlere odaklanmak yerine, uzun vadeli süreçleri ve bu süreçlerdeki fikirlerin rolünü merkeze alıyor.

Fikirlerin, toplumsal, siyasi ve ekonomik yapıları nasıl etkilediğini ve şekillendirdiğini gösteriyor.

Potts, entelektüel tarihi daha geniş bir zaman diliminde ve daha derinlemesine incelemeye davet ediyor.

Fikirlerin sadece teorik kavramlar olmadığını, aynı zamanda insanların düşünce ve davranışlarını şekillendiren güçlü araçlar olduğunu vurguluyor.

Uzun süre perspektifinden bakarak, tarihsel olayların nedenlerini ve sonuçlarını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: John Potts – Fikirlerin Uzun Vadeli Tarihi: Zamanda Düşünceler, çeviren: Emrah Denizhan, Fol Kitap, inceleme, 336 sayfa, 2024

Patrick Radden Keefe – Acı İmparatorluğu (2024)

‘Acı İmparatorluğu: Sackler Hanedanı’nın Gizli Tarihi’ adlı eser, Sackler ailesinin servetini ilaç endüstrisinde, özellikle de OxyContin adlı güçlü bir ağrı kesiciyi üreten Purdue Pharma şirketinde elde ettiğini anlatıyor.

Kitap, ailenin bu ilaçla ilgili gerçekleri gizlemek ve bağımlılık yapıcı özelliğini vurgulamak yerine, doktorlara ve hastalara yanlış bilgiler vererek büyük bir kâr elde ettiğini ortaya koyuyor.

Aile, başlangıçta küçük bir ilaç şirketine yatırım yaparak büyük bir servet elde etti.

OxyContin’i piyasaya sürerken, ilacın bağımlılık yapıcı özelliğini gizleyerek doktorları ve hastaları yanıltmaya çalıştılar.

OxyContin’in yaygın kullanımıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir opioid krizi yaşandı.

Milyonlarca insan bağımlılığa yakalandı ve yüz binlerce kişi hayatını kaybetti.

Kitap, Sackler ailesinin bu krizdeki sorumluluğunu vurguluyor ve ailenin servetini yaparken insan sağlığını nasıl tehlikeye attığını gözler önüne seriyor.

Aile, elde ettiği servetin bir kısmını hayır işlerine bağışlayarak olumlu bir imaj yaratmaya çalıştı.

Ancak kitap, bu bağışların aslında kötü imajlarını düzeltmek için yapıldığını ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, kitap, büyük bir şirketin ve ailenin insan sağlığına verdiği zararı ve bu zararı gizlemek için yaptıkları manipülasyonları gözler önüne seren çarpıcı bir inceleme.

Kitap, aynı zamanda ilaç endüstrisindeki etik sorunları ve düzenlemelerin yetersizliğini de gündeme getiriyor.

Bu kitap, acılara kayıtsız kalarak acı üzerine imparatorluk kurmuş bir hanedanın yükseliş ve düşüşünün öyküsü.

Dizginlenemeyen kapitalizm, dizginlenemeyen lobicilik ve paramparça olmuş bir sağlık sistemi arasındaki ölümcül ittifakın ve açgözlülüğün ete kemiğe bürünmüş hali.

  • Künye: Patrick Radden Keefe – Acı İmparatorluğu: Sackler Hanedanı’nın Gizli Tarihi, çeviren: Ezgi Başer Akgürgen, Domingo Kitap, inceleme, 632 sayfa, 2024

Avedis Hadjian – Türkiye’nin Gizli Ermenileri (2024)

Avedis Hadjian’ın kaleme aldığı ‘Türkiye’nin Gizli Ermenileri’, 1915’ten sonra Türkiye’de yaşamaya devam eden Ermenilerin hikayelerini derli toplu bir şekilde sunuyor.

Yazar, bu zorlu süreçte kimliklerini gizlemek zorunda kalan, dilini ve kültürünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanların hikayelerini, uzun yıllar süren araştırmaları ve yüzlerce kişiyle yaptığı görüşmeler sonucunda ortaya koyuyor.

Hadjian, 1915’ten sağ kurtulanların ve onların torunlarının yaşadığı zorlu süreci anlatıyor.

Kimliklerini korumak için Müslüman, Kürt veya başka bir kimlikle yaşamak zorunda kalan insanların hikayeleri, kitabın merkezinde yer alıyor.

Yazar, Ermeni kökenli insanların nasıl bir hayat yaşadıklarını, hangi zorluklarla karşılaştıklarını ve kimliklerini nasıl koruduklarını detaylı bir şekilde anlatıyor.

Ermeni dilinin, geleneklerin ve kültürel mirasın kaybolma sürecini inceleyen Hadjian, bu kayıpların bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini de ele alıyor.

Hrant Dink’in cinayeti sonrası bazı Ermenilerin kimliklerini açıklamaya başlamaları ve bu durumun toplum üzerindeki etkileri de kitapta önemli bir yer tutuyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Ermeni kimliğini koruyan ve gelecek nesillere aktarmaya çalışan insanların hikayeleri, kitaba umut ve direnç dolu bir atmosfer katıyor.

Kitap, uzun yıllar boyunca görmezden gelinen veya hafızalardan silinmeye çalışılan bir hikayeyi gün yüzüne çıkarıyor.

Hadjian’ın çalışması, 1915 Ermeni Soykırımı sonrası Türkiye’deki Ermenilerin durumu hakkında önemli bir tarihsel belge niteliği taşıyor.

Kitap, kimlik, aidiyet, hafıza ve unutma gibi evrensel temalara değinerek, okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor.

Hadjian, kitabıyla adalet ve hakikat arayışının önemini vurguluyor ve unutulanların sesini duyurmaya çalışıyor.

  • Künye: Avedis Hadjian – Türkiye’nin Gizli Ermenileri, çeviren: Akın Emre Pilgir, İletişim Yayınları, inceleme, 624 sayfa, 2024

Alison Finch – Fransız Edebiyatı (2024)

Fransız edebiyatı, Avrupa kültürü üzerinde her zaman belirleyici bir etkiye sahip olmuştur.

‘Fransız Edebiyatı: Kültürel Bir Tarih’ adlı bu çalışma, edebiyatın yalnızca bir sanat dalı olmadığını, aynı zamanda toplumsal devrimler ve kültürel kimlik inşasında önemli bir rol oynadığını gözler önüne seriyor.

Alison Finch’in ayrıntılı analizleri ve açıklayıcı anlatımı, okuyucuyu Montaigne’in denemelerinden Sartre’ın varoluşçuluğuna, Rimbaud’nun şiirlerinden Beauvoir’ın feminizmine kadar geniş bir edebi yelpazede unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

Sadece edebiyat severler için değil, Fransız kültürünü anlamak isteyen herkes için vazgeçilmez bir rehber.

Alison Finch, eserinde Fransız edebiyatını sadece metinlerin bir koleksiyonu olarak değil, aynı zamanda Fransa’nın tarihsel, sosyal ve kültürel gelişiminin bir aynası olarak sunuyor, Fransız edebiyatının nasıl bir kültürel miras oluşturduğunu ve dünya edebiyatına nasıl etki ettiğini gösteriyor.

Orta Çağ’dan günümüze kadar Fransız edebiyatının geçirdiği evreler, dönemin siyasi ve sosyal koşullarıyla ilişkilendirilerek inceleniyor.

Rönesans, Klasisizm, Romantizm, Realizm, Sembolizm, Sürrealizm ve Varoluşçuluk gibi önemli edebi akımların ortaya çıkışı, özellikleri ve temsilcileri detaylı bir şekilde analiz ediliyor.

Önemli Fransız yazarlarının hayatları, eserleri ve bu eserlerin tarihsel ve kültürel bağlamları inceleniyor.

Fransız edebiyatının Fransız Devrimi, iki dünya savaşı ve diğer önemli tarihsel olaylara nasıl tepki verdiği ve bu olayları nasıl şekillendirdiği araştırılıyor.

Fransız edebiyatında kadın yazarların yeri ve katkıları, feminist bakış açısıyla değerlendiriliyor.

  • Künye: Alison Finch – Fransız Edebiyatı: Bir Kültürel Tarih, çeviren: Makbule Oğuz, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 392 sayfa, 2024

Mert Karbay – Yeni Dünya Sosyal Medya (2024)

Mert Karbay, gerçekten bir yeni dünya olan, adeta yeni dünyanın kendisi haline gelen sosyal medyayı, hem olanakları hem sorunlarıyla tartışıyor bu kitapta.

Sosyal medyanın, çağımızın “halk yazısı” olduğuna dikkat çekiyor; herkesin yazabileceği; herkese hitap eden yazı…

Bu bakımdan, bir demokratikleştirme potansiyeli taşıyor.

Ama kamusal iletişimdeki geleneksel “kapı bekçilerinin” yerini alan “algoritma” da, “akla zarar” başka problemler getiriyor.

Kamusal entelektüelin yerini alan trol, influencer, oyunbaz, küratör gibi sosyal tipler; “bağımlı insan-bağımsız sosyal medya” paradoksuna aracılık ediyor.

Sosyal medyanın yaygınlaştırdığı “sosyal dikkat dağınıklığı” ve “sonsuz dikkat dağınıklığı”, bu mecradan yayılan yalanlarla mücadelenin nafileliği gibi olgular, “aksak” bir kamusallığa, politikanın ketlenmesine giden bir yolu döşüyor.

‘Yeni Dünya: Sosyal Medya’, sosyal medyanın, çoğalttığı “Mutsuzum ama keyfim yerinde!” duygusunun derinindeki sorunları tahlil ediyor.

Ve evet, yine de, olanaklarıyla birlikte…

Kitaptan bir alıntı:

“Gündelik hayatın monotonluğundan bıkıp Sosyal Medya’nın cazibesine koştuk. Şimdi de oradaki zorbalıklar, linçler, veri güvenliği, gözetleme gibi yığınla problem bir tarafa, Sosyal Medya’nın kendisi başlı başına bir mesele haline gelmişe benziyor: Akıllı cihazlarına bakmadan duramayanlar, kaybolmakta olan yüz yüze, samimi ilişkiler, hakikatteki aşınmalar…”

  • Künye: Mert Karbay – Yeni Dünya Sosyal Medya, İletişim Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2024

Kolektif – Devamlılık ile Dönüşüm Arasında Yezidilik (2024)

IŞİD’in 2014 yılında Şingal (Sincar) bölgesindeki Yezidi toplumuna yönelik soykırım saldırısı, erkeklerin öldürülmesi, kadın ve çocukların köleleştirilmesi hem anavatanlarındaki hem de diasporadaki Yezidi toplumları için devasa sonuçlar doğurdu.

Aynı zamanda pek çok topluluk, modern dünyanın şimdiye kadar oldukça muhafazakâr olan dini geleneklerine müdahalesiyle karşı karşıya.

Bu kitap, şimdiye kadar çoğunlukla değişime direnmiş bir dinde muhafazakârlık ile mevcut koşullara uyum sağlama ihtiyacı arasındaki gerilimlere odaklanıyor.

Birçok uzman, Yezidilerin bir yandan soykırımın baskılarına, diğer yandan da genel olarak moderniteye verdikleri çoğu zaman beklenmedik tepkilere dair içgörüler sunmak üzere bir araya getirilmiş.

Yezidilerle ilgili son eğilimleri ve gelişmeleri ele alan bu kitap iki bölüme ayrılmış.

İlk bölümde IŞİD saldırısı ve bunun Ortadoğu’daki Yezidi toplulukları üzerindeki etkisine ilişkin makaleler yer alıyor.

İkinci bölüm ise Yezidi diaspora topluluklarındaki gelişmelere odaklanıyor.

Kitap, din üzerine özellikle de Ortadoğu ve diaspora dinleri üzerine çalışan uzmanların yanı sıra, İranogların, Kürdologların ve soykırım veya diğer acımasız saldırıların hayatta kalan kurbanlarının dünya görüşü üzerindeki etkileri üzerine ya da modernitenin muhafazakâr toplumlar üzerindeki etkileri üzerine çalışan farklı disiplinlerden akademisyenlerin de ilgisini çekecektir.

  • Künye: Kolektif – Devamlılık ile Dönüşüm Arasında Yezidilik, editör: Philip Kreyenbroek, Khanna Omarkhali, çeviren: İbrahim Bingöl, Avesta Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2024

Charlotte Sussman – On Sekizinci Yüzyıl İngiliz Edebiyatı (2024)

  • Tristram Shandy bir roman mıdır yoksa eğlenceli bir performans mı?
  • Pamela boş vaktini yazı yazmak için kullanabiliyorken boş vakti olmayan işçi sınıfı kadın ne zaman yazı yazabilirdi?
  • ‘Orronoko’ ile ‘Robinson Crouse’ hangi açılardan birbirine benzerler?

Bu kitap, bu tür kışkırtıcı sorulara cevap ararken aynı zamanda 18. yüzyıl edebiyatını yeni okurlarla buluşturmayı hedefliyor.

Dönemin önemli eserleri, yazarları ve tartışmalarını tanıtırken kronolojik bir inceleme yerine, kentleşme, sömürgecilik, ticaretin yaygınlaşması, kamusal alanın ortaya çıkışı ve toplumsal cinsiyet rollerindeki değişimlerin edebiyat üzerindeki etkilerini inceliyor.

On sekizinci yüzyıl Britanya’sında kadınlar ilk kez sahneye çıkarken roman edebi piyasada ön safhaya geçiyor, insanlar eşitlik fikrini tartışmaya başlıyorlar.

Sussman, eserlerin tarihsel, sosyal ve kültürel bağlamlarını da detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Defoe, Swift ve Pope gibi kanonik yazarların yanında, Charlotte Smith ve Olaudah Equiano gibi daha az bilinen isimlere de dikkat çeken bu kitap, hem öğrenciler hem de araştırmacılar için eşsiz bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Charlotte Sussman – On Sekizinci Yüzyıl İngiliz Edebiyatı, 1660-1789, çeviren: Barış Arpaç, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 440 sayfa, 2024