Aleksandra Kollontay – Sovyet Kadını (2023)

Aleksandra Kollontay (1872-1952), Rus devrimci hareketinin etkili önderlerinden, sınıflar üstü bir kadın mücadelesine kararlılıkla karşı çıkan Marksist bir düşünür, Ekim Devrimi’nin ardından Bolşevik hükümette yer alan ilk kadın komiser (bakan), barış için gösterdiği çabalarla dünyanın saygısını kazanmış bir kadın diplomat…

Kollontay’ın fikirleri, Sovyet Rusya tarihi içinde de Marksist feminizmin düşünsel mirası içinde de yeterince tartışılmadı.

Oysa Kollontay’ın boyun eğmeyen, dolaysız bir üslupla kaleme aldığı yazıları, radikal bir düşünürün ve Sovyet Rusya’da geliştirilmeye çalışılan sosyalist pratiğe sorumluluk hissiyle bağlı bir yöneticinin derinlikli ve önemli düşünceleriyle doludur.

Kollontay’ın yaşamı sırasında görece gölgede kalmasına getirilmiş açıklamalardan biri, aşk, cinsellik ve evlilik meselelerindeki görüşleri fazlasıyla serbest olduğu için sosyalist düzen tarafından bir kenara itildiğidir.

‘Sovyet Kadını’, Kollontay’ın siyasi yaşamının farklı evrelerinde zihnini meşgul eden çeşitli meseleler üzerine yazdığı yazılardan ve yaptığı konuşmalardan derlenmiş on iki makaleden oluşuyor.

Yeni bir toplumun yaratılmasına dair güçlü umutlarla ortaya konduğu açıkça hissedilen bu makaleler, sosyalist kadın hareketinin talepleri, çağdaş burjuva toplumunun yarattığı “cinsel kriz”in nasıl aşılacağı, kadınların özgürleşmesi için sosyalist devletin sorumlulukları gibi pek çok konuda bugün de tartışmalar açabilecek parlak gözlemler içeriyor.

Son bölümde yer verilen Kollontay’ın anıları ise siyaset ve mücadeleyle geçmiş bu ömrün, yeni bir dünya yaratma ülküsünden hiç vazgeçmediğini gösteriyor:

“Benim hayatım, bir örnek olarak eskimiş çifte standart garabetini diğer kadınların hayatından da defetmeye hizmet edebilir. Bu, şahsi varoluşumun en önemli anlamıdır.”

  • Künye: Aleksandra Kollontay – Sovyet Kadını (Seçme Yazılar), çeviren: Deniz Tuna, Yordam Kitap, kadın, 160 sayfa, 2023

Kolektif – Kadına Karşı Ayrımcılık (2023)

“Kadınlara karşı ayrımcılık” çok geniş kapsamlı ve disiplinlerarası bir kavram.

Bu kitapta yer alan katkılar bu gerçeğin ışığında, kadına karşı ayrımcılık sorununa odaklanan incelemelerden oluşuyor.

Ve bu yaklaşım, kadının insan haklarına ilişkin uluslararası temel normatif bir düzenleme olan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (kısa adıyla CEDAW) bağlamında derinlemesine inceleniyor.

Kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesine yönelik Sözleşme ile kurulan bu koruma rejiminin geliştirilerek inşa edilmesi, birkaç yıl sonra yarım yüzyıla varacak, iç devinimi çok yüksek olan bir süreci kapsıyor.

Bu devinimin başlıca aktörleri elbette kadınlar, yerel ve uluslararası kadın hakları hareketi ve uluslararası örgütler bünyesinde gerçekleştirilen mücadele.

Bu hakların korunması rejiminin ürettiği ve diğer disiplinler alanındaki gelişmeleri dikkate alarak geliştirdiği, kavramsal ve uygulamaya dair önemli bir hak standartları birikimi oluştu.

Bu önemli gelişim, bu kitaba katkıda bulunan, uluslararası ve yerel kadın hakları çalışmaları ve hareketi alanında yetkin araştırmacıların farklı başlıklar altında, geniş bir çerçeveye yayılan çalışmalarıyla irdeleniyor.

CEDAW hak koruma rejimi, CEDAW Komitesi’nin Genel Tavsiyeleri, Nihai Gözlem Raporları, Komite nezdinde bireysel şikâyet başvurusu ve soruşturma usulleri, bireysel başvurulara ilişkin Komite kararları; özen yükümlülüğü kavramı; geçici özel önlemler ve özel önlemler; toplumsal cinsiyet eşitliği; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet; kesişimsellik; Türkiye ve CEDAW bağlarının kurulması ve gelişimi, Türkiye hukukunda CEDAW’a uyma yükümlülüğünün yapıtaşlarının eleştirel olarak değerlendirilmesi kitabın omurgasını oluşturan konular.

Kitap, cinsiyete dayalı ayrımcılık konusunda, CEDAW deneyimini değerlendirme bağlamında, Türkçe literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır.

Bu kitap, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde, uzman araştırmacılar Gökçeçiçek Ayata ve Sevinç Eryılmaz tarafından yürütülen, Federal Almanya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu tarafından desteklenen “Hukukçular için CEDAW Okuryazarlığı” başlıklı proje kapsamında hazırlandı.

  • Künye: Kolektif – Kadına Karşı Ayrımcılık: Hukuk Toplum Devlet ve CEDAW, derleyen: Sevinç Eryılmaz, Gökçeçiçek Ayata ve Pınar Çağlı, Zoe Kitap, hukuk, 408 sayfa, 2023

Jennifer Kerner, Thomas Cirotteau ve Éric Pincas – Leydi Sapiens (2023)

Avrasya’nın çeşitli yerlerinde 45.000 yıl öncesine uzanan, iri vücutlu ve yüzü olmayan nadir ve değerli kadın heykelcikleri keşfedildi.

Bu yontular Venüs heykelcikleri olarak biliniyor.

Peki bu eserlere ilham veren kadınlar gerçekte neye benziyordu?

150 yıl boyunca araştırmacılar tarihöncesindeki kadınların günlük yaşamlarına dair hiçbir arkeolojik bilgi sunmadılar ve toplumdaki yerini hafife aldılar.

Hatta bu kadınlar klişelere hapsedildi: Erkekler avlanır, maceralara atılır, icat eder, yaratır ve çizerken kadınların rolünün çocukları eğitmek ve ev işleri yapmakla sınırlı olduğuna inanıldı.

Geçtiğimiz on beş yıl boyunca yeni nesil araştırmacılar bu yaklaşım modelini sarsmaya başladılar.

Çığır açan analizler ve yeni kazı yöntemleri tanımlayarak görünmez olanı görünür hale getirdiler.

‘Leydi Sapiens’ bu son araştırmaların ışığında tarihöncesindeki kadının toplumdaki vazgeçilmez ve prestijli konumunu, onun usta avcı, hırçın ve güçlü karakterini ortaya çıkarıyor.

Bu antik kadınlar ilk kez gözlerimizin önünde yeniden diriliyor ve kökenlerimizle ilgili yeni bir teoriye ışık tutuyor.

  • Künye: Jennifer Kerner, Thomas Cirotteau ve Éric Pincas – Leydi Sapiens: Tarihöncesindeki Kadına Dair Klişeler Yıkılıyor, çeviren: Alara Çakmakçı, Say Yayınları, tarih, 208 sayfa, 2023

Maria Montessori – Kadınların Mücadelesi Yolunda (2023)

“Hareket zamanı geldi. Yeterince cefa çektik. Şimdi safları sıklaştırma, biraz kendi hesabımızı yapma ve harekete geçme zamanı.”

Kendi adıyla anıldığı eğitim yöntemiyle tanınan Montessori aynı zamanda doktordu, çocuk nöropsikiyatristiydi, bilim insanıydı ve kadın hakları alanında da öncü bir figürdü.

Potansiyelinin farkında ve kendi yazgısının mimarı olan, yalnızca oy verme ve eğitim hakkını garanti altına almakla kalmayıp aynı zamanda yaşamın her alanında erkeklerle eşit saygınlığa ve haklara sahip olan bir “yeni kadın” modelini inşa etmeye çalıştı ve bunda başarılı oldu.

Montessori’nin İtalya’da kadınların özgürleşmesinin ilk adımlarını anlattığı bu metin bugün hâlâ oldukça dinamik olan toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm tartışmalarına değerli bir katkı niteliğinde.

  • Künye: Maria Montessori – Kadınların Mücadelesi Yolunda, çeviren: Tuba Tek, Akademim Yayıncılık, feminizm, 88 sayfa, 2023

Yağmur Birdal – Erkek Adalet Kıskacında Kadınlar (2023)

Neredeyse düne kadar normal görülen kadına şiddetin feministlerce deşifre edilerek suç niteliği kazanması ve bu şiddete yönelik kamusal müdahaleye ilişkin ihtiyaç çağrısı, bugün toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamadığı koşullarda halen karşılığını tam olarak bulamadı.

Toplum tarafından güvenli addedilen evleri içinde sistematik şiddete ve eziyete maruz kalan kadınlar, tarih boyunca hemcinslerinin yaptığı gibi, bu şiddete dur diyebilmek için bazen kocalarını, partnerlerini, aile fertlerini öldürmekten başka çıkar yol bulamıyor.

Yenin içinde kalması gereken bu “görünmez” eziyete ömür boyu katlanmaları, sabretmeleri toplum tarafından meşru kabul edilirken, işkencecisini öldüren bu kadınlar, hem o noktaya gelene kadar resmi yardım ve müdahale çağrılarının yanıtsız ve etkisiz kalmasıyla, hem de olay akabinde kendilerini bu noktaya getiren özgül koşulların ve yaşadıkları sürecin yarattığı travmatik tahribatın gözardı edilmesiyle geleneksel hukuka içkin cinsiyetçi ayrımcılığa maruz bırakılarak hukuk içinde bir kez daha örseleniyor.

Feminist adli ve klinik psikolog Lenore Walker’ın ortaya attığı “örselenmiş kadın sendromu” kavramı bu kadınların eylemlerini olması gerektiği gibi bütüncül bir bakış açısıyla görme ve değerlendirme imkânı yaratıyor.

Eril hukukun, bu çağrıya kulak verdiğinde, sosyo-kültürel ve psikolojik de dahil olmak üzere kadınları çevreleyen koşulları gözeten, cinsiyete duyarlı mekanizmalarla “erkek değil, gerçek adalet”i sağlama ihtimalinin kapısını aralıyor.

Yağmur Birdal, “örselenmiş kadın sendromu” ve kadın suçluluğu kavramının dünya kriminoloji literatürüne girişini ve tuttuğu yeri farklı ve karşıt yaklaşımlarla birlikte ele alırken, Türkiye’de kocasını öldüren kadınların yargılanmasındaki adil olmayan süreç ve unsurları da örnekleriyle gözler önüne seriyor.

Basına da yansıyan bu tür davaların vekilliğini üstlenen avukatlarla yürüttüğü araştırma sonucunda, sistemin neden ve nasıl işlemediğini, resmi makamların cinsiyetçi reflekslerini, daha farklı bir yargılama süreci için meşru müdafaa, mazeret nedeni, haksız tahrik gibi kavramların nasıl ele alınması gerektiğini de açıklıkla ortaya koyuyor.

Hukukçular kadar her yaştan kadının da okuması gereken ufuk açıcı bir çalışma…

  • Künye: Yağmur Birdal – Erkek Adalet Kıskacında Kadınlar: Örselenmiş Kadın Sendromu ve Feminist Kriminoloji, Sel Yayıncılık, hukuk, 212 sayfa, 2023

Elif Mahir Metinsoy – Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınları (2023)

Osmanlı toplumu açısından I. Dünya Savaşı dört yıldan daha uzun sürdü.

1911 Trablusgarp Savaşı ile başlayıp Balkan Savaşları, Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı ile devam eden savaş hali 1922’de sona erdi.

11 yıllık bu dramatik süreçte bir imparatorluk yıkılırken, onun küllerinden yeni Türkiye Cumhuriyeti doğdu.

Bu zorlu sürecin en mağdur toplumsal kesimi cephe gerisinde kalanlar, özellikle de yoksul, kimsesiz ve korumasız kadınlar oldu.

Elif Mahir Metinsoy’un, ilk kez 2017’de Cambridge University Press’ten çıkan, ‘Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınları: Gündelik Yaşamda Siyaset ve Mücadele’ adlı çalışması bu kadınların deneyimlerini ortaya koyuyor.

Kitap, dönemi ele alan Osmanlı-Türk kadın tarihyazımındaki eğitimli ve elit kadın yazarları, onların yayıncılık ve dernek faaliyetlerini öne çıkarma yaklaşımı yerine, ilgi odağına yoksul, kimsesiz ve çoğu taşrada yaşayan kadınları yerleştiriyor.

İğneyle kuyu kazar gibi yapılmış bir arşiv çalışmasıyla; kadınların telgraflarına, dilekçelerine, karakol ve mahkeme tutanaklarına, gazete haberlerine, anı ve mektuplara dayanarak “meçhul asker”in “meçhul kadını”nın bugüne dek anlatılmamış hikâyesini anlatıyor.

Bu kadınların çilelerini, ekmek ve adalet mücadelelerini, gündelik hayatın bir parçası haline gelen protestolarını ve eylemlerini, bedenleri üzerindeki dayatmaları aşmaya yönelik çabalarını canlı tablolar halinde gözlerimizin önüne seriyor.

Yazar, kadınların sadece savaşa destek olmaları sayesinde değil, protesto, mücadele ve direnişleriyle de devleti onları dikkate almaya ve sorunlarını çözmeye zorladığına işaret ediyor.

  • Künye: Elif Mahir Metinsoy – Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınları: Gündelik Yaşamda Siyaset ve Mücadele, İş Bankası Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2023

Jenny Williamson ve Genn McMenemy – Dünya Mitolojisinde Kadınlar (2023)

Mitolojide Yunan tanrıçası Athena ve Mısır tanrıçası İsis hakkında çok şey yazıldı.

Peki ya gökyüzündeki bir delikten dünyamıza düşen İrokua mitolojisinin Gökyüzü Kadını veya iki dünya arasında dolaşan Koreli kahraman Prenses Bari gibi dünyanın dört bir yanındaki mitolojik karakterler hakkında neler biliyoruz?

Güçlü tanrıçaların, kudretli kraliçelerin ve efsanevi yaratıkların bilinmeyen özelliklerini gözler önüne seren ‘Dünya Mitolojisinde Kadınlar: Tanrıçalar, Kahramanlar ve Canavarlar’, mitoloji ve folklorun büyüleyici kadınlarını keşfe çağırıyor.

Çeşitli mitolojilerden destansı kadınların öyküsünü anlatan bu kitapta kahramanlardan tanrıçalara, toplum liderlerinden tuhaf canavarlara kadar savaşçı, bilge, şefkatli ve kurnaz kadınlarla karşılaşacaksınız.

Her kültürün bu ilgi çekici hikâyelerde kuralları alt üst eden kadınlardan öğreneceği çok şey var.

  • Künye: Jenny Williamson ve Genn McMenemy – Dünya Mitolojisinde Kadınlar: Tanrıçalar, Kahramanlar ve Canavarlar, çeviren: Ekin Duru, Say Yayınları, mitoloji, 224 sayfa, 2023

Charlotte Perkins Gilman – Ev: İşleri ve Etkileri (2023)

Feminist araştırmalar bir yandan kadınların ev idaresindeki payına yönelik çalışmaları sürdürürken diğer yandan kadın kültürünü merkezi, güçlü ve inşa edici vesikalar olarak ortaya koyuyor.

Felsefesini, kadınların sosyal statüsünün ekonomik temeli üzerine inşa eden Charlotte Perkins Gilman da bu meseleye; toplumsal ilerlemenin, ev dışında tamamen erkekler tarafından sağlandığına yönelik eleştirisiyle müdahil oluyor.

Kadının ev yaşamından özgürleşmesi yalnızca bir eşitlik mücadelesi değil aynı zamanda evin savurganlığı ve verimsizliği nedeniyle bir tür zihniyet meselesi olarak gündeme getirilmeli.

Kadının evdeki yeri, bu yüzyılda da çok az değişmişken, gündelik yaşamdaki erkek formlarını yeniden tasarlayarak tüm insanlığa uygun hâle getirmeye çalışan Gilman’ın ev teorisi ve meydan okuyuşu şu soruda kendini bulur: “Ev mi dünyamız olsun yoksa dünya mı evimiz?”

  • Künye: Charlotte Perkins Gilman – Ev: İşleri ve Etkileri, çeviren: Zeynep Elife Sunar, Akademim Yayıncılık, feminizm, 256 sayfa, 2023

Nicole A. N. M. van Os – Feminizm Hayırseverlik ve Vatanseverlik (2023)

Nicole van Os’un, ayrıntılı arşiv çalışmaları ve teorik zenginliğiyle oluşturduğu ‘Feminizm, Hayırseverlik ve Vatanseverlik’, Osmanlı döneminin kadın örgütlenmelerine geniş bir yelpazeden yaklaşıyor.

Başlıkta geçen üç kavramı da alt başlıklarla inceleyen van Os, sağlık, imalat, eğitim, yardım dernekleri, tarım, sanayi gibi pek çok alanda, kadınların hangi motivasyonlarla örgütlendiğini ve sisteme karşı taleplerini araştırıyor.

Bu, farklı kurumsal çerçevelerden, farklı motivasyonlarla oluşan bir örgütlenme olsa da sonuçta kadınların hak mücadelesiydi.

Kitaptan bir alıntı:

“23 Temmuz 1908’de Jön Türk Devrimi II. Abdülhamid’in mutlakıyet rejimine son verir…  Sokaklarda sevinç gösterileri yapan insanların arasında Müslümanlar da dahil olmak üzere İstanbullu ve Selanikli kadınlar da vardır. Revu du Monde Musulman’ın haberine göre ‘Kadınlar sokaklarda kırmızı beyaz kurdeleler ve bayraklar sallayarak koşuşturuyor ve haykırıyordu: Yaşasın Vatan! Yaşasın Hürriyet! Yaşasın Millet!’ Hatta bazı gözlemcilere göre peçelerini bir kenara fırlatıp yüzlerini açıyorlardı.”

  • Künye: Nicole A. N. M. van Os – Feminizm Hayırseverlik ve Vatanseverlik: Osmanlı İmparatorluğunda Kadınların Örgütlü Yaşamı, çeviren: Mehmet Murat Kemaloğlu, Alfa Yayınları, feminizm, 616 sayfa, 2023

Osman Tiftikçi – Türkiye’de Kadınların Seçim Hakkı (2023)

Türkiye’de kadınlar 1934 yılı sonunda seçme ve seçilme hakkını kazandılar.

Bu hak Cumhuriyet döneminde, eğitim, din, hukuk ve yaşamın diğer alanlarında yapılan reformların bir parçasıydı.

Bu reformlar sayesinde kadınlar eğitimin her düzeyine katılabilme, iş yaşamının her alanında yer alabilme, sanat ve kültür hayatına katılabilme, giyim kuşamda, aile yaşamında, kişi ve miras hukukunda dini gericiliğin zincirlerini kırabilme imkanlarına kavuştular.

Bu doğrulara karşın kadın haklarının iktidarın bir lütfu olduğu, Fransa’nın bile önüne geçildiği, Türkiye’nin kadınların siyasi haklarını tanıyan ilk ve tek İslam ülkesi olduğu gibi abartılar yanlıştır.

Osmanlı ve Türkiye kadınları, İttihat ve Terakki’nin kuruluşundan itibaren kadınların siyasi haklarına yabancı değildi.

Partiye ilk kadın üye 1902 yılında yapılmıştı. Kadınların seçim hakkı 1920 yılında bir partinin (TKP), 1921 yılında da bir kadın derneğinin (Ulviye Mevlanların Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti) programında yer almıştı.

1923 Haziran’ında kadınlar İstanbul’da Kadınlar Halk Fırkası’nı kurmuşlardı.

CHP ise genel kanının aksine kadın hakları konusunda çok istekli davranmadı.

1930 yılına kadar kadınların CHF’ye üyelik başvuruları bile reddedildi.

Seçme ve seçilme hakkının gerçek anlamda kullanılabilmesi ise 1951 seçimlerini bulmuştur.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının “verilmesi”, Osmanlı’dan gelen Türk, Kürt, Ermeni, Çerkes feminist hareketlerinin sonu oldu.

Türkiye’de feminist hareket bu tarihten sonra 40-50 yıl ortada görünemedi.

Kitap, kimileri ilk kez gün ışığına çıkarılan Osmanlıca belgeleri de içeren geniş bir arşiv taraması sonucunda elde edilen nesnel bilgiler ışığında titizlikle hazırlanmış bir çalışma.

Çeşitli boyutlarıyla kadın çalışmalarına önemli katkılar içeren bu kitap, resmi tarih açısından da eleştirel yaklaşımlarıyla katkılar sunuyor.

  • Künye: Osman Tiftikçi – Türkiye’de Kadınların Seçim Hakkı: (Hakk-ı İntihâb) Mücadelesi 1908-1935, Nota Bene Yayınları, tarih, 208 sayfa, 2023