Esin Acıman – Erkek Doğmak, Adam Olmak (2008)

Esin Acıman ‘Erkek Doğmak, Adam Olmak’ta, bir şekilde tanıştığı veya filmlerden, romanlardan bildiği erkeklerin hikâyelerini anlatıyor.

Kadın gözüyle erkeklerin dünyasına inen Acıman, kurgu kahramanları aracılığıyla bu cinsiyetin karakteristik özelliklerine odaklanıyor ve “erkek” olmakla “adam” olmak arasındaki farkın tam olarak ne anlama geldiğine odaklanıyor.

Acıman’ın metinleri, erkeği sadece güçle simgelenen bir varlık olarak değil zaafları ve kusurlarıyla da vermeyi amaçlıyor.

Zira Acıman’ın kaleminden erkekler, sadece “güçlü” olmalarıyla değil, âşık olmaları, aldatılmaları, iflas edip güçlerini yitirmeleri, orta yaştan korkmaları ve cinsel kimliklerini sorgulamaları gibi yönleriyle de ele alınıyor.

  • Künye: Esin Acıman – Erkek Doğmak, Adam Olmak, Remzi Kitabevi, deneme, 255 sayfa

John Berger – Hayvanlara Niçin Bakarız? (2017)

Yakın zamanda aramızdan ayrılan John Berger’den, insanın hayvana bakışının tarihsel değişimi üzerine sıkı bir sorgulama.

İnsanlar, hayvanlar ve doğa arasındaki ilişki ve iletişim üzerine düşünen Berger, çağlar öncesinde birbirinden ayrılan bu üçlü arasında şimdi nasıl devasa bir uçurumun ortaya çıktığını adım adım gözler önüne seriyor.

Berger burada,

  • Günümüzde insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkinin kaybolma nedenlerini,
  • Hayvanat bahçelerinin niçin var olduğunu,
  • İnsanlarla hayvanlar arasında önceki çağlarda kurulmuş ilişkinin niteliğini,
  • Modern kapitalist toplumlarda insan, hayvan ve doğa denkleminin nasıl kurulduğunu,
  • Ve bunun gibi, okurunu bunun üzerine derinlikli düşünmeye sevk edecek pek çok konuyu irdeliyor.

Bu kısa, fakat etkili kitap, hayvanlar üzerine, fakat asıl olarak kendimiz üzerine düşünmemiz için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: John Berger – Hayvanlara Niçin Bakarız?, çeviren: Cevat Çapan, Deli Dolu Yayınları, kültür, 136 sayfa, 2017

Richard Sennett ve Jonathan Cobb – Sınıfın Gizli Yaraları (2017)

Bilen bilir: Soma maden katliamı olduğunda, bir işçi ambulansa bindirilirken “Çizmeleri çıkarayım mı, sedye kirlenmesin” demişti.

Yine yakın zamanlı bir örnek daha: Maden işçileri koltuklar kirlenmesin diye bir otobüstü ayakta yolculuk etmişti.

Yalnızca bu iki örnek bile, işçinin sadece devasa bir ekonomik sömürü ve düşük ücretle değil, aynı zamanda kültürel/toplumsal kodlar, önyargılar ve ezberlerle de boğuştuğunu göstermeye yeter.

  • Bir işçi kıyafetinden ve konuşmasından dolayı küçük görülmekten korkar,
  • Nasırlaşmış ellerini saklar,
  • Üst-orta sınıftan insanların kendisini küçümsediğini bilir,
  • Çocuklarının kendisi gibi sömürülen ve ezilen bir işçi olmasından korkar,
  • Kendisini, kendisinden daha paralı kişilere “bey” demek zorunda hisseder,
  • Ve daha nicesi…

İşte Richard Sennett ve Jonathan Cobb, ufuk açıcı çalışmaları ‘Sınıfın Gizli Yaraları’nda, bunun gibi pek çok örnek eşliğinde, işçilerin, ekonomik sömürünün yanı sıra toplumsal ilişkilerinde ve gündelik hayatlarında sınıf bilincini nasıl deneyimlediklerinin izini sürüyor.

Kitap, bir sınıfa ait olmanın kültürel/toplumsal dinamikleri ve işçi sınıfından bireylerin bunu nasıl deneyimledikleri hakkında çok iyi bir sorgulama.

  • Künye: Richard Sennett ve Jonathan Cobb – Sınıfın Gizli Yaraları, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 269 sayfa, 2017

Ali Dayıoğlu – Kuzey Kıbrıs’ın “Ötekileri” (2014)

Kuzey Kıbrıs azınlıklarını ele alan ilk araştırma.

Dayıoğlu, Rumlar, Marunîler, Romanlar, Aleviler ve Kürtler gibi uzun yıllardır burada varlık gösteren grupları; Kuzey Kıbrıs’ta azınlık haklarıyla ilgili uluslararası hukuk belgelerini, Kuzey Kıbrıs’taki azınlık mevzuatını ve uygulamaları detaylıca ele alıyor.

  • Künye: Ali Dayıoğlu – Kuzey Kıbrıs’ın “Ötekileri”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

David Vincent – Mahremiyet: Kısa Bir Tarih (2017)

Son yıllarda, özellikle de sosyal ağların gündelik, hatta özel hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelişi, mahremiyetin ortadan kalktığına dair şikâyetlerin daha sık dillendirilmesini de beraberinde getirdi.

Bu nitelikli kitap ise, bugün açık bir tehdit altında olan mahremiyetin 14. yüzyıldan bugüne uzanan gelişimi ve yaşadığı muazzam dönüşümü konu ediniyor.

Yalnız kalmak bir haktır.

Peki, kendimizi neden gönüllü olarak ifşa ediyoruz?

Vincent, bu sorunun yanıtını ararken,

  • Ev hayatının dönüşümü,
  • Refah ve mülkiyet ilişkisi,
  • Ev tasarımının evrimi,
  • Şehirleşme,
  • Yüz yüze iletişim,
  • Dinsel inanç ve dinsel ritüeller,
  • Ve yeni teknolojiler gibi birçok konu ve kavram üzerinde yeniden ve derinlemesine düşünüyor.

“Mahremiyetin internetten önceki on yılları zamanın sisi içinde kaybolmuş gibi görünüyor,” diyen Vincent, çalışmasında mahremiyetin kapsamlı bir tarihçesini sunduğu gibi, aynı zamanda insanın, kültürün geçirdiği olağanüstü dönüşümü de kayda alıyor.

  • Künye: David Vincent – Mahremiyet: Kısa Bir Tarih, çeviren: Deniz Cumhur Başaraner, Epos Yayınları, 232 sayfa, 2017

Nurşen Şenol Güllüoğlu – Mutfağın Hatıra Defteri (2017)

Nurşen Şenol Güllüoğlu bu nitelikli anlatısında, Ankara’nın güzel günlerinde geçen çocukluğuna dair hatıralarını, ailesinin ve akrabalarının birbirinden ilginç ve lezzetli yemek tarifleriyle harmanlayarak anlatıyor.

Güllüoğlu’nun çocukluğu, o zamanlar küçük bir memur semti olan Ankara’nın Yenimahalle semtinde geçti.

Kuşkusuz, pek çok yer gibi, Yenimahalle’nin de eski halinden eser yok şimdi.

Çocukluğun o büyülü dünyasını yeniden anımsamaya koyulan Güllüoğlu ise, kitabında her bir çocukluk anısı için bir yemek tarifi veriyor.

Kitap, tas kebabından kuru kayısı tatlısına, büzeydenden kâğıt helva pastasına, yaprak kereviz tatlısından mahlepli çöreğe ve yenge usulü spagettiye, tam on sekiz yemek tarifi barındırıyor.

Birbirinden lezzetli yemek tarifleri barındırması bir yana, bu toprakların özgün yemek kültürü ve okurken ziyadesiyle keyif verecek ayrıntılar eşliğinde Ankara’nın bir döneminden enstantaneler vermesiyle de ilgi çekebilecek bir kitap.

  • Künye: Nurşen Şenol Güllüoğlu – Mutfağın Hatıra Defteri, Ayizi Kitap, yemek, 144 sayfa, 2017

Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen! (2017)

Nikos Dimu’nun ‘Ne Mutsuz Yunanım Diyen!’i, Yunan toplumunun dünü ve bugününü, onun kusurlarını ve bu topluma duyduğu aşkı ifade eden zekice yazılmış aforizmalarından oluşuyor.

Yunan toplumunu çelişkiler sahibi, doğunun anlayışı ile Avrupa ihtirası arasında bölünmüş bir toplum olarak tanımlayan Dimu, bu toplumda gözlemlediği kusurları sözünü sakınmadan hicvediyor.

Söylemeye gerek yok, Dimu’nun kitabı, Yunan toplumunu konu ediniyor görünse de, aslında burada kendimizden de pek çok şey bulabiliriz.

Öteden beri Türkiye toplumunun Yunanlılarla bazı benzer özelliklere sahip olduğu söylenir. Bu kitap da, bir anlamda bizi aynaya bakmaya davet ediyor diyebiliriz.

Dimu’nun, ilk yayımlandığı 1975’ten bu yana çokça baskı yapmış, dünyanın farklı dillerine çevrilmiş kitabı, ilk kez Türkçede.

Kitaptan birkaç alıntı:

  • “Ne dersek diyelim, Avrupalı hissetmediğimiz bir gerçektir. ‘Dışında’ hissediyoruz kendimizi. Ama daha beteri, bunu bize söylediklerinde durumdan rahatsız oluyor ve kaygılanıyoruz.”
  • “Öteki halkları da kıskanıyoruz – üstünlüğümüzü de vurgularken. Yalnızca (Turistik anlamda) konuksever değil, aynı zamanda yabancı hayranı, yabancı düşmanı ve yabancı uşaklarıyız.”
  • “Yunan mutsuzluğunun temellerinde iki Ulusal Aşağılık Kompleksi yatar. Biri zamanla ilgilidir: atalarla. Ötekisi mekânla ilgilidir: ‘Avrupalılarla’. Belki gereksiz kompleksler bunlar – ama gereksiz olmaları onları daha az gerçek kılmıyor.”
  • “Sonuç olarak biz kimiz? Doğu’nun Avrupalıları mı, Avrupa’nın doğuluları mı?”
  • “Bazen büyük düşünen küçük bir halkız – bazen de küçük düşünen büyük bir halk.”
  • “İlle de herkesi kendimizle kıyaslayacağız. İster istemez. Diğerlerinin varlığı bile bizi rahatsız etmekte. Tehdit oluşturmakta. ‘Etkisiz hale getirilmesi’ gerekmektedir. Bitmek bilmeyen rekabetin yarattığı endişe.”

Künye: Nikos Dimu – Ne Mutsuz Yunanım Diyen!, çeviren: Herkül Millas, İstos Yayın, aforizma, 80 sayfa, 2017

Susann Sitzler – Kardeşler: Hayatımızın En Uzun İlişkisi (2017)

Kardeşi olanlar şanslıdır. Zira onlar, toplumsallaşmanın ilk adımlarını daha dışarıya çıkmadan deneyimler.

Bu kitabın yazarı gazeteci Susann Sitzler’in de bir öz, iki üvey ve üç yarı kardeşten oluşan kalabalık bir ailesi var.

Dolayısıyla kendisinin, kardeşliğin nasıl zengin bir potansiyele sahip olduğu hakkında söyleyeceği çok şeyi var.

  • Kardeş nedir?
  • Kardeşler birbirlerinden ne zaman rahatsız olurlar?
  • Kardeşlerden nasıl kurtulunur?
  • Kardeşler nereden edinilir?
  • İnsanın kardeşinin olması neden iyidir?

Sitzler, yukarıdaki sorulara yanıt verirken, her ailenin eşsiz ve benzersiz olduğunu, her kardeşlik ilişkisinin kendine özel olduğunu gözler önüne seriyor.

Son yıllarda kardeşlik çalışmaları büyük hız kazanmış durumda.

Kimilerine göre kardeşler, kişiliğin gelişiminde anne babalar kadar önemli rollere sahip.

İşte Sitzler’in çalışması da, her ne kadar kendi kardeşlik deneyiminden yola çıksa da, psikoloji, sosyoloji, tarih ve etnoloji gibi farklı disiplinlerden yararlanmasıyla, kardeşlik konusunda aydınlatıcı ve zengin bir çerçeve sunuyor.

  • Künye: Susann Sitzler – Kardeşler: Hayatımızın En Uzun İlişkisi, çeviren: Atilla Dirim, İletişim Yayınları, kültür, 303 sayfa, 2017

Nezih Erdoğan – Sinemanın İstanbul’da İlk Yılları: Modernlik ve Seyir Maceraları (2017)

Sinemanın Türkiye’deki ilk yılları, aynı zamanda modernleşmenin bu topraklardaki serüveni açısından dikkat çekici ayrıntılar barındırıyor.

Nezih Erdoğan, 1894-1928 yılları arasında yayımlanan Osmanlıca ve Fransızca gazete ve dergilerde sinemayla ilgili çıkan ilan, haber ve makale gibi malzemelere dayanarak yola çıkan elimizdeki önemli çalışmasında, İstanbul’u merkez alarak bu sürecin hem ayrıntılı hem de keyifle okunacak bir kaydını tutuyor.

Kitapta,

  • Sinemanın ortaya çıkmasından önce seyir ve seyirci olguları,
  • Osmanlı’da şehirli insanın sinemayla ilk tanışma anları,
  • Ve ülkede sinema kültürünün oluşumu gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Çalışma, modernleşme tarihimizde sinemanın nasıl bir payı olduğunu gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Nezih Erdoğan – Sinemanın İstanbul’da İlk Yılları: Modernlik ve Seyir Maceraları, İletişim Yayınları, sinema, 320 sayfa

Priscilla Mary Işın – Gülbeşeker: Türk Tatlıları Tarihi (2008)

Priscilla Mary Işın’ın uzun bir araştırmanın ürünü olan ‘Gülbeşeker’i, Türk tatlı ve şekerleme kültürünün geleneksel ürünlerini barındırıyor.

Tatlı ve şekerleme kültürü açısından Osmanlı’nın büyük bir zenginliğe sahip olduğunu ortaya koyan Işın, zamanında Gaziantep pekmezinin, bâdemli, Şam fıstıklı tatlı sucuğunun ve pestilinin, binlerce deve yüküyle Arabistan’a, İran’a ve Hindistan’a ihraç edildiğini söylüyor.

Nöbet şekeri, peynir şekeri, kudret helvası, ağız miski, bâdem şekeri, güllaç, baklava, kadayıf, pelte, lokum, aşure ve zerde, birçok yazılı kaynaktan yararlanan ve görsel malzemesiyle de dikkat çeken kitapta okurun karşısına çıkan tatlılardan birkaçı.

  • Künye: Priscilla Mary Işın – Gülbeşeker: Türk Tatlıları Tarihi, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 359 sayfa