Claudio Naranjo – Karakter ve Nevroz (2024)

Enneagram kişilik tiplerini modern psikiyatrinin ışığıyla inşa eden Claudio Naranjo, Enneagram hususunda verdiği en kapsamlı çalışma olarak kabul edilen bu eserinde karakter gelişimi ve psikolojik rahatsızlıkların kesişimine derinlemesine bir bakış vadediyor.

Psikiyatri alanındaki uzmanlığından ve spiritüel geleneklerden aldığı güçle, karakter özelliklerimizin diğer psikolojik sınıflandırmalarla olan ilişkisine ve bu durumun dünya görüşümüzü ve başkalarıyla etkileşimlerimizi nasıl şekillendirebileceğine açıklık getiriyor.

Enneagram’ın dokuz kişilik tipini literatürden örneklerle tartışarak her bir tipin biricikliğine, güçlü ve zayıf yönlerine dair kapsamlı bir kavrayış sunuyor.

‘Karakter ve Nevroz’ bir kaynak kitabı olmakla yetinmeyen, aynı zamanda içsel bir el feneri işlevi gören bir eser.

  • Künye: Claudio Naranjo – Karakter ve Nevroz: Bütünleştirici Bakış Açısı ile Psikiyatrist Gözünden Enneagram, çeviren: Ömer Yanartaş, Okuyanus Yayınları, psikiyatri, 432 sayfa, 2024

David J. Wallin – Psikoterapide Bağlanma (2024)

David J. Wallin, bağlanma teorisi ile psikoterapinin dinamik dünyasını birleştirdiği bu eserinde çocukluktan yetişkinliğe bizi şekillendiren bağlantıların tekâmül etmede nasıl kullanılabileceğini araştırıyor.

Travma araştırmaları, ilişkisel psikoterapi, nörobiyoloji ve mindfulness alanlarından elde edilen güncel bulguları bir araya getirerek, dönüşümün kilit noktasının ilişkiler olduğunu öngördüğü bir tedavi modeli sunuyor.

Çocukluğunda sağlıklı bir bağlanma becerisi geliştirememiş danışanlara karşı terapistler neler yapabilir, bu noksanlığı takviye edecek terapötik yaklaşımlar nasıl geliştirilebilir sorularını soruyor ve cevabı gerçek vakalar üzerinden adım adım keşfediyor.

‘Psikoterapide Bağlanma’, terapi odasında kurulan iletişimin niteliğinin iyileşmenin katalizörlerinden biri olduğunun güçlü bir delili niteliğinde.

Pür akademik bir çabadan fazlası hem divana hem sandalyeye hitap edebilen samimi bir çağrı.

  • Künye: David J. Wallin – Psikoterapide Bağlanma, çeviren: Onur Yılmaz, Okuyanus Yayınları, psikoterapi, 636 sayfa, 2024

David Shapiro – Nevrotik Tarzlar (2024)

‘Nevrotik Tarzlar’, terapiye ve ruh sağlığına dair varsayımları radikal biçimde değiştiren bir çalışma olarak bilinir.

David Shapiro bugünlerde hayli aşina olunan obsesif kompulsif kişilik, histerik kişilik, paranoid kişilik ve dürtüsel kişilik gibi kavramları farklı bir kulptan tutmuş, bireyin bu nevrotik tarzları travma ve kaygılarıyla başa çıkma yolunda kişilikleriyle uyumlu biçimde benimsediğini ortaya atmıştı.

Kendi deyişiyle nevrotik semptomların karakter içerisinde yer alan bir şey olduğunu ve çoğu zaman böyle gözükmeseler de öznel yaşamın genel niteliğiyle tutarlı olduğunu göstermek niyetindeydi.

Bu sayede terapi ve kişilik bozukluklarının teşhisinde yeni bir perspektif sunmuş, bireyin nevrotik davranışlarını derinlemesine kavramanın yanı sıra bu davranışların tedavisine dair yaklaşımları da yeniden şekillendirmişti.

  • Künye: David Shapiro – Nevrotik Tarzlar, çeviren: Şehnaz Layıkel Prange, Okuyanus Yayınları, psikiyatri, 272 sayfa, 2024

Suman Fernando – Ruh Sağlığı, Irk ve Kültür (2024)

Ruh sağlığının bireylerin, toplumların ve ülkelerin genel iyi oluşu üzerinde ciddi bir öneme sahip olduğu biliniyor.

Ne var ki birbirinden farklı coğrafyalarda sunulan ruh sağlığı pratiklerinde kültür ve ırk temelli yaklaşımların neden olduğu çeşitli ayrışmalara sıklıkla rastlanır.

Örneğin, Batı merkezli psikoloji disiplinin tanımladığı depresyonun tedavisinde küresel ilaç̧ endüstrisinin desteklediği antidepresan kullanımı Afrika ve Asya bölgelerinde giderek yaygınlaşırken çeşitli mistik pratiklere dayalı yöntemler, Kuzey Amerika’ya pazarlanıyor.

Elinizdeki kitapta, alanının yetkin isimlerinden Suman Fernando, ırki ve kültürel meselelerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini incelemekte ve gelişmiş̧ ülkelerdeki ruh sağlığı sistemlerinin bir çıkmaza girdiğini örneklerle göstererek yeni pratiklerin nasıl geliştirileceğine dair çeşitli fikirler sunmaktadır.

‘Ruh Sağlığı, Irk ve Kültür’, çeşitli ülkelerin ruh sağlığı sistemlerindeki teorik görüşleri ve pratikleri geniş̧ bir perspektiften ele alarak etnik aidiyetlerin, ruh sağlığına dair meseleler üzerinde başat bir role sahip olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Suman Fernando – Ruh Sağlığı, Irk ve Kültür, çeviren: Feyza Doğan, Albaraka Yayınları, psikoloji, 328 sayfa, 2024

Gordon Parker, Gabriela Tavela, Kerrie Eyers – Burnout (2024)

Depresyon ya da kronik yorgunluk gibi kalıplara oturmayan, fiziksel efordan arındırılmış masa başı işçiliğine kondurulamadığı için çoğu zaman bir orta sınıflı şımarıklığı olarak görülen tükenmişlik sendromu sanılandan daha ciddi bir tehlike olabilir.

Burnout olarak da bilinen, herkesin duyduğu ama kimsenin parmakla gösteremediği bu sendromu enine boyuna tanımak için iyi bir fırsat bu.

Güncel araştırmaların omuzlarında yükselen yöntemlerle kendi tükenmişlik modelinizi tanıma ve onunla baş etme imkanını da ediniyorsunuz.

Belki sadece beş dakika sürmeyecek bir işi neden dört saatte bitirebildiğinizi merak ediyorsunuz ve cevap arayışındasınız. Belki de sizlik bir şey yok ama sevdiklerinizin günbegün solması var.

Bu sayfalar bazı ampulleri yakabilir.

Gitgide uzayan kahve molalarının, odaklanma sorunlarının, “yapasım yok”ların adını koymak isteyenlere…

  • Künye: Gordon Parker, Gabriela Tavela, Kerrie Eyers – Burnout: Çağın Yaygın Hastalığı Tükenmişlik Sendromunu Anlamak ve İyileştirmek İçin Bir Rehber, çeviren: Elif Kayurtar, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 332 sayfa, 2024

Salman Akhtar – Kederi Anlamak (2023)

Psikiyatrist Salman Akhtar bu eserinde adına keder denen ruh halini güvensizlik ve kıskançlık gibi dışsal tetikleyicilerden, pişmanlık ve umutsuzluk gibi içsel kaynaklara kadar detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Soğuk ve mesafeli bir keder atlası oluşturmakla yetinmeyip umut ve iyimserlik dolu yaklaşımını da işin içine katıyor.

Herkesin tanıdığı bu içsel vaziyeti bir tür iyi hissetme seansına çevirmeden, bilimsel ihtimamından ödün vermeden ele almayı başarıyor.

‘Kederi Anlamak’, bir ruh halinin karmaşık mekanizmalarına dair derinlemesine bir kavrayışın ifadesi.

İnsan olma deneyiminin en kasvetli yüzlerinden birine dair çok boyutlu ve iyimser bir rehber.

İnsana umut veren, elindeki malzemeden en iyisini çıkarmasını sağlayan bir çalışma.

  • Künye: Salman Akhtar – Kederi Anlamak: Güvensizlik, Kıskançlık, Sevgisizlik, Utanmazlık, Pişmanlık ve Umutsuzluk, çeviren: Damla Atamer, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2023

Hanna Segal – Melanie Klein’ın Çalışmasına Giriş (2023)

 

Nesne İlişkileri Kuramı öncüsü Melanie Klein’ın düşüncesini anlaşılır ve incelikli bir şekilde aktarmayı başarabilen bir kitap.

Hanna Segal’in klinik örnekleriyle zenginleşen bu başucu kitabı, çocuk analizi alanında çığır açıcı keşifleri olan ilk kadın psikanalistlerden Klein’ın kayıp nesne, yas ve onarım, yıkıcılık ve yaratıcılık, haset ve şükranı temel alan kuramını daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Klein, Freud’un yaşamının son yıllarında ortaya attığı tartışmalı bir kavram olan ölüm dürtüsü kavramını kuramının merkezine yerleştirir.

Ancak Freud’dan farklı olarak dürtü doyumundan ziyade nesneye verdiği önemle klasik Freudcu kuram ile Nesne İlişkileri Kuramı arasında köprü vazifesi gören bir kuram geliştirir.

Oyun tekniği sayesinde bilinçdışı düşlemlerin ve simge gelişiminin iç dünyanın oluşumundaki önemini keşfeder.

Üstbenlik ve Oidipus karmaşasının öncüllerini Freud’un tanımladığından daha erken bir döneme çeker.

Oidipus öncesi dönemlere dair gözlemleri sayesinde ruhsallığın gelişiminde gelişimsel evrelerden ziyade kendine has kaygılar, bunlara karşı kurulan savunmalar ve belirli nesne ilişkileri içeren paranoid-şizoid ve depresif konumları tanımlar.

Klein’ın kuramına farklı seviyelerde ilgi duyan psikanalist ve adayların, ruh sağlığı çalışanları ve öğrencilerin Klein’ın özgün metinlerinden önce ya da yanında rahatlıkla okuyabilecekleri bu eser, onun tüm yayınlarının kronolojik listesinin yanı sıra Türkçe yayınların da bir listesini içeriyor.

  • Künye: Hanna Segal – Melanie Klein’ın Çalışmasına Giriş, çeviren: Melis Tanık Sivri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2023

R. D. Laing – Bölünmüş Benlik (2022)

Yirminci yüzyılda en çok etki yaratmış psikoterapistlerden R. D. Laing’in başyapıtı sayılabilecek ‘Bölünmüş Benlik’ ilk kez yayımlandığı 1960’ta kamuyounda çığır açmış ve deliliği algılama tarzımızı büsbütün değiştirmişti.

Laing, birlikte çalıştığı hastaların vaka incelemeleri üzerinden psikozun tıbbi bir rahatsızlık değil, “bölünmüş bir benliğin,” yani içimizdeki iki persona arasındaki gerilimin sonucu olduğunu iddia etmişti: Bir yanda sahici, özel kimliğimiz, öte yandaysa dünyaya sunduğumuz sahte, “aklı başında” benliğimiz.

Kişisel yabancılaşma sorununu zengin bir varoluşçu mercekten çözümleyen ve hastayı tedavinin yeniden merkezine yerleştiren ‘Bölünmüş Benlik’, psikoterapiyle ilgilenen herkesin başucu kitaplarından biri olmaya devam ediyor.

Yazar, “ruhen rahatsız” kategorisine sorgusuz, alelacele sokulan insanların gerçekte varoluşsal bir kriz yaşadıklarını, Sartre, Heidegger, Kierkegaard gibi felsefeciler yoluyla anlaşılabileceklerini gösteriyor.

Uyum, itaat ve rekabetin normal olmanın koşulları olarak dayatıldığı bir dünyada kendi özgür seçimlerini uygulayacak yer bulamayan birey, diğer insanlarla ilişkilerinde bir sahte-benlikle hareket etmeye, içsel bir benlik geliştirmeye koyulur.

Tehlikeli ve acımasız gerçekliğin erişemediği bu içsel benlik, imkânsız bir amacın, sakat bir projenin peşinden koşar: Bedenle bağını olabildiğince aza indirgemeye çalışır.

‘Bölünmüş Benlik’, incinmiş, hırpalanmış, henüz baş edememiş, atlatamamışların, “iyi çocuk”luktan “kötü çocuk”luğa düşmüşlerin hikâyesini dürüst bir çağrıyla, eleştiri-özeleştiri gerekliliğiyle sunuyor.

  • Künye: R. D. Laing – Bölünmüş Benlik: Akıl Sağlığı ve Delilik Üzerine Varoluşçu Bir Çalışma, çeviren: Ahmet Ergün Akça, Alfa Yayınları, psikanaliz, 272 sayfa, 2022

Christopher Lane – Utangaçlık (2022)

Utangaçlık gibi son derece normal bir davranış, nasıl oldu da çağımızın bir numaralı psikososyal sorunu haline geldi?

Christopher Lane’in bu kitabı, ilaç endüstrisinin kirli oyunlarını gözler önüne seriyor.

Amerikalı psikiyatrlardan oluşan küçük bir grup 1980’li yıllarda geniş kapsamlı bir konsensusa vardı: Utangaçlık ve ona benzer pek çok kişilik özelliği aslında kaygı ve kişilik bozukluğuydu; psikolojik çatışmalardan ya da toplumsal gerilimlerden değil, beyindeki kimyasal bir dengesizlikten ya da sinirsel ileticilerdeki işlev bozukluğundan kaynaklanıyordu.

Psikiyatristlerin temel başvuru kitabı sayılan Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders’ın (DSM) [Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı] üçüncü (1980 ve 1987) ve dördüncü (1994) basımları onlarca yeni ruhsal bozuklukla beraber yayımlandı.

Ve bu başvuru kitabı ilaç endüstrisinin ve yönlendirilen sağlık hizmetlerinin yardımıyla, dünyanın ruhsal bozukluklara bakışını dönüştürmeye başladı.

Christopher Lane Amerikan Psikiyatri Kongresi’nin yayımlanmamış ve son yıllara kadar erişime kapalı durumda kalmış geniş arşivinden yararlanarak yazdığı bu kitabında, DSM’nin üçüncü ve dördüncü basımlarının hazırlanmasında önemli rol oynamış kişilerin mektuplaşmalarını ve bu kişilerle bizzat yaptığı röportajları da kullanarak bu yetersiz tanımlanmış, esrarengiz kaygı bozukluğunun, sosyal fobinin nasıl çağımızın bir numaralı psikososyal sorunu haline geldiğini açıklıyor.

  • Nüfuzlu psikiyatrlar, ilaç firmalarıyla ortaklık kurarak (ya da onların sponsorluğunda) her ülkede insanların sadece küçük bir yüzdesine acı veren bir sorunu abarttılar mı?
  • Neden utangaçlık gibi, zorlayıcı da olsa sıradan bir duygu durumunu, ilaçla tedaviyi gerektiren bir beyin kimyası bozukluğu olarak tarif ettiler?

Lane, bu sorulara çarpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Christopher Lane – Utangaçlık: Normal Bir Davranış Tarzı Nasıl Hastalık Haline Geldi, çeviren: Gamze Varım, İş Kültür Yayınları, psikiyatri, 312 sayfa, 2022

Laura S. Brown – Feminist Terapi (2022)

Feminist Terapi, kadınlar ile gücü elinden alınmış grupların ataerkil yaklaşımlar içeren geleneksel psikoterapi yöntemlerine karşı duydukları hoşnutsuzluk nedeniyle ortaya çıktı.

Başlangıçta çağın cinsiyetçi bakış açısına karşı düzeltici bir işlev görürken, günümüzde toplumsal cinsiyet, sosyal konum ve güç analizini insan zorluklarını anlamak için birincil strateji olarak kullanan sofistike, postmodern ve bütünleştirici bir uygulama haline geldi.

Laura Brown, bu kısa ve anlaşılır kitapta yalnızca kadınlar için değil, patriyarkal düşünce biçiminden etkilenen herkes için kapsayıcı bir rehber sunuyor.

  • Künye: Laura S. Brown – Feminist Terapi, çeviren: Özge Yılmaz, Okuyanus Yayınları, psikoterapi, 159 sayfa, 2022