Michel Ragon – Kaybedenlerin Belleği (2011)

Michel Ragon’un 1899-1985 zaman aralığında geçen romanı ‘Kaybedenlerin Belleği’, tarihin ezeli kaybedenlerinin hikâyesini anlatıyor.

Bir anlamda, yenilginin güzellemesi olarak okunabilecek romanı ilgi çekici kılan hususların başında, sol siyasetin hayal kırıklıklarını, tarihte önemli roller üstlenmiş kişiliklerin gözünden tasvir etmesidir diyebiliriz.

Lenin, Troçki ve Kollontay gibi aktörlerin birer karakter olarak karşımıza çıktığı romanın merkezinde, Bolşevik Devrimi, Üçüncü Enternasyonal, Mayıs 68 hareketi ve İspanya İç Savaşı gibi, iki büyük savaşın harap ettiği Avrupa’da varlık göstermiş Marksist hareketin dönüm noktaları yer alıyor.

  • Künye: Michel Ragon – Kaybedenlerin Belleği, çeviren: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, roman, 446 sayfa

Hubert Mingarelli – Dört Asker (2007)

  • DÖRT ASKER, Hubert Mingarelli, çeviren: Orçun Türkay, Sel Yayıncılık, roman, 133 sayfa

Hubert Mingarelli’nin ‘Dört Askeri’, savaşın hiçliğini hikâye eden iyi bir roman. 1919’da Kızıl Ordu’nun dört askeri, ilkbaharda Polonya ve Romanya ordularına karşı başlayacak savaştan önce, kışı geçirmek için bir ormanın içine sığınırlar. Bu aşamada, dört kişilik gruba, okuma yazma bilen Evdokim isimli beşinci bir asker katılır. Romanın asıl teması burada başlar. Çünkü Evdokim, bu savaş hiçliğinde diğer askerlerin anılarına yer vererek onları yazıyla ölümsüz kılmaya çalışacaktır. Mingarelli’nin romanı, savaşın birebir belgeselini vermekten, çarpışma anlarını öykülemekten çok, bu beş askerin ölüm düşüncesinden kurtulmak için başvurdukları çareleri anlatıyor.

Lisa Unger – Tatlı Yalanlar (2007)

  • TATLI YALANLAR, Lisa Unger, çeviren: İpek Demir, Altın Kitaplar, roman, 383 sayfa

‘Tatlı Yalanlar’, Lise Unger’in Türkçe’de yayımlanan ilk kitabı ve edebî gerilme iyi bir örnek. Romanın kadın kahramanı Ridley Jones, tesadüf eseri, bir çocuğu trafik kazasından kurtarır. Bu, Jones’un bir hafta boyunca gazetelerin manşetinden düşmemesini, kahraman ilan edilmesini sağlar. Fakat ‘Tatlı Yalanlar’ın olay örgüsü tam da burada gelişmeye başlar. Çünkü Jones, bu tesadüfün kendisini nerelere götürebileceğinden habersizdir. Jones’un ünlenmesinden kısa bir süre sonra, posta kutusuna gelen mektup, onu hayatının bilmediği sırlarına götürecek, geçmişinin düşündüğü gibi olmadığını, şu ana kadarki hayatının aslında nasıl da “tatlı yalanlar”dan ibaret olduğunu öğrenecektir.

Joseph Kessel – Aslan (2011)

  • ASLAN, Joseph Kessel, çeviren: Yaşar İlksavaş, Can Yayınları, roman, 211 sayfa

Joseph Kessel’in, her anlamda beyaz adamın eleştirisi olarak okunabilecek ‘Aslan’ adlı elimizdeki romanı, bir insan-hayvan dostluğu hikâyesi üzerine kurulmuş. Romanın merkezinde, Afrika’da bir milli parkın yöneticisinin kızı olan, hayvanlarla iletişim kurmak gibi özel bir yeteneğe de sahip Patricia ile adı King olan güçlü bir aslan yer alıyor. Roman, insanın hayvanla kurduğu dostluk ve sevgi üzerinden başlar ve devam ederken, bu olağanüstü ilişkinin yine insanlar tarafından acımasızca yok edilişiyle biter. ‘Aslan’, bu dostluğun sona erişinin, cennetin kaybedilişinin sorumlusu olarak, beyaz adamın pervasız “medeniyeti”ni işaret ediyor.

Dominic Smith – Cıva Sanrıları (2011)

  • CIVA SANRILARI, Dominic Smith, çeviren: Dilek Berilgen Cenkciler, APRIL Yayıncılık, roman, 355 sayfa

1787-1851 yılları arasında yaşayan Louis-Jacques-Mandé Daguerre, sanatçı ve kimyagerdi. Fakat Daugerre asıl ününü, bir çeşit fotoğrafik görüntü elde etme yöntemi olan “dagerreyotipi”yle sağladı. İşte Dominic Smith’in elimizdeki romanı ‘Cıva Sırları’nda, fotoğrafın mucidi Daguerre’in hayatı ekseninde, dönemin Fransa’sının bir panoramasını çiziyor. Devrim sonrası Fransa’da geçen roman, aynı zamanda Baudelaire, Niépce ve Arago gibi dönemin önemli figürlerine de yer veriyor. Bu muazzam icadın doğuşuyla hız kazanan kurgu, Daguerre’in listesine aldığı on kişiyi fotoğraflarla ölümsüzleştirmek için yola koyulmasıyla ilginç bir hal alıyor.

Daniel Wallace – Büyük Balık (2011)

  • BÜYÜK BALIK, Daniel Wallace, çeviren: Begüm Kovulmaz, Yapı Kredi Yayınları, roman, 150 sayfa

Daniel Wallace ‘Büyük Balık’ta, Edward Bloom adlı karakterinin sıra dışı hayatını tasvir ediyor. Roman, Bloom’un hayatına dair ayrıntıları oğluyla paylaşması üzerine kurulmuş. Fakat Bloom bunu, hayatını bildik, alelade bir şekilde ortaya dökerek değil, fıkralar ve hikâyeler anlatarak  yapar. Dolayısıyla roman, barındırdığı çok sayıda fıkra ve hikâyeyle, Bloom’un hayatına dair bilinmeyenleri ortaya çıkarma işini okuruna havale ediyor. Bu yönüyle zevkli bir okuma vaat eden roman, aynı zamanda özgün bir tipi de edebiyata armağan ediyor. Wallace’ın romanının, 2003 yılında Tim Burton tarafından sinemaya uyarlandığını da hatırlatalım.

Leonardo Scascia – Her Türlü (2007)

  • HER TÜRLÜ, Leonardo Scascia, çeviren: Kemal Atakay, Can Yayınları, roman, 139 sayfa

Leonardo Scascia’nın ‘Her Türlü’ isimli bu romanı 1970’lerde yayımlanmış ve o dönemin İtalya’sında büyük bir ilgiyle karşılanmıştı. Romanın dikkat çeken yönlerinden biri, son yıllarda Türkiye’de de sık sık tartışılan “Derin Devlet”i konu ediniyor olması. Scascia burada, İtalya’daki yoz siyaset dünyasını, Sicilya mafyasını ve Katolik Kilisesi’nden oluşan çemberi kıyasıya eleştiriyor. Rahip Don Gaetano, kır evinde kardinaller, piskoposlar, bakanlar ve müşavirlerin katıldığı “ayinler” düzenler. Bu ayinlerin görünürdeki amacı Hıristiyanlığa dair bir tartışma gibi görünse de, birbiri ardına işlenen cinayetler bu ayinlerin arkasındaki farklı hesapları ortaya çıkarır.

Kaan Arslanoğlu – Sessizlik Kuleleri 2084 (2007)

  • SESSİZLİK KULELERİ 2084, Kaan Arslanoğlu, İthaki Yayınları, roman, 124 sayfa

Kaan Arslanoğlu’nun ‘Sessizlik Kuleleri 2084’ isimli bu romanında, fantastik, ütopik yönler ağır basıyor. Arslanoğlu’nun kurgusu, George Orwell’ın kara ütopyası olan ‘Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ünden yüz yıl sonrasını hikâye ediyor. Geçen bu yüzyıldan sonra, beden ve zihin teknolojileri akıl almaz ölçüde gelişmiş durumda ve insanların beyinleri tıpkı bilgisayarlar gibi yeniden yapılandırılmaktadır. Dolayısıyal kimlikler, deneyimler, düşler, anılar, kısacası tüm insani nitelikler değiştirilebilir özellikler kazanmıştır. Roman, bu değiştirilebilir insani özelliklerin, bireyi karşı karşıya bıraktığı kâbusu anlatıyor. Arslanoğlu’nun romanı, kara ütopyalara yeni örneklerden biri.

Harold Lamb – Cengiz Han (2007)

  • CENGİZ HAN, Harold Lamb, çeviren: Ali Naci, Kaknüs Yayınları, roman, 272 sayfa

Harold Lamb, Batılı olduğu halde, eserlerinde sürekli Doğu’yu anlatan bir yazar. ‘Timurlenk’, ‘Haçlı Seferleri’, ‘Nur Mahal’, ‘Ömer Hayyam’ ve ‘Barbarların Yürüyüşü’ Lamb’ın ilk akla gelebilecek eserleri. Yazarın ilk olarak 1927 yılında yayımlanan tarihi romanı ‘Cengiz Han’, 12. yüzyılın başlarında Orta Asya’daki Gobi Çölü’nde dağınık halde yaşayan Moğol kabilelerini bir konfederasyon çatısı altında bir araya getiren Cengiz Han’ı anlatıyor. Lamb’ın romanının, Cengiz Han’ın yaşam öyküsünü tarihi kaynaklara dayanarak anlatırken, döneme ışık tutan tarihi gelişmelere ve Moğol askerleri ile göçebe halkın yaşam tarzı, hayat felsefeleri hakkında bilgiler verdiğini de belirtelim.

C. S. Lewis – Korkunç Kale (2007)

  • KORKUNÇ KALE, C. S. Lewis, çeviren: Fethi Aytuna, Kabalcı Yayınları, roman, 420 sayfa

C. S. Lewis’in ‘Korkunç Kale’si, kendisinin ‘Kozmik Üçleme’ isimli dizisinin üçüncü cildini oluşturuyor. Bu romanda olaylar, Jane Studdock’un gördüğü bir kâbusla başlar. Ertesi gün kâbusunda gördüğü yüzü gazetede görür: karısını zehirlediği için giyotinle idam edilmiş bir bilim adamıdır bu. Jane’in bu kâbusu, kendisinin seçilmiş biri olduğu anlamına gelecektir. Çünkü eşi Mark, insan hayatını uygar dünya adına bütünüyle denetlemek isteyen bir örgüte katılmış, bu durum da, özgürlük ve totaliter yönetim tehdidi arasında bir savaş tehlikesini beraberinde getirmiştir. Bu tehdidi özgürlük lehine dönüştürecek olan da Jane ve özgürlük taraftarı dostları olacaktır.