John Le Carré – Son Casus (2015)

Diplomat kabuğuna gizlenmiş maharetli bir ajanın, Magnus Pym’in gerilim dolu hikâyesi.

Pym, bir gün aniden ortadan kaybolur ve onu bulmak için gizli servis hummalı bir çalışma başlatır.

Pym’in gizemli hikâyesi adım adım aydınlanırken, istihbarat örgütleri, devletler ve casusların taraf olduğu tehlikeli bir dünya ufukta belirir.

John Le Carré’in heyecanı sürekli diri tutan romanı, hem gerilim hem de ajan hikâyelerini sevenlere hitap edecek nitelikte.

  • Künye: John Le Carré – Son Casus, çeviren: Mehmet Harmancı, Alfa Yayınları

İvan Gonçarov – Oblomov (2017)

Bazı romanlar öylesine etkilidir ki, onların gücü gündelik hayatımıza bile sirayet eder.

Aşırı tembel olma hali için oblomovluk tabirini kullanırız ki, bu örnek tam da ne demek istediğimizi karşılıyor.

Bir eserin klasik olması, biraz da bu demek.

‘Oblomov’, İvan Gonçarov’un dünya edebiyatına armağan ettiği, başrolünde, üzerine örttüğü battaniyesiyle hem soğuktan hem de hayatın saçma sapan gerekliliklerinden kaçmaktan başka derdi olmayan, romana adını veren Oblomov’un yaşadığı trajikomik olayları hikâye ediyor.

Yatağında uyuklayarak sonsuz hayaller kurmaktan başka gailesi olmayan orta yaşlı toprak sahibi Oblomov, günün birinde, akıllı ve modern yeni Rus kadınını temsil eden Olga’ya âşık olur.

O dizginlenemez aşk, adeta sertçe esen bir rüzgâr gibi Oblomov’un bu yeknesak hayatını silkelemeye başlar.

Fakat Oblomov sıcak köşelerin, pineklemenin ve tembelliğin adamıdır, dolayısıyla bunun için harcayacak “zamanı” ve enerjisi yoktur.

Gonçarov, eşi görülmemiş bir mizahla bu sıra dışı karakterin başından geçenleri anlatırken, bizi Olga’nın yanı sıra Oblomov’un uşağı Zahar ve işadamı Ştoltz gibi muhteşem karakterlerle de tanıştırır.

Özellikle Oblomov’un uşağı Zahar’la inişli çıkışlı ilişkisi ve aralarındaki enteresan diyaloglar, bize göre romanın en eğlenceli bölümleri.

  • Künye: İvan Gonçarov – Oblomov, çeviren: Nuri Yıldırım, Yordam Kitap, roman, 2017

 

Malin Persson Giolito – Bataklık (2018)

Lisede yaşanan bir katliam üzerinden, steril Avrupa toplum hayatına kıyasıya eleştiriler yönelten, iyi bir gerilim ve suç romanı.

Stockholm’ün zengin bir ailesinden olan on sekiz yaşındaki Maja Norberg, derslerinde çok başarılı, okulda da oldukça popüler bir isimdir.

Günün birinde, Norberg’in okuduğu lisede silahlı bir katliam gerçekleşir.

Birçok öğrencinin hayatını kaybettiği katliamda, Norberg de, hem sevgilisini hem de yakın arkadaşını kaybetmiştir.

Norberg, bu katliamdan dolayı tutuklanmış ve şimdi, dokuz aylık bir tutukluluk sürecinin ardından başlayacak davayı beklemektedir.

Peki, nasıl oldu da hem zengin bir aileden gelen hem iyi eğitim almış hem de başarılı böylesi biri, bir anda ülkenin en nefret edilen kişisi haline geldi?

Daha önce avukatlık yapmış Malin Persson Giolito’nun romanı, bu olay üzerinden Avrupa toplum hayatındaki çok yönlü bozulmayı izliyor.

Norberg’in anıları ve mahkeme sahneleri arasında gidip gelen roman, zengin İsveç çocuklarının psikolojilerinin derinlerindeki bataklığı anlatmasıyla dikkate değer.

Romanın, İsveç’te 2017’de Yılın En İyi Suç Romanı Ödülü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Malin Persson Giolito – Bataklık, çeviren: Yonca Mete Soy, Yabancı Yayınları, roman, 416 sayfa, 2018

Samim Kocagöz – Onbinlerin Dönüşü (2009)

Samim Kocagöz, ilk basımı 1957 yılında yapılan ‘Onbinlerin Dönüşü’nde, 1930’ların Almanya’sında hızla yükselişe geçen Nazizm’in, Türkiye’de de yankı bulmasını hikâye ediyor.

Almanya’da yaşanan bu gelişmenin, Türkiye’de de toplumun tüm kesimlerinde bir hareketlenmeye, kaynaşmaya neden olması, yoğunluk kazanan milliyetçilik hareketleri ve üniversite çevrelerine dahi yayılan fikir ayrılıkları, romanın başlıca konularını oluşturuyor.

İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olan Recep ve Halit ise, yaşananların iki tanığı olarak öne çıkıyor.

Kocagöz, yükselen milliyetçi dalgayı, biri siyasî meselelere, diğeri gönül işlerine kafa yoran iki karakterinin kişilikleri çerçevesinden veriyor.

  • Künye: Samim Kocagöz – Onbinlerin Dönüşü, Literatür Yayıncılık, roman, 282 sayfa

Andrew Miller – Saf (2015)

Fransız Devrimi’nin arifesinde, devrim ideallerinin Fransız Kralı’nın kâbusu olduğu bir dönemde, şehirdeki mezarlığı ortadan kaldırmakla görevlendirilen mühendis Jean-Baptiste Baratte’ın kendi değerleriyle giriştiği büyük savaşın hikâyesi.

İdealist genç bir mühendis olan Baratte, halkı zehirlediği gerekçesiyle yok edilmesine karar verilen bu mezarlığın üstesinden gelmeye çalışırken, hem değerleriyle yüzleşecek hem de devrimin gittikçe hızlanan adımlarına tanıklık edecektir.

Andrew Miller’ın Devrim öncesi Fransa’yı renkli ve canlı bir üslupla resmettiği ‘Saf’, 2011 Costa Yılın Kitabı Ödülü’nü de kazandı.

  • Künye: Andrew Miller – Saf, çeviren: Volkan Atmaca, Kırmızı Kedi Yayınevi

Tim Powers – Son Çağrı (2018)

Amerikalı yazar Tim Powers Türkiye’de pek tanınmasa da, kendisi bilimkurgu ve fantazi edebiyatın önemli isimlerinden.

Powers Türkçeye yeni çevrilen ‘Son Çağrı’ ve ‘Declare’ adlı iki romanıyla Dünya Fantazi Ödülü’nü kazanmıştı.

Yazarın, 1987 tarihli ‘Gizemli Denizlerde’ adlı romanının Karayip Korsanları’na uyarlandığını da belirtelim.

Powers’ın elimizdeki ‘Son Çağrı’ romanı ise, tek gözlü kumarbaz Scott Crane’in kumar ile inişli çıkışlı ilişkisini hikâye eden bir nevi kara roman.

Crane, yıllar önce tuhaf bir poker oyununda ruhunu kaybetmiştir, üstelik uzun yıllardır oynadığı kumarda neredeyse hiç başarılı olamamıştır.

Şimdi Crane, heba ettiği hayatını geri kazanabilmek için daha büyük bir kumar oynamaya karar vermiştir.

Kahramanımız bu son oyunu kazanırsa, sadece para değil, kaybettiği ruhunu ve onurunu da geri kazanacaktır.

Bu güzel roman, hem sürükleyici ve sürprizlerle dolu kurgusu hem de derinlikli ve tarihsel karakterleriyle dikkat çekiyor.

Tavsiye edilir.

  • Künye: Tim Powers – Son Çağrı, çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, roman, 680 sayfa, 2018

Karen Joy Fowler – Hepimiz Tamamen Kendimizi Kaybettik (2015)

Çatışmaların ve anlaşmazlıkların parçaladığı beş kişilik bir ailenin dramatik hikâyesi.

Karen Joy Fowler’ın burada sunduğu sıra dışı aile, birbirine bağlı oldukları kadar, aralarına uçurumların girdiği bireylerden oluşuyor.

Aile, zaman hızla geçip giderken, telafi edilemeyecek bir kopuşla farklı yönlere savrulacaktır.

  • Künye: Karen Joy Fowler – Hepimiz Tamamen Kendimizi Kaybettik, çeviren: Niran Elçi, Aylak Kitap

T. C. Boyle – Kadınlar (2015)

“Mimari deha” denilen Amerikalı mimar Frank Lloyd Wright’ın hayatından geçmiş dört kadının aşk ve nefret arasında gidip gelen hikâyesi, bu romanın konusu.

Boyle, bir yandan Catherine, Miriam, Olgivanna ve Mamah’ın başından geçenleri, diğer yandan da uçlarda yaşamış ünlü mimarın hayatını; onun skandallar ve entrikalarla örülü ilişkilerini anlatıyor.

  • Künye: T. C. Boyle – Kadınlar, çeviren: Seçil Sönmez, Martı Yayınları

Christian Jungersen – Kayboluyorsun (2015)

Yıllardır mutlu bir evlilik sürdüren Mia-Frederik çifti, Frederik’in beyninde tespit edilen bir tümörle sarsılır.

İşin daha da korkutucu yanı, tümörün Frederik’in kişiliğini değiştirecek denli etkili oluşudur.

Mia’yı, kocasının tehlikeli ticari girişimleri ile sonu gelmez ihanetleriyle boğuşacağı ürkütücü günler beklemektedir.

Güvenlik ve refah toplumlarını kıyasıya eleştiren ‘Kayboluyorsun’, özellikle insanın psikolojik dehlizlerinde ürkütücü bir yolculuğa koyulmasıyla etkileyici bir roman.

  • Künye: Christian Jungersen – Kayboluyorsun, çeviren: Nur Beier, Ayrıntı Yayınları

Georgi Gospodinov – Doğal Roman (2018)

Bizde kısa süre önce ‘Hüznün Fiziği’ adlı muhteşem romanı yayınlanan Bulgar edebiyatçı Georgi Gospodinov, şimdi ilk romanı olan ‘Doğal Roman’ın yeni basımı ile yeniden karşımızda.

Gospodinov burada, kitabın adından da anlaşılabileceği gibi, “yüksek edebiyatın” “asil” ve “yüksek” konularından ziyade tuvaletlerden bitkilerin üreme biçimlerine ve oradan gündelik hayatın sıradan ayrıntılarına, tümüyle doğal olan konuların üzerinden ilerliyor.

Roman, anlatıcısı olan adamın eşinden ayrılmasıyla başlar.

Kahramanımız bu süreçte yaşadığı şoku atlatmak için hayat üzerine düşünmeye başlar.

Fakat bir süre sonra anlatı, asıl amacından sapmaya başlayarak tuvaletin tarihi, sinekler, arılar ve bir deli bahçıvanın hikâyesine doğru yol almaya başlar ve böylece çağdaş Bulgaristan’a dair keyifle okunacak bir anlatıya dönüşür.

Gospodinov’un “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” ve “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap.” şeklinde tanımladığı bu muzip romanı, iç içe geçmiş kurmaca katmanlarıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“İsimler, isimlendirilmiş olanı kendileri yaratır. Sadece alegorilerle konuşmalıyız.”

“Tuvalet gözetlenmeyen tek umumi yerdir. Hükümetin mevcut olmadığı tek gerçek ütopya, herkes eşit ve içeriye girme amacını gerçekleştirme kılıfı altında istediği her şeyi yapabiliyor. Cezasız kalacağın kesin. Bu duyguyu sadece tabutta veya tuvalette hissedebilirsin.”

Künye: Georgi Gospodinov – Doğal Roman, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, roman, 152 sayfa, 2018