Halit Refiğ – Gazi ile Latife (2008)

Türkiye’nin önemli sinemacılarından Halit Refiğ, tartışmalı senaryosu ‘Gazi ile Latife’de, Cumhuriyet tarihinin günümüzde de etkisinden hiçbir şey kaybetmeyen bir dönemini anlatıyor.

Sinema için yazıldığı halde bir türlü filmi çekilemeyen senaryo, Atatürk’ün 1922-1925 yılları arasındaki üç yılını kapsıyor.

Bu üç yılın içinde, İstiklal Savaşı’nın kazanılması, İzmir geri alındıktan sonra Latife Hanım’la tanışmaları, Cumhuriyet’in ilanı, hilafetin kaldırılması, 1925’te Şeyh Sait İsyanı’nın başlaması, isyanın bastırılması ve kısa bir süre sonra Mustafa Kemal ile Latife Hanım’ın evliliklerinin bitişi bulunuyor.

Refiğ, bir “sinematografik tarih” olarak tanımladığı kitabında ayrıca, Atatürk’ün yukarıda sözünü ettiğimiz üç yıllık zaman dilimi içinde, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele gibi, Milli Mücadele’nin önde gelen isimleriyle Atatürk’ün yollarının nasıl ayrıldığını da anlatıyor.

  • Künye: Halit Refiğ – Gazi ile Latife, Alfa Yayınları, senaryo, 221 sayfa

Pınar ilkiz – Hakikaten: Sevin Okyay Anlatıyor (2017)

“Hakikaten” lafını çok seven ve sıklıkla kullanan Sevin Okyay, yalnızca bir sinema yazarı değil, aynı zamanda usta bir çevirmen, caz müzik ve spor yorumcusu olarak da gönlümüzde taht kurmuş, Türkiye’nin en üretken yazarlarından.

Pınar İlkiz’in sorularıyla yol alan bu nehir söyleşi ise, Sevin Okyay’ın dünyasına dair bilinmeyenleri, onun bir insan, entelektüel ve kadın olarak portresini sunuyor.

Okyay’ı bilenler bilir; kendisi yazılarıyla bile insana keyif bulaştıran bir isim.

Kitabı okurken ilk fark ettiğimiz şey de kendisinin bu hususiyetinden hiçbir şey kaybetmediğidir.

Söyleşi boyunca Okyay’ın kültürel, sanatsal, entelektüel, yazınsal ve sportif dünyasında adım adım ilerliyoruz, böylece bir anlamda bellek de tazelemiş oluruz.

Öte yandan söyleşinin, Sevin Okyay’ın çocukluğuna, yetişme çağlarına, beslendiği kaynaklara ve özellikle de ailesinin kendisi üzerinde bıraktığı, Okyay’ı Okyay yapan silinmez etkileri görünür kılmasıyla ayrıca önemli olduğunu söylemek lazım.

  • Künye: Pınar ilkiz – Hakikaten: Sevin Okyay Anlatıyor, Ayizi Kitap, söyleşi, 216 sayfa

Roland Barthes – Sesin Rengi: Söyleşiler (2017)

“Yazı”nın ve “yazarın/yazmanın” konumundan gündelik yaşamdaki mitlere, klasik yazın üzerine incelemelerden göstergebilim kuramına zengin bir alanda eser üretmiş Roland Barthes’la yapılan, düşünürün dünyasından aydınlatıcı detaylar sunan söyleşiler.

Barthes bu söyleşilerinde sinema, modanın sistemi, kültür ve karşı-kültür, haz, yazı, okuma, edebiyat, öğretim, gerçeküstücüler, beden, hakikat krizi, entelektüelin görevi, aşk, mitler, şiddet ve tembellik gibi pek çok konu hakkındaki görüşlerini, özgün bakış açısıyla paylaşıyor.

“İlk kaybettiğimiz, belli ki, masumiyettir; sözün kendiliğinden diri, doğal, spontane, doğru, bir nevi saf içselliğin dışavurumu olması nedeniyle değil; tersine, sözümüz ağzımızdan çıktığı anda teatraldir, hünerlerini koca bir kültürel ve söylevsel kodlar kümesinden devşirir: Söz her zaman taktiktir…” diyen Barthes’ın söyleşileri, bu büyük düşün insanının engin kültürünü,  sıra dışı zekâsını gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Roland Barthes – Sesin Rengi: Söyleşiler, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, söyleşi, 328 sayfa

Ali Özuyar – Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi (1895-1922) (2017)

Sinemanın Türkiye’deki hikâyesi II. Abdülhamit’in İstibdat döneminde başladı ve saltanatın kaldırılmasına kadar geçen süreçte dönemin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına paralel bir seyir izledi.

İşte, Ali Özuyar’ın bu uzun soluklu çalışması, sinemanın bu topraklardaki ilk yirmi yedi yıllık macerasının kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Kitapta,

  • Sinemanın Osmanlı’ya gelişi ve ilk yıllar,
  • Osmanlı’da ilk sinematograf gösterimleri,
  • İstibdat döneminin sinema üzerindeki etkileri,
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda erken dönem film yapımı,
  • Meşrutiyet döneminin sinema üzerindeki etkileri,
  • 1908-1914 arasında İstanbul’da açılan yeni sinema salonları,
  • Donanma, Müdafaa-i Milliye ve Hilâl-i Ahmer gibi Osmanlı yardım cemiyetlerinin sinema faaliyetleri,
  • Birinci Dünya Savaşı zamanlarında sinema,
  • Osmanlı cephelerinin filme alınması,
  • Mütareke ve işgal döneminde film yapımı,
  • Ve Kurtuluş Savaşı’nın filme alınması gibi pek çok ilgi çekici konu yer alıyor.

Sinemanın Türkiye’deki ilk yılları ve gelişimi hakkında iyi bir kaynak.

  • Künye: Ali Özuyar – Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi (1895-1922), Yapı Kredi Yayınları, sinema, 408 sayfa

Mehmet Öztürk – Sine-Masal Kentler (2014)

Paris, Berlin, Roma, New York ve İstanbul…

Yirminci yüzyılda kimi kentler, pek çok filmin gerek tematik yapısının gerekse biçiminin metaforu, aktörü olmuştu.

Mehmet Öztürk burada, yukarıdaki kadim kentleri, film hikâyesinin oluşturucu öğelerinden biri olarak kullandıkları gibi sinema sanatına da yeni anlatım olanakları açmış kimi filmleri masaya yatırıyor.

  • Künye: Mehmet Öztürk – Sine-Masal Kentler, Doğu Kitabevi

Stephen Lowenstein – İlk Filmim (2014)

Dünyaca ünlü yirmi yönetmen, ilk filmlerine dair bilinmeyen detayları paylaşıyor.

Ken Loach’tan Gary Oldman’a, Mike Leigh’tan Pedro Almodovar’a yönetmenler, ilk film maceralarını, bu deneyimin daha sonraki çalışmalarında ne gibi izler bıraktığını anlatıyor.

Bilhassa yönetmen adaylarının kaçırmaması gereken bir röportaj çalışması.

  • Künye: Stephen Lowenstein – İlk Filmim, çeviren: Sinan Okan, Kolektif Kitap

Andrew Osmond – Ruhların Kaçışı (2014)

Hayao Miyazaki’nin yankı uyandıran; gizemli, rüyavari ve fantastik çizgi filmi Ruhların Kaçışı’na doğru bir yolculuk.

Andrew Osmond, bu olağanüstü filmin açık ve örtük anlamlarını detaylı bir bakışla irdeliyor ve bunu yaparken Miyazaki sinemasının beslendiği kaynaklardan Japon mitolojine kadar geniş bir alanda geziniyor.

  • Künye: Andrew Osmond – Ruhların Kaçışı, çeviren: Hakkı Doğan Dalay, Alfa Yayınları

Hülya Uçansu – Nisan, Ayların En Güzeli (2014)

Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin kurucularından Uçansu, yolu Emek sinemasından geçen yönetmenlere dair anılarını paylaşıyor.

Emir Kusturica’dan Elia Kazan’a, Bernardo Bertolucci’den Gillo Pontecorvo’ya, Costa Gavras’tan István Szabó’ya on iki yönetmenin festivale katılma süreçleri, festival esnasında yaşananlar ve yönetmenlerin açıklamaları burada.

  • Künye: Hülya Uçansu – Nisan, Ayların En Güzeli, Doğan Kitap

Catherine Wheatley – Caché (Saklı) (2014)

Michael Haneke’nin bir gerilim ve dedektiflik hikâyesi etrafında dönen ünlü filminin katmanlı analizi.

Wheatley, Caché’ye sabit bir anlam yüklemekten bilhassa imtina ederek, filmin burjuva suçluluğu, siyasi sorumluluk ve gerçeklik temalarına yoğunlaşıyor, filmin sorduğu soruları, nasıl sorulduklarını ve bunların olası yanıtlarını irdeliyor.

  • Künye: Catherine Wheatley – Caché (Saklı), çeviren: Süha Sertabiboğlu, Alfa Yayınları

Ayşen Oluk – Klasik Anlatı Sineması (2008)

Ayşen Oluk ‘Klasik Anlatı Sineması’nda, sinematografik anlatım araçlarıyla bir öykü anlatmanın en popüler yöntemlerinden birine odaklanıyor.

Bilindiği gibi klasik anlatı sineması, karmaşık karakterlerden çok standart karakterlere, dolaylı öykülerden çok kısa ve öz öykülere, kısacası en ekonomik ve en temel anlatıma başvuran sinema türünü tanımlıyor.

Oluk’un çalışması, konuyla ilgili temel kavramları; klasik anlatı sinemasının birebir kullandığı ve Aristoteles’in sistemleştirdiği Klasik Dramatik Yapı’yı; türün ele aldığı öyküyü anlatırken başvurduğu dramatik/teknik yapıyı ve bu anlatının ilk örneklerinin, tür sinemasının oluşumuna ne gibi katkılar sunduğu gibi konuları anlatıyor.

  • Künye: Ayşen Oluk – Klasik Anlatı Sineması, Hayalet Kitap, sinema, 182 sayfa