Seyla Benhabib – Sürgün, Vatansızlık ve Göç (2023)

Seyla Benhabib, ‘Göç, Sürgün ve Vatansızlık’ adlı kitabında, çağdaş düşüncenin sınırlarının muğlaklaştığı ama yine de ülkelerin sınırlarının giderek daha da belirgin ve kapalı hale geldiği günümüz dünyasına yeni bir yorum getiriyor; bu dünyanın düşünsel kategorileri ile toplumsal varoluşun sınırlarının dışına itilme ve yadsınma anlamına gelen göç, sürgün, vatansızlık, soykırım, ötekileştirme ve kimliksizleştirme gibi olgu veya kavramlarla insanlık tarihinin unutulamayan olaylarının düşünsel izini sürüyor.

Özellikle bu sınır dışı edilme durumuna en ağır biçimde maruz bırakılmış olan Yahudi halkının kendi varoluşunu belirleme çabasını, hem onun kendi tarihselliğinde, hem de o tarihsellik içinden çıkmış Yahudi düşünürlerin bu sınırları bozup yeni sınırlar çizme yolundaki teorik çabaları ile ortaya koyan Benhabib, çoğunlukla aynı amaç peşinde koşar gibi görünen bu düşünürlerin Yahudilik kimliği ile evrensel birer düşünür olma arasındaki gerilimli ve tarihsel açıdan “yüklü” ilişkiyi ortaklıklar ve farklılıklar üzerinden çeşitli konumlanmaları karşı karşıya getirerek gözler önüne seriyor.

Böylelikle bir düşünürün düşüncesi ile onun hayatı arasındaki ilişkinin ne kadar güçlü ve iç içe olduğu bir kez daha bizlere gösteriliyor.

  • Künye: Seyla Benhabib – Sürgün, Vatansızlık ve Göç, çeviren: Erkin Şen ve Enver Utku Batur, Livera Yayınevi, siyaset, 290 sayfa, 2023

Kristin Fabbe – Devletin Müritleri (2023)

İmparatorluklar çağından ulus-devletler çağına geçişte pek çok yeni devlet kuruldu.

Peki, imparatorluk mirasını ulus-devlete taşıyan dinî kurum ve seçkinler nasıl var oldu?

Ulus-devletin seküler kurucuları ile geleneksel dinî seçkinler arasında egemenlik farklı biçimlerde tezahür etti.

Kimi zaman dinî kurum ve seçkinler devlet tarafından içerildi kimi zamansa ikili yapılar biçimde özerkliğini korudu.

Din ile devletin birbirini dışlamadan kurduğu bu karmaşık iktidar ilişkisi, sekülerleşme denilen çift başlılığın tarihini anlatır.

Kristin Fabbe, aynı imparatorluk mirasına sahip Türkiye, Yunanistan ve Mısır’ın farklı coğrafi ve tarihsel yapılar üzerinden sekülerleşme sürecini inceliyor.

Bunu yaparken tarihsel ortaklıklara rağmen dinî kurum ve seçkinlerin devletin müridi mi, yoksa devletin ortağı mı sorusuna yanıt arıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Türkiye anayasasındaki laiklik ilkesi sebebiyle resmî açıdan seküler olmasına rağmen, Türk devleti dine karşı hiçbir zaman tarafsız olmadığı gibi, hiçbir şekilde bir “İslam devleti” de olmadı.

“Türkiye’de çoğu zaman yanlış anlaşılan din ve devlet arasındaki iktidar düzenlemesi, dinin merkezî bir bürokrasi aracılığıyla devlet tarafından yönetilmesini ve dinî ve ulusal olanın, düşünsel ve idari bir sentez şeklinde kaynaştırılmasını içerir.”

  • Künye: Kristin Fabbe – Devletin Müritleri: Osmanlı Dünyasında Din ve Devlet İnşası, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 456 sayfa, 2023

Samuel Moyn – Eşit Olmayan Bir Dünyada İnsan Hakları Yeterli Değil (2023)

Küresel adaletle ilişkili insan hakları anlayışımız dünyamızı daha eşitsiz hale mi getiriyor?

Samuel Moyn, dünyayı herkes için daha iyi hale getirme arayışında insan hakları teorisyenleri ve savunucularının aslında işlerin daha da kötüye gitmesine sebep olup olmadıklarını soruyor.

İnsan hakları çağı en çok zenginlere yaradı.

Devletlerin siyasi hak ihlalleri son yıllarda görülmemiş bir ilgi görürken, maddi eşitlik taahhüdü sessizce ortadan kalktı.

Maddi eşitlik taahhüdünün yerine, ekonomik liberalleşme baskın güç olarak ortaya çıktı.

Moyn, insan hakları hareketini bu rahatsız edici değişimle ilişkilendiriyor ve insan haklarının yükselişinin neden hızla artan eşitsizlikle birlikte gerçekleştiğini araştırıyor.

Bu kışkırtıcı kitap, en yüksek idealin insan hakları olduğuna işaret ederken aynı zamanda daha geniş sosyal ve ekonomik adalet taleplerini nasıl ve neden ihmal ettiğimizi ele alıyor.

  • Künye: Samuel Moyn – Eşit Olmayan Bir Dünyada İnsan Hakları Yeterli Değil, çeviren: Seza Özdemir, Runik Kitap, siyaset, 344 sayfa, 2023

Jason Stanley – Faşizm Nasıl İşler? (2023)

  • Sıradan bir demokrasinin karanlık bir faşist rejime adım adım nasıl dönüşebildiğini hiç düşündünüz mü?
  • Faşizmi gördüğünüz yerde tanıyabilir misiniz?
  • Faşizm artık geçmişte kalmış bir hayaletten mi ibaret?
  • Değilse onunla nasıl mücadele edeceğiz?

Jason Stanley çoksatanlar arasına girmiş, tartışma yaratan bu kitabında işte bu endişe verici sorulara bir yanıt veriyor.

Modern dünyanın en tehlikeli siyasi ideolojilerinden birinin demokratik toplumlarda sinsice kök salmak, toplumları ‘biz’ ve ‘onlar’ olarak bölmek için başvurduğu 10 taktiği adım adım çözümlüyor.

Faşist rejimlerin Mussolini İtalyası ve Hitler Almanyası gibi görkemli tarihsel örneklerinden yola çıkarak faşist siyasetin bugün toplumun kılcal damarlarına, ikili ilişkilere kadar nasıl sızabildiğini gözler önüne seriyor.

Dünyanın dört bir yanında demokrasinin bir kriz içinde olduğu şu günlerde otoriter liderlerin kitleleri nasıl yönlendirdiklerini, konuşulan dili ve gerçeği nasıl çarpıttıklarını, mağduriyet söylemini nasıl istismar ettiklerini, halkı dış/iç mihrak korkusu ve göçmen tehdidiyle nasıl yanlarına çektiklerini ustalıkla açıklıyor.

Faşizmin geçmişte kalmadığını, başkasına yönelik hoşgörünün ve kucaklayıcılığın siyasi çıkarlar uğruna pervasızca aşındırıldığı bir dünyada demokrasinin geleceği için de çok ciddi bir tehdit olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Jason Stanley – Faşizm Nasıl İşler?: Biz ve Onlar Siyaseti, çeviren: Ertuğrul Uzun, Fol Kitap, siyaset, 184 sayfa, 2023

Margaret Macmillan – Savaş (2023)

Savaşma içgüdüsü insan doğasında doğuştan olabilir, ancak savaş ve örgütlü şiddet örgütlü toplumla birlikte gelir.

Savaş, insanlığın tarihini, sosyal ve politik kurumlarını, değerlerini ve fikirlerini şekillendirmiştir.

Dilimiz, kamusal alanlarımız, özel anılarımız ve en büyük kültürel hazinelerimizden bazıları savaşın ihtişamını ve sefaletini yansıtıyor.

Savaş rahatsız edici ve zorlu bir konu, çünkü insanlığın hem en aşağılık hem de en asil yönlerini ortaya çıkarıyor.

Margaret MacMillan, savaşın insan toplumunu nasıl etkilediğine ve buna karşılık siyasal örgütlenme, teknoloji veya ideolojilerdeki değişikliklerin de nasıl ve neden savaştığımızı nasıl etkilediğine bakıyor.

‘Savaş: Çatışmalar Bizi Nasıl Biçimlendirdi?’ çok tartışılan şu soruları araştırıyor:

  • Savaş ilk ne zaman başladı?
  • İnsan doğası bizi birbirimizle savaşmaya mı mahkûm ediyor?
  • Savaş neden tüm insan etkinliklerinin en örgütlüsü olarak tanımlanıyor?
  • Neden savaşçılar neredeyse her zaman erkektir?

Künye: Margaret Macmillan – Savaş: Çatışmalar Bizi Nasıl Biçimlendirdi?, çeviren: Belkıs Dişbudak, Alfa Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2023

Fethi Açıkel – “Kutsal Mazlumluk”tan “Makyavelist Despotizm”e (2023)

Başta AKP olmak üzere, siyasal İslâmcı geleneğin istisnasız hiçbir versiyonu demokratik ve uygar bir toplum yaratma iddiasında başarılı olamadı.

Fethi Açıkel bu kitabında, AKP’nin yirmi yıllık iktidarının sonunda, Türkiye’ye son derece şahsileşmiş ve zümreleşmiş yoz bir otoriter popülizmden başka rejim bulamamasının da gösterdiği gibi, bu partinin alternatif bir modernliğin değil, bir uygarlık ve demokrasi yıkımının parçası olduğunu gözler önüne seriyor.

“Kutsal Mazlumluk”tan “Makyavelist Despotizm”e kitabında Fethi Açıkel, AKP iktidarının politik ve ideolojik mekanizmasını söküyor.

  • AKP neden “makul bir muhafazakâr demokrasi geleneği” yaratamadı?
  • Devletin kurumsallık krizi, demokrasi krizi, dış açık ve dış borç krizi, diplomasi krizi ve değerler krizinden oluşan ağır beşli kriz, nasıl meydana geldi?
  • Merkez-çevre paradigmasındaki problem ne?
  • “Yukarıdan modernleşme” siyasetlerini eleştirmektekullanılan “sosyal mühendislik” kavramını hatırlatan “muhafazakâr mühendislik” nedir?
  • İslâmcılığın liberalizmle, popülizmle, ulusalcılıkla eklemlenmeleri nasıl sonuçlar verdi?

“Otoriterliğin psikopatolojisi” bütün yazılarda uç veriyor: Mazlumluk psikolojisi, eziklik söylemleri, iktidar fetişizmi, intikamcı tazmin eğilimleri ve melankolik öfke…

Sosyal teorinin farklı dallarının birikiminden yararlanan yazılar, geniş bir analitik kavram seti sunuyor.

Siyasal kabilecilik ve muhafazakârlığı anti-demokratik bir aşırılık siyasetine dönüştüren post-muhafazakârlık, kitapta verimli bir şekilde işlenen bu kavramlar arasında.

Kitaptan bir alıntı:

“Devletin kamusallığını, aklını ve evrenselliğini yitirdiği, bir liderin şahsi ve zümrevi bedeninin bir uzantısı haline dönüştüğü bu yapıda, postmodern sultanlık kavramı ile, bir yandan ‘modern öncesi dönemin paternalist devlet geleneklerini’ terk eden, diğer yandan da postmodern otoriter popülist siyasetin karizmatik liderlik modelini birleştiren bir sentezi kastediyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ‘Lider-Parti-Devlet’ üçlemesini tamamlayan ve ‘devletin şahsileşmesi’ ile ‘şahsın devletleşmesi’ süreçlerini örtüştüren bir despotik sentezi kastediyoruz.”

  • Künye: Fethi Açıkel – “Kutsal Mazlumluk”tan “Makyavelist Despotizm”e: AKP Otoriterliğinin Psikopatolojisi, İletişim Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2023

Katy Turton – Unutulmuş Yaşamlar (2023)

Lenin’in, Çar’a suikast suçlamasıyla genç yaşta idam edilen Aleksandr dışında dört kardeşi daha vardır: Lenin’den yaşça daha büyük 1864 doğumlu Anna; devrimci mücadeleye ve Petersburg’da üniversite eğitimine başladıktan kısa süre sonra erken yaşta tifodan ölen Olga; kardeşlerin en uzun yaşayanı Dmitriy; kardeşlerin en küçüğü Mariya.

Bu kardeşler Rusya’daki devrimci harekette aktif olarak yer almışlardır.

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ndeki bölünmeden sonra Lenin’in önderlik ettiği Bolşeviklerin saflarında yeraltı mücadelesi vermiş, hapsedilmiş, sürülmüş, Ekim Devrimi’nden sonra da etkin görevlerde bulunmuşlardı.

Ne var ki Rus Devrimi ve Lenin üzerine yapılmış çalışmalarda bu kardeşler hakkında pek az bilgiye rastlanır.

Kardeşler, özellikle de kız kardeşler, satır aralarında, ağırlıkla Lenin’in hayatını kolaylaştırmak için yaptıkları hizmetlerle anılırlar.

Peki, devrimin her anında ve her aşamasında yer alan bu kadınların devrime katkısı satır aralarına sığdırılabilir mi?

Rus devrim tarihi ve bu devrimde kadınların rolü üzerine uzmanlaşan Katy Turton’ın yoğun ve sabırlı çalışmasının ürünü olan bu kitapta Lenin’in kız kardeşlerinin “unutulmuş yaşamlar”ı gün ışığına çıkarılıyor.

Anna İlyiniçna Ulyanova ve Mariya İlyiniçna Ulyanova’nın ilk gençlik yıllarında üniversitede başlayan yeraltı faaliyetlerinden, Bolşeviklerin en önemli gazetesi Pravda’daki editörlük görevlerinden, 1917 sonrasında Sovyet devletinin çeşitli kademelerinde verdikleri hizmetlere uzanarak onları tarihte hak ettikleri yere oturtuyor.

  • Künye: Katy Turton – Unutulmuş Yaşamlar: Rus Devriminde Lenin’in Kız Kardeşlerinin Rolü, 1864-1937, çeviren: Özlem Koşar, Yordam Kitap, tarih, 320 sayfa, 2023

Erol Ülker – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Mesleki Temsil ve Sol (2023)

Mesleki temsil düşüncesinin Meşrutiyet’ten erken Cumhuriyet dönemine kadar düşünsel ve siyasal temellerine dair çok önemli bir inceleme.

Sol hareketlerin İkinci Meşrutiyet’ten Milli Mücadele’ye ve Cumhuriyet’e uzanan serencamı tarih yazımında öne çıkan konulardan biridir.

İttihatçıların özellikle Milli Mücadele yıllarında sosyalist ve komünist hareketlerle ilişkileri ise İttihatçı sol olarak kavramsallaştırılmıştır.

Bu kitap, İttihatçı solun programatik temelleri arasında önemli bir yere sahip olan ve mesleki temsil olarak Türkçeleştirilen korporatizme odaklanıyor.

Mevcut literatürle birlikte Türkiye, İngiltere ve Fransa arşivlerinden birincil kaynaklara dayanan çalışmada, mesleki temsilin İttihatçı tek parti rejimine özgü iktidar mekanizmaları içinde konumlanan korporatist bir siyasal hareket olduğu vurgulanıyor.

Dolayısıyla mesleki temsilin, en genel olarak Marksizm kaynaklı sosyal demokrat, sosyalist ve komünist akımlardan tamamıyla farklı bir ideolojik yönelim olduğu iddia ediliyor.

Bu yönelimin temel referansları enternasyonalizm değil milliyetçilik, Marksizm değil korporatizmdir.

Kitap, Türkiye solunun, özellikle komünist hareketin gerek İttihatçı soldan gerek mesleki temsilden ayrışarak bağımsız bir siyasal ve ideolojik yönelim haline geldiği tezini ön plana çıkarıyor.

Okur, bu kitapta, arşiv kaynaklarına dayanan bir anlatının yanı sıra, İttihatçı tek parti iktidarından korporatizme, Kemalizmden mesleki temsile, faşizmden sivil topluma değin Osmanlı-Türkiye tarih yazıcılığında atıf yapılan birçok kavramsal ve olgusal tartışmaya ilişkin eleştirel değerlendirmeler bulacaktır.

  • Künye: Erol Ülker – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Mesleki Temsil ve Sol, Yordam Kitap, inceleme, 192 sayfa, 2023

Nancy Fraser ve Rahel Jaeggi – Kapitalizm (2023)

Çağdaş kapitalizmin temel sıkıntılarını ortaya koyan, iki seçkin akademisyen arasında ilgi çekici ve derinlemesine bir söyleşi.

Dünya, toplumsal, ekolojik, siyasal, uygarlıkla ilgili pek çok sayıda krizin kasırgasına kapılmış durumdayken Nancy Fraser ve Rahel Jaeggi, bizi acil olarak elimizi taşın altına koymaya davet ediyor.

Yirmi birinci yüzyıla gelindiğinde kapitalizm, hayatta kalma şansımızı zorlayan, giderek derinleşen, üst üste binen -ekolojik, politik, sosyal- bir krizler çağı getirdi.

Siyaset felsefecileri Fraser ve Jaeggi, bu muhteşem ve geniş kapsamlı söyleşide, kapitalizmi yıkımın kaynağı olarak tanımlıyor ve onun içsel kriz eğilimini inceliyorlar.

Tarih, eleştirel kuram, ekoloji, feminizm ve siyaset kuramını bir araya getiren Fraser ve Jaeggi, kapitalizmin bağımlı olanları ayırma eğiliminin -insanı insan olmayan doğadan, meta üretiminden ve toplumsal yeniden üretimden-, kapitalizmin kriz eğiliminin merkezinde yer aldığını keşfediyorlar.

Fraser ve Jaeggi, bu ‘sınır mücadelelerinin’ kapitalizmin en yıkıcı gücünü oluşturduklarını, fakat aynı zamanda da mücadele eden bir sol hareketin yıkımı durdurabileceği ve çok ihtiyaç duyduğumuz kapitalist olmayan bir geleceği inşa edebileceği alanlar olduklarını söylüyorlar.

  • Künye: Nancy Fraser ve Rahel Jaeggi – Kapitalizm: Eleştirel Kuram Çerçevesinde Bir Söyleşi, çeviren: Eren Karaca, Nika Yayınevi, siyaset, 318 sayfa, 2023

Cynthia Miller-Idriss – Anavatanda Nefret (2023)

ABD başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde aşırılıkçı akımlar kendilerine milyonlarca taraftar buluyor.

Komplo teorilerinden, beyaz üstünlüğüne dair tezlerden, göçmen karşıtlığından beslenen nefret suçları ve şiddet vakaları günbegün artıyor.

Hal böyle olunca aşırılıkçı akımların insanları nasıl etkilediği, hangi mecraları kullanarak toplumda yaygınlaştığı konusu ise çok önemli bir araştırma konusu haline geliyor.

Cynthia Miller-Idriss nefretin üretildiği fiziksel ve sanal alanlara merceğini doğrultuyor ve “Aşırı sağcılar nerede taraftar topluyor?” “Gençler günlük yaşamlarında aşırılıkçı mesajlarla ne zaman karşılaşıyor?” gibi sorulara cevaplar arıyor.

Özellikle toplumların marjlarındaki gençlerin çeşitli ortamlarda nasıl hedef alındığını analiz ediyor ve radikalleşmeye giden yolun ergenlik ve yetişkinlik boyunca aşırı sağcı ortamlara girip çıkmakla oluşan bir süreç olduğunu gösteriyor.

‘Anavatanda Nefret’, yarının aşırı sağcı milliyetçilerinin üniversite kampüslerinden karma dövüş sanatları salonlarına, giyim mağazalarından çevrimiçi oyun sohbet odalarına ve YouTube yemek kanallarına kadar farklı mecralarda nasıl bir araya geldiğini gözler önüne seren ufuk açıcı bir çalışma. Kitap okurları yalnızca günümüz aşırı sağının gençleri cezbettiği ve tuzağa düşürdüğü ana akım mekânlara ve alanlara götürmekle kalmıyor aynı zamanda aşırılıkçı radikalleşmeyle mücadelede kullanabileceğimiz yenilikçi stratejileri de ortaya koyuyor.

  • Künye: Cynthia Miller-Idriss – Anavatanda Nefret: Yeni Küresel Aşırı Sağ, çeviren: Behzat Hıroğlu, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2023