Salisburyli Johannes – Siyasal Yönetim Üzerine Bir İnceleme (2023)

Salisburyli Johannes tarafından kaleme alınan ‘Policraticus’, Orta Çağ siyaset düşüncesinin en kapsamlı ve yaratıcı metinlerinden biri.

Yunancadan türetilen ve uydurma bir sözcük olan ‘Policraticus’ başlığı, Johannes tarafından eserin siyasal muhtevasını yansıtmak için icat edilmiş gibi görünüyor.

Döneminin önde gelen bürokratlarından biri olmasının yanı sıra, din adamı kimliği de bulunan Salisburyli Johnnes’in kendi tecrübe ve gözlemlerinden yararlanarak kaleme aldığı bu eser, dinin rehberliğinde toplumu en iyiye ulaştıracak yönetim şeklinin ayrıntılı bir izahıdır.

Ele aldığı problemlerin evrensel olması sebebiyle yazıldığı zamanı ve mekânı aşarak yerelliğe hapsolmaktan kurtulan bu kıymetli eser, aynı zamanda dönemin iktidar gruplarının arasındaki ilişkiye dair önemli ipuçları da barındırıyor.

Fatih Durgun tarafından ‘Siyasal Yönetim Üzerine Bir İnceleme’ adıyla Türkçeye çevrilen bu eser, siyasi açıdan olabilecek en iyi toplum yapısını anlatmasının yanı sıra, yazıldığı dönem için “aykırı” sayılabilecek bazı düşünceleri içermesi itibarıyla özgün bir metindir.

Zümreler arasındaki ilişkilerin keskin hatlarla çizildiği bir dönemde ortaya konan bu eser, toplumun her kesiminin kamuya sağladığı fayda ölçüsünde değerli ve vazgeçilmez olduğunu savunmasıyla çağdaşlarından farklı bir yerde konumlanır.

İngiliz bir din adamının Orta Çağ’da yazmış olduğu bu siyaset düşüncesi eseri, Klasik gelenek ile Hristiyan düşüncesini orijinal bir biçimde kaynaştırıyor ve bundan hareketle ideal hükümdarın ve siyasi yönetim şeklinin tarifini yapıyor.

  • Künye: Salisburyli Johannes – Siyasal Yönetim Üzerine Bir İnceleme, çeviren: Fatih Durgun, Timaş Yayınları, siyaset, 288 sayfa, 2023

Patrik Hermansson, David Lawrence, Joe Mulhall ve Simon Murdoch – Uluslararası Alternatif Sağ (2021)

Alternatif Sağ’ın (alt-right olarak kısaltılıyor) bir grup internet bağımlısı ergenin kendi aralarında eğleşmesi olmadığı Charlottesville’deki (Virginia/ABD) “Sağı Birleştir” mitingi sırasında ırkçılık karşıtı gruptan bir eylemcinin arabayla ezilerek öldürülmesiyle ortaya çıkmıştı.

O günden sonra bu gruptakilerin hangi ideolojik yönelimlere sahip olduğu, nasıl bir toplumsal grubu temsil ettiği ve bundan sonra eylemlerinin nerelere varacağı pek çok araştırmacının, gazetecinin ve akademisyenin sorduğu soruların başında geldi.

Alternatif Sağ, on yıllardır ortaya çıkan en önemli yeni aşırı sağ gruptur.

Irkçılık karşıtı bir savunma grubu olan Nefret değil UMUT (HOPE not hate) grubunun araştırmacıları tarafından yazılan bu kitap, bu yeni ve tehlikeli fenomen üzerine yazılmış derinlemesine, çığır açan ve erişilebilir/ulaşılabilir bir özet olarak okunabilir.

Kitap ‘Alternatif Sağ’ın nereden geldiğini, şu âna kadarki tarihçesini özetliyor, inanışlarını inceliyor, nasıl örgütlendiğini ve işlediğini tanımlar ve gelecekteki yönüne ışık tutuyor.

Kitaba katkıda bulunan dört araştırmacı hem bu sorunu derinlemesine irdeliyor hem de Hindistan, Japonya ve Rusya gibi Avrupa dışı coğrafyalarda da Alternatif Sağ’ın izlerinin, desenlerinin ve ideolojik kaynaklarını derinlemesine araştırıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“‘Uluslararası Alternatif Sağ’, internette faaliyet gösteren ama gerçek hayatta da faaliyetleri olan bir harekettir. Hareket ‘beyaz kimliğinin’ çokkültürlülük yanlısı ve liberal elitler ile sözde ‘Sosyal Adalet Savaşçıları’ tarafından tehdit altında olduğuna inanan, bu grupların ‘siyaseten doğruculuğu’ kullanarak Batı medeniyetini ve beyaz erkeklerin haklarını aşındırmaya çalıştığına inanan uluslararası bir dizi grup veya bireyden oluşur. Basitçe tanımlamak gerekirse ‘Alternatif Sağ’ aşırı sağ görüşlü, küreselleşmeye karşı, geleneksel/yerleşik muhafazakârlığa radikal bir ‘alternatif’ sunan bir gruplaşmadır. Mensuplarının eklektik ve birbirinden farklı yapısı ciddi anlaşmazlıklara yol açmakla birlikte, hepsi bir dizi çekirdek inanç etrafında bir araya gelmiştir.”

  • Künye: Patrik Hermansson, David Lawrence, Joe Mulhall ve Simon Murdoch – Uluslararası Alternatif Sağ: 21. Yüzyılın Faşizmi mi?, çeviren: Ertuğrul Genç, İletişim Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2023

Birgül Ayman Güler – Devlet Bilimi (2023)

Devlet toplumsal varlığın birincil ürünüdür.

Kişilerden ve kurumlardan ibaret bir şekilsizlik değil, kendi başına bir bütün ve maddi bir nesnedir.

O yüzden bilim için dört başı mamur bir konu oluşturur.

Buna karşın çağımızda devleti konu edinmiş kendi başına bir bilim dalı olmaması tuhaftır.

Oysa çağın gerekleri devletten kaçışmakla karşılanamaz.

Devleti nesnel değil öznel fikirler yumağı saymakla, hatta devlet diye bir nesne olmadığını ileri sürmekle, her kültürü kendi içine kapatıp devletin genel doğasını araştırmaktan vazgeçmekle olmaz.

Devlet olgusu, toplumsal gelişimin yasalarından hareketle bilimsel açıklamalar yapılmasını gerektirir.

Çünkü toplumların kaderi devlet üzerinden yazılıp bozulur.

Biz bunu en son küreselcilik atarında gördük.

Her müdahale, toplumdan önce devlete yöneldi.

Devletteki her reform da devletin üstünden akıp doğrudan topluma düştü.

Tarihin değişik zamanlarında hep olduğu gibi!

Bu kitap, devlet olgusuna ilişkin en temel varsayımlarla kuramları sorguluyor ve bunu Türkiye’den bakarak yapıyor.

  • Künye: Birgül Ayman Güler – Devlet Bilimi: Göçebe ve Yerleşik Devlet, İmge Kitabevi, siyaset, 277 sayfa, 2023

Ulrich Schulte – Yeşilin Gücü (2023)

Ulrich Schulte, bu kitabında Alman Yeşiller Partisi’ni anlatıyor.

Nereden kalkıp nereye geldiler?

Schulte, bu amaçla onlarca yıl, yüzlerce görüşme yaptı, sayısız parti toplantısına katıldı, bütün liderlerle birebir görüştü ve onların çalışmalarında bulundu.

Böylece sadece işin görünen yüzünü değil, arka planını da gözlemleme ve yazma şansı elde etti.

Bu kitap Yeşillere övgü kitabı değil.

Yıllar içinde değişen politikalar aktarılıp eleştiriliyor, partinin merkeze kayması değerlendiriliyor.

Ayrıca Yeşiller dışından, örneğin Friday For Future gibi kuruluşlardan aktivistlerin eleştirel görüşleri aktarılıyor.

Sadece Almanya’da değil, kurulduğu her ülkede, yıldan yıla büyüyen ve oylarını artıran Yeşiller nasıl bir politika izliyor, oyları arttıkça merkeze mi kayıyor, gelecek için bir umut mu yoksa bir hayal kırıklığı mı?

Ulrich Schulte, ‘Yeşilin Gücü’nde, bir gazeteci ustalığı ve eleştirel bakma yeteneğiyle bize mükemmel bir resim sunuyor.

Sonuç sadece Yeşiller için değil, bütün partiler için öğretici ve anlamlı.

Çünkü çıkarılacak dersler geleceğin politikasını belirliyor, bugünü değil…

  • Künye: Ulrich Schulte – Yeşilin Gücü: Eko-Parti Almanya’yı Nasıl Değiştirecek?, çeviren: Gözde Türker, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 224 sayfa, 2023

Todd McGowan – Irkçı Fantazi (2023)

Felsefe, psikanaliz, siyaset teorisi ve eleştirel teorinin kesişimindeki çalışmalarıyla tanınan Todd McGowan’ın ‘Irkçı Fantezi’ adlı kitabı, modernitenin asli sorunlarından biri olan ırkçılığa bakışımızı kökten değiştirecek, ırkçılık karşıtı mücadele için elzem bir metin.

McGowan kitabında kendi deyimiyle ırkçılığın psişik rezonansını irdeliyor, diğer bir ifadeyle bilinçdışının ırkçılıkta oynadığı rolü ele alıyor.

Ona göre ırkçılığın bilinçdışı yanı, yıkıcılığı ya da adaletsizliği değil, ırkçı için keyif üretmesidir.

Kitap boyunca toplumsal linç ve polis cinayetlerinden, antisemitizme, Hollywood filmlerine ve müziğe uzanan geniş bir yelpazede bu keyfin izlerini sürüyor.

Kapitalist modernitede gelişen, çağdaş toplumun temelini oluşturan bu ırkçı psişenin altında yatan temel fantazi yapısını ortaya koyan bu çalışma, ırkçı fantaziye yapılan bu muazzam bilinçdışı yatırımın ırkçılığın devamlılığını sağladığını iddia ediyor.

Söz konusu fantazi yapısını yerinden oynatmadan ve bunu gerektiren kapitalist ilişkileri değiştirmeden ırkçılıkla mücadeleyi hakkıyla sürdürmenin mümkün olmadığını açıkça gösteriyor.

  • Künye: Todd McGowan – Irkçı Fantazi: Nefretin Bilinçdışı Kökleri, çeviren: Erkal Ünal, Axis Yayınları, siyaset, 270 sayfa, 2023

Müzeyyen Ezel Ünal – Cumhuriyet’in Diplomatı Olmak (2023)

“Hariciyeciler,” Osmanlı’nın son döneminde, askerlerle birlikte, İmparatorluğun çöküşünü önleyebileceği düşünülen ayrıcalıklı bürokrat sınıfı konumuna gelmişlerdi.

Cumhuriyet döneminde de bu ayrıcalıklı konum devam etti.

Zira diplomatlar, hem yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa devletler sisteminde eşit ve egemen bir devlet olarak yer alma misyonunun, hem de ülkedeki modernleşme sürecinin önde gelen taşıyıcıları ve temsilcileri sayıldılar.

Müzeyyen Ezel Ünal, erken cumhuriyet dönemi diplomatlarının bu misyon içindeki karakteristiklerini inceliyor.

Batılı eğitim almış, iyi yabancı dil bilen, Mustafa Kemal’in ve yakın çevresinin güvenini kazanmış kişilerden oluşan bu zümrenin mesleki ideolojisinin ve habitus’unun oluşumunu ve kendi içindeki gruplaşmalarını görüyoruz.

Yeni Türkiye’nin modern kadınının dış dünya gözündeki temsilcileri olma misyonunun yüklendiği “sefireleri,” yani büyükelçi hanımlarını da ihmal etmeden…

‘Cumhuriyetin Diplomatı Olmak’, bir prosopografi, yani kolektif biyografi anlatısı içinde erken Cumhuriyet döneminin birçok ünlü şahsiyetinin portre eskizlerini de içeren zengin bir araştırma.

  • Künye: Müzeyyen Ezel Ünal – Cumhuriyet’in Diplomatı Olmak: Erken Cumhuriyet Dönemi Büyükelçileri Üzerine Prosopografik Bir İnceleme, İletişim Yayınları, inceleme, 332 sayfa, 2023

Silvia Federici – Dünyayı Yeniden Efsunlamak (2023)

Silvia Federici, Marx’ın tanımladığı şekliyle ilksel birikimin, köylüleri ücrete tabi ve disipline edilmiş bir proletarya ordusuna dönüştüren arazi gaspının, kapitalizmin başlangıçtaki değil süreğen bir önkoşulu olduğunu, bunun da toplumsal yeniden üretim alanında kadınların ev içi emeğinin sömürülmesiyle taçlandırıldığını ileri sürerek, özellikle 1970’lerde, feminist harekete önemli bir ivme kazandırdı.

Kapitalizme yönelik bu eleştiri çerçevesini hem teorik hem pratik düzeyde istikrarlı bir biçimde sürdürerek günümüze kadar taşıyan Federici, ‘Dünyayı Yeniden Efsunlamak’ta gezegenin dört bir yanında yaşanaduran yeni çitlemeler ve bu bağlamda tartışılan müşterekler meselesinde, küresel kapitalist birikim sürecinin, borçlandırma vasıtasıyla yeniden üretimin yeni bir finans kaynağına dönüştürüldüğü güncel evresinin göz ardı edilen boyutları üzerinde ısrarla durarak, feminist perspektif adına içe dönük eleştiriler de barındıran çok katlı bir cephe açıyor.

Kapitalizmin çitlemelere, yani öncesinde kullanım hakkı örfi kurallar kapsamında topluluklara ait kılınan kaynakların zor kullanılarak temellük edilmesine dayandığını savlayan Federici, buna karşı savunulması gereken “müştereklerin” ortak mülkiyetten ziyade bir toplumsal ilişkiler bütününe işaret ettiğinin altını çiziyor.

Bu ilişkilerin var ettiği özerkliğin ise hayatın ve emeğin mevcut kapitalist örgütlenmesi karşısında direnç ve direniş alanları açtığı tespitinden hareketle, yerli halkların, sularına ve topraklarına göz diken kapitalist düzene karşı verdiği mücadeleye dikkat çekerken, söz konusu ilişkilerin daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir temelde yeniden inşasında toplumsal cinsiyetin önemli bir kaldıraç görevi göreceğini iddia ediyor.

‘Dünyayı Yeniden Efsunlamak’, Marksist kategorileri feminist bir perspektifle bir kez daha yorumlamasıyla da çok önemli.

  • Künye: Silvia Federici – Dünyayı Yeniden Efsunlamak: Müşterekler Siyaseti ve Feminizm, çeviren: Ebru Kılıç, Sel Yayıncılık, feminizm, 280 sayfa, 2023

Jim Rietmulder – Çocuklar Okulu Yönettiğinde (2023)

Demokratik eğitimin ve onun pratik uygulamalarının tüm yönleriyle ortaya koyan eşsiz bir eser.

Jim Rietmulder; kendi güzel, kişisel hikâyeleri eşliğinde çocuklara ve onların okul topluluklarına gerçekten güvenmenin, çocukta ve eğitimde nasıl mucizevi sonuçlar doğurduğunu gözler örüne seriyor.

Kitap, kendi kendini yöneten demokratik okullarımızda hayatın nasıl olduğunu canlı bir şekilde yansıtıyor; komik, tutkulu, son derece ciddi, muzip, şefkatli, adil, yoğun sohbetlerle dolu, çokça oylamalı ve sonsuz bir öğrenme içeriyor.

Her sabah sadece Türkiye’de 18 milyon öğrenci okula gidiyor.

Merkezi bütçenin %10’u eğitme ayrılıyor.

Okullarda görev yapan öğretmen sayısı 1 milyon 100 bin civarında.

Her öğretim yılı başında eğitim kurumları aracılığıyla 21. yüzyıl becerilerinin öğrencilere kazandırılacağı, eğitimde niteliğin yükseleceği söyleniyor.

Eğitim Bakanları değişiyor, öğretim programı değişiyor, ders kitapları yenileniyor ama öğretmeninden bürokratına, öğrencisinden velisine hiç kimse eğitimden beklediğini bulamıyor.

Eğitimde reformun nasıl yapılacağı konusunda çok fazla anlaşmazlık olmasına rağmen çoğu kişi; değişen değerlere, yaşam tarzlarına, akışkanlığa, demografiye, teknolojiye, ekonomiye ve küreselleşmeye dayalı reform ihtiyacı konusunda hemfikir.

Bilgi üretiminin inanılmaz boyutlara geldiği, neredeyse bilgi enflasyonunun olduğu ve giderek artan bunca bilgi arasında neyin nasıl öğretileceğinin birbirine karıştığı bu dönemde başka bir modele ihtiyaç var: Demokratik okullar.

Demokratik okullar, çocukların doğasının ham enerjisine hükmetmeden ya da onu yıkmadan öğrenmek için tasarlanmış bir yöntem. İlhamını günlük yaşamdan alan demokratik okullar, küçültülmüş gerçek bir dünyadır.

Hemen hemen tüm demokratik okullar, resmi okul sistemleri içinde değil, tabandan gelen çabalar ile kurulmuştur.

Demokratik okullar, günümüzün iktidar tarafından yönetilen, genellikle müfredata, sınıflara ve tahakküme dayalı okul sistemlerine pek uymaz.

Buna karşılık demokratik okulların işleyişi, demokratik toplumlar gibi tabandan köklenir.

Çeşitli demokratik okulların ortak noktası, öğrencilerinin örgün bir demokraside, demokratik bir toplumda, özgür ve sorumlu bir yurttaş deneyimi yaşamalarıdır.

En önemlisi de okulu öğrenciler yönetir.

1984’te açılan Circle Okulunun kurucusu Jim Rietmulder, 40 yıllık deneyimini ‘Çocuklar Okulu Yönettiğinde’ kitabında topladı.

Kendi iki çocuğunu da demokratik okullarda okutan yazarın deneyimi bu sayede çift yönlü oldu; öğretmen ve veli.

Bu kitapta, diğer demokratik okullarla karşılaştırmalar yaparak demokratik okullardaki eğitim yaklaşımından karar alma süreçlerine, okulda bir günün nasıl geçtiğinden okulun tüzüğüne kadar tüm deneyimini en ince detayına kadar aktarıyor.

Rietmulder, çocukları için eğitimde daha iyi bir yol arayan yeni nesil ebeveynlere, öğretmenlere ve öğrencilere, şu anda demokratik ya da alternatif bir okulda çalışan ve neler olup bittiğine dair anlayışlarını derinleştirmek isteyen eğitim emekçilerine ilham veriyor.

En önemlisi okulları dönüştürmeye yardımcı olabilecek umut verici gelişmelerin peşine düşmemiz için hepimize umut ve güç veriyor.

  • Künye: Jim Rietmulder – Çocuklar Okulu Yönettiğinde: Demokratik Eğitimin Gücü ve Vaadi, çeviren: Surya Eylem Eyigürbüz, Yeni İnsan Yayınevi, eğitim, 2023

Kolektif – Şiddet ve Eleştirel Düşünce (2023)

Bu kitap, okuyucuyu şu sorular üzerine yoğunlaşacak bir düşünce serüvenine çıkarıyor:

  • Şiddet siyasal anlamda nasıl işler?
  • Meşru ve gayrimeşru şiddet biçimlerini birbirlerinden düzgünce ayırabilir miyiz?
  • Şiddet, iktidar ve güç arasında farklar var mıdır?
  • Şiddetsizlik ulaşılabilir bir siyasal amaç mıdır?
  • Şiddet herhangi bir şekilde haklılaştırılabilir mi?
  • Şiddet muhakkak fiziksel zararı mı gerektirir?
  • Yapısal eşitsizlikleri şiddet biçimleri olarak tanımlamalı mıyız?
  • Şiddet, baskı ve savaş arasında anlamlı ayrımlar yapılabilir mi?
  • Şiddet özellikle insani nitelikli bir sorun mudur?
  • Günümüzde çevreye yönelik yıkıcılık veya önlenebilir hastalıklardan dolayı yaşanan ölümler neden şiddet terimleriyle ifade edilmektedir?
  • Bugün varoluşun kıyısında, bitmek bilmez bir olağanüstülük ve kırılganlık durumunda yaşamak zorunda bırakılanlara nasıl daha iyi kulak kabartabiliriz?

Şiddet konusuyla ilgili eleştirel düşünceye anlaşılabilir bir giriş sunan ‘Şiddet ve Eleştirel Düşünce’, Hannah Arendt’ten Frantz Fanon’a, Michel Foucault’dan Slavoj Žižek’e kadar önde gelen düşünürlerin bu sorulara verdikleri yanıtları inceliyor.

‘Şiddet ve Eleştirel Düşünce’, çağdaş siyasi, felsefi, sosyolojik ve kültürel araştırmalar üzerindeki etkileri devam eden birçok ünlü düşünürün konuyla ilgili çalışmalarına nüfuz etmeyi sağlayan kolay anlaşılır bir rehber ve temel bir kaynak olma niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Şiddet ve Eleştirel Düşünce, derleyen: Brad Evans ve Terrell Carver, çeviren: Çiğdem Çidamlı, Dipnot Yayınları, siyaset, 2023

Philip J. Kain – Marx ve Etik (2023)

Marx’ın erken dönem yazılarından sonraki dönemde yazdıklarına uzanan bir çizgide onun etik üzerine düşüncelerini kapsamlı bir incelemeye tutan Philip J. Kain, Marx’ın etik anlayışının, etik kavramına yaklaşımının farklı dönemlerde geçirdiği çeşitli değişim ve dönüşümlerin izini sürüyor.’Marx ve Etik’, bir yandan Marx’ın kendi görüşlerini temellendirdiği Aristoteles, Kant, Hegel gibi isimleri, onlarla birleştiği ve ayrıldığı noktaları etraflı biçimde ele alırken bir yandan da Marx üzerine yazan çağdaş bazı düşünürlerin görüşlerini masaya yatırıyor, yaptığı değerlendirmelerle tartışmalara önemli bir katkı sunuyor; Marx’ın etik anlayışında değişmeler olduğu iddiasını ortaya koymanın, Marx’ın düşüncesinin farklı dönemlerinin daha dikkatli bir çözümlemesini olanaklı kılacağını ileri sürüyor.

Marx’ın entelektüel gelişimini takip açısından önemli olduğu kadar devlet, toplum, emek, yabancılaşma, özgürlük, ahlâk ve “öz” kavramlarına verdiği anlam gibi konularda da kapsamlı bir çalışma…

Kitap, Marx’ın etik düşüncesini anlamamıza kayda değer ve ufuk açıcı bir katkı.

Kitaptan bir alıntı:

“Marx’ın, düşüncesinin her döneminde sadık kaldığı tek bir etik kuramı olduğunu düşünmediğimden, bu kitaba Marx’ın Etiği değil de ‘Marx ve Etik’ adını verdim. (…) Benim Marx’la ilgili yorumum, Marx üzerine yazan çağdaş kimi düşünürlerinkinden çok keskin biçimde farklı.”

  • Künye: Philip J. Kain – Marx ve Etik, çeviren: Yavuz Kılıç, İletişim Yayınları, felsefe, 284 sayfa, 2023