H. Selim Açan – Bilince Dönüşen Zorunluluk (2021)

Sovyetler deneyiminin gurur veren başarıları ile yarattığı hayal kırıklıkları üzerine çok iyi bir çözümleme.

Selim Açan, Sovyetleri ezberlenmiş hatta servis edilen bilgiler ışığında değil, nesnel bir değerlendirmeye tâbi tutuyor.

Bilimsel sosyalizm öğretisinin temellerini atan Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto’yu yazdıklarında Avrupa’da bir hayalet dolaşıyordu.

Üretim ilişkilerinin kökten değişimine paralel yaşanan toplumsal dönüşümler ve kabaran tepki dalgasının birleşik bir Avrupa devrimiyle taçlanacağını öngörmüşlerdi.

Ancak tarihin tekerleği beklenildiği gibi dönmedi: Devrim, Ekim 1917’de Rusya’da gerçekleşti ve proletarya, nüfusun ezici çoğunluğunu köylülerin oluşturduğu geri kalmış bir tarım ülkesinde iktidarı ele geçirdi.

Yollarını el yordamıyla açmak zorunda kalan Rus komünistleri, son derece çetin geçen yılların ardından, ufukta bir Avrupa devriminin görünmediğine kanaat getirdikleri 1925 sonrasında, tek ülkede sosyalizmi inşaya yöneldiler.

Bu adım, Marksist harekette yüz yılı aşkın bir süredir devam eden keskin bir saflaşmayı da beraberinde getirdi.

Başlangıçta Bolşevik Parti içinde iktidar savaşımı veren kanatlar arasında yaşanan tartışma, çok geçmeden hem ideolojik mücadele sınırlarını aştı hem de enternasyonal bir nitelik kazanarak düşman kamplar üretti.

1936 ve 1956 gibi kritik dönemeçlerden geçerek 1989’da çöken SSCB deneyimi ve onun değerlendirilmesi, dünde kalan ya da kalması gereken bir olgu değildir; aksine, zihinlerde sosyalizmle özdeşleşen (ve nihayetinde yıkılan) bir tahayyülü temsil etmesi bakımından bugün hâlâ günceldir.

Kapitalizmin insanlığın ve doğanın üzerinden tüm yıkıcılığıyla geçtiği, dahası tarihsel sınırlarına dayandığı bu kesitte dahi sosyalizmin ve sınıfsız bir dünya düşü olarak komünizmin bir alternatif olarak görülmemesi, arkaik, bürokratik ve denetimden ibaret bir sistem anıştırmasının ötesine geçememesi bağlamında da günceldir.

Açan, Sovyet deneyimini kalıplaşmış ve ezberlenmiş hatta servis edilen bilgiler ışığında değil, kuşkusuz tarafgir ancak nesnel bir değerlendirmeye tâbi tutuyor.

Bugün bütün sonuçlarıyla değerlendirme ve eleştirebilme konforuna sahip olduğumuz, gurur veren başarılar kadar utanç tablolarını da içeren bir tarihi, bir gelecek projeksiyonuna dönüştürüyor.

  • Künye: H. Selim Açan – Bilince Dönüşen Zorunluluk, Sel Yayıncılık, siyaset, 159 sayfa, 2021

Michael Löwy – Devrim Bir İmdat Frenidir (2021)

Walter Benjamin’in kendine has devrim modeli bugüne nasıl yanıt verebilir?

Michael Löwy, Benjamin’in eserlerinin devrimci boyutunu net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Löwy, Benjamin’in eserleriyle ilk temasını, entelektüel güzergâhına yön veren bir milat, Marksizmin Avrupa ve Latin Amerika’daki heterodoks formları üzerine araştırmalarını derinden sarsan bir keşif olarak değerlendirir.

Devrimleri, ilerleme bağlamında dur durak bilmeden yol alan dünya tarihinin lokomotifi olarak gören Marx karşısında kendi ilerleme ve gelişme eleştirisini ortaya koyan Benjamin ise “imdat freni” olarak tanımladığı bir devrim modeli sunar.

Peki, insanlık, söz konusu freni çekmeyi başarabilecek midir?

‘Ekososyalist Manifesto’nun yazarlarından Löwy, “ekososyalizmin öncüsü” ilan ettiği Benjamin’in eserlerinin devrimci boyutuna dikkat çekerken, dogmatik olmayan tarihsel materyalizmden ilham alan yaklaşımlarla teolojik kaygılardan ileri gelen görüşlerini ustalıkla bir araya getiriyor.

Löwy bunu yaparken, Benjamin ve anarşizm, Benjamin’de teoloji ve antifaşizm gibi ilgi çekici konuları da tartışıyor.

  • Künye: Michael Löwy – Devrim Bir İmdat Frenidir: Walter Benjamin Üzerine Denemeler, çeviren: Alev Er, Sel Yayıncılık, felsefe, 116 sayfa, 2021

Howard Zinn – Hakikatin Gücü (2021)

Howard Zinn, kendisiyle yapılan bu söyleşilerde Amerikan halklarının tarihindeki vahşet ve sömürü ile yüzleşiyor.

‘Hakikatin Gücü’, tarihçilerin göz ardı ettiği korkunç gerçekleri gün yüzüne çıkardığı gibi Amerika’nın geleceği üzerine de düşünüyor.

Zinn’in ‘Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi’ adlı çalışması hakkında derinlikli bir söyleşi olan kitap, Zinn’in bilgeliği, insanlığı ve nüktedanlığıyla yoğrulmasıyla bilhassa dikkat çekiyor.

Zinn, Amerika’nın karanlık geçmişinin yanı sıra, bu tarihin ortaya koyduğu sosyal hareketlerden yükselen umudu nasıl bulabileceğimizi de açıklıyor.

Kitap, Amerika’nın istisnailiğini veya üstünlüğünü kanıtlamaya çalışmaktan ziyade, tersine, tarihçilerin göz ardı ettiği, sıradan insanların oluşturduğu insan ahlakı ve cesaretinin parıltıları için bizi bu tarihe dobra dobra bakmaya teşvik ediyor.

“Tarihi yalnızca geçmişin bilgisine sahip olmak için değil, geleceği değiştirmek için de bilmeliyiz.” diyen Zinn’in bu kitabı, direnişi coşkulu ve cazip hale getirmesiyle alışılagelen politikadan bıkan gençlere de hitap ediyor.

  • Künye: Howard Zinn – Hakikatin Gücü: Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi Üzerine Sohbetler, söyleşi: Ray Suarez, çeviren: Semih Aközlü, İmge Kitabevi, tarih,192 sayfa, 2021

Ulusal Öğrenci Birliği – Öğrenci Hayatının Sefaleti (2021)

Bugün apolitikliğin ve açlığın dayatıldığı öğrenciler, Raskolnikov’un yaşadığı sefaletin beterini yaşıyor.

’68 olayları öncesinde dağıtılan ‘Öğrenci Hayatının Sefaleti’ ise, kurumsal bir cehalet örgütü haline gelmiş üniversitelere çarpıcı saptamalarla başkaldıran harika bir manifesto.

O dönem Strasbourg Üniversitesi’nde dağıtılan ve bir doğrudan demokrasi çağrısı niteliği taşıyan ‘Öğrenci Hayatının Sefaleti’ manifestosu, sayısız korsan baskıyla kısa süre içinde binlerce öğrenciye ulaşır.

Başlığını Guy Debord’un koyduğu ve Tunuslu sendikacı Mustapha Khayati’nin kaleme aldığı, Sitüasyonist Enternasyonal’in bu çağrısı; hem tüketim ve gösteri toplumu entelijansiyasının hem de sendikal ve politik bürokrasilerin yergisi olarak, öğrencileri iktidar çarkları içinde oyalanmayıp devrim umuduna şenlikli bir hava katmaya davet ediyor: “Sıkıntı karşıdevrimcidir!”

Dünyayı kapitalizmin ötesine taşıyacak özne, yeni bir “hayatın bilinçli yönetimini” şekillendirecek yapı ve ortaya çıkacak bu yeni dünyanın kategorilerine dair sorulara verdiği cevaplarla ‘Öğrenci Hayatının Sefaleti’, üniversitenin kurumsal bir cehalet örgütü haline geldiği, profesörlerin seri üretiminin ritmine uyumlanan yüksek kültürün çözülüp dağıldığı, akademik uzmanlık kisvesi altında bütünsel bakışın önüne set çekildiği günümüzde de güncelliğini koruyor.

Kitap, Ferda Keskin’in önsözüyle sunuluyor.

  • Künye: Ulusal Öğrenci Birliği – Öğrenci Hayatının Sefaleti, çeviren: Metin Yetkin, Sel Yayıncılık, siyaset, 53 sayfa, 2021

Bernie Sanders – Ne Yapmalı? (2021)

Dünya tarihinin en zengin ülkesi Amerika’da muazzam düzeyde bir gelir ve servet eşitsizliği var.

ABD seçimlerinde Biden’la yarışmış Bernie Sanders, Amerika’yı daha adil bir hale getirecek siyasal devrimin koşullarını tartışıyor.

Kitap,

  • Milyonlarca insanın neden açlık düzeyinde ücretlere maruz kaldığı,
  • Neden iki veya üç işte çalışmaya zorlandıkları,
  • Niçin rekor kârların yaşandığı bir dönemde, federal asgari ücretin yaşanamaz bir ücret olan saat başına 7.25 dolar olarak kaldığı,
  • Ve neden ortalama işçilerin zararına, zengin ve büyük şirketlerin yararına olan ticaret politikalarının uygulanmaya devam edildiği gibi önemli sorunlar üzerine derinlemesine düşünmesiyle dikkat çekiyor.

Sanders’a göre siyasal devrim, ancak ve ancak çok daha fazla insanı, çok daha fazla işçiyi, çok daha fazla kadını, çok daha fazla siyahı, çok daha fazla Latin’i, yerli Amerikalıyı, Asyalıyı bu mücadeleye katmakla gerçekleşebilir.

Kitaptan bir alıntı:

“Siyasi devrim, büyük düşünmekle ilgilidir. Sadece bir seçim, sadece bir aday, sadece bir sorun hakkında değil. Ülkemizin ekonomik, politik, sosyal ve çevresel yaşamını dönüştürecek bir hareket yaratmakla ilgilidir. Bu kolay değil, ama yapılması gereken bu.”

  • Künye: Bernie Sanders – Ne Yapmalı?: Direnişte İki Yıl, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, İmge Kitabevi, siyaset, 316 sayfa, 2021

Jonathan Sumption – Mahkemelerin Yükselişi (2021)

Yargıçlar kanunları yorumlamak yerine giderek kanun koyucu gibi davranıyor.

Jonathan Sumption, yasama organı ile yargı erki arasındaki yetki karmaşasının çözümü için siyasileri daha fazla sorumluluk almaya çağırıyor.

Son birkaç on yıldır, dünyanın her yerindeki yasama organları tıkanıklıktan mustarip.

Demokrasilerde yasalar ve politikalar yapılır yapılmaz kaldırılıyor.

Görünen o ki yasama meclisleri ilerleme veya fikir birliği sağlayamıyor; dahası mahkemeler seçilmişlerin almış olduğu kararları sıklıkla bozuyor.

Etkin siyasilerin yokluğu karşısında, pek çok kişi, siyasi ve ahlaki sorunların çözümünde mahkemelerden medet umuyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık’taki Yüksek Mahkemelerin veya Strazburg’daki Avrupa Mahkemesinin kararları tartışmayı sona erdiriyor gibi görünse de bölünme ve tartışmalar azalmıyor.

Esasen, demokratik hesap verebilirliğin yokluğu radikalleşmeye yol açıyor.

Yargı erkinin altından kalkamayacağı kadar iş üstlenmesi, siyasilerin eksikliklerini gidermeye yetmemektedir.

Bu durum özellikle insan hakları alanında akut hale gelmiş durumda.

Örneğin, kürtaj ve mahkûmların oy kullanma hakları konularında kim karar vermeli? Seçilmiş siyasiler mi yoksa atanmış yargıçlar mı?

İlk olarak 2019 yılında BBC Reith Derslerinde ortaya konan görüşlerini genişleten Sumption, bazı sorunları siyasilere geri döndürmenin zamanının geldiğini savunuyor.

  • Künye: Jonathan Sumption – Mahkemelerin Yükselişi: Yasamanın Gerileyişi ve Hukuk Üzerine, çeviren: Anıl Aygen, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 93 sayfa, 2021

Slavoj Žižek ve Oğuz İnel – Zaten Yoktular (2021)

Žižek’i ve özellikle de Žižek üzerinden Lacan’ı daha iyi kavramak isteyen okurlar için kaçırılmayacak bir kitap.

Çalışmasını kurmaca söyleşi formatında kurgulayan Oğuz İnel, soracağımız sorulara Žižek’in vereceği yanıtları sunuyor.

İki oturum halinde düzenlenmiş kitabın birinci oturumunda, Lacan’ın günümüzdeki en yetkin yorumcusu olarak Žižek’ten, Lacan’ın bazı temel kavramlarını açıklaması isteniyor.

İlk dört bölüm buna ayrılmış ve böylece burada arzu, gerçek, Jouissance, dürtü, gerçeklik ve özgürlük gibi önemli kavramlar açıklanıyor.

Beşinci bölüm ise, Žižek’in çok önem verdiği ve istisnasız tüm kitaplarında üzerinde durduğu bir konu olan “geriye dönük etki yoluyla özgürlük olanağı” konusuna ayrılmış.

İkinci oturumda ise, konu yelpazesi genişletilmiş ve Žižek’in Korona salgınından tesettüre, İsrail’den Çin’e kadar farklı pek çok konudaki ilginç görüşleri aktarılmış.

  • Künye: Slavoj Žižek ve Oğuz İnel – Zaten Yoktular: Kurmaca Bir Söyleşi, Metis Yayınları, felsefe, 64 sayfa, 2021

Linda Barış – Türkiye’de Ermeni Okulları ve Ermeni Kimliği (2021)

Türkleştirme politikalarının baskın olduğu Ermeni okullarındaki eğitim sistemi Ermeni kimliğinde nasıl karmaşalar yarattı?

Linda Barış, Ermeni okullarındaki öğrencilerin Tarih derslerindeki kitaplarda anlatılan hain Ermenileri okuduklarında neler yaşadığını ortaya koyuyor.

Kitapta, Ermeni okullarında eğitimin nasıl olduğu, derslerin nasıl işlendiği, öğretmenlerin ne şekilde görevlendirildiği, maaşlarını nereden aldıkları, müfredatın öğrencilerin etnik kimlikleri üzerindeki etkilerinin ne olduğu, öğrencilerin okullara kayıt yaptırabilmek için

Ermeni olduklarını nasıl ispatladıkları ve bunun gibi pek çok önemli konu aydınlatılıyor.

Türkiye’deki Ermeni okullarının, Ermeni kimliğinin oluşumuna nasıl bir etkide bulunduğunu anlamak açısından büyük önem arz eden Barış’ın çalışması, aynı zamanda öğrenci, öğretmen ve okul müdürleriyle yapılan görüşmelerle de zenginleşmiş.

  • Künye: Linda Barış – Türkiye’de Ermeni Okulları ve Ermeni Kimliği, İletişim Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2021

Hakan Şahin – Türkiye’de Asker Toplum ve Siyaset (2021)

Türkiye’de askerin kendisine, topluma ve siyasete nasıl baktığı hakkında çok iyi bir çalışma.

Burada 132 askerin kaleme aldığı hatırat, günlük, defter ve otobiyografiyi inceleyen Hakan Şahin, kapsamlı bir zihniyet analizi yapıyor.

Tanzimat döneminden başlayıp 2010’lara uzanan ve erden mareşale her rütbeden kişinin değerlendirmelerini çözümleyen çalışma, modern Türk ordusunun son 150 yıldaki geçmişine ayna tutuyor.

‘Türkiye’de Asker, Toplum, Siyaset’in incelediği kaynakların en eski tarihlisi 1839 doğumlu Gazi Ahmet Muhtar Paşa’ya, en yenisi ise 1974 doğumlu asteğmen Selahattin Yusuf’a ait.

50 bin sayfayı aşan bir malzemenin çözümlenip ilk defa yorumlandığı bu çalışma, yazarlarının yaşamöykülerini ve dönemlerinin siyasi-toplumsal atmosferini de dikkate alarak askerî sosyoloji alanına devasa bir panoramik bakış sunuyor.

  • Künye: Hakan Şahin – Türkiye’de Asker, Toplum ve Siyaset, Beyoğlu Kitabevi, siyaset, 436 sayfa, 2021

Michael Walzer – Kurtuluş Paradoksu (2021)

Ulusal kurtuluş hareketlerinin kazanımları ve paradoksları nedir?

Michael Walzer, Hindistan, İsrail ve Cezayir’i merkeze alarak ele aldığı ulusal kurtuluş hareketlerinin çıkmazlarını ve çelişkilerini gözler önüne seriyor.

Ulusu kurtaranlar, sıklıkla siyasetin bugününü etkilemiş, sembolik anlamlar edinmiş ve toplumlarının siyasi kültürü üzerinde belirleyici oldu.

Kurtarıcılar-kurtarılanlar arasındaki ilişki, bilhassa devletleşmiş ulusal kurtuluş hareketleri söz konusuysa, siyaseten ciddi bir gerilim hattı oluşturmuş, bu hareketler ve partiler farklı toplumsal grupların çeşitli meydan okumalarıyla karşılaşmıştır.

Walzer de, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan üç bağımsız devleti, Hindistan, İsrail ve Cezayir’i ele aldığı ‘Kurtuluş Paradoksu’nda ulusal kurtuluş hareketlerinin vaatlerini, kazanımlarını ve toplumları içerisindeki algılanma biçimleriyle birlikte paradokslarını, çıkmazlarını ve çelişkilerini de gösteriyor.

Ülkelerin ulusal kurtuluş tarihlerinde tekrar eden ve huzur bozucu olan bir örüntüyü tasvir ediyor.

Yazara göre bu huzur bozucu örüntü de, devlete dönüşen seküler siyasi hareketler ve yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra bunların kazanımlarına meydan okuyan dinî hareketler.

  • Künye: Michael Walzer – Kurtuluş Paradoksu: Seküler Devrimler ve Dinî Karşıdevrimler, çeviren: Zeynep Şarlak, İletişim Yayınları, siyaset, 159 sayfa, 2021