Michel Foucault — Ütopik Beden ve Heterotopyalar (2026)

Michel Foucault’nun 1966 tarihli iki radyo konferansını bir araya getiren bu kitap, beden ve mekân kavramlarını alışılmış sınırların ötesinde düşünmeleriyle dikkat çekiyor. Eser, mekânı yalnızca fiziksel bir zemin değil, deneyim, arzu ve iktidar ilişkilerinin kesiştiği canlı bir alan olarak ele alıyor.

“Ütopik Beden” metni, bedenin paradoksal doğasına odaklanıyor. Foucault’ya göre beden, dünyanın merkezinde yer alan ama aynı zamanda “hiçbir yer” olan bir varlık olarak tüm mekânların çıkış noktasıdır. İnsan, aynalar, imgeler, ritüeller ve estetik pratikler aracılığıyla bedenini dönüştürür, sınırlarını aşar ve onu başka yerlere taşır. Dövme, kostüm ya da dans gibi deneyimler, bedenin hem en somut gerçeklik hem de tüm ütopyaların kaynağı olduğunu gösteriyor. Böylece beden, kaçınılmaz bir sınır olduğu kadar, hayal gücünün ve kaçış arzusunun başlangıç noktası hâline gelir.

“Heterotopyalar” ise Foucault’nun “öteki mekânlar” kavramını geliştirdiği metin. Ütopyaların aksine heterotopyalar, gerçek dünyada var olan ancak mevcut düzeni askıya alan, yansıtan ve tersine çeviren alanlar olarak tanımlanıyor. Mezarlıklar, hapishaneler, tiyatrolar, aynalar ya da gemiler gibi mekânlar, toplumun normlarını hem barındırıyor hem de görünür kılıyor. Bu alanlar farklı zamanları, anlamları ve düzenleri bir araya getirerek gündelik gerçekliğin sınırlarını sorgulatıyor. Foucault, bu mekânları inceleyen düşünsel bir yaklaşımı “heterotopoloji” olarak adlandırıyor.

‘Ütopik Beden ve Heterotopyalar’ (‘Le Corps utopique suivi de Les Hétérotopies’), genel olarak beden ile mekân arasındaki ilişkiyi sabit ve nötr olmaktan çıkarıyor. Her ikisinin de tarihsel, çoğul ve politik olduğunu göstererek, insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkinin sürekli yeniden kurulduğunu ortaya koyuyor. Böylece eser hem bireysel deneyimi hem de toplumsal düzeni anlamak için güçlü bir felsefi çerçeve sunuyor.

Michel Foucault — Ütopik Beden ve Heterotopyalar
Çeviren: Ferda Keskin • Ayrıntı Yayınları
Felsefe • 64 sayfa • 2026

Pierre Dardot ve Christian Laval – Bitmeyen Kâbus (2022)

Varlığını saldırganlığına borçlu olan neoliberalizm, krizlerden korkmaz, bilakis onları ustaca kullanır.

Pierre Dardot ve Christian Laval, küresel mantığı mat edecek demokratik ve enternasyonal bir alternatifin nasıl oluşturulabileceğini tartışıyor.

  • Büyük Buhran’dan bu yana tarihin en karanlık tablolardan birini ortaya çıkaran 2008 ekonomik krizinden sorumlu güçlerin ayakta kalabilmesi, hatta süreçten güç kazanarak çıkması nasıl açıklanabilir?
  • Krizi yaratan ekonomi politikaları nasıl oldu da her zamankinden daha etkili hale geldi?

Neoliberalizmi basit bir ekonomik doktrinden fazlası olarak gören Laval ve Dardot’ya göre çıkar birliği kuran oligarşilerce desteklenen neoliberalizm, varlığını saldırganca sürdürmeye muktedir hakiki bir politik-kurumsal sistemdir.

Bir dengesizlik ve karmaşa süreci olmak şöyle dursun, kriz etkin bir yönetim kipine dönüşmüştür.

Dardot ve Laval, ‘Bitmeyen Kâbus’ta sistemi kristalize ederek; neoliberalizmin krizlere rağmen değil, onlardan beslenerek, neden olduğu en olumsuz sonuçları yine kendi yararına sömürmesi sayesinde güçlendiğini, neoliberal boyunduruğun demokrasinin tedricen işlevsizleştirilmesiyle yörünge değişikliklerine nasıl ket vurduğunu faş eder.

Karışıklığı ve tasfiyeleri tırmandıran “hükümete gelmiş sol”un söz konusu oligarşik mantığı güçlendirmek üzere bilfiil görev alarak demokrasiden nihai çıkış ihtimalini artıran sonuçlar doğurduğunu ise örneklerle açıklar.

Küresel neoliberal mantığı mat etmeye, yeni neoliberalizmin özgüllüğünü kavramaya ve farklı deneylerin aktörlerini kapsama gücü olan demokratik ve enternasyonal bir alternatifin inşasına hizmet eden bu ön açıcı çalışma, Türkçe baskısı için kaleme alınmış önsözüyle…

  • Künye: Pierre Dardot ve Christian Laval – Bitmeyen Kâbus: Neoliberalizm Demokrasiyi Nasıl Ortadan Kaldırıyor, çeviren: Ferda Keskin, Sel Yayıncılık, siyaset, 200 sayfa, 2022

Ulusal Öğrenci Birliği – Öğrenci Hayatının Sefaleti (2021)

Bugün apolitikliğin ve açlığın dayatıldığı öğrenciler, Raskolnikov’un yaşadığı sefaletin beterini yaşıyor.

’68 olayları öncesinde dağıtılan ‘Öğrenci Hayatının Sefaleti’ ise, kurumsal bir cehalet örgütü haline gelmiş üniversitelere çarpıcı saptamalarla başkaldıran harika bir manifesto.

O dönem Strasbourg Üniversitesi’nde dağıtılan ve bir doğrudan demokrasi çağrısı niteliği taşıyan ‘Öğrenci Hayatının Sefaleti’ manifestosu, sayısız korsan baskıyla kısa süre içinde binlerce öğrenciye ulaşır.

Başlığını Guy Debord’un koyduğu ve Tunuslu sendikacı Mustapha Khayati’nin kaleme aldığı, Sitüasyonist Enternasyonal’in bu çağrısı; hem tüketim ve gösteri toplumu entelijansiyasının hem de sendikal ve politik bürokrasilerin yergisi olarak, öğrencileri iktidar çarkları içinde oyalanmayıp devrim umuduna şenlikli bir hava katmaya davet ediyor: “Sıkıntı karşıdevrimcidir!”

Dünyayı kapitalizmin ötesine taşıyacak özne, yeni bir “hayatın bilinçli yönetimini” şekillendirecek yapı ve ortaya çıkacak bu yeni dünyanın kategorilerine dair sorulara verdiği cevaplarla ‘Öğrenci Hayatının Sefaleti’, üniversitenin kurumsal bir cehalet örgütü haline geldiği, profesörlerin seri üretiminin ritmine uyumlanan yüksek kültürün çözülüp dağıldığı, akademik uzmanlık kisvesi altında bütünsel bakışın önüne set çekildiği günümüzde de güncelliğini koruyor.

Kitap, Ferda Keskin’in önsözüyle sunuluyor.

  • Künye: Ulusal Öğrenci Birliği – Öğrenci Hayatının Sefaleti, çeviren: Metin Yetkin, Sel Yayıncılık, siyaset, 53 sayfa, 2021

Michel Foucault – Öznenin Yorumbilgisi (2019)

Michel Foucault’nun 1970-1984 arasında Collège de France’ta verdiği dersler, burada.

Bizde şimdi ikinci baskısına ulaşan bu dersler, Foucault’nun felsefe ve tarih arasında kurduğu dikkat çekici bağlarla özellikle öne çıkıyor diyebiliriz.

Burada,

  • Kendilik kaygısı,
  • Antik Yunan’da paranın tesisi,
  • Neoliberalizmin insan kavrayışı,
  • yüzyıl Fransa şehirciliği,
  • Antik felsefi ve ahlâki yaşam buyruğu olarak kendilik kaygısı,
  • Kendilik kaygısının modernite tarafından kendilik bilgisi lehine devre dışı bırakılmasının nedenleri,
  • Kendiliğin belirlenimsiz doğası ile siyasi getirisi,
  • Çağdaş Batı felsefe tarihçiliğinin yanılsamaları,
  • Psikiyatrik iktidar,
  • Modern devlet aklı,
  • Ve Hıristiyan öznellik biçimleri gibi pek çok önemli konu tartışılıyor.

Kitabın Türkçe çevirisinde, Foucault’un sistemi hakkında aydınlatıcı bir önsözün de yer aldığını ayrıca belirtelim.

  • Künye: Michel Foucault – Öznenin Yorumbilgisi, çeviren: Ferda Keskin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 522 sayfa, 2019