Ferhunde Özbay – Dünden Bugüne Aile, Kent ve Nüfus (2015)

Kadın emeği, aile, nüfus dinamikleri ve politikalarına dair pek çok çalışması bulunan Ferhunde Özbay’ın bütün bu alanlardaki üretimlerini ortaya koyan, şahane bir derleme.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Kırsal kesimde toplumsal ve ekonomik yapı değişimlerinin aile işlevlerine yansıması,
  • Aile ve hane yapısı,
  • Türk modernleşmesi bağlamında toplumsal cinsiyet ve mekân,
  • İstanbul nüfusu ve göçler,
  • İstanbul’da 1950 sonrası nüfus dinamikleri,
  • Nüfus hareketleri ve devlet politikaları,
  • Gençliğe yönelik politikalar ve uygulamalar,
  • Cumhuriyet döneminde nüfus bilgisinde kuramsal ve yapısal ayrışma,
  • Türkiye’de demografik dönüşüm sürecinde cinsiyet ve sınıf…

Çalışma, 2015’te aramızdan ayrılan Özbay’ın külliyatına çok değerli bir katkı.

  • Künye: Ferhunde Özbay – Dünden Bugüne Aile, Kent ve Nüfus, İletişim Yayınları, sosyoloji, 352 sayfa, 2015

Yasemin Işıktaç ve Umut Koloş – Hukuk Sosyolojisi (2015)

Hukuk sosyolojisi alanında çalışmış önemli isimlerin fikirleri bağlamında, alanı modern öncesi, modernizm ve modernite sonrasına uzanan geniş bir perspektifte inceleyen, hem bir ders kitabı hem de bir kaynak çalışma.

Yasemin Işıktaç ve Umut Koloş’un kaleme aldıkları eser, hukuk ve sosyoloji ilişkisini tarihsel ve güncel bir perspektifle tartışırken, Durkheim, Marx, Engels, Weber, Duguit, Petrażycki, Ehrlich ve Luhmann gibi, bu alana önemli katkılarda bulunmuş isimlerin görüşlerini kapsamlı şekilde açıklıyor.

Çalışma bunun yanı sıra, hukuk ve toplum çalışmaları, feminist hukuk ve eleştirel hukuk gibi konularda da tam bir başucu eseri.

  • Künye: Yasemin Işıktaç ve Umut Koloş – Hukuk Sosyolojisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, hukuk, 320 sayfa, 2015

Kolektif – Geç Osmanlı’dan Günümüze Modern Doğa Bilimciliği (2019)

Geç Osmanlı döneminden erken Cumhuriyet’e uzanan süreçte, bizdeki doğa bilimciliği nasıl dönüşümler yaşadı?

Elimizdeki kitap, bu konuyu tarihsel ve sosyolojik bir perspektifle irdeleyen ve bu alanda çalışanlar için önemli veri ve değerlendirmeler sunan makaleleri bir araya getiriyor.

Kitapta tartışılan kimi konular:

  • Cumhuriyet dönemi biliminde pozitivizmin etkileri,
  • Yeniçağ Osmanlı’sında astronomi pratikleri,
  • On dokuzuncu yüzyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme, bilim ve mühendislik,
  • Türkiye’de fizikçilerin “sosyal”, “bilim” ve “sosyal bilim” algıları,
  • 1894 İstanbul depremi ve geç dönem Osmanlı İmparatorluğu’nda bilim…

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Ömer Faik Anlı, Özgür Budak, B. Harun Küçük, Berrak Burçak, Amit Bein, Ellen Abrams, Alper Yalçınkaya, Vefa Saygın Öğütle, Sanem Güvenç-Salgırlı, Ozan Doğan ve Ozan Erözden.

  • Künye: Kolektif – Geç Osmanlı’dan Günümüze Modern Doğa Bilimciliği, editör: Vefa Saygın Öğütle ve Sanem Güvenç-Salgırlı, Doğu Batı Yayınları, bilim, 415 sayfa, 2019

Mert Kaya – Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlar (2019)

Türk-Yunan mübadelesi konusunda çok bilinen bir kalıp vardır:

“Mübadele ile 1,5 milyon Ortodoks Rum gitti, 500 bin Müslüman Türk geldi” denir.

Oysa, bu sayıların gerçeği yansıtmadığını biliyoruz.

Pek çok Rum, Yunanistan’a gitmek yerine atalarının toprağı Türkiye’de kaldı.

Peki, onlara, yani gitmeyenlere ne oldu?

Mert Kaya, kendi hikâyesinden yola çıkarak 1919-1925 yılları arasında zorunlu göçe tabi tutulmasına rağmen Anadolu’da kalan, zamanla Müslümanlaş(tırıl)an Ortodoks Rumların izini sürüyor.

Hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da birebir yapılan görüşmelere dayanan kitapta, devlet ve toplum korkusu ve sürekli nefret nedeniyle yıllardır suskunluğa gömülmüş hikâyeler konuşmaya başlıyor.

Çalışma, asimilasyonun devasa baskıları karşısında kalan Rumların kültürleşme sürecine girişini ve bugün neler yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Kitap aynı zamanda, bir zamanlar Anadolu’da olup Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmış kişilerin tanıklıklarından yola çıkarak onların göçe dair duygu ve düşüncelerini kayıt altına alıyor.

Mert Kaya’nın çalışması kısa ama bu ülkenin trajik tarihine tutulmuş güçlü bir ışık.

  • Künye: Mert Kaya – Müslümanlaş(tırıl)mış Rumlar: Bir Bellek Anlatısı, Libra Kitap, inceleme, 160 sayfa, 2019

Nilüfer Göle – Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar (2015)

Avrupalı Müslümanların hayatı konusunda, 21 Avrupa kentinde yürütülen bir saha çalışmasına dayanan bu kitap, Charlie Hebdo ve Hiper Koşer katliamlarının öncesi ve sonrasına ışık tutuyor.

Kitap, hem Avrupalı Müslümanların sosyolojik gerçekliğini kavramak hem de Müslümanların Avrupa’daki yerine dair tartışmaların seyrini izlemek için önemli ayrıntılar sunuyor.

Avrupa’daki “sıradan Müslümanlar” ile onların Müslüman olmayan komşuları olan “kökten” Avrupalıları yüz yüze tartışma toplantılarında bir araya getiren ve buluşmalarda ortaya konan tartışmaların sonuçlarını yorumlayan Nilüfer Göle, İslam kaynaklı ihtilafların Avrupalı soykütüğünü derinlemesine inceliyor.

Okurunu, Avrupa’daki sıradan Müslümanın evrenine taşıyan kitap, Müslüman kültürden gelen Avrupalıların yaşadıkları gerçeklikleri anlamalarına yardım edebilecek ampirik ve kavramsal anahtarlar sunuyor.

  • Künye: Nilüfer Göle – Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar: Avrupa Kamusal Alanındaki İslam İhtilafları Üzerine Bir Araştırma, Metis Yayınları, sosyoloji, 288 sayfa, 2015

James George Frazer – Ruhun Tehlikeleri ve Tabu (2019)

İlksel toplumlarda tabu büyük bir etkiye sahipti.

Bir yandan toplumu dizginlemek, öte yandan iktidarı sağlam kılmak, tabunun birçok işlevinden ikisiydi.

Antropolojinin bir disiplin olarak gelişiminde büyük payı olan James George Frazer da bu kitabında, tabu olgusunu çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Frazer’ın burada asıl ilgilendiği konu, tabu olgusunu krallar ve rahipler gibi kutsal kişilikler üzerinden ele alması.

Kitap, eski toplumlarda tabunun ne denli çeşitli ve zengin bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymasıyla özellikle önemli.

Kitaptan birkaç alıntı:

Yahudi avcılar öldürdükleri hayvanın kanını akıtır ve üstünü toprakla örterlerdi. Hayvanın ruhunun ya da hayatının kanın içinde olduğuna, daha doğrusu kanın bizzat ruh ya da hayat olduğuna inandıkları için kanlı et yemezlerdi.

İskoçya’nın kuzeydoğusunda bir kişi ölür ölmez, “ölümün içlerine girmesini engellemek için” evdeki bütün yemeklerin, tereyağı, peynir, et ve viskinin içine çivi veya örme teli gibi bir demir parçası sokulurdu.

Hayal de insanı yerçekimi kadar etkilemekte olup en az siyanür asidi kadar öldürücüdür.

Yıldızların rotasını ve hızını ne kadar değiştirebilirsek, ahlaki değişimin sürecini de ancak o kadar değiştirebiliriz.

Hiçbir dikkatli ve tarafsız gözlemci bir halkın yasal kodları gibi etik kodlarının da sürekli bir değişim ihtiyacı içinde olduğunu tartışma konusu yapmayacaktır.

  • Künye: James George Frazer – Ruhun Tehlikeleri ve Tabu, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan Yayıncılık, antropoloji, 392 sayfa, 2019

Gurminder K. Bhambra – Moderniteyi Yeniden Düşünmek (2015)

Gurminder Bhambra’dan Avrupa modernleşmesini, kolonyal tarihi ekseninde izleyen çok iyi bir sosyoloji çalışması.

Bhambra’nın buradaki en dikkat çekici katkısı, modernite oluşumu ve gelişiminin yarattığı Avrupa-merkezci ve egemen anlatıma eleştirel bir gözle yaklaşması ve tarihsel sosyolojinin yeniden inşası konusunda özgün bir perspektif sunması.

  1. ve 19. yüzyılda Avrupa geleneğindeki değişimler, post-kolonyalizmin serüveni, modern Avrupa fikrinin şekillenişinde Rönesans, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi’nin etkileri hakkında derinleşmek isteyenlere.
  • Künye: Gurminder K. Bhambra – Moderniteyi Yeniden Düşünmek: Post-Kolonyalizm ve Sosyolojik Tahayyül, çeviren: Özlem İlyas, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 208 sayfa, 2015

Gökçe Zeybek Kabakcı – Maksimum Korunma (2019)

Gökçe Zeybek Kabakçı, duygular sosyolojisi, korku kültürü, eleştirel reklam çalışmaları, iletişim sosyolojisi, siyasal psikoloji, toplumsal cinsiyet ve dijital hikâye anlatımı alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Yazarın bu kitabı da, rasyonaliteden çok duygulara hitap eden reklamları, çok yönlü bir bakışla masaya yatırıyor.

Reklamlardan hiçbir şekilde kaçamıyoruz.

Zira reklam bir bukalemun gibi her girdiği ortamın biçimine kendini uydurabildiği için, gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi:

Gazetelerin sayfalarında karşımıza çıkıyor, birçok dergide yazıdan çok reklam yer alıyor, çoğu sinema salonunda film izleyebilmenin bedeli yaklaşık yirmi dakika süren reklamlar izlemek, radyo, internet ve akla gelebilecek hemen her mecra reklamlar tarafından işgal edilmiş durumda.

Kabakçı’nın, reklamı bir kültürel ve ideolojik metin olarak kavramakla birlikte reklama anlam ve duygulanım üreticisi olarak yaklaşması çalışmayı özgün kılan hususlardandır diyebiliriz.

Yazar, reklamı ideolojiyle sınırlı görmenin, onu yalnızca zihinsel bir faaliyet olarak ele almak yanılgısını yaratabildiğini, oysa reklam ekonomik amaçlı bir telkinden ibaret olmadığını; hatta kendini ekonomik amaçtan çok bir oyun, şenlik, topluluğa aidiyet ilanı olarak sunduğunu belirtiyor.

Yarattığı anlam ve duygu dünyası sayesinde reklam, gündelik yaşam içindeki ilişkilerimizi, dünya görüşümüzü, kendilik algımızı etkileme, bir ruh hali yaratma özelliğine de sahiptir.

Dolayısıyla reklamlar bizi tüketime teşvik ederken aynı zamanda belirli anlamların ve duyguların, özellikle de korku ve kaygıların dolaşıma girmesini sağlayarak bir duygusal iklimin yaratılmasına katkıda bulunur.

İşte Kabakçı da, reklamlar üzerinden korkunun hangi göstergeler, hangi söylemler, hangi bedenler aracılığıyla çağımızın pathosu haline geldiğini net bir şekilde gözler önüne seriyor.

  • Künye: Gökçe Zeybek Kabakcı – Maksimum Korunma: Korku Çağında Reklam, İletişim Yayınları, sosyoloji, 208 sayfa, 2019

Kolektif – Profesyonel Gazetecinin Yurttaş Gazetecilikle İmtihanı (2018)

Yurttaş gazeteciliği her zaman önemli ve değerlidir, fakat bilhassa medyanın tek sesli olduğu baskı ortamlarında yurttaş gazeteciliği hayata öneme sahiptir.

Türkiye bağlamında konuşursak eğer, gazetecilik, iktidarın sözcüsü haline gelen holding medyasının görece konforlu bünyesinde sürdürülen bir halkla ilişkiler pratiğine dönüştükten sonra, kendilerini muhalif olarak tanımlayan veya gerçek gazetecilik yapma saikiyle yola çıkan gazeteciler, alternatif medya kuruluşlarına yöneldi.

Öte yandan, önceleri ana akım medya kuruluşlarında çalışan ama çeşitli gerekçelerle ana akımdan kovulan veya ayrılan ve bu durumun onları aktivist kıldığı kimi tanınmış profesyonel gazeteciler de artık kendilerini yalnızca alternatif medyalarda duyurabiliyor.

İşte bu araştırma, tam da böylesi bir ortamda gazeteciliğin geleceğinin ne olacağına dair soruya yanıt aramak amacıyla yola çıktı.

306 gazeteci ile yapılan görüşmelere dayanan araştırma, profesyonel gazetecilerin hem kendi yaptıkları gazeteciliğe hem de yurttaş gazeteciliğine yönelik tutumlarını ortaya koyuyor.

Kitap, yalnızca bunun için değil, ülke medyasının güncel durumunun iyi bir fotoğrafını çekmesiyle de önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yunus Erduran, Bora Ataman, Barış Çoban ve U. Uraz Aydın.

Kitap yayınevinin sitesinden ücretsiz indirilebilir: https://bit.ly/2E5WOOL

  • Künye: Kolektif – Profesyonel Gazetecinin Yurttaş Gazetecilikle İmtihanı: Türkiye’de Profesyonel Gazetecilerin Yurttaş Gazetecilik Algısı Araştırması, Kafka Kitap, medya/basın yayın, 96 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Özgürlük (2015)

Eğer toplumun her bir bireyi eşsizse ve özgür iradesini kullanarak kendi amaçlarının peşinde koşuyorsa, düzene uygunluk nereden geliyor?

Bu kitap, Zygmunt Bauman’ın, özgürlüğü felsefi veya politik bir kavram olarak tanımlamak yerine, onu toplumsal bir ilişki biçimi olarak tartışma girişimi.

Bauman, özgür bireyin, insanoğlunun evrensel bir durumu olmaktan çok uzak olduğunu, özgür bireyin tarihsel ve toplumsal bir yaratım olduğunu savunuyor.

Bu bağlamda, modern toplumun çağdaş tüketici evresinde, toplum üyelerinin çoğunluğunu hedef alan “baskılama”nın yerini günümüzde “baştan çıkarma”nın aldığı, Bauman’ın temel önermesi olarak karşımıza çıkıyor.

Kitapta, toplumsal bir ilişki olarak özgürlük olgusundan özgürlüğün getiri ve bedellerine ve özgürlüğün geleceğine birçok konu tartışılıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

Özgür irade varsayımı toplumsal düzeni bir bilmeceye çevirmiştir. Sosyologlar da tıpkı sıradan insanlar gibi etraflarına baktıklarında insan davranışının her nasılsa düzenli, bir deseni takip eder ve genellikle tahmin edilebilir olduğunu ve bir bütün olarak toplumda düzene uygunluk gösterdiğini fark etmeden geçememiştir.

Tarihsel ve antropolojik çalışmalar, bizim bu ‘doğal’ özgür bireyimizin oldukça nadir bir tür ve yerel bir olgu olduğunu destekleyen kanıtlar sunmaya devam ediyor. Onu var etmek için birbirine bağlı çok özel bir dizi şart gerekli ve o yalnızca bu şartların sürmesi koşuluyla hayatta kalabilir.

İnsan türünün tarihinde, özgürlüğün evrensel bir insan durumu olarak belirecek kadar yaygın olmasının, modernite ve kapitalizmin ilerleyişiyle yakından bağlantılı göreceli bir yenilik olduğunu göreceğiz. Aynı zamanda özgürlüğün, ancak kapitalist toplumun hayat şartlarıyla ayrılmaz bir şekilde bağlanmış özel anlamı edindikten sonra evrensellik iddiasında bulunabildiğini ve ‘kişinin kendi kaderine hükmetmesi’ olgusunun bilhassa modern çağrışımının, ortaya çıktığı anda, modern zamanların en belirgin karakteristik özelliklerinden toplumsal düzenin yapaylığına dair kaygılarla yakından ilgili olduğunu göreceğiz.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Özgürlük, çeviren: Kübra Eren, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 144 sayfa, 2015