Thomas W. Laqueur – Tek Kişilik Seks (2007)

  • TEK KİŞİLİK SEKS, Thomas W. Laqueur, çeviren: Sermet Yalçın, Literatür Yayıncılık, tarih, 587 sayfa

Thomas W. Laqueur, ‘Tek Kişilik Seks’te, mastürbasyonun kültürel tarihinin izini sürüyor. Mastürbasyon on sekizinci yüzyıla kadar üzerinde fazlaca durulmayan bir konuyken, 1712 yılında, Londra’nın arka sokaklarından birinde yayımlanan ‘Onania’ adlı bir kitapçıkla tıbbi, soyal ve psikolojik bir sorun haline gelerek gündeme oturdu. Daha sonra, çok farklı toplumsal, kültürel ve politik nedenler mastürbasyona farklı anlamlar da yükledi. Çünkü 1900’lü yıllara gelindiğinde, tüm özgürlük talepleriyle beraber, cinsel özgürlük talepleri de artmaya başladı. İşte mastürbasyon da bu tarz bir cinsel özgürlük talebi içinde kendine yer buldu. Fakat bu, mastürbasyonun tabu olarak kalmasına engel olamadı. Laqueuer, mastürbasyon konusunu, Kitabı Mukaddes’ten başlayarak Aristoteles’e, Rousseau’ya, Freud’a ve internet çağına kadar uzanan geniş bir yelpazede inceliyor.

Eutropius – Roma Tarihinin Özeti (2007)

  • ROMA TARİHİNİN ÖZETİ, Eutropius, çeviren: Çiğdem Menzilcioğlu, Kabalcı Yayınları, tarih, 301 sayfa

Eutropius’un İ.S. 369 yılında imparator Valens’in isteği üzerine kaleme aldığı ‘Roma Tarihinin Özeti’, Roma’nın kuruluşundan, İ.S. 364 yılında İmparator Iovianus’un ölümüne kadar, Roma tarihinde geçen önemli olayları anlatıyor ve imparator Valens’in başlatmayı düşündüğü Pers seferinin propagandasını amaçlıyordu. Bu, eserde açıkça fark ediliyor. Çünkü Perslerle tarihte yapılmış savaşlar, kitabın neredeyse yarısını kapsar. Görüldüğü gibi, kitap, küçük bir kent devletinden bir dünya imparatorluğu haline gelen Roma İmparatorluğu’nun büyüklüğü ve gücüne övgü niteliğinde. Kitabın girişinde, yazara ve dönemine dair açıklayıcı bir yazının bulunduğunu da belirtelim.

Niyazi Ahmet Banoğlu – Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri (2007)

  • TARİHİ VE EFSANELERİYLE İSTANBUL SEMTLERİ, Niyazi Ahmet Banoğlu, Selis Kitaplar, tarih, 450 sayfa

“Doğu efsaneler diyarıdır” denir. Bu cümle, bir yanı Doğulu olan İstanbul için de neden geçerli olmasın. İstanbul’un çok eski bir tarihi var. Bu tarihten günümüze kadar gelen şehrin, efsanelerinin olmaması da mümkün değil. İşte, Niyazi Ahmet Banoğlu’nun, İstanbul şehir kültürüne dair önemli bir kaynak olan bu kitabı, yazarın 1935 yılında ‘Kurun’ gazetesinde yayımlanan yazılarının derlenmesiyle oluşturuldu. Kitapta, İstanbul’un Kadıköy, Üsküdar, Beykoz, Sarıyer, Beşiktaş, Beyoğlu, Kağıthane, Eyüp, Fatih ve Eminönü gibi ilk semtlerinin tarihi yer alıyor. Fakat Banoğlu, bu tarihi, her semtin kendi söylenceleri, kültürü ve efsaneleri çerçevesinden anlatıyor.

İskender Özsoy – Mübadelenin Öksüz Çocukları (2007)

  • MÜBADELENİN ÖKSÜZ ÇOCUKLARI, İskender Özsoy, Bağlam Yayınları, tarih, 334 sayfa

Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan Mübadele trajedisi, çok sayıda esere konu oldu. İskender Özsoy’un daha önce yayımlanan ‘İki Vatan Yorgunları / Mübadele Acısını Yaşayanlar Anlatıyor’ isimli çalışması, bu trajediyi dile getiren önemli bir ilk kitaptı. Uzun zamandır gazetecilik yapan Özsoy’un ‘Mübadelenin Öksüz Çocukları’ ise mübadeleye konusuna kaldığı yerden devam ediyor ve 61’i birinci kuşak toplam 72 mübadilin tanıklıklarına yer veriyor. Yaşadıkları topraklardan kopan bu insanlar, tam da yazarın deyimiyle, “parçalanmış zamanları gösteren hayatlar”dı. Kitapta yer alan isimler, bu kopuş sonrasında yaşadıkları telafisi pek mümkün olmayan acılarını dile getiriyor.

Emir Kıvırcık – Büyükelçi (2007)

  • BÜYÜKELÇİ, Emir Kıvırcık, GOA Yayınları, biyografi, 224 sayfa

‘Büyükelçi’, 2. Dünya Savaşı sırasında Fransa’da Paris Büyükelçiliği görevini yapmış Behiç Erkin’in biyografisine dayanıyor. Erkin’in bu önemli tarihi noktadaki rolü, Fransa’da hem Nazilere hem de Nazi işbirlikçisi Vichy hükümetine karşı çıkma cesareti göstermiş olmasıydı. Erkin bu cesaretiyle, çoğu insanın Nazi zulmünden kurtulmasını sağlamıştı. Kendisinin bu katkısı, Fransa’dan Legion D’Honneur nişanı ile Almanya’dan Demir Haç madalyası kazandırmıştı. Erkin’in, Kurtuluş Savaşı’nda komutanlık yapmış, İstiklal Madalyası sahibi bir isim olduğunu da belirtelim. İşte Emir Kıvırcık’ın çalışması, tarihte önemli roller üstlenmiş bu ismin hayat hikâyesini okuyuculara aktarıyor. Önerilir.

Ehsan Masood – İslam ve Bilim (2010)

  • İSLAM VE BİLİM, Ehsan Masood, çeviren: Şafak Timur, Picus Yayınları, tarih, 192 sayfa

Bilim politikaları alanında dersler veren Ehsan Masood ‘İslam ve Bilim’de, 8. ve 16.yüzyıllar arasında, İslam imparatorlukları devrinde gerçekleşmiş bilimsel devrimleri anlatıyor. Söz konusu dönemlerde, bilim ve İslamın birbirine çok daha yakın olduğunu söyleyen Masood, İslam biliminin gelişimini, dönemin siyasî ve dini koşullarının, bu şartlarda ortaya çıkmış bilim adamlarının, mühendislerin ve hâmilerinin öyküleriyle de harmanlayarak veriyor. Hz. Muhammed’in sözlerinin rasyonel sorgulamayı teşvik edici olduğunu savunan Masood, kitabında ağırlıklı olarak İslam’ın özünde bilime karşı olduğu savının yanlış olduğunu kanıtlamaya koyuluyor.

Egon Friedell – Mısır ve Antik Yakındoğu’nun Kültür Tarihi (2007)

  • MISIR VE ANTİK YAKINDOĞU’NUN KÜLTÜR TARİHİ, Egon Friedell, çeviren: Ersel Kayaoğlu, Dost Kitabevi, tarih, 429 sayfa

Önemli bir kültür tarihçisi olan Egon Friedell’in ‘Mısır ve Antik Yakındoğu’nun Kültür Tarihi’ isimli bu çalışması, ilk olarak 1936 yılında yayımlanmıştı. İlk kitabı, ‘Yeniçağın Kültür Tarihi’ isimli üç ciltlik bir çalışmaydı. Ve bu çalışma, kendisinin kültür tarihi alanında uzman olarak kabul edilmesine önemli katkılarda bulundu. Böylesi önemli bir uzmanın, ‘Mısır ve Antik Yakındoğu’nun Kültür Tarihi’ de, yayımlanışının üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra Türkçeye çevrilebildi. Friedell’in buradaki temel tezi, insanın kendini çevreleyen maddesel dünyayı biçimlendirirken kozmik bir anlam evreni de yarattığıdır. Friedell, teknik ve estetik gelişmelerin köşe taşlarını, yaratılan “kozmik anlam evreni”nin izini sürüyor. Kitap, ‘Dünya Tarihinin Hikâyesi’, ‘Mısır’ın Sırrı’, ‘Babil Kulesi’, ‘Tanrı ve Dünya’ ve ‘Büyülü Ada’ başlıklı dört bölümden oluşuyor.

Fay Kirby – Türkiye’de Köy Enstitüleri (2010)

  • TÜRKİYE’DE KÖY ENSTİTÜLERİ, Fay Kirby, çeviren: Niyazi Berkes, Tarihçi Kitabevi, tarih, 532 sayfa

‘Türkiye’de Köy Enstitüleri’, Fay Kirby’nin 1960’ta Columbia Üniversitesi’ne doktora tezi olarak sunduğu ‘The Village Institue Movement of Turkey: An Educational Mobilization for Social Change’ başlıklı özgün tezin çevirisi. Köy Enstitleri hakkında yapılmış en kapsamlı araştırmalardan birine imza atan Kirby, objektif bakış açısıyla da farklılığını ortaya koyuyor. Birinci el kaynaklar kullanılarak yazılmış kitapta, Köy Enstitülerinin temeli olan düşünceler ve deneyler, Enstitülerin kuruluş ve yıkılış süreci ayrıntılı olarak ele alınmış. Kitapta ayrıca, Köy Enstitülülerle yapılmış görüşmelerden elde edilen bilgi ve bulgular da yer alıyor.

Ranajit Guha – Dünya Tarihinin Sınırında Tarih (2006)

  • DÜNYA-TARİHİNİN SINIRINDA TARİH, Ranajit Guha, çeviren: Erkal Ünal, Metis Yayınları, tarih, 139 sayfa

Ranajit Guha’nın ‘Dünya-Tarihinin Sınırında Tarih’ isimli bu kitabı, Avrupamerkezci tarih felsefesi yaklaşımını eleştirerek, tarihyazımını yeniden etkilemiş ve yakın zamanların klasikleri arasına girmiş bir çalışma. Hintli tarihçi Guha, bilindiği gibi, sömürgecilik sonrası tarihyazımını besleyen en önemli akımlardan biri denebilecek Madun Araştırmaları’nın (Subaltern Studies) kurucu isimlerinden. Madun Araştırmaları, Batı tarihçiliğinin bazı halkları yok saydığını ve olabildiğince emperyalist özellikler taşıdığını deşifre eden önemli akımlardan biri. Bu akımın öncüsü Guha’nın açtığı yolun bu anlamdaki önemi, kendisinin eserini daha da değerli kılıyor diyebiliriz.

Nevzat Evrim Önal – Anadolu Tarımının 150 Yıllık Öyküsü (2010)

  • ANADOLU TARIMININ 150 YILLIK ÖYKÜSÜ, Nevzat Evrim Önal, Yazılama Yayınları, tarih, 216 sayfa

Nevzat Evrim Önal ‘Anadolu Tarımının 150 Yıllık Öyküsü’nde, 1960-1980 döneminde hararetle yapılan bir tartışmaya, Türkiye tarımının kapitalistleşmesi konusuna geri dönüyor. Önal’ın buradaki temel tezi, Anadolu tarımının kapitalistleşme dinamiklerinin cumhuriyetin kuruluşundan çok daha eskiye, Tanzimat’a kadar dayandığıdır. Yazar, bu tezinden hareketle, tarım toprakları üzerinde ilk kez özel mülkiyet hakkının tanındığı 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi’ni çalışmanın başlangıç tarihi olarak belirliyor. Çalışma, Türkiye’nin yüz elli yıllık tarımsal dönüşümüne olduğu kadar, ülkenin sosyal tarihine dair önemli ipuçları da sunuyor diyebiliriz.