Erol Ülker – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Mesleki Temsil ve Sol (2023)

Mesleki temsil düşüncesinin Meşrutiyet’ten erken Cumhuriyet dönemine kadar düşünsel ve siyasal temellerine dair çok önemli bir inceleme.

Sol hareketlerin İkinci Meşrutiyet’ten Milli Mücadele’ye ve Cumhuriyet’e uzanan serencamı tarih yazımında öne çıkan konulardan biridir.

İttihatçıların özellikle Milli Mücadele yıllarında sosyalist ve komünist hareketlerle ilişkileri ise İttihatçı sol olarak kavramsallaştırılmıştır.

Bu kitap, İttihatçı solun programatik temelleri arasında önemli bir yere sahip olan ve mesleki temsil olarak Türkçeleştirilen korporatizme odaklanıyor.

Mevcut literatürle birlikte Türkiye, İngiltere ve Fransa arşivlerinden birincil kaynaklara dayanan çalışmada, mesleki temsilin İttihatçı tek parti rejimine özgü iktidar mekanizmaları içinde konumlanan korporatist bir siyasal hareket olduğu vurgulanıyor.

Dolayısıyla mesleki temsilin, en genel olarak Marksizm kaynaklı sosyal demokrat, sosyalist ve komünist akımlardan tamamıyla farklı bir ideolojik yönelim olduğu iddia ediliyor.

Bu yönelimin temel referansları enternasyonalizm değil milliyetçilik, Marksizm değil korporatizmdir.

Kitap, Türkiye solunun, özellikle komünist hareketin gerek İttihatçı soldan gerek mesleki temsilden ayrışarak bağımsız bir siyasal ve ideolojik yönelim haline geldiği tezini ön plana çıkarıyor.

Okur, bu kitapta, arşiv kaynaklarına dayanan bir anlatının yanı sıra, İttihatçı tek parti iktidarından korporatizme, Kemalizmden mesleki temsile, faşizmden sivil topluma değin Osmanlı-Türkiye tarih yazıcılığında atıf yapılan birçok kavramsal ve olgusal tartışmaya ilişkin eleştirel değerlendirmeler bulacaktır.

  • Künye: Erol Ülker – Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Mesleki Temsil ve Sol, Yordam Kitap, inceleme, 192 sayfa, 2023

Kolektif – Süryaniler (2023)

Orta Doğu’nun kadim Hristiyan cemaatlerinden Süryaniler, günümüzün alışılageldik Hristiyanlığına alternatif duruşları ve kendilerine has dinî gelenekleriyle, kurumsallaştığı 6. yüzyıldan günümüze dek kimliklerini korumayı başardılar.

Süryaniliğin zamana direnişi ve canlı bir gelenek olmayı sürdürmesinin arkasında cemaatin kendi dillerini kullanarak tesis ettikleri dinî ve edebi literatür büyük rol oynuyor.

Süryaniliğin kutsal merkezlerinin yer aldığı Türkiye, büyük bir Süryani nüfusa ev sahipliği yapmaktaysa da ne yazık ki Türkiye akademisinde Süryaniyat araştırmaları bugüne kadar hak ettiği ilgiyi göremedi.

Söz konusu ihmali telafi edecek bu eserde, Süryaniyat’ın uluslararası sahadaki en önemli uzmanlarından on beşinin kaleme aldığı yazılar bir araya getirilmiş.

Kimlik, din, diğer zümrelerle ilişkiler, Akkoyunlu ya da Osmanlı gibi Türk devletleriyle münasebet bu derlemede ele alınan konulardan yalnızca birkaçı.

Türkiye’nin önde gelen Süryaniyat uzmanları Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var tarafından derlenen ve yayıma hazırlanan kitap, Orta Doğu’nun kadim halklarından birinin tarih boyunca oynadığı rolü gözler önüne serecek ve Süryaniler hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkes için başucu kitabı hâline gelecek.

  • Künye: Kolektif – Süryaniler: Kimlik, Din, Literatür, editör: Zafer Duygu, Kutlu Akalın ve Umut Var, Selenge Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2023

Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri (2023)

Günümüzde Romanlar olarak adlandırılan Çingeneler, kendilerine has yaşam tarzları ve kültürleriyle ilgileri üzerlerine çekseler de tarih boyunca dışlanan ve ötekileştirilen toplumlardan biri olmuşlardır.

Kapı gıcırtısına oynayan, sevgililere çiçek satmaya çalışan ve serkeşçe bir hayat süren kişiler olarak yaftalanan Çingeneleri aslında ne kadar tanıyoruz?

İşte bu kitapta; Çingenelerin göçleri, milliyetleri ve dilleri üzerinde durularak Çingenelerin köken itibarıyla Hintli Câtlardan geldikleri tarihî kaynaklardaki lengüistik verilerle ortaya konuluyor.

Sâsâniler zamanında İran’da varlık gösteren Câtların, Emevîler döneminde önce Irak’a daha sonra Suriye’ye yerleştirildiklerini belirleyen ünlü oryantalist Michael Jan de Geoje, onların Bizans hâkimiyetindeki Anadolu üzerinden Avrupa’ya geçtiklerini tarihî gelişmeler ışığında izah ediyor.

Çingenece ve Arapça olmak üzere birçok dildeki verileri âdeta dil arkeolojisi yaparak değerlendiren de Geoje, çalışmasıyla Irak, Suriye, Anadolu ve Avrupa’daki Çingenelerin kökenlerini aydınlatıyor.

İslam, Arap, Türk ve Yunan kültürleri başta olmak üzere farklı medeniyetlerin Çingeneler üzerindeki etkileri ve farklı toplumlarla Çingeneler arasındaki ilişkiler üzerinde de duran de Geoje’un ‘Çingenelerin Asya’dan Göçleri’ adlı eseri, Mustafa Daş’ın Fransızca aslından yaptığı titiz çevirisiyle artık Türkçede.

  • Künye: Michael Jan de Goeje – Çingenelerin Asya’dan Göçleri, çeviren: Mustafa Daş, Selenge Yayınları, tarih, 96 sayfa, 2023

Stuart Easterling – Meksika Devriminin Kısa Tarihi (2023)

Yolsuzluğa batmış muhafazakâr bir diktatör, ona meydan okuyan bir liberal, güney kırsallarında köylü halkı seferber eden bir devrimci, kuzeydeki halkın önderi bir kanun kaçağı, asiler arasına katılan bir liberal politikacı ve on yıl süren ayaklanmaların sonunda iktidarı eline alan bir strateji uzmanı: İşte zengin tarihiyle Meksika Devrimi.

Patlak verişinin üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçmesine karşın Meksika Devrimi hâlen Meksika ulusunun çağdaş tarihindeki en önemli olay sayılıyor. Ve devrimin bıraktığı miras ile çıkarılması gereken dersler konusundaki tartışma bugün de devam ediyor.

Bu zengin tarihi son derece yalın bir dille anlatan Stuart Easterling’in Meksika Devrimini anlamanın önemine dair sözleri ise şöyle:

“Meksika Devriminin olay örgüsünü anlamak, bize salt 1910’larda Meksika tarihinden çok daha fazlasını öğretecektir. Her devrim gibi bu devrim de insanları ve çatışmalarını anlamak için açılan bir penceredir.”

  • Künye: Stuart Easterling – Meksika Devriminin Kısa Tarihi (1910-1920), çeviren: Ümit Şenesen, Yordam Kitap, tarih, 160 sayfa, 2023

Bâverçi ve Nûrullah – 16. Yüzyıl Safevî Mutfağı (2023)

‘Kârnâme’ ve ‘Mâddetü’l-Hayât’ adlı Farsça yemek kitapları, 16. yüzyılda Safevi saray eşrafı ile seçkinlerinin yeme-içme kültürüne ayna tutan iki eşsiz eserdir.

‘Kârnâme’nin yazarı Bâverçi, I. Şah İsmail zamanında yaşayan saygın bir devlet adamının aşçıbaşısı iken ‘Mâddetü’l-Hayât’ın yazarı Nûrullah, I. Şah Abbas sarayının aşçıbaşısıydı.

Safeviler; bugünkü Afganistan, Doğu Anadolu, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, İran ve Türkmenistan’ı içine alan geniş bir havzada varlığını sürdürmüştü.

Dolayısıyla onların mutfak kültürü, neredeyse tüm bu kültürlerin mutfak ve yeme-içme kültürüyle daimi bir etkileşim içinde oluşmuştur.

Safevilerin erken dönem eserlerinden olan ve Türk yazarlar tarafından kaleme alınan ‘Kârnâme’ ile ‘Mâddetü’l-Hayât’, İran mutfağının yeme-içme, yeme, içme, pişirme ve sunma kültürüne dair nice ayrıntılar barındırıyor.

Bu kitaplar, aynı zamanda İran mutfağının Türk/Osmanlı mutfağıyla benzeşen ve ayrışan yönlerini mukayese imkânı sunması bakımından son derece önemli iki kaynak konumundadır.

Mutfak tarihçisi Mary Işın’ın sunuşuyla yayınlanan kitapta, bahsi geçen eserlerin çeviri ve tahlili ile birlikte Safevi mutfağının Osmanlı mutfağıyla ilişkisi ele alınmış.

Ayrıca eserin sonunda mutfak malzemeleri, yiyecek adları ve eserde geçen şahıslar listesi ve bunların Farsça karşılıkları içeren bir dizin eklenmiş.

Bu bölüm hem metin dizini hem de Farsça mutfak sözlüğü mahiyetinde.

Eserleri çevirerek inceleyen Muzaffer Kılıç, Kırklareli Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve klasik Türk ve Fars edebiyatı alanlarında yayınlar yapıyor.

  • Künye: Bâverçi ve Nûrullah – İki Yemek Kitabı Işığında 16. Yüzyıl Safevî Mutfağı (‘Kârnâme’ ve ‘Mâddetü’l-Hayât’), hazırlayan ve çeviren: Muzaffer Kılıç, Kitap Yayınevi, 264 sayfa, yemek, 2023

Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi (2023)

Akhaimenid ailesinin idaresi altında Persis bölgesinde kurulan imparatorluk, tarihe damgasını öylesine güçlü bir biçimde vurmuştu ki imparatorluğun yıkılmasından binlerce yıl sonra bile İran hâlen onların döneminde olduğu gibi Persia olarak anılmaktaydı.

Bu nedenle tarihçiler İran’daki her canlanma döneminden “Pers İmparatorluğu’nun yeniden doğuşu” ya da “Perslerin geri dönüşü” olarak söz etmeyi severler.

Sāsān ailesinden Ardāšīr’in MS 224’te kurduğu yeni krallık da modern tarihçilerin gözünde Yeni Pers İmparatorluğu (Neo-Persian Empire) olarak adlandırıldı.

Romalı tarihçilere göre de Sāsāniler, Perslerin mirasçıları oldukları konusunda kuşku duymamaktaydılar.

Sāsāni şahları Pers hükümdarlarının mezarlarının çevresini kendi kabartmalarıyla donatırken bu mirası sahiplendiklerini göstermek istemişlerdi.

İran milli destanı olan Şehnâme Parthların dört yüz yıllık tarihini birkaç satırla geçiştirir ve son Pers Şahı Darius ile Sāsān arasında doğrudan bağ kurmayı tercih eder.

Parthların, üzerinde Hellen tanrılarının tasvirlerinin yer aldığı sikkelerinin yerini Sāsānilerle birlikte Mazda dininin kutsal ateşinin alması bu “öze dönüş”ün simgesi olarak görülmüştür.

Öte yandan Sāsānilerin dört yüzyıllık öyküsünün, mirasçıları oldukları Akhaimenidlerin gölgesi altında kaldığını söyleyebiliriz.

Bilim dünyasında Persler ile onların mirasçıları arasında oldukça eşitsiz bir dağılım vardır.

Persler üzerine yapılan araştırmalar mirasçılarınınkinden kat be kat fazladır.

Sāsāniler klasik tarihçilerin gözünde Roma’yla çatışmaya girdikleri sürece önemlidirler.

İslâm tarihçileri ise Sāsānilere İslâm medeniyetine etkileri nedeniyle ilgi gösterirler.

Türk tarihçiliği de benzer şekilde Sāsānilerin Orta Asya’da oynadıkları role odaklanırlar.

Sonuçta Sāsāniler ancak başka bir kültür evrenine temas edebildikleri ölçüde dikkat çekmişlerdir.

Bu genel ilgisizliğin bir nedeni de Sāsānilerin hâkimiyetinin İlkçağ denilen dönem ile Ortaçağ arasındaki belirsiz geçiş devrine tekabül etmesidir.

Avrupa-merkezci tarihsel dönemlendirmeler sonucu bu medeniyetin bir İlkçağ uygarlığı mı yoksa Ortaçağ uygarlığı mı olduğuna karar verilmedi.

Bu engeller Sāsāni uygarlığı üzerine yapılan araştırmaların hâlen emekleme aşamasında olmasının temel nedenlerinden biridir.

  • Künye: Ulaş Töre Sivrioğlu – Perslerin Ardından İran-Sasaniler Dönemi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2023

Vahram Ter-Matevosyan – Komünizm Gözünden Kemalizm (2023)

Kemalizm ve Kemalizmin ideolojik temelleri, yaygın olarak Batı merkezli yorumların çizdikleri kısıtlı çerçeveler eşliğinde ele alındı.

‘Komünizm Gözünden Kemalizm: Türkiye’nin Dönüşümüne Sovyet Yaklaşımları’, aksi bir yönde ilerleyerek Kemalizmin biçimlenişi ve dönüşümünü, yaygınlaşması ve egemen hale gelişini, Sovyetler Birliği’ndeki tartışmaları odağına alarak inceliyor.

Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında müttefiklik ve düşmanlık gibi karşıt politik tutumları barındıran 1920-1970 arası döneme odaklanan Vahram Ter-Matevosyan, genellikle modernleşme teorilerinin ve jeopolitiğin konusu olan iki ülkenin birbirini nasıl algıladığı sorusunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojik inşası ve evrimini dikkatle takip eden Sovyet araştırmacılarının çalışmalarından yola çıkarak cevaplandırmaya çalışıyor.

Kemalizm hakkındaki tarihyazımını şekillendiren egemen bakışa bir alternatif sunmayı amaçlayan yazar, tarihyazımının bugüne dek dikkate almadığı, Kemalizm üzerine Sovyet düşünce dünyasının zenginliğini günümüze uzanan bir perspektifle sunmakla beraber, Sovyet devlet çıkarlarının enternasyonal sosyalist siyasete nasıl şekil verdiğini de görmemize olanak tanıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitap, Türkiye’nin Batılılaşma modelinin Kemalizmin tarihyazımını güçlü bir şekilde şekillendirdiğini savunmanın yanı sıra, Kemalizme dair ‘Batılı olmayan’, konumuz bağlamında Sovyet pespektiflerinden yararlanarak, Cumhuriyet Türkiyesi ve onun tarihine dair anlayışımızı tartışmaya açıyor ve ona katkıda bulunuyor.”

  • Künye: Vahram Ter-Matevosyan – Komünizm Gözünden Kemalizm: Türkiye’nin Dönüşümüne Sovyet Yaklaşımları, çeviren: Gözde Yılmaz, İletişim Yayınları, siyaset, 231 sayfa, 2023

Rob Boddice – Duygular Tarihi (2023)

Tarihçiler bir süredir, insanların duygularının ve duygularını ifade etme biçimlerinin geçmiş olayların gidişatında oynadığı rolün üzerine daha fazla eğilmeye başladılar.

Duyguların tarihe yön verebileceği fikri yeni değilse de duyguların evrensel değil tarihsel olabileceği fikri, geçmişi anlama çabasının önüne yeni sorunlar çıkardı; tarihyazımı için yepyeni olanaklar, fırsatlar ve konular da sundu.

Rob Boddice, bu kitapta, hızla gelişen ve her geçen gün daha fazla ilgi gören duygular tarihinin kavramlarını, teorilerini, yöntemlerini, başarılarını, sorunlarını ve geleceğini masaya yatırıyor.

Duygular tarihinin antropoloji, psikoloji, felsefe ve nörobilimle kurduğu ilişkilerin bir haritasını çıkarıyor.

Tarihyazımının bu güncel ve gelecek vaat eden dalının, disiplinin temel varsayımlarıyla nasıl hesaplaştığını, başka alanlarla kurduğu köprüler aracılığıyla geçmişe bakmanın güncel ve daha farklı bir yolunu nasıl sunduğunu ortaya koyuyor.

Tarih disiplininin hem içinden hem de dışından duygular tarihine yöneltilen eleştirilere bir yanıt veriyor.

Bu yeni alanın, insan beyninin işleyişine, bilişsel faaliyetlere ve genel olarak insan deneyimine ilişkin anlayışımızı zenginleştirmenin bir yolunu sunduğunu da gösteriyor.

  • Künye: Rob Boddice – Duygular Tarihi, çeviren: Asena Pala, Fol Kitap, tarih, 312 sayfa, 2023

Sula Bozis – İstanbullu Rumlar (2023)

Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’i kısmen kuşatan Haliç’in doğu yakası, “şehir ötesi” anlamına gelen Peran veya Perea adıyla anılıyordu.

Pera’da Bizans döneminden beri Cenevizli ve Venedikli unsurlar mevcuttu. İstanbul’un fethinden sonra 1535’te Fransız elçisine Galata Kulesi dışında, “Pera bağlarında” oturma izni verilmesiyle elçilik oraya taşınmış, bunu diğer yabancı elçilikler, on yedinci yüzyıldan itibaren de Rum tüccar aileleri izlemişti. Sonraki yüzyıllarda çeşitli amaçlarla Osmanlı İmparatorluğu’na gelen Avrupalılarla diğer gayrimüslimlerin semte yerleşmesi sonucu ortaya çıkan kentsoylu Pera mozaiği, özellikle son devir Osmanlı siyasi, kültürel ve toplumsal tarihinde son derece büyük bir rol oynadı.

Bu mozaiğin en önemli unsuru, 1804’te Galatasaray’da Panayia Kilisesi’nin açılmasıyla Pera-Stavrodromi Rum Cemaati adını alan Rum toplumuydu.

Tarih boyunca Pera, İstanbul’un Fener’den sonra en büyük Rum nüfusunu barındıran semti olmuştu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve 20. yüzyıl boyunca Türk-Yunan ilişkilerinin inişli çıkışlı seyrinden olumsuz etkilenen Rum Cemaati, özellikle 6-7 Eylül 1955 saldırılarından sonra hızla küçülmüştü.

Sula Bozis’in yazmalar, diplomalar, okul kayıtları, fotoğraf albümleri gibi çok çeşitli yazılı kaynakların yanı sıra sözlü tarih araştırmalarına da dayanarak hazırladığı ‘İstanbullu Rumlar’ adlı çalışmasının bu genişletilmiş yeni baskısı, Rum cemaatinin tarihini derli toplu bir şekilde günümüz okuruna sunarken, dolaylı olarak bugünkü Türkiye’nin kültür ve şehirleşme tarihine de ışık tutuyor.

  • Künye: Sula Bozis – İstanbullu Rumlar, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 296 sayfa, 2023

Frederick Douglass – Amerikalı Köle Frederick Douglass’ın Yaşam Öyküsü (2023)

 

Frederick Douglass on dokuzuncu yüzyılda yaşamış ünlü bir kölelik karşıtı olarak hatırlansa da bu ifade tek başına Douglass’ın gerçekte kim olduğunu ve ne kadar büyük bir etki yarattığını tam olarak ifade etmez.

Douglass düşünceleri, sözleri ve eylemleriyle ABD’nin dönüşümünde önemli bir role sahiptir.

Başarısının büyüklüğü, köle doğduğunu düşündüğünüzde daha da belirginleşir.

Bu yaşam öyküsü bir bakıma ham hatıralardan oluşan otobiyografidir ama aynı zamanda bir kölenin adaletsiz bir kaderi kabullenmeyi reddetmesinin öyküsüdür.

Tarifsiz zulmün, toplumsal çalkantının, kişisel mücadele ve zaferin ilk ağızdan anlatımıdır.

Etkisi o kadar derindir ki, yazılmasından yaklaşık iki asır sonra bugün bile özgürlük ve eşit hak mücadelelerinde anılır.

Bu yaşam öyküsü, dünyanın herhangi bir yerindeki ırk, etnisite, din vb. temelli ayrımcılıkla mücadelede daima referans verilmesi gereken, gerçek, çarpıcı ve çok güçlü bir özgürleşme öyküsüdür.

“Ne olursa olsun, her ne pahasına olursa olsun gelin, rüzgâra karşı açtığınız pankartların üzerine dini ve siyasi ilkeniz olarak şunları yazın, ‘KÖLELİĞE TAVİZ YOK! KÖLE SAHİPLERİYLE BİRLİK YOK!’”

  • Künye: Frederick Douglass – Amerikalı Köle Frederick Douglass’ın Yaşam Öyküsü, çeviren: Selda Arıt, Heretik Yayıncılık, anı, 152 sayfa, 2023