Jacques Cauvin – Tanrıların Doğuşu, Tarımın Doğuşu (2024)

Yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılık.

Neolitik Devrim ile birlikte insanlık, tarihindeki en köklü değişimleri yaşadı: Kültür devrimi; sembol devrimi; işbölümü devrimi; sulamanın doğuşuyla birlikte artı değer üretimine olanak sağlayan teknoloji devrimi; kutsalın ortaya çıkışı ve ilk hiyerarşik düşünce sistemlerinin inşasında kendini açığa vuran entelektüel devrim.

Uzun yıllar Anadolu’da kazılar yapan Jacques Cauvin artık klasikleşmiş eseri ’Tanrıların Doğuşu, Tarımın Doğuşu’nda, insanın avcı-toplayıcılığa sırt çevirip ilk örgütlü toplumların temellerinin atıldığı bu ufuk açıcı geçiş dönemini mercek altına alıyor.

Ne de olsa insanlığın bugünkü durumunun kökeni Neolitik Devrim’e dayanıyor.

Jacques Cauvin (1930-26 Aralık 2001), tarihöncesi Levant ve Yakındoğu alanında uzman Fransız arkeolog.

Cauvin, çalışmalarına Fransa’da Oullins ve Chazelles Mağaraları’nda 1959 ve 1960 yıllarında başladı; ardından 1965 yılında Chandolas’da devam etti. Yakındoğu arkeolojisine ilgisi, 1958 yılında Maurice Dunand’ın kendisini Lübnan’ın Biblos kentindeki taş alet endüstrileri üzerine kazı ve incelemelerine davetiyle başladı.

1967 yılına kadar yedi kazı sezonu boyunca, Lübnan’ın Akdeniz kıyısına kadar uzanan araştırmalar gerçekleştirdi.

Aynı dönemde 1962’de Suriye’de Horan, 1969’da Cezire, 1965’te Tayibe, 1972’de Tel Asvad’da kazı çalışmalarına katıldı.

Bölgedeki deneyimi sayesinde, Maurits van Loon tarafından keşfedilen ve incelenen Mureybet kazılarını yönetmek üzere seçildi.

1978’de Türkiye’nin talebiyle Fırat Nehri’nde Cafer Höyük’te yeni bir kurtarma kazısı başlattı, bu kazı 1986’da bölgenin sular altında kalmasıyla sona erdi.

Cauvin’in bu çeşitli önemli alanlardaki çalışmaları ve topladığı materyaller, Natufyan’dan Çanak Çömlek Öncesi Neolitik B döneminin sonuna kadar insanlığın gelişim süreçlerinin etrafında yoğunlaşır.

1966 yılında, CNRS ve diğer araştırma bursiyerlerinin desteğiyle, taş alet koleksiyonlarını incelemek ve stoklamak, ayrıca Neolitik dönemin problemleri üzerinde çalışmak için Güney Ardèche’teki bir değirmende Centre de Recherche d’Ecologie humaine et de Préhistoire’ı (CREP) kurdu.

Cauvin, kariyeri boyunca CNRS’de araştırmacı olarak kaldı.

Sırasıyla 1957’de Araştırma Bursiyeri, 1966’da Chargé, 1977’de master, 1983’te direktör ve 1995’te emeritus direktör olarak görev yaptı.

1978’den 1982’ye kadar Paris’te ve 1977’den 1982’ye kadar Lyon’da yüksek lisans programlarını yönetmek üzere dersler verdi.

  • Künye: Jacques Cauvin – Tanrıların Doğuşu, Tarımın Doğuşu, çeviren: Fatma Danışmaz Tekin, Monografi Yayınları, arkeoloji, 336 sayfa, 2024

Peter Worley – Felsefe Dükkânı (2024)

Günün birinde, tanıdık dükkânların önünden geçerken daha önce hiç görmediğiniz bir dükkânın gözünüze çarptığını hayal edin.

Aslında, gördüğünüz bu dükkânın daha dün orada olmadığından eminsiniz.

Biraz daha araştırdığınızda bunun sıradan bir dükkân olmadığını keşfediyorsunuz.

Dükkân, zihninizi düşünceli ve uyanık tutacak hikâyeler, şiirler, etkinlikler, düşünce deneyleri, eğlenceli felsefi fikirler, bulmacalar, problemlerle dolu…

Başlangıç Sorusu: Bu dükkâna girer miydiniz?

Geliştirici Sorular:

  • Düşünmeye zaman ayırarak ne kaybedersiniz?
  • Düşünmeye zaman ayırarak ne kazanırsınız?
  • Düşünmek nedir? (Ana Soru)
  • Düşünmek iyi midir?
  • Neyle iyi gider?

‘Felsefe Dükkânı’, sınıf içinde ve dışında düşünmeyi geliştirmeye yönelik felsefi bulmacaların, zorlukların bulunduğu gerçek bir mağazadır.

Gençlerin doğal merakından faydalanabilmenizi ve onları derinlemesine düşündürebilmenizi sağlayacak, isteyebileceğiniz her şeyin üst üste dizildiği tek duraklı bir mağaza hayal edin.

İşte bu!

Okullarda felsefe öğreten Peter Worley tarafından düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından gelen filozofların katkılarıyla hazırlanan ‘Felsefe Dükkânı’, çocuklardan gençlere ve yetişkinlere kadar herkesin felsefi düşünmesini sağlayacak fikirlerle dolu.

Sınıfta, okul sonrası kulüplerde, felsefe bölümlerinde ve felsefe gruplarında kullanılmak üzere ve hatta yalnız okuyucu için bu kitap, düşünmeyi seven herkese hitap edecek.

  • Künye: Peter Worley – Felsefe Dükkânı: 7’den 70’e Herkesin Felsefi Düşünmesi İçin Fikirler, Etkinlikler ve Sorular, çeviren: Erkan Bozkurt, Nidan Oyman Bozkurt, Say Yayınları, felsefe, 328 sayfa, 2024

Scott H. Young – Aşkın Öğrenme (2024)

Elinizdeki kitabıyla Wall Street Journal’ın çoksatanlar listesine girmiş yazar Scott H. Young, podcast sunuculuğu da yapan, bilgisayar programcısı bir kitap düşkünü.

Manitoba Üniversitesi ve Montpellier İşletme Fakültesi mezunu Young, 2006 yılından bu yana her hafta kişisel blogunda yayınladığı makalelerle daha iyi düşünmeye ve öğrenmeye arzulu kişilere yardımcı olmaya çalışıyor.

Young 2012 yılında hayata geçirdiği aşkın öğrenme projesinde, MIT bilgisayar bilimleri mezunlarının dört yıllık eğitimleri sonunda geçmeleri gereken sınavları sadece 12 ay içerisinde geçmeyi başardı.

Bu projesini MIT’nin lisans müfredatında öğretilen materyali, ücretsiz olarak sağlanan ders notları ve kitaplarını kullanarak kendi özgün yöntemiyle hayata geçirdi.

Yaptığı çalışmalar The New York Times, BBC, Pocket, Business Insider ve daha pek çok mecrada gündem oldu.

Öğrenme yaklaşımını açıkladığı TEDx konuşmasını yarım milyondan fazla kişi izledi.

Ardından öğrenme yöntemini yetkinleştirmek amacıyla bu kez 12 ayda 4 dil öğrenme projesine başladı.

Tüm bir yıl boyunca hiç İngilizce konuşmadan seyahat ettiği dört ülkede İspanyolca, Portekizce, Mandarin ve Korece öğrendi.

Bu kitabıyla sizlere kendi kendinizi yetiştirmede bir başlangıç noktası sunmayı amaçlayan Young, kendini yetiştirmenin en etkili yöntemlerinden biri olan aşkın öğrenmenin temel ilkelerini açıklıyor.

Bu çığır açıcı öğrenme yaklaşımının ilkelerini uygulayarak başarıya ulaşmış aşkın öğrenicilerin öğrenme tarzlarına ışık tutuyor.

Fransızca konuşamamasına karşın Fransızcada Dünya Scrabble Şampiyonu olan Nigel Richards, daha önce hiçbir deneyimi olmamasına rağmen sadece yedi ayda Dünya Hitabet Şampiyonası finalisti olmayı başaran Tristan de Montebello, istediği dili yalnızca üç ayda akıcı şekilde konuşabilen Benny Lewis gibi güncel örnekler okurla tanıştırılıyor.

Ayrıca büyük matematikçi Srinivasa Ramanujan, büyük fizikçi Richard Feynman, büyük ressam Vincent van Gogh ve nihayet satranç büyük ustası Judit Polgár’ın yaşam öykülerine bakarak bu tarihi şahsiyetlerin öğrenme yöntemleri ile aşkın öğrenme ilkeleri arasında bağ kuruluyor.

  • Künye: Scott H. Young – Aşkın Öğrenme: Kendini Yetiştirme, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, eğitim, 208 sayfa, 2024

David Shapiro – Nevrotik Tarzlar (2024)

‘Nevrotik Tarzlar’, terapiye ve ruh sağlığına dair varsayımları radikal biçimde değiştiren bir çalışma olarak bilinir.

David Shapiro bugünlerde hayli aşina olunan obsesif kompulsif kişilik, histerik kişilik, paranoid kişilik ve dürtüsel kişilik gibi kavramları farklı bir kulptan tutmuş, bireyin bu nevrotik tarzları travma ve kaygılarıyla başa çıkma yolunda kişilikleriyle uyumlu biçimde benimsediğini ortaya atmıştı.

Kendi deyişiyle nevrotik semptomların karakter içerisinde yer alan bir şey olduğunu ve çoğu zaman böyle gözükmeseler de öznel yaşamın genel niteliğiyle tutarlı olduğunu göstermek niyetindeydi.

Bu sayede terapi ve kişilik bozukluklarının teşhisinde yeni bir perspektif sunmuş, bireyin nevrotik davranışlarını derinlemesine kavramanın yanı sıra bu davranışların tedavisine dair yaklaşımları da yeniden şekillendirmişti.

  • Künye: David Shapiro – Nevrotik Tarzlar, çeviren: Şehnaz Layıkel Prange, Okuyanus Yayınları, psikiyatri, 272 sayfa, 2024

Nicolai Hartmann – Estetik (2024)

  • Bir sanat yapıtı nasıl tanımlanır?
  • Edebî bir yapıta, şiire, müziğe, tiyatro oyununa veya mimari bir esere hemen herkesin üzerinde uzlaşabildiği estetik ölçütleri veren değerler nelerdir?
  • Niçin bir çalışmayı değerli görürken diğerini estetiğin dışında sayarız?
  • Yirminci yüzyılda estetik üzerine yapılan klasik çalışmalardan biri Nicolai Hartmann’a ait.

Hartmann bu son yapıtında kapsamlı bir güzellik kuramı ortaya koyar.

Bu kuram aynı zamanda bakmanın, beğenmenin, görmenin, uzun uzadıya seyretmenin ve haz almanın ayrıntılı bilgisini verir.

Yaşadığımız dünyada bu bilgi, çevremizde olup biten her şeye karşı bir duyarlılık geliştirme, bir form duygusu kazanma, üzerinde çalışılan alan ne olursa olsun estetiği ilgilendiren tüm ortak ögelerde derinlikli bir sistem kurma idealidir.

Hartmann başta Aristoteles, Kant, Schelling, Hegel ve Schopenhauer olmak üzere geçmişin düşünürleriyle sürekli diyalog halindedir.

Shakespeare, Rembrandt gibi isimlere ve Antik Çağ sanatına sıklıkla atıfta bulunur, buradan kendi özgün fenomenolojik yaklaşımını geliştirir.

Çözümlemelerinde sanattaki hakikati, sanatın değerini ve sanat ile ahlâk ilişkisini ele alır.

Hartmann’a göre estetik metafizik bir kavram değil ontolojik bir değer olarak gün yüzüne çıkar, onun kaynağı tinde değil görünümde, gördüğümüz nesnede aranmalıdır.

Hartmann tüm yapıt boyunca estetik nesnelerin tabakalaşma teorisini ortaya koyar ki, bu onun sanat tarihine en özgün katkılarından biri sayılmalıdır.

Bir sanat yapıtı birçok tabakadan oluşur.

İlk planda kendisini göstermeyen bu tabakaların ulaştığı en son noktada, esasen sanatçının tüm dehası gizlidir.

  • Künye: Nicolai Hartmann – Estetik, çeviren: Tomris Mengüşoğlu, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 704 sayfa, 2024

Alejandro Cencerrado – Mutsuzluğun Savunması (2024)

Mutsuzluk kaçınılmazdır ama hayat her zaman bundan daha fazlasıdır.

Günlük mutluluk üzerine şimdiye dek yapılmış en uzun bilimsel çalışma.

Mutluluğu ölçmek 
imkânsızdır.

Bu cümle size tanıdık gelebilir ancak Kopenhag’daki Mutluluk Araştırma Enstitüsü’nde yaklaşık
 20 yıldır yapılan bilimsel bir çalışma mutluluğa dair inançlarınızı altüst edecek.

Veri analisti Alejandro Cencerrado, 18 yaşından itibaren kendi mutluluğunu ölçmeye başladı ve
 0’dan 10’a kadar puanlayıp kaydederek gelişmiş istatistiksel cihazlarla analiz etti.

Cencerrado, bu 
zaman diliminde finansal krizlere girip çıktı, üç farklı ülkede yaşadı, Nokia’dan akıllı telefona
 geçti, Corona virüs salgınına şahitlik etti, evlendi ve hamilelik testinde pozitifi gördü…

Peki tüm 
bunlar olurken mutluluğu nasıl bir seyirde ilerledi?

‘Mutsuzluğun Savunması’, psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi çok yönlü disiplinlerin iç içe 
geçtiği, bilimsel analizlerle insanlığın en derin özlemine yeni bir bakış açısı kazandıran şaşırtıcı
 bir kitap.

Amaç size bir mutluluk reçetesi sunmak da değil, aksine ele avuca gelmeyen o 
duygunun aslında nerelerde gizlendiğini göstermek.

  • Künye: Alejandro Cencerrado – Mutsuzluğun Savunması: Bizi Gerçekten Neyin Mutlu Edip Etmeyeceğini Anlamamıza Yardımcı Olacak Bir Düşünme Pratiği, çeviren: Burcu Genç, Beyaz Baykuş Yayınları, psikoloji, 280 sayfa, 2024

Richard Schacht – Nietzsche (2024)

Hem bir dâhi hem de çok yönlü bir düşünür olan Nietzsche, kuşkusuz, felsefe tarihinin en önemli –ve tartışmalı– filozoflarından biridir.

Tartışmaların bir kısmı haklıdır zira fikirlerinin büyük çoğunluğu oldukça sıra dışı ve kendine has bir sistem üzerinden geliştirildi.

Nietzsche, düşünce sistemini inşa ederken çoğulu, çokluğu, değişimi, dinamizmi ve kaosu kutlar.

O, kendi zamanındaki ve hatta bizim zamanımızdaki felsefenin kutsallarını zekice eleştirmeye kararlıdır zira onun sistemi, yapıcı olmaktan ziyade eleştireldir.

Öte yandan, yaygın bir biçimde yanlış da anlaşılmıştır; onu destekleyenler zaman zaman sahte nedenlerle kutlarken, aleyhtarları haksız nedenlerden ötürü onu kınamıştır.

Richard Schacht’ın bu berrak ve kapsamlı çalışması, Nietzsche’nin tüm düşünce sistemini ve felsefesini titizlikle ve dikkatle incelemekte ve onu, sadece geleneksel ve sıradan düşünme biçimlerinin radikal bir eleştirmeni olarak değil; aynı zamanda bunları geliştiren ve genişleten bir “gelecek felsefesi” başlatmaya çalışan biri olarak niçin ciddiye almamız gerektiğine dair ikna edici bir yol da çizmekte.

Metafizikten ahlaka, bilgi felsefesinden sanat ve sanatçılara ilişkin görüşlerine kadar; Nietzsche’nin felsefi düşüncesine dair tüm incelikli değerlendirmeleri bu kitapta bulabilirsiniz.

  • Künye: Richard Schacht – Nietzsche, çeviren: Oğuz Karayemiş, Say Yayınları, felsefe, 672 sayfa, 2024

Funda Sönmez Öğütle – Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf (2024)

Funda Sönmez Öğütle, neoliberalizm deyip geçilen pratiğin kentleri nasıl değiştirdiğini ve kentler üzerinden hayatı nasıl dönüştürdüğünü, titiz bir bakışla inceliyor.

  • Kentler, nasıl bizzat kültürel sermaye ve beğeninin nesnesi haline geldiler?
  • “İyi yaşam arzusu”, nasıl konut ve inşaat “rüyalarına” bağlandı?
  • Orta sınıf “ideali” nasıl kabul gördü?
  • Toplumsal gruplar, kâh kendi benzerleriyle aynı mekânda bir arada yaşamaya yönelerek, kâh dahil olmak istedikleri gruplara-sınıflara mekânsal olarak yakınlaşmayı özleyerek nasıl ayrıştılar?

Kitap, kentleşmenin önemli bir boyutu olarak sanayisizleşmeye de eğiliyor. Hâkim kent ve konut politikasının, sanayisizleşmenin doğurduğu çöküntünün etkilerinin hazmedilmesini, onunla yüzleşilmesini engelleyen bir etkisi var. Kentsel hafızayı tahrip eden, kentsel karakter erozyonuna yol açan bir etki, bu. Çalışmanın sahasını oluşturan Zonguldak, bu bakımdan tipik ve çarpıcı bir örnek.

‘Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf’ sadece kentsel manzaralarımızın değil, hayat tarzı manzaralarımızın da bir etüdü…

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitap sanayisizleşme ve kentsel yeniden yapılanmanın iç içe geçtiği bir Türkiye kentleşme sürecinde bir mahallenin, orta sınıfların tüketim pratikleri üzerinden yaşam tarzı farklılaşması ve statü ayrımıyla şekillenen bir kültürel alan olarak nasıl inşa olduğunu ortaya koyuyor. Bu aynı zamanda 2000 sonrası merkezî iktidarın taşraya sızan konut siyasetinin bir kenti, orta sınıfların algı ve pratikleri üzerinden nasıl yeniden yapılandırdığının öyküsüdür.”

  • Künye: Funda Sönmez Öğütle – Sanayisizleşme, Konut Siyaseti, Orta Sınıf, İletişim Yayınları, sosyoloji, 206 sayfa, 2024

Luc Ferry – Homo Esteticus (2024)

Luc Ferry ‘Homo Esteticus’ta, modern felsefenin doğuşunu estetik tarihi çerçevesinde anlatıyor.

Ferry’ye göre modern çağ, estetik alanda öznel beğeninin ortaya çıkması, siyasal alanda ise toplumsal sözleşme modellerinin ve akılcı siyaset felsefesinin doğuşuyla birlikte tanımlanır.

Yirminci yüzyıl sanatçılarının özerklikten ziyade bireyselliği ön plana çıkardığı “postmodern uğrak” ise avangart akımları beraberinde getirir.

Aydınlanma ile birlikte, kaynağı ilahi otorite olan ve değişmez bir değerler düzenini yansıtan sanat ve dünya görüşüne ağır bir darbe indirildi.

Otonomiye dayanan akılcı bir etik kurma girişimlerine sahne olan bu dönemde, estetik ve kişisel zevk öne çıktı.

Hemen ardından, 20. yüzyılda bireyselliğin otonominin önüne geçtiği yeni bir hareket başladı.

Evrensel bir aklın bağlarından sıyrılmanın gerekli olduğunun vurgulandığı bu akımın başını Nietzsche çekti.

Luc Ferry işte tam bu noktada postmodernizmin sivri uçlarına karşı çıkarak akli standartlar ve sanatsal özgürlük arasında bir denge kurulması gereğinin altını çiziyor.

Özellikle Kant ve Hegel estetiğini derinlikli ve karşılaştırmalı bir şekilde ele alan ‘Homo Esteticus’, estetik alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Luc Ferry – Homo Esteticus: Demokrasi Çağında Beğeninin İcadı, çeviren: Devrim Çetinkasap, İş Kültür Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2024

Michael J. Benton – Dinozorların Yeniden Keşfi (2024)

Dinozorlar, dünya tarihindeki gelmiş geçmiş en ilgi çekici ve gizemli yaratıklardan.

Dinozor temalı kitaplardan filmlere, modern kültürü şekillendirmeleri bir yana, bilim camiasını da uzun süredir meşgul ediyorlar.

Dinozorlar hakkında bir sürü teori ortaya atılıyor, öyle ki bunlar zaman zaman Jurassic Park’ın da dahil olduğu komplo teorilerine bile dönüşüyor.

Oysa, son yıllarda elde edilen yeni bulgular ve teknolojik ilerlemeler sayesinde bilimin artık dinozorlara dair hemen her soruya bir cevabı var:

  • Tüyleri ne renkti?
  • Ebeveyn bakımı nasıldı ve neyle besleniyorlardı?
  • Nasıl hareket ediyor ve koşuyorlardı?
  • Soyları neden ve nasıl tükenmişti?
  • En önemlisi, onları geri getirebilecek miyiz?

Ünlü paleontolog Michael J. Benton ‘Dinozorların Yeniden Keşfi’nde sadece bu soruları cevaplamakla kalmıyor; dinozorların hayatları, evrimleri ve bilimsel araştırmalardaki son keşifler hakkında da heyecan verici bir öykü anlatıyor.

En son paleontolojik kanıtları bir araya getirerek dinozor araştırmalarının spekülasyondan nasıl bilimsel bir alana dönüştüğünü açıklıyor.

Çin’den Patagonya’ya, Burma’dan İngiltere adasına, renkli görseller ve 120’den fazla dinozor çizimiyle bu muazzam canlıların peşinde, dinozor meraklılarına eşsiz bir okuma deneyimi sunuyor.

  • Künye: Michael J. Benton – Dinozorların Yeniden Keşfi: Bilimsel Bir Devrim Tarihi Nasıl Yeniden Yazıyor?, çeviren: Samet Öksüz, İrene Kitap, bilim, 392 sayfa, 2024