Evrim Özkan, Yasemin Erkan Yazıcı, Zeynep Ayşe Gökşin – Bir Kentsel Dönüşüm Hikayesi (2024)

Bu kitap, Türkiye bağlamı içinde düşündüğümüzde günümüz kentinde en sorunlu alanlardan birine odaklanıyor: Kentsel dönüşüm.

Kitap, kentsel dönüşüm süreçlerinde gerek yönetici pozisyonunda olan kurum ve kuruluşlara, gerekse alan sakinlerine fayda sağlayacak olmanın yanı sıra, toplumsal olarak sürdürülebilir bir dönüşüm için gerekli olan katılımcı yaklaşımı tartışıyor.

Kitapta Sarıgöl-Yenidoğan Mahalleleri üzerinden kentsel dönüşüme ilişkin birçok sorun ve toplumsallık katmanına ulaşılmaya çalışılıyor.

Birinci nesil gecekondu mahallelerinin özgün niteliklerini taşıyan bu alanda 2005 yılında başlayan ve farklı kanunları dayanak alarak yürütülen süreçteki kırılmalar gözlemleniyor ve okuyucuya aktarılıyor.

Saha bilgisinin yanı sıra kitapta katılımcı kentsel dönüşüme dair önemli bir literatür de sunuluyor.

Alan çalışması sürecinde ise mekânsal tespitlerin yanı sıra, sürecin nasıl yönetildiğine, halkın süreçten ne yönde etkilendiğine ve katılım unsuruna ilişkin bilgilerin edinilmesinde farklı yöntemler kullanılıyor, neredeyse bütün aktörlerle görüşmeler yapılıyor.

Her biri kendi içinde sorun alanlarını da üreten bu görüşmelerde karşılaşılan bu sorunların da aktarıldığı çalışma “alana dair” önemli ipuçları içeriyor.

Kitap kentsel dönüşümün hikayesini alandan yola çıkarak aktarmasıyla önemli.

  • Künye: Evrim Özkan, Yasemin Erkan Yazıcı, Zeynep Ayşe Gökşin – Bir Kentsel Dönüşüm Hikayesi: Sarıgöl – Yenidoğan, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 251 sayfa, 2024

Iraz Yaşar – Bilinçdışının Felsefesi (2024)

Freud ve psikanaliz öncesi bilinçdışı çok farklı bağlamlarda düşünüldü.

Özellikle 19. yüzyıl Alman felsefesi içinde bu kavram çok güncel olmakla birlikte Schopenhauer ve Nietzsche gibi filozoflarda isteme, güç istemi, beden ve dürtülerle bağlantılı olarak düşünülür.

Bu filozoflar her ne kadar “bilinçdışı” kavramını merkeze alan bir tartışma ortaya koymamış olsa da ele aldıkları birçok konuda bu kavrama göndermede bulunurlar.

Örneğin bilinçli düşünmenin otonom bir yapısı olmadığını iddia ettiklerinde, bedensel ve fizyolojik süreçlerin düşünce ve davranışlarımız üzerindeki etkilerine değindiklerinde, sanatsal yaratıcılığın kaynağına ışık tuttuklarında ya da insan davranışlarının kendini kandırma ve manipüle etmeyi de içeren özellikler taşıdığına vurgu yaptıklarında bilinçdışı kavramına işaret ederler.

Dolayısıyla bilinçdışı söz konusu filozoflarda hep göz önünde bulundurulan bir kavram oldu.

Bu çalışma iki anlamda bir köprü vazifesi görüyor.

Hem bilinç ve bilinçdışı arasında hem de felsefe ve psikoloji arasında geçişi kolaylaştıracak bir materyal sunuyor.

Iraz Yaşar bilinçdışı üzerine bir felsefe tarihi çalışması yaparak hem felsefedeki bir boşluğu dolduruyor hem de psikolojinin felsefi derinliğine inmek isteyenler için bir merdiven sağlıyor.

Yaşar, felsefe alanında kalarak yazdığı bu eserde günümüze kadar gölgede kalmış bir kavram olan bilinçdışını sistemli bir biçimde ele alıyor.

Freud’la parlayan bilinçdışının Freud’a etki eden ve ona ilham kaynağı olan Schopenhauer ve Nietzsche’deki yansımalarını felsefenin anlaşılması zor bir disiplin olduğu mitini yıkarcasına yalın ve berrak bir dille ortaya koyuyor.

  • Künye: Iraz Yaşar – Bilinçdışının Felsefesi: Schopenhauer ve Nietzsche, Nika Yayınevi, felsefe, 216 sayfa, 2024

Suman Fernando – Ruh Sağlığı, Irk ve Kültür (2024)

Ruh sağlığının bireylerin, toplumların ve ülkelerin genel iyi oluşu üzerinde ciddi bir öneme sahip olduğu biliniyor.

Ne var ki birbirinden farklı coğrafyalarda sunulan ruh sağlığı pratiklerinde kültür ve ırk temelli yaklaşımların neden olduğu çeşitli ayrışmalara sıklıkla rastlanır.

Örneğin, Batı merkezli psikoloji disiplinin tanımladığı depresyonun tedavisinde küresel ilaç̧ endüstrisinin desteklediği antidepresan kullanımı Afrika ve Asya bölgelerinde giderek yaygınlaşırken çeşitli mistik pratiklere dayalı yöntemler, Kuzey Amerika’ya pazarlanıyor.

Elinizdeki kitapta, alanının yetkin isimlerinden Suman Fernando, ırki ve kültürel meselelerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini incelemekte ve gelişmiş̧ ülkelerdeki ruh sağlığı sistemlerinin bir çıkmaza girdiğini örneklerle göstererek yeni pratiklerin nasıl geliştirileceğine dair çeşitli fikirler sunmaktadır.

‘Ruh Sağlığı, Irk ve Kültür’, çeşitli ülkelerin ruh sağlığı sistemlerindeki teorik görüşleri ve pratikleri geniş̧ bir perspektiften ele alarak etnik aidiyetlerin, ruh sağlığına dair meseleler üzerinde başat bir role sahip olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Suman Fernando – Ruh Sağlığı, Irk ve Kültür, çeviren: Feyza Doğan, Albaraka Yayınları, psikoloji, 328 sayfa, 2024

Kolektif – Afetin Sosyal İnşası (2024)

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından sosyologlar yanlarında şehir plancılar, mimarlar, inşaat mühendisleri, siyaset bilimciler, kamu yönetimcileri, sivil toplumcular, haberciler, arama-kurtarmacılar gibi farklı disiplinlinlerden uzmanlar ile toplumsal fayda için kolektif bir akademik üretimde bir araya geldiler.

‘Deprem Sosyolojisi Açık Dersi’nden ortaya çıkan afet sosyolojisi alanındaki bu kaynak eser; depremi kültür, siyaset, afet-felaket ilişkisi, risk, tehlike, zarargörebilirlik /kırılganlık, mekan, kent, planlama, göç, bina-imar ilişkisi, gönüllük ve dayanışma kavramlarıyla okurken Türkiye’de depremin sosyal (fay) hatlarını ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Depremin […] nedenleri ve sonuçları ile birlikte etraflı bir şekilde ele alınmasının yerbilimin kapsamına sığmayacağı, depremin anlaşılmasında insan faktörünü merkeze almayan her türden yaklaşımın güdük kalacağı aşikârdır. Depremi anlamak için elbette yeri anlamak, ama daha önemlisi üstündeki binayı anlamak gerekir. Binayı anlamaksa, insanı anlamakla mümkün. Binayı yapan insan, o yerdeki o ölçümleri yapan da insan, imar iznini veren de insan, binanın içinde yaşayan da insan. Deprem olunca enkazın altında kalan da insan. İlk yardıma giden de, diğerkâmlığıyla öne çıkan da bencilliğiyle göze batan da… Yeri sallayan o olmasa da depremi felakete dönüştüren faildir insan. Depremde, failliği nedeniyle mercek altına almamız gereken bu beşeri boyutu, ancak toplumbilim ile kavrayabilir ve yerli yerine oturtabiliriz.”

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ulaş Sunata, Şükrü Aslan, Murat Arpacı, Mehmet Baki Bilik, Nazan Cömert Baechler, G. Pelin Olcay, F. Umut Beşpınar, Zeynep Beşpınar, Kezban Çelik, Alanur Çavlin Bircan, Seda Yurtcanlı Duymaz, Bahar Bayhan, İlknur Öner, Pelin Pınar Giritlioğlu, Aslı Odman, Taylan Ulaş Evcimen, Meltem Vatan, Şevket Ercan, Elvan Cantekin, Cengiz Çiftçi, Can Ertuna, Helga RIttersberger-Tılıç.

  • Künye: Kolektif – Afetin Sosyal İnşası: Türkiye’nin Deprem Sosyolojisi, derleyen: Ulaş Sunata, Nika Yayınevi, sosyoloji, 236 sayfa, 2024

Sharon M. Kaye – Ortaçağ Felsefesi (2023)

  • Ortaçağ sadece “karanlık çağ” mıydı?
  • Bunu anlamak için Ortaçağ filozoflarının uğraştığı meselelerin canlılığına bakmalıyız.
  • Tanrı var mıdır?
  • Neden iyi insanların başına kötü işler gelir?
  • Doğruyu yanlışı nasıl ayırt edeceğiz?

Bugün de bu sorular aynı yakıcı gücünü koruyorsa, Ortaçağ felsefesi pek çok açıdan hâlâ zihnimizde ve kalbimizde yaşamaya devam ediyor demektir.

Sharon M. Kaye bu kitapta Ortaçağ’daki en yetkin fikirleri bireysel bir değerlendirme yapmanızı mümkün kılacak şekilde sunuyor.

Kaye, incelemesinin ilk kısmında Ortaçağ felsefesinin Antikçağ’daki köklerini ele alıyor.

Sonrasında sırasıyla Ortaçağ’ın önemli düşünürleri Augustinus, Boethius, Canterbury’li Anselmus, Petrus Abelardus, İbn Rüşd, Musa Bin Meymûn, Thomas Aquinas, Pierre De Jean Olivi, John Duns Scotus ve Ockham’lı William’ın felsefesini değerlendiriyor.

Yardımcı metinlerle ve bilgi kutucuklarıyla da desteklenen bu çalışma, hem öğrenciler hem de genel okurlar için bir rehber niteliği taşıyor.

  • Künye: Sharon M. Kaye – Ortaçağ Felsefesi, çeviren: Egemen Kurtoğlu, Babil Kitap, felsefe, 230 sayfa, 2023

Adeeb Khalid – Orta Asya (2024)

Adeeb Khalid’in modern dönem Orta Asya tarihçiliğine katkılarını taçlandıran bu kitap, coğrafi ve tarihi cihetlerden bütünleşik bir bölge teşekkül eden “Orta Asya”nın imparatorluklar ve tarihyazımları arasında ufalanmış tarihini bir araya getiriyor.

Sovyetlerin dağılmasını müteakip türeyen ulusal anlatıları kesiştirip kateden siyasi ve fikri cereyanların başrolde olduğu bu yeni tarih alandaki büyük bir boşluğu doldurmakla kalmıyor, müstakbel çalışmalar için de yeni bir zemin sunuyor.

Uçsuz bucaksız bir sahada, modern çağın periferisindeki göçebeler ve şehir halklarının hikâyeleri 1700’lerden itibaren Rus ve Çin imparatorlukları arasındaki nüfuz mücadeleleriyle şekillenmiştir.

Khalid’in kılavuzluğunda, sömürgecilikten devrime, milliyetçilikten modernleşmeye ve toplumsal mühendislik teşebbüslerine, modern çağın iktidar fantezilerinin laboratuvarına dönmüş bölgenin geçirdiği büyük dönüşümlere panoramik bir bakış atıyoruz.

‘Orta Asya: İmparatorluk Fetihlerinden Günümüze Yeni Bir Tarih’ günümüzde fiili bir soykırımın yaşandığı Doğu Türkistan’dan Türkmenistan’a uzanan, Orta Asya’nın emperyalizm, Komünizm ve ulusal egemenliğin hırslarıyla şekillenmiş son üç yüzyılına damgasını vurmuş yapısal süreklilikler ve kopuşların sistematik ve nesnel bir okuması.

Kitap, modern Orta Asya’nın bilimsel, analitik ve son derece anlaşılır, ustalıklı bir tarihini sunuyor.

Khalid, Çin ve Rusya tarafından sömürgeleştirilmelerine rağmen ve sömürgeleştirilmeleri nedeniyle iki bölgenin kaderlerinin nasıl paralel ilerlemekle kalmayıp iç içe geçtiğini gösteriyor.

  • Künye: Adeeb Khalid – Orta Asya: İmparatorluk Fetihlerinden Günümüze Yeni Bir Tarih, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Telemak Kitap, tarih, 552. sayfa, 2024

Hamish Scott – Erken Modern Avrupa Tarihi (2024)

Avrupa’nın modernliğe giden uzun yolculuğunda, dinler ve kiliseler de büyük değişimler yaşadı.

Ortaçağların baskın Katolik Kilisesi önce siyasî gücünü, sonra da evrensel dinî otoritesini kaybederken, yeni mezhepler, kiliseler ve din yorumları bütün Avrupa’yı sardı ve sarstı.

Bununla birlikte 16. yüzyılın sonunda kurumsallaşan Katolik Reformu, ortaya çıkan yeni kilse ve din yorumları toplumları bölen, savaşları başlatan ve bitiren esas unsurlar hâlini aldı.

Hızla çoğalan Katolik tarikatlar, Protestan ve Kalvinist kiliseler erken modern zihniyet değişimlerinin kâh öncüsü, kâh neticesi oldu.

Öte yandan Avrupa’nın diğer din ve kiliseleri, İslâm, Yahudilik ve Doğu Kiliseleri de kendi içlerinde çeşitli değişimler yaşadı.

Tüm bunları erken modernite çerçevesinde ele alan, alanının uzmanlarını bir araya getiren ‘Erken Modern Avrupa Tarihi: Kiliseler, İnançlar ve Mezhepler’, raflardaki yerini aldı.

  • Künye: Hamish Scott – Erken Modern Avrupa Tarihi: Kiliseler, İnançlar ve Mezhepler, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Özgür Taburoğlu – Hayaletbilim (2024)

Yeryüzünün huzursuz sakinleri hayaletler, geçmişteki bir adaletsizliğin belirtisi olsalar da geleceğe dair işaretler taşırlar.

Hayalet güncel sahneyi bulandıran, belirsiz, “ne var ne yok” diyebileceğimiz üçüncü türden bir görüngüdür.

Gündelik hayatta başarılı ve sağduyulu kalmak için onları görmezden gelmek, kovmak zorunda kalırız.

Hayaletler araya girdiğinde doğru bildiğimiz yanlışlar belli olur.

Bu durumda yanılsama içindekiler hayalet görmeyenlerdir.

Özgür Taburoğlu güncel olaylarda, sinema ve edebiyatta, politik söylemlerde veya medyada saklanmış, çok farklı biçimler alabilen hayaletlerin desteğiyle gündelik hayatın yapısökümüne girişiyor.

Hayalet, herhangi bir yapıdaki sökük yerlerin, boşlukların, kusurların işareti gibi beliriyor.

Fakat ne zaman bu sökükler dikilse orada bir başkası canlanıyor.

  • Künye: Özgür Taburoğlu – Hayaletbilim: Gündelik Hayatın Yapısökümü, Akademim Yayıncılık, sosyoloji, 160 sayfa, 2024

 

Claudia Hammond – Paranın Psikolojisi (2024)

  • Çocuklara daha iyi not almaları için para ödemek iyi bir fikir mi?
  • Ufak ödemeler size sigarayı bıraktırabilir mi?
  • Sevdiğimiz bir giysinin pahalı olması onu daha fazla sevmemizi mi sağlar?
  • Parayla ilişkimiz nerede başlar, nerede biter?

Paraya ihtiyacımız olduğunu biliriz ve hep daha fazlasını isteriz.

Ancak paranın zihnimizi ve duygularımızı nasıl etkilediğini, algılarımızı nasıl çarpıttığını ve hatta davranışlarımızı nasıl değiştirdiğini pek düşünmeyiz.

Claudia Hammond, sinirbilim, psikoloji ve biyoloji alanlarındaki son araştırmaları dikkate alarak parayla ilişkimize yeni ve düşündürücü bir bakış açısı sunuyor; paranın şaşırtıcı etkilerini inceleyerek paraya bağımlılığımızın sandığımızdan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Paranın dinamiklerinden etkilenen ve ondan en büyük faydayı nasıl sağlayacağını öğrenmek isteyen herkes bu kitabı okumalı.

Harcama ve tasarrufun tuhaf psikolojisini anlatan ‘Paranın Psikolojisi’, aynı zamanda kendi zihnimiz tarafından dolandırılmaktan nasıl kaçınabileceğimize dair pratik bir rehber.

  • Künye: Claudia Hammond – Paranın Psikolojisi: Maddiyatın Zihin ve Duygularımız Üzerindeki Etkisi, çeviren: Serkan Toy, Sahi Kitap, psikoloji, 328 sayfa, 2024

Henry Mance – İnsanların Şekillendirdiği Bir Dünyada Hayvanları Nasıl Sevmeli? (2024)

Hayvanları seviyoruz, fakat eylemlerimiz bu sevgiye sığıyor mu?

Sevgimizi sınavdan geçirsek, hayvan yaşamının değersizliği üzerine kurulmuş mezbahalarımız, bir günlükken yavrusundan koparılmış, meme iltihabı ve topallıkla boğuşan süt makinesi ineklerimiz, gaddarlığın vücut bulmuş hali olan balıkçılık yöntemlerimiz, hayvanların yapaylığa ve can sıkıntısına mahkûm edildiği hayvanat bahçelerimiz ve hatta cins hayvan hevesimiz yüzünden eklem sorunlarından ve türlü hastalıklardan mustarip köpeklerimiz, bu sınavdan geçebilir mi?

Henry Mance ‘Hayvanları Nasıl Sevmeli’de, sahne ışıklarını yüz çevirdiğimiz, yok saydığımız, görmezden geldiğimiz hoyratlığımıza çeviriyor.

Kendi sınavını vermek için bir mezbahada yüz yüze geldiği başı kopuk koyunun göğüs kafesine kuş bakışı bakıyor, dondurucu soğukta balık tutmaya, puslu ormanda geyik vurmaya çalışıyor.

Avcılıktan veganlığa uzanan yelpazede sevgisini tanımlamaya çalışırken okuru kendi kültürüne, alışkanlıklarına ve duygularına doğru zorlu bir yolculuğa çıkarıyor.

Sırça köşkünüzden çıkmaya, dünya üzerinde bıraktığımız ayak izini görmeye, hayvanlara adil muamelenin daha iyi yollarını aramaya hazır mısınız?

İnsanlar başka hayvanlarla bağlantı kurmak için kendi yollarını bulur, diyor Mance.

Sizinki ne olacak?

Henry Mance, Financial Times için siyaset ve çevre konularında yazıyor.

  • Künye: Henry Mance – İnsanların Şekillendirdiği Bir Dünyada Hayvanları Nasıl Sevmeli?, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 400 sayfa, 2024