Don Norman – Gündelik Şeylerin Tasarımı (2018)

Gündelik hayatta karşılaştığımız pek çok güzel veya çirkin nesne, bunun her zaman ayırdında olmasak da, yaşadığımız ortamın tasarım anlayışı hakkında pek çok ipucu sunar.

Öte yandan uzman değilsek eğer, tasarım bize her zaman uzak bir konudur.

Tasarımı kavramak için onun kıstas ve zeminini öğrenmemiz gerekir.

Don Norman’ın tam da bu konuyla ilgili olan elimizdeki kitabı, gündelik hayattaki tasarımlara dair gözlem ve algılarımızı zenginleştirecek bir perspektif sunuyor ve bu yönüyle de sıradan okura da tasarımcıya da hitap ediyor.

Modern yaşamda hangi tasarımın anlamsız ve kötü, hangi tasarımın iyi olduğunun kıstaslarını açıklayan Norman, gündelik şeyleri iyi tasarım ürünlerine dönüştürmek için gerekli temel ilkeleri ve ürünler üzerinde denetimimizi nasıl sağlayabileceğimizi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

İlk baskısı ilgiyle karşılanan bu çalışmanın şimdi genişletilmiş bir baskıyla yeniden raflardaki yerini aldığını da belirtelim.

  • Künye: Don Norman – Gündelik Şeylerin Tasarımı, çeviren: Ayşe Mine Şengel, TÜBİTAK Yayınları, tasarım, 363 sayfa, 2018

Esat Mahmut Karakurt – Kadın İsterse (2009)

Türkiye edebiyatında aşk ve macera konulu popüler kitaplarıyla bilinen Esat Mahmut Karakurt, ‘Kadın İsterse’ isimli bu romanında, bir Rus generalin kızı olan Nadya ile Kurmay Binbaşı İrfan arasında bütün engellere karşı koyan tutkulu bir aşkı hikâye ediyor.

Nadya ve İrfan arasında önüne geçilemez bir ilişki yaşanırken, Nadya’nın babası da sevgilileri ayırmak için elinden geleni yapmaktadır.

Öte yandan Nadya’nın kalp hastası olması, olay örgüsünde ağırlıklı bir yer tutuyor.

Âşıklar, birbirlerine kavuşmamaları için konan engelleri bir bir aşarken, Türkiye’den İsviçre’ye ve oradan da Rusya’ya uzanan maceralara yelken açıyor.

Roman, Nadya’nın kalp hastalığının tedavi edilmesi ve sevenlerin birbirlerine kavuşmasıyla son bulur.

1960 yılında yayımlanan roman, beş yıl sonra sinemaya aktarılmış ve bilindiği gibi bu filmde Ayhan Işık ile Hülya Koçyiğit başrollerini paylaşmıştı.

  • Künye: Esat Mahmut Karakurt – Kadın İsterse, Bilgi Yayınevi, roman, 263 sayfa

Güçlü Ildız – Beynimiz (2009)

Nöroloji uzmanı Dr. Güçlü Ildız, Türkiye’nin çeşitli illerinde uzman doktor olarak çalıştı.

Ildız, ‘Beynimiz’ başlıklı bu çalışmasında, vücut çalışma sistemlerinin nasıl bozulduğunu ve beynin bu bozulma sürecine olan etkisini irdeliyor; tedavi önerilerini anlaşılabilir bir üslupla sunuyor.

Dolayısıyla, beynin vücut üzerindeki onarıcı ve tahrip edici etkisi, stres altında gelişen hastalıklar ve genel tedavi ilkeleri, Ildız’ın bu kapsamlı çalışmasının asıl çerçevesini oluşturuyor.

Yazar, günümüz tıbbi uygulamalarının, hastalığı anlatmaktan çok, hastalığın yol açtığı sorunlara odaklandığını söylüyor.

Kendisine göre asıl önemli olan husus ise, hastalığın anlaşılmasıdır.

Böylece yazar, “Neden?” sorusundan başlayarak, göz ardı edilen tıbbi gerçekleri anlatıyor; tıbbi jargondan olabildiğince uzak durarak, tedavi konusunda neler yapılabileceğine dair önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Güçlü Ildız – Beynimiz, Doğan Kitap, sağlık, 265 sayfa

Hasan Hüseyin Yalvaç – Şair Sözü Yalan Değildir (2009)

‘Şair Sözü Yalan Değildir’, şair ve yazar Hasan Hüseyin Yalvaç’ın 2003-2008 arasında kaleme aldığı denemelerini bir araya getiriyor.

Türkiye edebiyatında yeni üretimlerin gerekliliği; edebiyat yarışmaları; kültür emperyalizmi; ulusal kimlik ve edebiyat; yazarlık ve eylem ilişkisi; edebiyatta özgür irade ve Anadolu’da edebiyat ve sanat, denemelerde ele alınan konulardan birkaçı.

Yalvaç, kitaba adını veren denemesinde ise, Fuzulî’nin “Ger derse ki Fuzulî güzellerde vefa var / Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” dizelerine itiraz ediyor.

Yalvaç, dünyaya karşı sorumluluk duyan aydın şairlerin, kaleme aldıkları ürünlerinde yalancı olamayacaklarını söylüyor.

  • Künye: Hasan Hüseyin Yalvaç – Şair Sözü Yalan Değildir, Sone Yayınları, deneme, 160 sayfa

Mehmet Yaşın – Kalbi Durmuş Zamanda (2009)

‘Kalbi Durmuş Zaman’da, 1980 sonrası Türkiye şiirinin özgün isimlerinden Mehmet Yaşın’ın, zaman kavramını konu edinen çok katmanlı şiirlerinden oluşuyor.

2005-2008 arasında yazılmış şiirleri bir araya getiren kitapta, ‘Yüzündeki Işık’ başlıklı olanı söyle:

“Her sabah araba sürdüğün o yol değil bu,

nergis demeti uzatıyor her dönemeçte çocuklar

ve güneşten ellerini sallıyor

arabana binmek istercesine altıntoplar.

Dikiz aynasından seni seyreden

bir başkası gibi bakıyorsun kendi yüzüne.

Ve çalışma-odana vardığında

sekreter farketmiyor senin geldiğ’ni.

Nasılsa pencereden girivermiş beyaz bir güvercin

süzülüyor yüzündeki ışıkla

ilkyaz göğü altında bir aynaymışçasına.”

  • Künye: Mehmet Yaşın – Kalbi Durmuş Zamanda, Everest Yayınları, şiir, 104 sayfa

Louise Dean – İki Yabancıyız Artık (2009)

Louise Dean, ‘İki Yabancıyız Artık’ başlıklı bu ilk romanında, yaşları ilerlemiş Jan ve Annemieke’nin yaşadığı varoluş sıkıntılarını hikâye ediyor.

Kanser hastası olan, bu nedenle kötü sona hazırlanan Jan ile eşinin durumundan dolayı acı çeken Annemieke, son tatillerini yapmak üzere Karayipler’de bir otele gider.

Bu tatil çift için, birbirlerine dair duygularını ve varoluşu sorguladıkları bir deneyime dönüşür.

Çiftin yolları burada, kendileriyle benzer sıkıntılar yaşayan Dorothy ve George ile kesişir.

Dört kişi için de bu tatil, ruhlarındaki azaplarla yüzleştikleri ve duygularıyla hesaplaşarak kendilerine yeni yollar aramaya koyuldukları bir sürece dönüşecektir.

  • Künye: Louise Dean – İki Yabancıyız Artık, çeviren: Özlem Yüksel, Marka Yayınları, roman, 320 sayfa

Selçuk Erez – Dünyanın Sonu Gelmeyecek (2009)

Selçuk Erez, elimizdeki romanı ‘Dünyanın Sonu Gelmeyecek’te, doğumu sıra dışı olaylarla başlayan Hasan’ın ilginç hayatını hikâye ediyor.

Annesi Hürmüz’ün doğurmuş olduğu dokuz çocuktan hayatta kalan tek çocuk Hasan’dır.

Hasan’ın yaşamındaki gariplikler, doğumundaki mucizelerle sınırlı kalmadığından, kısa bir süre sonra halkın gözünde ilahi bir varlık olarak yer edecektir.

Erez’in kurgusu, bir film ekibinin, Hasan’ın yaşamını filme aktarmak için köy sakinlerinin anlatımlarına başvurması üzerine inşa ediliyor.

Hasan’ın geçmişine doğru yolculuğa çıkan ekip, halk arasında ermiş olarak kabul edilen Hasan’a atfedilen mucizeler kadar, bir insan olarak sahip olduğu zaaflara da tanık olacaktır.

  • Künye: Selçuk Erez – Dünyanın Sonu Gelmeyecek, Sel Yayıncılık, roman, 199 sayfa

Canan Tan – En Son Yürekler Ölür (2009)

‘Piraye’ ve ‘Yüreğim Seni Çok Sevdi’ adlı eserleriyle bilinen Canan Tan, ‘En Son Yürekler Ölür’ isimli elimizdeki romanında, evli bir çiftin birbirinden trajik bir biçimde kopuşlarını ve bir organ naklinin beraberinde getirdiklerini hikâye ediyor.

Kısa bir süre önce evlenen Deniz ve Nehir’in hayatı, geçirdikleri bir trafik kazasının ardından alt üst olur.

Kazadan sonra hayatını kaybeden Deniz’in kalbi yaşamaktadır.

Bir süre kararsızlık yaşayan Nehir, eşinin kalbinin organ nakli bekleyen Arda’ya nakledilmesini onaylar.

Roman, Deniz’in kalbini alan Arda ile Nehir arasındaki ilişki yoluyla, nakil yapılan kişinin, yeni kalbinin gerçek sahibiyle ne derece özdeşleşebileceğini sorguluyor.

  • Künye: Canan Tan – En Son Yürekler Ölür, Altın Kitaplar, roman, 423 sayfa

Richard Rorty ve Gianni Vattimo – Dinin Geleceği (2009)

‘Dinin Geleceği’, teolog Gianni Vattimo ile kendini laik-demokrat olarak tanımlayan Richard Rorty arasındaki diyaloğa dayanıyor.

Aynı zamanda, Vattimo’nun ‘Yorum Çağı’ ve Rorty’nin ‘Dinsel Zümre Karşıtlığı ve Ateizm’ başlıklı birer yazısı ile kitabı derleyen Santiago Zabala’nın çerçeve metni ‘Teistleri ve Ateistleri Olmayan Bir Din’ başlıklı bir yazısından oluşan kitap, metafizikten sonra dinin geleceğine dair dillendirilen soruları yanıtlamayı amaçlıyor.

Rorty ve Vattimo, insanlığın Aydınlanma öncesinde Tanrı’ya karşı, Aydınlanma’dan sonra ise akla karşı ödevleri olduğu gerçeğinden yola çıkıyor.

İki ismin buluştuğu ortak zemin ise, ontolojik hakikate dayanma iddiasından arındırılmış postmodern düşünme tarzıdır.

Kitabın, teoloji ve Batı felsefesi arasındaki ilişki konusunda da bir başvuru kitabı olabileceğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Richard Rorty ve Gianni Vattimo – Dinin Geleceği, derleyen: Santiago Zabala, çeviren: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, din, 92 sayfa

Nihat Ziyalan – Manhattan’da Şiir Konuşmaları (2009)

‘Manhattan’da Şiir Konuşmaları’, “Önce şiir vardı. Önce şiiri bildim. Önce şiiri çocuklukla çılgınlığın, sonra şairi de çocuklu çılgının kardeşi bildim.” diyen Nihat Ziyalan’ın şiire odaklanan yazılarından oluşuyor.

Şiir, deneme ve öyküleri 1983’ten bu yana yayınlarda ve seçkilerde yer alan Ziyalan, kitabında, şiir-çeviri ilişkisinden hipertekste kadar, şiirle ilgili birçok güncel konuyu tartışırken, Ece Ayhan, Anna Ahmatova, Ingeborg Bachmann ve Allen Ginsberg gibi şairleri de, ele alınan konularla bağlantılı olarak irdeliyor.

Ziyalan metinlerinde, şiirin içinde bulunduğu sıkıntılar kadar, günümüz okuruna dair görüş ve eleştirilerini de dile getiriyor.

  • Künye: Nihat Ziyalan – Manhattan’da Şiir Konuşmaları, Yasakmeyve Yayınları, şiir, 110 sayfa