Murray Bookchin – Toplumsal Ekolojinin Felsefesi (2017)

Murray Bookchin’in 1980’lerden bu yana ekoloji hareketinde ortaya çıkmış çeşitli eğilimlere karşı yöneltilmiş polemik yazılarından oluşan bu kitabı, yetkin bir perspektifle toplumsal ekolojinin felsefi temellerini ve düşünce kiplerini kuruyor.

Bookchin’in, toplumsal ekolojinin tarihsel ve politik yönlerini irdelediği daha önceki çalışmaları ‘Toplumu Yeniden Kurmak’ ve ‘Kentsiz Kentleşme’ ile bütünlük arz eden kitap, toplumsal ekolojinin felsefi temellerini kurarken de, bilhassa Hegel’in önemli bir etkide bulunduğu diyalektikçi yapıtları referans alıyor.

Tarihi ve ilerlemeyi tek-doğrultulu, kaçınılmaz ve erekbilimsel ya da bir anlamda, önceden belirlenmiş biçimde kabul etmeyen Bookchin, tarih, uygarlık ve ilerlemenin eleştirel bir sorgulamasını yaptığı kitabında felsefi doğalcılık, ekolojik etik, doğada özgürlük ve zorunluluk ve ekolojik açıdan düşünmenin parametreleri gibi konuları tartışıyor.

Diyalektik doğalcılığın toplumsal ekolojinin temelini oluşturduğunu söyleyen Bookchin, kitabının girişi bölümünde şu saptamayı yapıyor:

“Bu kitaptaki denemeler –ussal veya usa aykırı olanı, gerçek veya imgesel olanı, hakiki veya sahte olanı, iyi veya kötü olanı, özgür istençli veya otoriter olanı belirlemek için nesnel bir ölçüt belirlemenin ‘olanaksızlığından’ dolayı– özgürlüğün arzulanması, zorbalıktan ise nefret edilmesine ilişkin tavrımızın, sadece koşullara bağlı öznel bir temel taşıması gerektiği yaygın görüşünü eleştirmektedir. Bu tavır tarihsel gelişme veya maddi koşullarda kökü olmaksızın, soyut olarak oluşturulduğunda, kuramsal açıdan yargılanamaz ve salt bir fikir sorunu olarak kalır.”

  • Künye: Murray Bookchin – Toplumsal Ekolojinin Felsefesi: Diyalektik Doğalcılık Üzerine, çeviren: Rahmi G. Öğdül, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 186 sayfa, 2017

Bell Hooks – Değişme İsteği (2018)

Erkekler değişmekten ölesiye korkar.

Çünkü ataerki, onların en küçük hücrelerine dahi sinmiştir.

Çünkü hükmetme hırsı, onların bütün duyularını adeta felce uğratmıştır.

Fakat ataerkinin erkeği nasıl şekillendirdiğini ve erkeğin hayatı aracılığıyla iktidarını nasıl inşa ettiğini kavradığımız an, bunu aşabilmek konusunda ilk adımı attığımız andır.

İşte feminizm alanında önemli çalışmalar yapmış olan Bell Hooks’un bu kitabı, ataerkinin erkek üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyması ve bunu aşmanın yollarını duru bir şekilde anlatmasıyla çok önemli.

“Kültürümüz, erkekleri savaşı kucaklamaya hazırlarken öldürmenin ve öldürmeyi sevmenin erkeklerin doğalarında olduğunu söyleyen ataerkil düşüncenin de daha fazla aşılanması gerekir. Eril şiddet haberleri bombardımanı altındayken erkekler ve sevgi hakkında hiç haber duymayız.” diyen Hooks, erkeklerin sevmeyi nasıl öğrenebileceğini ve gerçek anlamda özgürleşmek için ataerkiye karşı nasıl mücadele edeceğini tartışıyor.

  • Künye: Bell Hooks – Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi, çeviren: Zeynep Kutluata, Bgst Yayınları, feminizm, 194 sayfa, 2018

 

Soner Tuna ve Turgay Fişekçi – Çizgilerle Nâzım Hikmet (2018)

Nâzım Hikmet, hem şiirleri hem hakikate ve halka duyduğu sorumluluk duygusu ve hem de duruşuyla iz bırakmış müstesna bir kişiliktir.

Bu kitap da, çok güzel hazırlanmış bir Nâzım Hikmet çizgili biyografisi.

Metinlerini şair Turgay Fişekçi’nin çizimlerini ise Soner Tuna’nın yaptığı çalışma, babası Hikmet Bey ve annesi Celile Hanım’dan başlayarak, Nâzım Hikmet’in doğumundan ölümüne uzanan hayatının baştan sona hikâyesini sunuyor.

Kitap, Otobiyografi adlı şiirinde “1902’de doğdum

doğduğum şehre dönmedim bir daha

geriye dönmeyi sevmem,” demiş Hikmet’in Selanik’te doğumundan Bahriye Mektebi yıllarına, İstiklal mücadelesine katılmak için gittiği İnebolu’da sosyalist fikirlerle tanışmasından Mustafa Kemal’le kesişen yollarına, dönemin Türk şiiriyle giriştiği hesaplaşmadan kendi şiir anlayışını kuruşuna ve cezaevi yıllarından sürgün yıllarına uzanan hayatını adım adım izliyor.

Nâzım Hikmet en az şiirleri kadar etkileyici bir hayat yaşadı.

Nâzım Hikmet’in kimi şiirleriyle de zenginleşen bu kitap, şairin bu sıra dışı hayatının dönüm noktalarını aydınlatmasıyla bir başucu kitabı olmaya aday.

  • Künye: Soner Tuna (Çizgiler) ve Turgay Fişekçi (Metinler) – Çizgilerle Nâzım Hikmet, Yordam Kitap, biyografi, 327 sayfa, 2018

Robert Frank – Zenginistan (2008)

The Wall Street Gazetesi yazarlarından Robert Frank’in, şaşaalı tüketim alanlarını gözlemleyerek kaleme aldığı ‘Zenginistan’, zenginlerin dünyasına dair bilinmeyenleri günyüzüne çıkarmayı amaçlıyor.

Frank, bu dünyaya ilgisinin, 2003 yılında bir çizelgeyi görmesiyle uyandığını söylüyor.

Zira Amerikan Merkez Bankası’na ait olan söz konusu çizelgede, 1995 yılından itibaren milyoner ailelerin sayısının ikiye katlanarak sekiz milyonu aştığı görülüyordu.

Bu saptamadan yola çıkan Frank, yat limanlarında dolaşmış; Ferrari galerilerine, Sotheby’s ve Christie’s müzayedelerine sızmış ve hayır kurumlarına yapılan bağışları incelemiş, gözlemlerini de kitabında bir araya getirmiş.

  • Künye: Robert Frank – Zenginistan, çeviren: Ayfer Ünalan, Doğan Kitap, kültür, 196 sayfa

Nancy Kricorian – Zabel (2009)

Nancy Kricorian ilk romanı ‘Zabel’de, Ermeni bir kadın olan Zabel Kasparyan’ın trajik hayatını hikâye ediyor.

Boston’un bir banliyösünde yaşayan yaşlı dul olan Zabel’in ölümüyle başlayan roman, Zabel’in Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş günlerine, 1915 olaylarına ve Suriye çölünde açlık ve ölümle giriştiği mücadeleye uzanan hayatını kurguluyor.

Zabel bu zorlu tehcirden, İstanbul’da bir yetimhaneye sığınarak kurtulacak ve sonra, tamamıyla rastlantı eseri, varlıklı bir Ermeni ailesi tarafından evlat edinilecektir.

Ardından görücü usulü bir evlilikle Amerika’ya, hiç görmediği kocasının yanına giden Zabel, geçmişinin gölgesinde yaşayacağı yeni bir hayatın kapısını aralayacaktır.

  • Künye: Nancy Kricorian – Zabel, çeviren: Deniz Barış Atay, Pencere Yayınları, roman, 168 sayfa

Alois Prinz – Ulrike Meinhof (2009)

Alois Prinz ‘Ulrike Meinhof’ta, 1970’li yıllarda Federal Almanya Cumhuriyeti’ne savaş ilan etmiş, birden fazla cinayetle suçlanmış, Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun kurucularından Ulrike Marie Meinhof’un fırtınalı hayatını anlatıyor.

Oldenburg’da doğan Meinhof, 60’ların başında sosyalist bir Alman dergisinin editörlüğünü yapan orta sınıf bir Alman hayatı yaşıyordu.

Fakat kısa süre sonra radikalleşmeye başlayan Meinhof, 1970’lerde Andreas Baader’le birlikte RAF’ı kurup yeraltına inecek ve bu süreç kendisini, 1976 yılındaki şüpheli ölümüne götürecekti.

Prinz, Meinhof’un bu çalkantılı ve trajik hikâyesini tarafsızlığını ve soğukkanlılığını koruyarak anlatmaya çalışıyor.

Kitap,1960-1980 arası Almanya’nın sağlam bir fotoğrafını çekmesiyle de önemli.

  • Künye: Alois Prinz – Ulrike Meinhof: Üzgün Olmaktansa Öfkeli Olmayı Yeğlerim, çeviren: Süheyla Kaya, Versus Kitap, biyografi, 253 sayfa

Susan Pollock – Antik Mezopotamya (2017)

Mezopotamya dediğimiz ve bugün Irak ve Suriye’nin geniş kesimlerini de içine alan Fırat ve Dicle ırmakları arasındaki alüvyal düzlükleri kapsayan bölgenin adı Yunanca “Irmaklar arasındaki yer” anlamına gelir.

Bölgenin antik yerleşimcileri güneybatı İran, Zagros sıradağlarındaki ovalar ve Torosların eteklerinde yaşayan insanlar da dâhil olmak üzere, kendi bölgelerinin dışındaki topluluklarla etkileşim içinde olmuşlardır.

Susan Pollock’un bu muhteşem çalışması da, farklı disiplinlerin de verilerinden yararlanarak MÖ 5000 ile 2100 tarihleri arasındaki yaklaşık üç bin yıllık süreç boyunca Mezopotamya’daki ilk devletlerin ve uygarlıkların ortaya çıkışını ele alıyor.

Pollock bunu yaparken, yalnızca antoropolojiden değil, aynı zamanda arkeoloji, ekonomi politik ve feminist antropolojinin katkılarından da yararlanarak konu hakkında oldukça zengin bir çerçeve sunuyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Mezopotamya’da ilk hanedanlar dönemi,
  • Coğrafi ortam ve çevre,
  • Kentler,
  • Köyler,
  • Höyükler ve yerleşim örüntüleri,
  • Beş ve dördüncü binyılların haraç ekonomileri,
  • Mal dağıtım yöntemi,
  • Bürokrasinin gelişmesi,
  • Yazının kökenleri,
  • İdeoloji ve güç imgeleri,
  • Mezopotamya’da anıtsal mimari,
  • Mezopotamya’da gösterişçi tüketim…

Çok sayıda görsel ve harita ile zenginleşen kitabı, bilhassa Mezopotamya medeniyetine giriş yapmak isteyen okurlara yetkin bir çalışma olarak öneriyoruz.

  • Künye: Susan Pollock – Antik Mezopotamya: Var Olmamış Cennet, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, antropoloji, 264 sayfa, 2017

Mcleod Kardeşler – Parlak Fikirler Kitabı (2018)

Pablo Picasso bir zamanlar, “Her zaman yapamadığım şeyleri yapıyorum ki nasıl yapılacağını öğreneyim.” demişti.

Myles ve Greg McLeod kardeşler, çok sayıda aktivite barındıran bu kitaplarında okurlarının okurlarını zengin aktiviteler içinde gezdirerek yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardımcı oluyor.

Burada bir romanın ilk satırlarını yazmaktan moda üzerine egzersizlere, eski kız/erkek arkadaşlara lakap uydurmaktan haiku yazmaya, resimde perspektif oluşturmaktan kendi totem direğini yapmaya ve çiçek yetiştirmeye çok sayıda pratik uygulama karşımıza çıkıyor.

Edebiyat, dans, resim gibi alanlarda yaratıcılıklarını nasıl ortaya koyacakları konusunda fikirleri olmayan, uzun zamandır bunu ortaya koyacakları bir çıkış yolu veya ışık arayanlar bu kitaba bakmalı.

  • Künye: Mcleod Kardeşler – Parlak Fikirler Kitabı, çeviren: Selin Saraçoğlu, Maya Kitap, kişisel gelişim, 191 sayfa

Irwin D. Yalom ve Ginny Elkin – Her Gün Biraz Daha Yakın (2018)

Bir psikoterapiyi hem terapistin hem de hastanın gözünden izlemek ilginç bir deneyim.

Her ikisinin de bu sürece dair tespit ve değerlendirmelerinin birbirinden farklı oluşu, bunun ilginç oluşundaki başlıca etken.

Irwin D. Yalom, 1970 yılının sonbaharında yardımcı terapistiyle birlikte yürüttükleri grup terapisine Ginny Elkin’in devam etmesinin artık faydalı olmayacağına karar verdi.

Yalom’un bu aşamada önerdiği fikir, bireysel terapidir.

Yalom da Elkin de, her hafta yaptıkları görüşmelere dair raporlarını kendileri yazacak, fakat bu raporlar da üzerinden altı ay geçmeden hiç kimse tarafından okunmayacaktır.

Bundan sonraki iki yıl boyunca doktor ve hastası, birlikte paylaştıkları saatleri kendi görüş açılarına göre kaydettiler ve terapi sırasında konuşulmayan, sonradan akla gelen fikirleri, yorumları, duyguları ve çağrışımları sık sık yazılarına eklediler.

İşte bu görüşmelerin neticesi olan elimizdeki kitap, hem bir psikoterapi sürecinin nasıl ilerlediğine adım adım tanık olmamızı hem de psikiyatr ve hastanın birbirleri hakkındaki düşüncelerine aynı anda şahit olmamızı sağlıyor.

Kitabın, bilhassa psikoterapi seansları hakkında bilgilenmek ve bu sürecin izlediği seyri kavramak isteyenlere fazlasıyla hitap ediyor diyebiliriz.

  • Künye: Irwin D. Yalom ve Ginny Elkin – Her Gün Biraz Daha Yakın, çeviren: Zeliha Babayiğit, Pegasus Yayınları, psikoterapi, 300 sayfa, 2018

Muammer Yalçın – Türk Edebiyatında Nâzım ve Nesir (2009)

Muammer Yalçın ‘Türk Edebiyatında Nâzım ve Nesir’de, 8. yüzyıldan başlatılan Türk edebiyatında meydana getirilen nâzım ve nesir türlerini uygulama ve örneklerle anlatıyor.

Çalışmasına, Türk edebiyatının ana devirleri hakkında bilgi vererek başlayan Yalçın, her ana devir içinde ortaya çıkan bölümleri, akımları da ele alıyor.

Sunulan bilgilerin somutlaştırılması amacıyla, örnek metinlerle zenginleştirilen kitapta ayrıca, şiir bilgisine de yer veriliyor.

Yalçın bunun yanı sıra, edebi devrin değişmesiyle, adı ya da biçimi değişen türlerin de izini sürüyor.

Çalışma, sadece öğrenciler için değil, Türk edebiyatını tarihsel bir gözle değerlendirmek isteyenlere de hitap ediyor.

  • Künye: Muammer Yalçın – Türk Edebiyatında Nâzım ve Nesir, Çizgi Kitabevi, inceleme, 289 sayfa