Henri Barbusse – Aydınlık (2007)

  • AYDINLIK, Henri Barbusse, çeviren: Erdoğan Tokatlı, Yordam Kitap, roman, 284 sayfa

aydinlik

Henri Barbusse’ün ‘Aydınlık’ı, özellikle Fransız milliyetçiliğine ve genel olarak her türlü şovenizme keskin eleştiriler yöneltmesiyle dikkat çekiyor. Barbusse’ün kişisel serüveninden de izler taşıyan roman, sistemin alt kademelerinde, yalıtılmış bir hayat süren küçük burjuva bir fabrika memurunun zihinsel aydınlanma sürecini anlatıyor. Dünyayı paylaşmayı hedef alan savaşlardan biri olan 1. Dünya Savaşı’na tanık olan kahramanımız, bu savaşlarda yok edilenlerin, kendi öz çıkarlarından habersiz yığınlar olduğunu fark edecektir. Bu yığınların birbirine çok benzediği ve asıl kurtuluşun bu benzerlikten doğacak kardeşlik üzerinden gerçekleşebileceği, romanın asıl temasını oluşturuyor.

Selim İleri – İstanbul: Lâle ile Sümbül (2007)

  • İSTANBUL: LÂLE İLE SÜMBÜL, Selim İleri, Doğan Kitap, anı, 198 sayfa

istanbul-lale-sumbul

Okuyucularının iyi bildiği gibi, Selim İleri yazınının bir yönü de, İstanbul’a duyulan sonu gelmez tutkudur. İleri’nin kırk yıldan beri emek verdiği edebiyat, hem bu şehirden beslenir, hem de bu şehri besler. Kendisinin İstanbul’a dair yazılı kaynaklara ve şehir kültürüne duyduğu tutku, asıl gücünü bu çift yönlü üretimden alır. Dolayısıyla İleri’nin bu kitabı, İstanbul’a, onun tarihine ve kültürüne adanmış bir anlatı olarak düşünülebilir. ‘Gözlem ve Anı’, ‘Edebiyatın Dile Getirdiği’ ve ‘Veda Vakti’ başlıklı üç bölümden oluşan kitapta, şehrin muhtelif semtlerine, önemli aktörlerine, mevsimlerine, tarihine, kısacası İstanbul’u İstanbul yapan pek çok ayrıntıyı atıf yapılıyor.

Lisa Fittipaldi – Karanlıkla Göz Göze (2007)

 

karanlikla-goz-goze

Lisa Fittipaldi, kırk yedi yaşındayken görme duyusunu kaybetti.

Görmemenin tarif edilemez bir duygu olduğunu, bunu ancak görmeyen kişinin anlayabileceğini söyleyen Fittipaldi, bir yandan da  “Gözlerimi geri kazanmak uğruna şimdiki hayatımı eskisine asla değişmezdim,” diyor.

Fittipaldi gözlerini kaybettikten sonra resim yapmaya başlamış. Kendisi, günümüzün sanat camiasında, görme yeteneğini kaybetmiş yetkin bir gerçekçi ressam olarak tanınıyor.

Fittipaldi’nin otobiyografisi, hayatını büyük bir dönüşüme uğratan bu talihsizliği ve bunun ardından gerçekleşen mucizeyi, inancın her zorluğun üstesinden geleceği temasıyla çerçeveleyerek anlatıyor.

  • Künye: Lisa Fittipaldi – Karanlıkla Göz Göze, çeviren: Mercan Yurdakuler, Hit Kitap, otobiyografi, 213 sayfa

Marcel Proust – Okuma Üzerine (2007)

  • OKUMA ÜZERİNE, Marcel Proust, çeviren: Işık Ergüden, Notos Kitap, anlatı, 71 sayfa

okuma-uzerine

İyi bir yazar oluşunun yanı sıra iyi de bir okur olan Marcel Proust ‘Okuma Üzerine’ isimli bu anlatısında, birey ile kitap arasındaki ilişkiye ve özgün psikolojik edim olarak okumaya odaklanıyor. “Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda, çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka zaman belki yoktur,” diyen Proust, kendi deneyimlerini merkeze alarak, okuma ediminin kendisindeki kaynaklarına, kökenlerine iniyor. Proust küçük yaşlarından itibaren okumaya başlamış ve diğer çocukların aksine daha yalnız geçen çocukluğunu kitaplarla telafi etmişti. İşte bu kitap, ünlü yazarı henüz çok erken yaşlarında etkisi altına almış okumaya dair düşüncelerini barındırmasıyla dikkat çekiyor.

Yasser Seirawan – Satrançta Kazandıran Kombinezonlar (2007)

  • SATRANÇTA KAZANDIRAN KOMBİNEZONLAR, Yasser Seirawan, çeviren: L. Ece Sakar, İş Kültür Yayınları, hobi, 245 sayfa

satrancta-kazandiran

Kombinezonlar, satranç oyuncularının bildiği gibi, oyunu güzelleştiren, gizemli kılan temel unsurlardır. Örneğin veziri feda edip, sadece piyonla mat etmeye çalışmak bu kombinezonlardan biri. Fakat kombinezonların bir bumerang gibi dönüp onu kuranı vurması da yüksek olasılıktır. İşte Yasser Seirawan’ın bu kitabı, satranç kombinezonları için rehber nitelikte bir çalışma. Kitap, eksiksiz kombinezonlar kurma ve ustalıklı feda hamleleri oluşturma taktikleri vermenin yanında, çözümlü kombinezon formülleri de barındırıyor. Çalışma, satranç hayranlarına, özellikle de Seirawan’ın satranç serisine ilgi duyanlara hitap edecek nitelikte.

Emin Çölaşan – Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi (2007)

  • KOVULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ, Emin Çölaşan, Bilgi Yayınevi, basın-yayın, 208 sayfa

kovulduk-ey-halkim

Emin Çölaşan, hatırlanacağı gibi, yirmi iki yıl gazetecilik yaptığı Hürriyet gazetesinden yakın zamanda kovuldu. Kendisinin bu kitabı da, hem bu kovulma sürecine dair anlatımlarından hem de bu süreç üzerinden Türkiye medyasına dair eleştirilerinden oluşuyor. Kovulma nedenini, iktidar korkusu, baskı ve sansüre bağlayan Çölaşan, “Niçin sadece Hürriyet’te değil, medyanın çok büyük bir bölümünde parasal çıkarlar ve gazetecilik dışı ticaret ilişkileri ön plana çıktı?” diye soruyor. Kitap, Çölaşan’ın kovulma öncesi ve sonrasında yaşadıklarına, AKP iktidarının medya dünyasında neden olduğu dönüşümlere ve bu dönüşümlerin gazetecilik mesleğindeki yansımalarına yer veriyor.

Can Göknil – Gölgem Renkli mi? (2007)

  • GÖLGEM RENKLİ Mİ?, Can Göknil, Can Yayınları, anlatı, 99 sayfa

golgem-renkli-mi

Can Göknil, ressamlığının yanı sıra, çocuk kitapları yazarlığıyla da bilinen bir isim. Kendisinin ‘Gölgem Renkli mi?’ isimli bu kitabı ise, resimlerinin ortaya çıkış serüvenine yer veren ve mitolojiden sanata uzanan yazılarla çerçevelediği bir çalışma. Kitap, Göknil’in sergilere hazırlanırken aldığı notlar, bu notlara eklenen yorumlar ve günlük metinlerden oluşuyor. Fakat resme dair kaleme alınan bu notlar, sadece günlük karalamalardan ibaret olmayıp, efsaneler, kadim inançlar, büyüler, Şamanizm ve halk kültürünün çağdaş sanata yansıma şekillerine de odaklanıyor. Dolayısıyla kitap, resme ilgi duyanlar dışında, efsaneler ve inançların bu sanata yansımalarına ilgi duyanlara da hitap ediyor.

Genrich Altshuller – Ve Birden Mucit Ortaya Çıkıverdi (2007)

  • VE BİRDEN MUCİT ORTAYA ÇIKIVERDİ, Genrich Altshuller, çeviren: Bülent Akat, Elma Yayınları, kişisel gelişim, 234 sayfa

ve-birden-mucit

Genrich Altshuller’in ‘Ve Birden Mucit Ortaya Çıkıverdi’ isimli bu kitabı, yaratıcılığı temel alan bir çalışma. Kitap, gelişim süreci Altshuller’in 1946 yılındaki çalışmalarına kadar uzanan, ‘Yaratıcı Problem Çözme Kuramı’nı, yani özgün adıyla ‘TRIZ’i anlatıyor. TRIZ’in asıl amacı, insanın çocukluk ve gençlik döneminde dorukta olan yaratıcılığının, ilerleyen yaşlarda düşüşe geçmesinin üstesinden gelmek. Dolayısıyla bu kuram, birtakım teknikleri ve bilgileri kullanarak bu yaratıcılık seviyesini ilerleyen yaşlarda da üst seviyelere taşımayı amaçlıyor. Kuramın, bir zamanların Sovyet Rusya’sında oldukça popüler olduğunu belirtelim.

A. J. Racy – Arap Dünyasında Müzik (2007)

  • ARAP DÜNYASINDA MÜZİK, A. J. Racy, çeviren: Serdar Aygün, Ayrıntı Yayınları, müzik, 334 sayfa

arap-dunyasinda-muzik

A. J. Racy, California Üniversitesi’nde etnomüzikoloji profesörü. Kendisinin, alt başlığı ‘Arap Kültürü ve Sanatı’ olan bu çalışması da, Yakındoğu Arap müziğini ele alıyor. Edward Said’in “şarkiyatçılık” teziyle çalışmasını çerçeveleyen Racy, Arap dünyasının müzik anlayışını ve yoğun duygular uyandırabilen Doğu müziğini, Batılı okura hissettirmeyi amaçlıyor. Racy’nin bu müziği incelerken, özellikle bunu müzik-duygu çerçevesinden incelemesi de, bu müziğin sahip olduğu esrik duyguları öne çıkarmış. Kitap, bizim de pek yabancısı sayılmayacağımız bu müziğe dair önemli ayrıntılar barındırıyor.

Zafer Şenocak – Yolculuk Nereye? (2007)

  • YOLCULUK NEREYE, Zafer Şenocak, Alef Yayınları, roman, 104 sayfa

yolculuk-nereye

‘Alman Terbiyesi’, ‘Atletli Adam’, ‘Hitler Arap Mıydı’, ‘Kara Kutu’, ‘Taşa ve Kemiğe Yazılıdır’ ve  ‘Tehlikeli Akrabalık’, Zafer Şenocak’ın daha önce yayınlanmış kitapları. Şenocak’ın bu son romanıysa, birbirinin içine geçmiş hikâyeleriyle ilgi çekiyor. Kendilerini ‘Sanat Teröristleri’ diye adlandıran, galerilere saldırılar düzenleyip sanat eserlerini mahveden Berlin kökenli bir grup, Los Angeles’ta bir sergiye davet edilir. Los Angeles gezisi, bu grup üyelerinin geçmişlerini, kendi tavırlarını, kimliklerini ve sanatı sorguladıkları bir deneyime dönüşür. Romanın başkahramanı, bu grup içinde yer alan Cüneyt’tir. Grubun kendini sorgulama aşamasından en çok nasibini alacak olan kişi de bu isim olacaktır. Çünkü kendisi, hem bir göçmen olarak Alman toplumuna uymaya çalışmakta, hem de geçmişindeki Türkiye ile hesaplaşmaktadır. Bu hesaplaşma, onun bilinmeyen hikâyesini gün yüzüne çıkaracaktır.