James George Frazer – Ateşin Kökenine Dair Mitler (2018)

Ateşin icadı, insanlık tarihine yön verdi.

Kuşkusuz ateş olmasaydı, medeniyet asla ilerleyemezdi.

Ateş tarihin katalizörü olduğu kadar, ortaya çıktığı andan başlayarak tek tek insanların hayatlarında da olağanüstü dönüşümler yarattı.

Onu şimdi büyük oranda ehlileştirdik, fakat çok eski zamanlardaki insanlar için ateş heyecan verici, hatta oldukça korkutucuydu.

İşte antropoloji alanındaki öncü çalışmalarıyla bilinen James George Frazer, şimdi bizi ateşin ilk ortaya çıktığı zamanlara ve bunlarla ilgili mitlere götürüyor.

İlkel doğa felsefesinde yürütülen mantığın kusursuz olduğunu belirten Frazer, dünyanın dört bir yanından insan, hayvan ve doğa gözlemleriyle harmanlanan sayısız mit sunuyor.

Ateşin insanlık tarihindeki çarpıcı etkilerini görmek açısından bu mitlerin muhteşem bir fırsat olduğunu söylemeliyiz.

Kitaptan bir alıntı:

“Her gün bazı erkekler, kadınlar ve çocuklar göğe tırmanırlar ve yeniden ağacın dallarını kullanarak geri inerlermiş. Bir gün yukarı doğru tırmanırlarken Kakan adlı yaşlı bir şahin bir çubuğu diğerinin üzerinde hızla döndürerek ateş yakmanın yolunu bulmuş. Fakat bu kuş ile beyaz bir şahinin arasındaki sürtüşmeden ötürü tüm bölgeyi ateş sarmış ve ne yazık ki çam ağacı yanmış; bu yüzden yukarı çıkan insanlar yeniden yeryüzüne dönememiş ve bu hadiseden sonra gökyüzünde kalmışlar. Yukarıda kalan insanların kafalarında, dirseklerinde, dizlerinde ve diğer eklem yerlerinde kristaller oluşmuş; geceleri bu kristaller parlıyormuş. Bu parıltılar aslında bizlerin yıldız olarak adlandırdığı şeylermiş.”

  • Künye: James George Frazer – Ateşin Kökenine Dair Mitler, çeviren: Deniz Uludağ, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 289 sayfa, 2018

Murat Bjeduğ – Devrimci Bir Subay: Saffet Alp Kitabı (2018)

Hava Harp Okulu’ndan gelen Hava Yer Teğmen Saffet Alp, 1960’larda devrimci pek çok subaydan biriydi.

Alp, Kızıldere Katliamı’nda, tanıklara göre, kontrgerilla subaylarınca alnından vurularak katledildi.

Bu esnada kolunda, Hava Harp Okulu’nu ikincilikle bitirişinin ödülü olan Başbakan Süleyman Demirel’in imzası kazınmış saati bulunuyordu.

İşte bu kitap, 30 yaşında aramızdan alınmış Saffet Alp’in hayatını ve mücadelesini tanıkların anlatımlarıyla sunuyor.

Alp’in doğduğu ve büyüdüğü çevre, aile ortamı, eğitim yılları, bilinçlenme ve devrimcilik zamanları ve katledilişine uzanan süreci kapsamlı bir şekilde anlatan çalışma, Saffet Alp’in annesi Arife Alp’in oğluna dair anlatımlarının yanı sıra, başka birçok ismin Saffet Alp’e ilişkin görüş ve değerlendirmeleriyle zenginleşiyor.

  • Künye: Murat Bjeduğ – Devrimci Bir Subay: Saffet Alp Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 176 sayfa, 2018

Leah A. Lievrouw – Alternatif ve Aktivist Yeni Medya (2015)

Bugün aktivistler, sanatçılar ve yurttaş grupları, alternatif medya ve enformasyon teknolojilerini nasıl kullanıyor?

Leah Lievrouw’un nitelikli çalışması, alternatif ve aktivist yeni medyaların beş ana biçimini kapsamlı bir şekilde açıkladığı gibi, bunların hangi yönleriyle geleneksel medya biçimlerinden ayrıldığını gözler önüne seriyor.

Bugünkü egemen medya araçları, bırakın marjinal görüşleri, alternatif görüşleri dahi kapsamaktan uzak bir yapıya dönüşmüş durumda.

Dolayısıyla, muhaliflerin görünürlük ve güç kazanmaları için alternatif yollar yaratmak en acil ihtiyaçlarımızdandır.

Bu kitap da, toplumsal hareketlerin ve sanatçıların alternatif medyayı kullanma biçimlerinin tarihsel bir analizini yapıyor, en önemlisi de yeni medya aktivizmi ile ilgilenenlere çok aydınlatıcı bilgiler sunuyor.

  • Künye: Leah A. Lievrouw – Alternatif ve Aktivist Yeni Medya, çeviren: İlkay Sevgi Temizalp, Kafka Kitap, medya, 280 sayfa, 2018

Selahattin Yıldırım – Gramsci’yi Okumak (2018)

Antonio Gramsci, 20. yüzyılın ilk yarısındaki düşünsel, siyasal, toplumsal ve kültürel mücadeleleri içinde yoğun etkinlik gösteren en özgün düşünür ve eylem insanlarından biridir.

Kendisi yılmaz bir direnişçi olduğu kadar, siyasal ve düşünsel dünyamıza getirdiği yeni açılım ve yaklaşımlarla özgün ve etkili bir düşünürdür.

İşte Selahattin Yıldırım’ın elimizdeki özenli eseri de, bu çok yönlü şahsiyetin hayatına ve düşünce dünyasına girmek konusunda bir başucu kitabı.

Yıldırım, kitabının ilk bölümünde, Gramsci’nin kendisinin, kendi hakkında söylediklerinden ve yazdıklarından, ardından Gramsci hakkındaki görüşlerden yararlanarak Gramsci’nin, bir insan ve düşünür olarak portresini sunuyor.

Kitabın ikinci bölümü, Gramsci’nin dili ve Gramsci’yi hangi arka plan üzerinden okuyabileceğimizi ele alıyor.

Üçüncü bölümde, bizzat Gramsci’nin metinlerinden yola çıkarak düşünürün temel kavramları ve görüşleri açıklanıyor.

Dördüncü bölüm, Gramsci’nin kişisel, düşünsel ve siyasal ilişki içinde bulunduğu, ancak dünyada ve Türkiye’de nispeten az tanınan kimi insanları tanıtıyor.

Beşinci bölüm, Gramsci’nin hayatı, mücadelesinin evrimi ve döneminin kronolojisine yer veriyor.

Yıldırım’ın anlaşılabilir bir tarzda kaleme aldığı kitabı her seviyeden okura hitap ettiği gibi, Gramsci’ye ait birçok metni barındırmasıyla konunun uzmanlarının da fazlasıyla ilgisini çekebilecek nitelikte.

  • Künye: Selahattin Yıldırım – Gramsci’yi Okumak, İletişim Yayınları, felsefe, 336 sayfa, 2018

Kolektif – Bugünün Türkiyesi’nde Mimarlık (2018)

Türkiye’nin bugünkü mimari ikliminde öne çıkan mesele ve gündemler hakkında iyi bir derleme.

Pek çok mimarı bir araya getiren çalışma, ülkemizin mimarlık alanında yaşadığı dönüşümü, mimarlık mesleğinin güncel sorunlarını, mimarlık ve siyaset ilişkisini, mimarlığın üstlendiği ve üstlenmesi gereken rolleri, mimarlık eğitimini, Türkiye’deki mimarlık pratiklerinin dünyadaki benzer uygulamalarla ilişkisini, mimarlıkta alternatif yaklaşımları ve bütün bu faktörlerin mekânsal üretimle ilişkilerini geniş bir perspektifle tartışıyor.

Soru-cevap şeklinde hazırlanmış diyaloglarla ilerleyen kitap, konuya ilgi duyan okurlar güncel bir eser olarak tavsiye edilir.

  • Künye: Kolektif – Bugünün Türkiyesi’nde Mimarlık, derleyen: Evren Aysev, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, mimari, 292 sayfa, 2018

Marina MacKay – Roman Nedir? (2018)

Roman ortaya çıktığı zamanlardan bugüne, kitleleri en çok etkilemiş edebi türlerden biri olarak kendini kabul ettirdi.

Kimilerinin romanı modern zamanların temel edebi türü olarak tanımlaması bu nedenle yerindedir.

İşin ilginç tarafı ise, roman, çıktığı ilk zamanlarda birçok eleştirmen tarafından kadınların zaman öldürmek için okudukları hafif metinler olarak küçümsenmişti.

İşte bu kitap da, romanın gelişiminin tarihsel, kültürel ve toplumsal hikâyesini sunmasıyla oldukça zengin.

Edebiyat alanında önemli çalışmalara imza atmış Marina MacKay burada,

  • Romanın 18. yüzyıldaki doğuşunu,
  • Romanın bir tür olarak yükselişinin altındaki kültürel/toplumsal dinamikleri,
  • Farklı dönemlerde yazılmış romanlarda türün geçirdiği biçimsel dönüşümleri,
  • Romanda üslup ve teknik, karakter ve olay örgüsü, mekân ve siyaset gibi konuları irdeliyor.

Bunu yaparken ‘Don Quixote’, ‘Tristram Shandy’, ‘Kırmızı Harf’, ‘Madame Bovary’, ‘Deniz Feneri’ ve ‘Geceyarısı Çocukları’ gibi roman tarihinde iz bırakmış eserleri derinlemesine irdeleyen MacKay’in çalışması, iyi kotarılmış bir terimler sözlüğü ve sağlam bir okuma listesiyle de zenginleşmiş.

  • Künye: Marina MacKay – Roman Nedir?, çeviri: Fazilet Akdoğan Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, edebiyat inceleme, 333 sayfa, 2018

Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Öte yandan anarşizm ve coğrafyalar arasında her zaman yoğun düşünsel bağlar mevcut olmuştur.

İşte coğrafyacı Simon Springer de bu etkileyici kitabında, anarşist coğrafya fikrini Aydınlanma dönemindeki kökenlerinden 1990 başlarında küreselleşme karşıtı hareket ve kendin yap kültürünün ortaya çıkışıyla yeniden geçer akçe haline gelişine ve bugünkü durumuna dek geniş bir çerçevede irdeliyor.

Springer ilk olarak gönüllü birlikler, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, doğrudan eylem ve özerklik gibi konu ve kavramlar bağlamında özgürleşme meselesini ele alıyor.

Yazar ardından anarşizmi gündeliğin isyancı coğrafyaları, karşılıklı yardımlaşma ve gönüllü birlikler yoluyla gelişen çok yönlü bir süreç olarak değerlendiriyor.

Springer, anarşizmin gündelik siyasete ve kendileriyle bağlantılı mekân düzenlemelerine egemen olan köhne ve çürümüş yetkeci kurumlara ve bu bağlamda devletçiliğe, kapitalizme, toplumsal cinsiyet hâkimiyetine, heretonormatifliğe, ırksal baskıya, türcülüğe ve emperyalizme karşı çıkabilecek güçlü alternatif olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürleşmeye Doğru, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, siyaset, 248 sayfa, 2018

Stavros Stavrides – Müşterek Mekân (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Peki her etkinlikten kâr etmeye odaklı egemen iktisadi anlayış, günümüz şehirlerine nasıl yaklaşıyor?

Bu yaklaşım, bizim pek çok örnekten gördüğümüz gibi, çok açıktır:

Neoliberal veya hatta post-neoliberal aşamasındaki talancı kapitalizm, yalnızca şehirleri sömürmekle kalmıyor, bunu yaparken içinde yaşayanlar olarak bizleri iktisadi birer metaya dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu nedenle, farklı tahakküm biçimleri üzerinden ilerleyen şehir talanı, bugün korkutucu boyutlara varmış durumda.

Öte yandan, günümüzün şehir sakinleri mevcut kentsel düzen içinde ya da ona karşıt bir şekilde kendi şehirlerini inadına sahipleniyor, yeni paylaşım mekânları ya da işbirliğine dayalı yaşama pratikleri yaratıyor ve bu amaçla yeni fırsatları keşfediyor.

Buna kısaca, müşterekleşme deniyor.

İşte bu Stavros Stavrides bu ilgi çekici çalışmasında, müşterekleşmenin tam olarak ne anlama geldiğini ve müşterekleşme pratiklerini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Stavrides’in çalışması, özellikle günümüz metropol yaşamının bünyesindeki imkânları açığa çıkaran sosyo-mekânsal deneyimlere odaklanarak mekânsal dönüşüm süreçleriyle siyasal özneleşme süreçleri arasındaki karşılıklı bağlantıların izini sürmesiyle önemli.

  • Künye: Stavros Stavrides – Müşterek Mekân: Müşterekler Olarak Şehir, çeviren: Cenk Saraçoğlu, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 279 sayfa, 2018

Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci – Fanusta Diyaloglar (2018)

Türkiye’de sokaktan medyaya ve sosyal medyaya uzanan büyük bir ayrışma ve kutuplaşmanın yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Bunun, siyaset tarafından bile isteye tercih edildiğini ise, bilmeyen yoktur.

Siyasiler kutuplaştırarak oy almayı tercih ettiği sürece bu kutuplaşma azalmak yerine artacağı, hatta daha tehlikeli boyutlara da geleceği açık.

İşte iki yazarlı bu kitap da, ülkedeki kutuplaşmanın geldiği boyutları derinlemesine ortaya koymasıyla bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Konuyu hem kavramsal hem de bulgulara dayalı yapması, kitabı objektif kılan başlıca husus.

Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci, daha çok siyasi parti taraftarlarınca her gün yeniden ve yeniden üretilen kutuplaşmanın halkı nasıl birbirinden ayırdığını, bunun gündelik hayatın her alanında nasıl yaşandığını ve bu kutuplaşmanın aşılması konusunda siyasetçilerin yanı sıra, sokaktaki insana da neler düştüğünü anlatıyor.

‘Fanusta Diyaloglar’,  hem iyi bir durum tespiti yapması hem de hepimizi aklıselime davet eden saptamalarıyla bu konuda yaşadığımız boşluğu doldurmaya aday.

  • Künye: Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci – Fanusta Diyaloglar: Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 172 sayfa, 2018

Sonya O. Rose – Toplumsal Cinsiyet Tarihçiliği Nedir? (2018)

Toplumsal cinsiyet tarihçiliğinin temelindeki anafikir şudur: Kadın veya erkek olarak tanımlanmanın ne anlama geldiğinin bir tarihi vardır.

Toplumsal cinsiyet tarihçileri kadınlar ile erkekler arasındaki algılanan farklarla, ilişkilerinin yapısıyla, kadınların ve erkeklerin toplumsal cinsiyetli varlıklar olarak kendi iç ilişkilerinin doğası bağlamında zaman içindeki değişikliklerle ve tek bir toplumun geçmişteki belli bir dönemde sergilediği çeşitliliklerle ilgilenirler.

Sonya Rose da bu kitabında, toplumsal cinsiyet tarihçilerinin neler yaptıklarını araştırıyor.

Toplumsal cinsiyetin bir tarihi olmaktan ziyade, alandaki yaklaşımları ve bunların gelişimlerini konu alan ve toplumsal cinsiyet tarihçilerinin ilgi gösterdiği kimi tarihsel konuları masaya yatıran kitabın ilk bölümü, “toplumsal cinsiyet”, “tarih” ve “feminist tarih” terimlerinin temel tanımlarını sunuyor ve toplumsal cinsiyet tarihçiliğinin kadın tarihçiliğinden başlayan gelişiminin izini sürüp akademik dünya üzerindeki eşitsiz etkisini ele alıyor.

İkinci bölüm, cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrımı ayrıntılandırıp beden ve cinsellik tarihlerini masaya yatırıyor.

Üçüncü bölüm, toplumsal cinsiyetin ırk ve sınıfla kesiştiği noktaları başta kölelik ve sömürgecilik olmak üzere diğer konulardan örneklerle ele alıyor.

Dördüncü bölüm, okuru erkek ve erillik çalışmalarıyla tanıştırıyor, konuya farklı yaklaşımları ele alıyor ve hem belirli bir tarihsel dönemde anlaşıldığı ve pratiğe döküldüğü çeşitli şekilleri hem de zaman içinde değişen erkeklik kavrayışlarını vurguluyor.

Beşinci bölüm, toplumsal cinsiyet tarihçilerinin, genel olarak tarihçiler için temel nitelikte olan sorunlara nasıl katkılar sunduğunu örneklendiriyor.

Özellikle de sömürge fetihleri, devrimler, milliyetçilik ve savaş konularına odaklanıyor ve 17. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan örnekleri masaya yatırıyor.

Altıncı bölüm ise, tarihte toplumsal cinsiyet araştırmalarına yaklaşımlardaki bazı ihtilafları inceliyor ve okuru yeni yönelimlerden bazılarıyla (öznelliğe psikanalitik ve diğer yaklaşımlar ile ulus ötesi ya da küresel tarihler gibi) tanıştırıyor.

  • Künye: Sonya O. Rose – Toplumsal Cinsiyet Tarihçiliği Nedir?, çeviren: Ferit Burak Aydar, Can Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 200 sayfa, 2018