Christopher Golden – Ağrı Dağı (2018)

Korku-gerilim türünde roman tutkunları, ödüllü ‘Ağrı Dağı’nı ziyadesiyle sevecektir.

Christopher Golden okurlarına, Nuh’un Gemisi efsanesi hakkında tüyler ürperten bir hikâye anlatıyor.

Ağrı’da büyük bir deprem olmuş ve depremin neden olduğu çığ sonucunda ortaya esrarengiz bir gemi çıkmıştır.

Kimilerine göre bu gemi, efsanede bahsedilen meşhur Nuh’un Gemisi’dir.

Kısa bir süre sonra bölgeye arkeologlar, akademisyenler, rehberler ve Türk hükümet görevlilerinden oluşan bir ekip ulaşır.

Ekip geminin bulunduğu bölgeye doğru zorlu bir yolculuğa çıkar ve bu esnada gizemli olduğu kadar korkunç bir durumla karşılaşır:

Bu, esrarengiz bir tabut ve içinde bulunan korkunç cesettir.

İşin asıl dehşet veren yanı ise, ekibin bir mağarada mahsur kaldıktan sonra peş peşe işlenen ürpertici cinayetlerdir.

Şimdi burada bulunan herkes, sonu gelmez bir kötülükle karşı karşıya bulunduğunu ve bu kötülüğün sadece kendilerini değil, tüm dünyayı tehdit edecek denli büyük olduğunu keşfedecektir.

Farklı olayları ilginç bir şekilde birbirine bağlaması ve yüksek temposuyla dikkat çeken ‘Ağrı Dağı’nın, 2018 Bram Stoker en iyi roman ödülünü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Christopher Golden – Ağrı Dağı, çeviren: Cihan Karamancı, İthaki Yayınları, 320 sayfa, 2018

Julia Kristeva ve Philippe Sollers – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik (2018)

Julia Kristeva ile Philippe Sollers’in yolları 1966 yılında Paris’te kesişti.

İkili bir yıl sonra, 1967’de evlendi ve bu evlilik, bugün de devam ediyor.

İşte bu kitap da, hayatlarını sanat, edebiyat ve felsefeye adamış bu iki ismin bir anlamda sanat gibi icra ettikleri evliliklerinin hikâyesini anlatıyor.

İkili ile yapılan birebir görüşmelere dayanan kitap, evlilik konusunda düşünmek isteyen ve bu konuda kendinden emin olanlar kadar kafası karışık olanların da aydınlanacağı bir çalışma olarak önerilir.

Kristeva ve Sollers’in, “Aşkı nasıl tarif edersiniz?” sorusuna verdikleri yanıtlar şöyle:

Philippe Sollers: Bu kelimenin her türlü modern duygusal meta sosuna bulanmış öyle kafa karıştırıcı bir kullanımı var ki, insan utanarak ya da reddederek tepki verebiliyor, Céline’in şu tepkisi mesela: “Aşk dediğin şey, sonsuzluğun kanişlerin ulaşabileceği bir düzeye çekilmesidir.” Ama öte yandan bu ciddi bir soru ve cevabı hak ediyor. Sevmediğim bir kelime var, “çift” kelimesi: Hiçbir zaman dayanamamışımdır. Nefret ettiğim bir edebiyatı hatırlatıyor. Julia ile ben, biz evliyiz, tamam ama her birimizin kendi kişiliği, adı, etkinlikleri, özgürlüğü var. Aşk, ötekini bir öteki olarak tam anlamıyla kabul etmek demektir. Eğer bu öteki size çok yakınsa, ki durum budur, bana göre esas olan farklılıkta uyuma dayanmaktadır. Kadın ile erkek arasındaki fark yok edilemez, bir karışım mümkün değildir. O halde söz konusu olan, bir çelişkiyi sevmektir ve güzel olan da budur. Hölderlin’in şu sözlerini düşünüyorum: “Dünyadaki uyumsuzluklar sevgililerin kavgalarına benzer. Barışma çatışmanın ortasındadır ve ayrı olan her şey birbirine kavuşur. Kalpte damarlar birbirinden ayrılır ve yeniden buluşur ve her şey hayattır, tek, sonsuz, ateşli bir hayat.”

Julia Kristeva: Aşkta birbirinden ayrılmaz iki bileşen vardır: Kafa denkliği ve istikrar ihtiyacı ile arzunun insanı sadakatsizliğe götürebilen dramatik gerekliliği. Aşk ilişkisi sadakat ve sadakatsizliğin bu incelikli karışımıdır. Edebiyattaki aşk ilişkileri çok çeşitlilik gösterir: Kibar saray aşkları ve romantik bakış açısından modern dönemin fazla açık ve yoğun keşiflerine kadar. Cinsel ve duygusal düşünceleri bakımından uygarlığımızı tanımlayan her şeyin temelinde sadakat-sadakatsizlik ikilisi yatar.

Künye: Julia Kristeva ve Philippe Sollers – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik, çeviren: Aysel Bora, Yapı Kredi Yayınları, anlatı, 104 sayfa, 2018

Cuma Çiçek – “Süreç” (2018)

Türkiye’de Kürt sorununun aşılması konusunda büyük ümitler yaratan çözüm süreci, her kesimin kendince dile getirdiği farklı gerekçeler nedeniyle sona erdi.

Şimdilerde, çözümsüzlüğün büyük krizler yarattığı 1990’lı yıllara, hatta ondan da kötü günlere dönmüş bulunuyoruz.

İşte Cuma Çiçek de bu nitelikli incelemesinde, Türkiye’nin Kürt çatışmasını tarihsel ve en önemlisi de karşılaştırmalı bir perspektifle irdeliyor.

Dünya deneyimleri ışığında, Kürt çatışmasının dünü, bugünü ve yarınını sınır-ötesi bağlamda inceleyen Çiçek, çatışmanın çözümü ve toplumsal barış inşasını, başka bir deyişle, Kürt çatışmasında müzakereye dönüş imkânlarını tartışıyor.

Çiçek kitabında,

  • Devlet-içi çatışmaların ve barış arayışlarının küresel ölçekteki seyrini,
  • Bu tür çatışmaların ortaya çıkış, şekilleniş ve sonlanma biçimlerini belirleyen temel parametreleri,
  • Filipinler/Bangsamoro ve Endonezya/Açe deneyimleri,
  • Türkiye’deki Kürt çatışmasının geçmişi,
  • Kürt çatışmasının diyalog ve müzakere yolu ile sonlanmasına dönük ilk arayışların ortaya çıktığı 1990’lı yılların ilk yarısında başlayan ateşkeslerden 2008-2011 Oslo Süreci’ne kadar olan dönemi,
  • Ve son diyalog süreci olan 2013-2015 Çözüm Süreci’nde yaşananları derinlemesine irdeliyor.

Yazar kitabının devamında da, Kürt çatışmasının bugünü ve yarınına bakarak Türkiye’nin Kürt meselesi ve Kürt çatışmasının temel parametrelerini tarihsel bir perspektifle analiz ediyor ve başarısız diyalog girişimlerinden sonra müzakereye dönüşün imkânlarını ve sınırlarını tartışıyor.

  • Künye: Cuma Çiçek – “Süreç”: Kürt Çatışması ve Çözüm Arayışları, İletişim Yayınları, siyaset, 367 sayfa, 2018

Herman Melville – Toplu Hikâyeler I (2018)

Edebiyat tarihinin en ünlü yapıtlarından ‘Moby Dick’in yazarı Herman Melville’in toplu öykülerinin ilk cildi şimdi raflardaki yerini aldı.

Melville, büyük bir yazardı, fakat hayatı boyunca yazmaktan kazandığı para, bu yeteneğine nazaran çok azdı.

Melville’in yaşamının sonuna dek yazmasına karşın, bir Amerikan yazarı olmak için verdiği kahramanca mücadelesi sonuçsuz kalmıştır diyebiliriz.

Kendisinin tüm kitaplarından yaşam boyu kazancı, Birleşik Devletler’de yaklaşık 5.900 dolar, İngiltere’de ise 4.500 dolardı.

Bu kitapta bir araya getirilen toplu hikâyeler de, bu büyük edebiyatçının dehasını tam anlamıyla ortaya koymalarıyla önemli.

Kitapta, Melville’in bir zamanlar ‘Kâtip Bartleby’ adıyla da Türkçeye çevrilmiş ‘Bir Wall Street Hikâyesi: Yazman Bartleby’ öyküsünün yanı sıra, yazarın her biri apayrı tatlar veren ‘Veranda Öyküleri’, ‘Benito Cereno’, ‘Paratonerci’, ‘Büyülü Adalar’ ve ‘Çan Kulesi’ adlı eserleri bulunuyor.

Derlemenin, John Updike’ın aydınlatıcı bir sunuşuyla açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Herman Melville – Toplu Hikâyeler I, çeviren: Mustafa İrfan Seyrek, Ayrıntı Yayınları, öykü, 304 sayfa, 2018

Kolektif – Akademisyenlerden KHK Öyküleri (2018)

Türkiye’de bugün akademinin uğradığı sonu gelmez baskılar, birçok kişi tarafından 12 Eylül darbesi zamanlarındaki baskıyla karşılaştırılıyor.

Hatta kimilerine göre bugün hocaların yaşadığı baskılar, 12 Eylül zamanlarını bile aratacak türden.

Son yıllarda peş peşe yayınlanan KHK’larla binlerce akademisyen üniversitelerdeki işlerinden atıldı ve bu süreç halen devam ediyor.

Fakat bize azıcık da olsa umut veren bir şey varsa, o da bu güzide hocalarımızın işlerinden olmalarına, ceza almalarına ve halen kendilerine yönelik baskılar devam etmesine rağmen, çalışmaya, üretmeye, söz söylemeye devam etmeleri.

Bu hocaların bu zorlu zamanlarda gerçekleştirdikleri sayısız üretim var ve bunların sonuncusu da elimizdeki öykü derlemesi.

Bu kitap, KHK mağduru akademisyenlerin kaleme aldıkları öykülerden oluşuyor ve KHK, kitabın başlığında da yer alarak bir nevi bu süreçte yaşananları tarihe kayıt olarak düşüyor.

Kitapta yer alan öykülere baktığımızda da, siyasi ve toplumsal kaygıların yanı sıra edebi kaygıların da egemen olduğunu görüyoruz.

Yazarlar öykülerinde, iktidarın sonu gelmez baskılarıyla boğuşan bireylerinin iç dünyalarını ve her şeye rağmen umutlarından, azimlerinden taviz vermeyişlerini anlatıyor.

Kitaba katılan hocalar şöyle: Didem Dayı, Ahmet Özdemir Aktan, Serdar Ulaş Bayraktar, Filiz Arıöz, Kuvvet Lordoğlu, Ferda Fahrioğlu Akın, Gül Köksal, Cenk Yiğiter, Özgür Müftüoğlu, Tolga Tören, Nilay Etiler, Mustafa Oğuz Sinemillioğlu, Hafize Öztürk Türkmen, Nejla Kurul ve İbrahim Kaboğlu.

  • Künye: Kolektif – Akademisyenlerden KHK Öyküleri, Nota Bene Yayınları, öykü, 2018

 

Nergis Ertürk – Türkiye’de Gramatoloji ve Edebi Modernlik (2018)

1928’de, Fars-Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabul edilişi, Türkiye kültür tarihinde olduğu kadar, ülkenin modernleşme tarihinde de dönüm noktası oldu.

Nergis Ertürk’ün bu nitelikli çalışması, Türk alfabesi ve dil reformunu 19. yüzyılın sonlarından yirminci yüzyılın ortalarına kadar izliyor ve bu sürecin modern Türkiye edebiyatı üzerindeki etkilerinin kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Fars-Arap alfabesinin değiştirilmesini ve bunu takiben dilin Arapça ve Farsçadan alınmış sözcüklerden arındırılmasını modern sesmerkezciliğin uzun tarihi içine yerleştiren Ertürk, ayrıca, bugün bildiğimiz şekliyle Türk edebiyatında modernliğin uzlaştırılamamış çelişkilerinin en iyi, yazım pratiğindeki tarihsel olarak belirlenmiş bu değişimler bağlamında inceleneceğini öne sürüyor.

Bu bağlamda Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem, Ömer Seyfettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa ve Nâzım Hikmet’in eserleri üzerinden geniş bir okuma gerçekleştiren Ertürk, Türk edebiyatının bu süreçteki dönüşümünün iyi bir analizini sunuyor.

Kültür ve tarih, karşılaştırmalı edebiyat, edebi eleştiri ve postkolonyal çalışmalara ilgi duyanların kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

  • Künye: Nergis Ertürk – Türkiye’de Gramatoloji ve Edebi Modernlik, çeviren: Merve Tabur, İletişim Yayınları, inceleme, 328 sayfa, 2018

David I. Kertzer – Papa ve Mussolini (2018)

Tarihte de bugün de, dini kurumların başında bulunan kişilerin ve bizzat bu kurumların kendilerinin faşist diktatörlüklere kol değnekliği yaptığını görüyoruz.

Bu ilişki çok açık ve nettir.

Biz yine de bunun daha eski bir örneğine, Papa XI. Pius’un İtalya diktatörü Mussolini’nin “başarı” merdivenlerini hızla çıktığı ve Avrupa’da faşizmin yükseldiği bir dönemdeki utanç verici konumuna bakalım.

David Kertzer’in bu incelemesi, XI. Pius’un Mussolini’yle imzaladığı ve İtalya ile Roma Katolik Kilisesi arasındaki savaşı sona erdiren Lateran Antlaşması’nı ve sonrasında yaşananları kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Lateran Antlaşması, Kilise ile devletin birbirinden ayrılmasına son vermiş, böylece Mussolini’nin faşist hükümetinin hareket alanı artmış ve Kilise bunu yaparak faşist iktidar ile istekli bir ortaklık gerçekleştirmişti.

Kertzer’in çalışması, diktatörlük ile din ve diktatörlük ile Kilise arasındaki ilişkinin bilinmeyenlerini ortaya koymasıyla, en önemlisi de günümüze ışık tutmasıyla çok önemli.

  • Künye: David I. Kertzer – Papa ve Mussolini: XI. Pius’un Gizli Tarihi ve Avrupa’da Faşizmin Yükselişi, çeviren: Ahmet Arslan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2018

Mary Talbot ve Bryan Talbot – Öncü Kadınlar (2018)

İçeriğiyle de çizimleriyle de göz dolduran ‘Öncü Kadınlar’, 20. yüzyılın başında kadınların oy hakkını edinmesi için çalışmış kadınların ufuk açıcı mücadelelerini adım adım anlatıyor.

Mary Talbot’ın yazdığı, Bryan Talbot’ın resimlediği ‘Öncü Kadınlar’, akıcı bir macera ile bu tarihsel süreçte yaşananları harmanlayan harika bir grafik roman.

Kitap, evde de, işte ve siyasette de son sözü söyleme hakkının her zaman erkeğe tanındığı bir zamanda, kendi oy haklarını kazanmak için yola çıkmış, bu uğurda olağanüstü mücadele sergilemiş ve ısrarlarıyla yüzyıllık adaletsizliği ortadan kaldırmış öncü kadınları bize bir kez daha hatırlatıyor.

Bu her yönüyle özgün yapıtın, 2015 yılında Madrid Kitapçılar Birliği tarafından yılın en iyi grafik romanı seçildiğini de bilhassa belirtelim.

  • Künye: Mary Talbot ve Bryan Talbot – Öncü Kadınlar: Bir Direnişin Hikâyesi, çeviren: Damla Kellecioğlu, Desen Yayınları, 192 sayfa, 2018

Nato Thompson – İktidarı Görmek (2018)

İktidarın, tüketici kapitalizmin sızmadık alan bırakmadığı günümüzde, muhalif sanat ortaya koymanın imkân ve koşulları nedir?

Yazar ve küratör, aynı zamanda bağımsız sanat platformu Philadelphia Contemporary’nin sanat yönetmenliğini yürüten Nato Thompson, toplumsal sorunlara yüzünü dönebilen ve muhalif bir duruş ortaya koyacak sanatın nasıl olabileceğini örnekler eşliğinde anlatıyor.

Alternatif sanat mekânları ve kooperatif evleri kadar, Occupy Wall Street ile Arap Baharı gibi siyasi/toplumsal olayları yeni muhalif sanatsal araçlar olarak irdeleyen Thompson, iktidara meydan okumanın yeni yollarını derinlemesine anlatıyor.

Karamsarlığa kapılmamıza gerek yok.

Zira en kötü zamanlar, en iyi muhalefetin ortaya konacağı, toplumun böylesi bir duruşa karşı en duyarlı ve istekli olduğu zamanlardır.

Thompson’a kulak veriyoruz.

  • Künye: Nato Thompson – İktidarı Görmek: 21. Yüzyılda Sanat ve Aktivizm, çeviren: Erden Kosova, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 168 sayfa, 2018

Esen Çamurdan – Kendi Olmak veya Ol(a)mamak (2018)

Türkiye tiyatrosuna damga vurmuş eski, yeni birçok yazarın kendi olma veya olamama durumuna nasıl yaklaştığını irdeleyen iyi bir çalışma.

Esen Çamurdan, Türkiye tiyatrosuyla ilgili giriştiği her çalışmada, bir biçimde karşısına hep kendi ol(a)mama, başka bir deyişle dayatmacı toplumun bireyi bastırması sorununun çıktığını söylüyor.

Çamurdan, çalışması kapsamında kendi ol(a)mama sorunsalında birleşen yedi çağdaş yazarın on bir yapıtını tartışıyor ve bireysel ve toplumsal/kültürel/ahlaksal/tinsel düzlemde temel bir kendilik sorununa değindiklerini düşündüğü bu oyunların nitelikli bir resmini çiziyor.

Kitap, Türkiye tiyatrosunda bireysel kimlik sorununun nasıl ele alındığını daha iyi kavramak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Esen Çamurdan – Kendi Olmak veya Ol(a)mamak: Türk Tiyatrosunda Bireysel Kimlik Sorunu, Habitus Kitap, tiyatro, 128 sayfa, 2018