Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson – Selahattin Eyyubi (2018)

İkisi de Arap tarihi konusunda önde gelen otoritelerden olan Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson’dan efsanesinden arındırılmış, gerçekçi bir Selahattin Eyyübi biyografisi.

Kitap, o dönemin kaynakları üzerinde yoğunlaşması, özellikle de o döneme ait diplomatik ve şahsi yazışmaları bir araya getirmesiyle bilhassa dikkat çekiyor diyebiliriz.

Çalışma, Selahattin Eyyübi’nin ilk maceralarından başlayarak Mısır’da iktidara gelişine, III. Haçlı Seferi’nden Halep’in alınışına ve Akka’nın düşüşüne birçok olaya uzanıyor.

Selahattin Eyyübi, Arap-İslam dünyasında haklı bir üne sahiptir: O Haçlıları bozguna uğratan, Latin Krallığı’nı yıkan, Kudüs’teki mabetleri yeniden ayağa kaldıran bir lider olarak imkânsızı başarmıştır.

Öte yandan, Selahattin Eyyübi’nin kimi Müslüman çağdaşları, kendisi hakkında farklı, hatta tersi yönde fikirlere sahiptir.

Onlara göre Selahattin Eyyübi, kendisi ve ailesi adına güç kazanmak amacıyla İslam’ı manipüle etmiş, kendi yerini sağlamlaştırdıktan sonra hiçbir anlamı olmayan maceralara girişmiş, Frenk devletinin saldırıları karşısında ağır bir yükün altında kalmış, yoksul ve güçsüz bir Müslüman imparatorluğu bırakmıştır.

İşte bu kitap, Selahattin Eyyübi’nin gerçekçi bir portresini çizerken, aynı zamanda kendisi hakkındaki bu iki farklı görüşü de tarihsel şartları içinde tartışıyor.

  • Künye: Malcolm Cameron Lyons ve D.E.P. Jackson – Selahattin Eyyubi: Din Savaşları Siyaseti, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 480 sayfa, 2018

Jean Piaget ve Bärbel Inhelder – Çocuk Psikolojisi (2018)

Jean Piaget, genetik epistemoloji ve bilişsel gelişim alanlarında yaptığı çığır açıcı çalışmalarla bilinir.

Öte yandan İsviçreli psikolog, çocukta düşünce ve dil gelişiminin bir süreklilik içinde değil de, evrelerden geçerek oluştuğunu ve birey ile çevre ilişkilerinde etkin bir şekilde yapılandığını ortaya koyarak, gelişim psikolojisi konusunda dönüm noktası sayılan bir teze imza attı.

İşte Piaget’in asistanı Bärbel Inhelder, Piaget’in yaklaşık kırk yılını verdiği gelişim psikolojisinin araştırmalarını, bizde şimdi üçüncü baskısına ulaşan bu kitapta sunuyor.

Piaget, çocuk zihniyetinin yetişkinin zihniyetiyle hiçbir ilişkisi olmadığını öne sürer.

O’na göre çocuğun mantığı kendine özgü olduğu gibi, düşüncesi de benmerkezlidir.

Çocuk kendisi için gelişir, kendi tarzında eğlenir; aklın kavramsal bilgileriyle ilgisi yoktur, çelişki bilmez.

Çocuk ancak başkalarının düşüncesiyle temasa, geçtiği zaman mantıklı olmaya başlar.

Kitap, Piaget’in bu ve bunun gibi çocuk psikolojisi konusundaki ufuk açıcı pek çok görüşünü sunmasıyla alan için tam bir klasik.

  • Künye: Jean Piaget ve Bärbel Inhelder – Çocuk Psikolojisi, Pinhan Yayıncılık, çeviren: Orçun Türkay, psikoloji, 144 sayfa, 2018

Kolektif – Hepsi Aynı Şeyi Söyleyecekse Bu Kadar Çok İktisatçıya Ne Gerek Var? (2018)

İktisat biliminin ne denli kötü uygulanabileceğinin, özellikle de bu alanda nasıl bir dogmatik düşüncenin egemen olduğunun en çarpıcı örneği 2008 ekonomik kriziydi.

Zira o dönemde ana akım iktisatçılar tümüyle tozpembe bir tablo çizmiş, krizlerin artık yaşanmayacağı gibi büyük laflar edip durmuşlardı.

Özetle söz konusu krizden bu iktisatçıların haberi bile yoktu.

Peki, nasıl oluyor da, sözüm ona “uzmanlar” neden hâlâ televizyonlarda boy gösterip iktisatla ilgili bildikleri şeyleri tek ve alternatifsiz gerçeklermiş gibi sunmaya devam ediyor.

İşte bir grup Fransız araştırmacının başlattığı daha sonra dünya çapında karşılık bulan bu manifesto da, iktisat alanındaki tek sesliliğe karşı çıkıyor, farklı iktisadi yaklaşımların serpilebileceği bir ortamın yaratılması ve bilimsel özgürlüğün önündeki engellerin ortadan kaldırılması çağrısında bulunuyor.

İktisatla ilgili bilgilerin tarafsız ve nesnel bilgiler olması gerektiğini belirten yazarlar, bilginin tekelleşmesine karşı çıkan, yeni araştırma programlarına üniversitelerde yer verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Kitabın yazarları ise şöyle: Philippe Batifoulier, Bernard Chavance, Olivier Favereau, Sophie Jallais, Agnès Labrousse, Thomas Lamarche, André Orléan ve Bruno Tinel.

  • Künye: Kolektif – Hepsi Aynı Şeyi Söyleyecekse Bu Kadar Çok İktisatçıya Ne Gerek Var?: Çoksesli Bir İktisat İçin Manifesto, çeviren: Çınla Akdere, İletişim Yayınları, iktisat, 96 sayfa, 2018

Rick Kempen – Bira (2018)

Bira yalnızca bir içki değil, bir nimettir.

Tamı tamına böyledir, çünkü yüzyıllar boyunca halkların beslenme rejiminde önemli yer tutmuştur.

Profesyonel bir bira uzmanı olan ve bir gazeteye bira üzerine yazılar yazan Rick Kempen da, şaraptan bin yıl daha eski bu kadim içecek üzerine bize önemli bilgiler veriyor.

Bizi biranın tarihinde keyifli ve aydınlatıcı bir yolculuğa çıkaran kitapta,

  • Evde bira yapımı,
  • Biranın tarihteki yeri,
  • Bira türleri,
  • Bira tadımı,
  • Biranın ambalajlanması ve saklanması,
  • Hangi yemeklerle ne tür bira içilebileceği,
  • Biranın sağlıkla ilişkisi,
  • Önde gelen bira üreticisi ülkeler,
  • Dünyadaki en ünlü bira festivalleri,
  • Dünyanın önemli bira tadım merkezleri…

Kempen mizahi bir dille bize bu ve bunun gibi pek çok konuyu anlatıyor ve küçük bira üreticilerinin yenilikçi biraları kadar iyi yapılmış geleneksel bir Pilsen’in kalitesini nasıl anlayabileceğimiz konusunda kimi ipuçları da veriyor.

  • Künye: Rick Kempen – Bira, çeviren: Mustafa Özen, Kolektif Kitap, tarih, 286 sayfa, 2018

Aksu Akçaoğlu – Zarif ve Dinen Makbûl (2018)

AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte muhafazakâr kesimde de önemli bir dönüşüm yaşandı.

Bu dönüşüm sonucunda, burjuva kültürüyle barışık muhafazakâr bir orta sınıf beğenisi yaygınlaştı.

Bu yeni muhafazakâr beğeni de asıl olarak, eski bir gecekondu mahallesi olan Çukurambar’daki sosyo-mekânsal dönüşümle özdeşleşti.

Peki, Türkiye’nin tek kurtuluş yolu olarak Milli Görüş Hareketi’nin adil düzen programını gören muhafazakârlar yirmi yıl sonra bugün nereye buharlaştı?

İşte Aksu Akçaoğlu’nun bu önemli çalışması, Kasım 2012 – Haziran 2013 tarihleri arasında Çukurambar’da yürütülmüş bir etnografik araştırmaya dayanarak, muhafazakâr siyasetteki dönüşümün, muhafazakâr orta sınıf hayat tarzları ve stratejileri üzerindeki etkilerini sorguluyor.

Kitap, İslâmcı muhalefetin kapitalizm tarafından nasıl massedildiğini bizzat İslâmcıların gündelik hayat deneyimleri üzerinden izlemek isteyenler için harika bir çalışma.

  • Künye: Aksu Akçaoğlu – Zarif ve Dinen Makbûl: Muhafazakâr Üst-Orta Sınıf Habitusu, İletişim Yayınları, inceleme, 172 sayfa, 2018

Ahmet Tuncer Sümer – Adsız Kahramanlar (2018)

Gülay Ünüvar (Özdeş), Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga ve Tuncer Sümer’le birlikte THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuruluş çalışmalarına katılır ve ilk kurucuları arasında yer almış bir isimdir.

Ayrıca Ünüvar, ODTÜ’deki öğrenciliği sırasında hem uzun bir süre ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü (SFK) içinde farklı çalışmalarda bulunur hem de uzun sürmese de Türkiye İşçi Partisi’nin de (TİP) üyesi olur.

İşte bu kitap, Ünüvar’ın öğrencilik yılları ile THKO dönemine ilişkin anılarından oluşuyor.

Ünüvar burada, bu döneme ilişkin anılarını bizimle paylaşırken, aynı zamanda o dönemde mücadelenin içinde bulunmuş, adı sanı bilinmeyen pek çok adsız kahramanı karşımıza çıkarıyor.

Böylece çalışma, Türkiye yakın tarihinin çok yakıcı bir döneminde yaşananlara ışık tuttuğu gibi, söz konusu adsız kahramanları da okurlarına bir kez daha hatırlatmasıyla çok önemli.

  • Künye: Ahmet Tuncer Sümer – Adsız Kahramanlar: Gülay Ünüvar (Özdeş) Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 208 sayfa, 2018

Emre Sencer – Ordu ve Millet (2018)

Almanya ve Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki ittifakı hezimetle sonuçlandı.

İki ülke, bu ortaklığın yansımaları nedeniyle, daha sonraki süreçte de benzer dönüşümler yaşamaya devam etti.

Örneğin iki ülke de, kendilerini emperyalizmin mağduru olarak tanımladı ve her iki ülkede de milliyetçilik ve radikal militarizm aynı süreçte gelişti.

İşte tarihçi Emre Sencer de bu çalışmasında, iki ülkede arasındaki benzerlik ve farklılıkları Almanya ve Türkiye’deki askeri kültürün dönüşümü bağlamında inceliyor.

Yazar, söz konusu değişikliklerin, Almanya ve Türkiye’de subay kadrolarının dünya görüşleri ve zihniyetlerine nasıl yansıdığını, subayların savunma basınındaki yazıları üzerinden izliyor.

Almanya ve Türkiye ülke örneklerine dayanarak 1930’lar askerî kültürünün karşılaştırmalı ve ulusötesi analizini ilk defa yapan bu kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın, subay kadrolarının tepkileri ve düşünüşlerine etkisini incelemesi ve iki savaş arası dönemde sivil-asker ilişkilerinin gelişimini takip etmesiyle çok önemli.

Sencer ayrıca, her iki ülkede de, askerlik hikâyeleri ve toplumsal ve kültürel ilişkilerdeki askerlik rolünün, sansasyon yaratılmasında ve kamuoyunun kutuplaşmasında hâlâ etkili olduğunu da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Emre Sencer – Ordu ve Millet: 1930’larda Almanya ve Türkiye’de Askerî Kültür, çeviren: Özlem Albayrak, İletişim Yayınları, tarih, 286 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat (2018)

Savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar…

Hayatın büyük krizlerle boğuştuğu bugün, ayrı ayrı bireyler olarak nasıl bir küresel sorumluluk alabiliriz?

Zygmunt Bauman, tam da çaresizliğimizin doruğa ulaştığı bu dönemde ne gibi çıkış yolları yaratabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Bauman “Akışkan hayat”ı, kısaca, sürekli belirsiz koşullarda yaşanan kararsız, riskli bir hayat olarak tanımlıyor.

Akışkan bir toplumda, eylemin koşulları ve bunlara karşılık versin diye tasarlanmış stratejilerin hızla eskidiğini, aktörler bunları düzgünce öğrenecek fırsatı dahi bulamadan köhnediğini söyleyen Bauman’a göre, geçmişte başarıyla hayata geçirilmiş stratejilere ve taktiksel hamlelere dayanmak amacıyla deneyimlerden dersler çıkarmanın, bundan dolayı hatalıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“‘Akışkan modernlik’, içinde üyelerinin davranışlarını alışkanlıklara ve rutinlere dönüştürme fırsatı dahi bulamadan hızla değiştirdiği bir toplumdur. Hayatın ve toplumun akışkanlığı birbirini besler ve pekiştirir. Akışkan yaşam, aynı akışkan modern toplum gibi uzun süre biçimini veya rotasını koruyamaz.”

“Akışkan bir modern toplumda, bireysel başarılar katılaşıp kalıcı varlıklara dönüşemez çünkü kısa sürede varlıklar yükümlülüklere, beceriler engellere dönüşüverir.”

“Akışkan modern toplumda, atık imha endüstrisi, akışkan yaşamın ekonomisi içinde belirleyici konumları ele geçirir. Bu toplumun bekası ve üyelerinin refahı, hangi ürünlerin atılacağını hızla belirlemeye ve atıkların hızlı, etkin bir şekilde imha edilmesine bağlıdır. Bu toplumda evrensel kullan-at ilkesinden muaf kalabilecek hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey onun kollarından kurtulamaz.”

“Akışkan modern toplumda yaşam, gerçek hayatta oynanan kötü ve sinsi bir sandalye kapmaca oyunudur. Yarışın esas ödülü, yok edilenlerin saflarına atılmaktan (geçici surette) kurtulmak ve atıkların arasına konmaktan kaçınmaktır. Ve rekabetin küreselleşmesiyle birlikte, koşu artık küresel bir pistte yapılmak zorundadır.”

“Merkezcil ve merkezkaç, yerçekimsel ve itici güçler; huzursuz olanları yerine tutmak ve hoşnutsuzluğun huzursuzluğa dönüşmesini engellemek üzere bir araya gelirler. Karşılarına yığılan zorlukları yenmeye çalışacak kadar öfkeli ve çaresiz olanlar yasadışı ilan edilme ve toplumdan dışlanma riskini alırlar. Cesaretlerinin bedelini de bedensel ıstıraplar ve fiziksel travmalarla öderler.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2018

Behrooz Moazami – İran’da Devlet, Din ve Devrim (2018)

Son iki yüzyıllık siyasi tarihini merkeze alarak İran’ı, Batıdışı bir modern devlet oluşum tecrübesi olarak analiz eden harika bir çalışma.

İran’daki mevcut rejime karşı yıllarca muhalefet etmiş tarihçi Behrooz Moazami’nin kapsamlı çalışması, Kaçar Devleti’nin merkezi bürokratik iktidarını kurmasından Pehlevilere, oradan Şii ulemanın kurumsallaşmasına, ardından İslam devriminin oluşumu ve sonrasına ve nihayet bugünün demokratik reform taleplerine uzanıyor.

1979 Devrimi ve sonrasında devlet oluşumu ve dinin kurumsallaşmasının yakınlaşması konusunda Moazami’nin yürüttüğü tartışma, İran Anayasası’nın cumhuriyetçi ve dinî (teolojik) bir belge olarak ikili doğası ve İran Devleti’nin “teolojik bir güvenlik devleti” olarak tanımlanması İran’daki görünürde tartışmalı rejimin doğasına ve onun bölgedeki güçlü askerî varlığına ışık tutmasıyla önemli.

1979 Devrimi’nin bitmediğini ileri süren ve İran’daki siyasi ve dinî alanlardaki dönüşümleri bölgedeki daha geniş siyasi ve toplumsal istikrarsızlıklara bağlayan çalışma, İran’daki siyasi ve toplumsal karmaşanın yeni bir bölgesel siyasi yapı gelişene kadar devam edeceğini savunuyor.

Moazami’nin eserini, İran’ın devlet, din ve devrim tarihinin doğasına dair bir arka plan ve kavrayış sağlayarak kullanışlı bir analitik araç olarak tavsiye ederiz.

  • Künye: Behrooz Moazami – İran’da Devlet, Din ve Devrim: 1796’dan Bugüne, çeviren: Bahar Bilgen, İletişim Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2018

Findhorn Topluluğu – Ekoköy Findhorn (2018)

İskoçya’daki Findhorn Köyü, kuruluş süreciyle de bugünkü işleyiş biçimiyle de dünya çapındaki en ilginç eko köy örneklerinden biri.

Üç kişinin girişimiyle başlayan proje, pek çok zorluğu ardında bırakarak bugünlere gelmiş, günümüzün en iyi eko köylerinden biri olarak karşımızda duruyor.

İşte elimizdeki kitap da, bizzat bu köyü kuranların ve onu yaşatanların kaleminden Findhorn deneyimini okurla ayrıntılı bir şekilde paylaşmasıyla önemli.

“Findhorn Ekoköyü’nde mit gerçeğe dönüştü ve bize sadece spiritüalizmin yeni bir formunu değil, yeni bir yaşam ve birlik vizyonu da sundu.” diyen kitabın yazarları, bize sıra dışı, çekici ve ilham verici olan Findhorn’u nasıl hayata geçirdiklerini adım adım anlatıyor.

  • Künye: Findhorn Topluluğu – Ekoköy Findhorn, çeviren: Aslı Doğan, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 304 sayfa, 2018