Zafer Toprak – Türkiye’de Milli İktisat 1908–1918 (2019)

Zafer Toprak’ın ‘Türkiye’de Milli İktisat’ı, bundan tam kırk yıl önce yazılmış olmasına rağmen alanda bir klasik olmaya devam ediyor.

İkinci Meşrutiyet yıllarının “milli iktisat” politikasının, Türkiye’nin bağımsızlığa yöneliminde önemli bir başlangıç olduğunu ortaya koyan Toprak, bu durumun 19. yüzyılın ülkeyi bağımlı kılan liberal dünyasına bir başkaldırı, bir ulusal kimlik arayış süreci olduğunu belirtiyor.

Toprak, dönemin iktisat politikasını, birincil el kaynaklarla ve ayrıntıyla ele alarak Osmanlı’nın son döneminde bankacılık, para politikası, millî şirketler, kapitülasyonlar gibi temel konular çerçevesinde dönemin iktisat tarihini inceliyor.

Basında çıkan tartışmalarda zamanın ruhunu ortaya koymasıyla da dikkat çeken çalışmasında Toprak, milli iktisadın, hem Müslüman bir orta sınıfın yaratılması, hem de savaş ekonomisi içinde ülkenin iaşe sorununu, para politikasını, sanayileşmesini çözmeye yönelik bir çözüm olarak gündeme gelişini ayrıntılı bir şekilde analiz ediyor.

  • Künye: Zafer Toprak – Türkiye’de Milli İktisat 1908-1918, İş Kültür Yayınları, tarih, 752 sayfa, 2019

Nessa Carey – Çöp DNA (2019)

“Çöp DNA” tabiri, yakın zamana kadar bilim dünyasında rağbet gören bir fikirdi.

Bu yaklaşıma göre, DNA’nın yüzde 98’lik kısmı protein kodlamaz ve dolayısıyla hiçbir işe yaramaz.

Oysa daha sonra yapılan çalışmalar, bu kısımların çok önemli işlevler üstlendiğini ortaya çıkardı.

Örneğin bu kısımlar, ender rastlanan genetik hastalıklar, Down Sendromu, viral enfeksiyonlar ve yaşlanma gibi birçok süreçten sorumlu.

Bunun yanı sıra, bilim insanlarının bu alanda yaptığı çalışmalar, körlüğe çare bulunmasını, DNA parmak izi denen yöntemle bazı masum insanların idamdan kurtarılmasını ve obezite dahil tıbbi müdahale gerektiren pek çok hastalığın tedavi edilmesinde önemli adımların atılmasını sağladı.

İşte Nessa Carey’nin elimizdeki önemli kitabı da, “Çöp DNA” hakkında yapılan en son araştırmalara yer vermesi ve bunun hayatımızı nasıl değiştirdiğini ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

İnsanın ne denli karmaşık bir varlık olduğunu ortaya koyan çalışma, bunu insan genomuna dair en modern bilgilerle harmanlayarak sunuyor.

  • Künye: Nessa Carey – Çöp DNA: İnsan Genomunun Karanlık Maddesine Bir Yolculuk, çeviren: Elanur Yılmaz, Say Yayınları, bilim, 400 sayfa, 2019

Michael Shermer – Ahlâkın Yayı (2019)

 

Akıl ve bilim, insanlığın ahlaki gelişiminde nasıl bir öneme sahip?

Michael Shermer ‘Ahlâkın Yayı’nda, antik zamanlardan bugüne uzanarak ahlaki sorumluluklarımızın ailemizden mensubu bulunduğumuzu gruplara ve oradan da bütün insanlar ve canlıları kapsayan bir genişliğe nasıl ulaştığını izliyor.

Shermer’e göre akıl ve bilim, savaşlar ve terör başta olmak üzere, dini baskılar, kölelik, kadın hakları, eşcinsel hakları ve bunun gibi pek çok sorunu aşmamızı sağlayan ahlaki bir anahtar vermiştir.

Ahlaki duygularımızın tarih boyunca geçirdiği dönüşüme yakından bakmak için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Michael Shermer – Ahlâkın Yayı: Bilim ve Aklın İnsanlığı Hakikate, Adalete ve Özgürlüğe Sevk Edişinin Hikâyesi, çeviri: Erhan Güzel, Phoenix Yayınları, ahlak, 536 sayfa, 2019

Samuel Hahnemann – Organon: İyileştirme Sanatı (2019)

Samuel Hahnemann, bugün homeopati olarak bilinen alternatif tedavi yönteminin babasıdır.

Tıp eğitimini 1779’da tamamlayan Hahnemann, kısa süre doktorluk yaptıysa da, çok geçmeden mevcut tıp anlayışı ve uygulamalarıyla ilgili hoşnutsuzluğu nedeniyle mesleğini terk etti, bilim ve tıp kitapları çevirmeye başladı.

Aynı dönemde ilaç denemeleri yapmaya ve “benzer benzeri iyileştirir” ilkesine dayalı bir şifa yöntemi olan homeopatiyi geliştirmeye başladı.

1791’de çalışmaları nedeniyle Leipzig Bilim Akademisi Ödülü’ne değer görüldü.

1810’da, ‘Rasyonel İyileştirme Sanatı Organon’un ilk baskısı yayımlandı.

Hahnemann, homeopatinin temel ders kitabı kabul edilen bu eser üzerinde ölümüne kadar çalışmaya devam edecek ve her defasında yeni çalışma bulgularını ekleyerek toplam altı baskı hazırlayacaktı.

Kitap, Hahnemann’ın hastalıklar, sağlık, tıp ve tedaviyle ilgili ilgili, yaklaşımının teorik zeminini oluşturan 70 aforizmasıyla açılıyor ve devamında da,

  • Homeopatinin genel ilkelerini,
  • Homeopatik dozların ilkelerini (Farmakoterapi),
  • Homeopati ilaçlarının hazırlanmasını (Farmakopraksi),
  • Homeopatik ilaçların uygulanmasını (Farmakonomi) kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Homeopatinin felsefesini ve uygulamalarını anlatan en temel kitaplardan biri olan eser, homeopati eğitimi görenler kadar bu alanda hâlihazırda çalışanlar için de çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Samuel Hahnemann – Organon: İyileştirme Sanatı, çeviren: Nurten Özkoray, İletişim Yayınları, sağlık, 188 sayfa, 2019

Ksenophanes – Fragmanlar (2019)

Ksenophanes, Sokrates öncesi Yunan felsefesinin pirlerindendir.

Parmenides, Zenon ve Melissos ile birlikte Elea Okulu’na kaydedilmiştir.

Ksenophanes felsefesinin en öne çıkan yönü, Tanrı tasarımı hakkındaki eleştirel fikirleridir.

Ki bunlar, kimilerine göre o denli etkilidir ki, soyut tek tanrılı dinlerin habercisi olarak görülmüştür.

Filozofun bu kitapta yer verilen ve teoloji, metafizik ve epistemoloji altında sınıflanabilen fragramları, Platon’dan beri felsefi sistemlerin şekillenmesine büyük etkide bulundu.

Ksenophanes, tanrıların doğduğunu söyleyenlerin, onların öldüğünü söyleyenler kadar kâfir olduğunu söylerdi.

Ne de olsa her iki durumda da tanrıların var olmadığı bir zaman söz konusuydu.

  • Künye: Ksenophanes – Fragmanlar, çeviren: Y. Gurur Sev, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 64 sayfa, 2019

Assata Shakur – Assata: Bir Otobiyografi (2019)

Amerikan siyah özgürlük hareketinin simge isimlerinden olan aktivist Assata Shakur, FBI’ın en çok aradığı kadınlardan.

1979’da cezaevinden kaçtıktan sonra Küba hükümetinin kendisine siyasi sığınma hakkı tanıdığı Shakur, o tarihten beri bir firari olarak yaşıyor.

Shakur’un 1970’lerdeki fotoğrafı, siyah özgürlük hareketinin terörizmi teşvik ettiğine ilişkin görsel bir kanıt olarak FBI’ın aranıyor posterlerinde ve popüler medyada yer almıştı.

Devlet düşmanı varsayılan siyah militanlar, kapitalist demokrasiye karşı komünist bir meydan okumayla ilişkilendiriliyordu.

Assata’nın çok uzun süren aranması süreci boyunca bu denli şeytanlaştırılması, bugün birçoğu hâlâ cezaevinde olan çok sayıda siyasal aktivistin toplu hapis cezasının da mazereti olarak kullanıldı.

İşte Shakur’un bu otobiyografisi, hayatının inişli çıkışlı yıllarını ilk ağızdan anlattığı gibi, Amerikan siyah özgürlük hareketinin dinamiklerine ışık tutmasıyla çok önemli bir tanıklık.

Shakur burada, 1970’li yıllarda siyah özgürlük hareketi içinde yer alışını, bu süreçte tanık olduklarını, Nixon’lı karabasan yılları, cezaevinde geçirdiği dönemi, cezaevinden kaçışını, Küba’ya yerleşme kararını ve bütün bu yaşananlardan edindiği deneyimleri bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Assata Shakur – Assata: Bir Otobiyografi, çeviren: Ece Kıvılcım Karabacak, Ayrıntı Yayınları, otobiyografi, 384 sayfa, 2019

Wade Graham – Rüya Şehirler (2019)

 

Şehir dediğimiz mekân, özellikle 19. yüzyıldan başlayarak kimi zaman ütopik çoğu zamansa sıra dışı tasarım fikirlerine beşiklik etti.

Dubai, Tokyo, Los Angeles ve Londra, bu tür sıra dışı örnekleri gördüğümüz şehirlerden bazıları.

Wade Graham da burada, kentlere yepyeni bir çehre kazandırmış yedi tasarım fikrinin peşine düşüyor ve bunu yaparken, o tasarımları doğuran vizyonerleri, fikirleri, kültürü ve ekonomiyi derinlemesine irdeliyor.

Söz konusu sıra dışı tasarımların uygulandığı şehirlerin planlarının ve tasarımlarının mimari akımlardan yola çıkarak sağlam bir analizini yapan Graham, bugünkü şehir formlarımızın nereden geldiğini ve bizim onlarla nasıl ilişki kurduğumuzu ele alıyor.

Kitapta, Bertram Goodhue’nun barok fantastik köylerinden Le Corbusier’nin Işıyan Şehir’ine, lüks yeşil banliyölerden şehir merkezindeki gökdelenlere, boş arazilerin ortasında yapayalnız dikilen yüksek bloklardan alışveriş merkezlerine, eko-sitelerden meydanlara ve otoyollara pek çok örnek yer alıyor.

‘Rüya Şehirler’, kentler ve kültür tarihi üzerine çok iyi bir inceleme.

  • Künye: Wade Graham – Rüya Şehirler: Dünyayı Şekillendiren Yedi Tasarım Fikri, çeviri: Ümit Hüsrev Yolsal, Koç Üniversitesi Yayınları, 296 sayfa, 2019

A. Raşit Kaya – İspanya (2019)

İspanya yalnızca Avrupa’nın değil, dünyanın en ilginç ülkelerinden biridir.

Çünkü İspanya siyasal yaşamı, siyaset biliminin jargonuna yeni kavramlar armağan ettiği gibi, toplumsal/siyasal gelişme, değişme konularına ilgi duyanlara da yeni ve farklı düşünme olanakları sunuyor.

İşte Raşit Kaya’nın elimizdeki çalışması, İspanya’nın dört dörtlük bir siyasi tarihini sunmasıyla bu alana ilgi duyanlar için kaçırılmayacak bir fırsat.

Burada, kıyım gibi bir iç savaştan sonra faşizme yenilen, faşizmin bütün baskılarına ve uzun yıllar iktidarda olmasına rağmen yine de yönünü demokrasiye dönen ve bu yönüyle özellikle Türkiye gibi ülkeler açısından ders mahiyetinde bir tarihe sahip olan İspanya’nın kendine has dinamikleri ele alınıyor.

Kitapta,

  • İspanyol Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yaşananlar,
  • General Miguel Primo de Rivera’nın diktatörlüğü ve İspanya’da iç savaşa götüren yol,
  • İç savaşın neden olduğu yeni siyasi yapı,
  • Faşizmin zaferi ve Franco’nun iktidara gelişi,
  • İç savaş sonrası ve II. Dünya Savaşı sonrasındaki yeni düzende İspanya’nın rolü,
  • İspanya’da demokrasiye geçiş süreci,
  • İspanya’nın “Aydınlar Dilekçesi”,
  • Demokrasiye geçiş sürecinde Franco’cu Devlet’in çözülmesi,
  • İspanyolların yeni anayasası “La Magna Carta Española”nın hazırlanma süreci,
  • İspanya’nın AB’ye giriş sürecinde yaşananlar,
  • Ve bunun gibi pek çok konu ele alınıyor.

Künye: A. Raşit Kaya – İspanya: Faşizmden Demokrasiye, Ayrıntı Yayınları, 208 sayfa, 2019

Edhem Eldem – V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Evrak ve Yazıları, 1. Cilt (2019)

Beşinci Murad’ın tek oğlu olan Selahaddin Efendi, II. Abdülhamid yönetiminin en karanlık, en kâbus dönemlerinde yaşadı.

Beşinci Murad henüz üç aylık saltanat sürmüşken tahttan indirilmişti ve Selahaddin Efendi de henüz on beş yaşındayken ailenin diğer fertleriyle birlikte gözetim altında yaşamak zorunda kalmıştı.

Bu acımasız tecrit, Beşinci Murad’ın öldüğü 1904 yılına kadar tam 28 yıl boyunca devam etti.

Selahaddin Efendi bu dönemde, zamanının önemli bir kısmını defterlere yazmaya ayırdı.

Edhem Eldem’in her bir bölümü döneme ilişkin analizlerle irdelediği yazıları eşliğinde sunulan bu kitap, Selahaddin Efendi’nin “Sada-yı Mahpus” (Hapisteki Ses) adı altında topladığı yazı ve kayıtlarına ek olarak günlüklerini de kapsıyor.

Son dönem Osmanlı tarihinin en ilginç ve özgün kaynaklarından birini oluşturan bu defterler, Eldem tarafından yeni harflere aktarılıp ayrıntılı açıklama ve yorumlarla bu kitapta sunuluyor.

Kitap, Selahaddin Efendi’nin metinlerinin tıpkıbasımlarının yanı sıra, Eldem’in her cildi tarihsel ve toplumsal bağlamı içine yerleştiren giriş yazılarıyla birlikte okuyuculara sunuluyor.

Dizinin bu ilk cildinde ise, Beşinci Murad ile Cléanthi Scalieri (1833-1892) arasındaki gizli yazışmanın kayıtları ele alınıyor.

Scalieri, Proodos (Terakki) mason locasının başındayken, o sırada henüz şehzade olan Murad’a yakınlığıyla bilinirdi.

Genç veliahdı 1872 yılında masonluğa kabul ettirmiş, kısa saltanatından sonra da onu tekrar tahta geçirmek için mücadele etmiş, 1878’de Atina’ya kaçtıktan sonra da Murad’la haberleşmeye devam etmişti.

1883 ile 1886 yılları arasındaki bu iki yönlü yazışmayı Çırağan cephesinde yürüten Selahaddin Efendi, bu deftere de kaydederek bugüne kadar gelmesini sağlamış.

Eldem’in yayına hazırladığı malzemenin bütününü tanıtıp dönemin genel bir değerlendirmesini yaptığı uzun giriş yazısıyla birlikte, Selahaddin Efendi’nin buradaki metinleri ve yazışmaları, II. Abdülhamid döneminin en karanlık süreçlerinden birine ışık tuttuğu gibi, dönemin siyasi ve zihniyet dünyasını daha iyi anlamamıza da vesile oluyor.

  • Künye: Edhem Eldem – V. Murad’ın Oğlu Selahaddin Efendi’nin Evrak ve Yazıları, 1. Cilt: V. Murad ile Cléanthi Scalieri, İş Kültür Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2019

Mustafa Arslantunalı – Teknopolis: Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler (2016)

Teknoloji artık hayatımızın merkezinde.

Öyle ki, teknolojiden söz etmek, insana dair neredeyse her şeyden söz etmektir.

Mustafa Arslantunalı da, teknolojinin insanı yarattığı tezinden yola çıkarak yapay zekâ, internet ve ütopyaların zengin bir haritasını çıkarıyor.

Düz olmaktan ziyade farklı konulara açılan, bağlantılar kuran zengin bir kolaj olarak okunabilecek kitap, postmodernizmden romanın ölümünden sonraki çağın simgesi olarak telefona, siborglardan dijital kütüphanelere, big brother’dan big data’ya, özgür yazılımlardan Wikipedia’ya, transhümanizmden kıyametçi yapay zekâya, robotlardan işçi karıncalara ve kitaplardan e-kitaplara pek çok konuya uzanıyor.

Kitap, insan doğası ve teknoloji üzerine düşünenlerin keyifle okuyacakları bir metin.

  • Künye: Mustafa Arslantunalı – Teknopolis: Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler (İnternet, Yapay Zekâ ve Ütopyalar Üzerine Bir Kolaj Denemesi), İletişim Yayınları, bilim, 447 sayfa, 2019